Galatyalılar 4

Ç. Çocuklar ve Oğullar (4:1-16)

4:1,2   Burada servetinin denetimini erişkin yaşa ulaştığında oğluna devretmeyi tasarlayan zengin bir baba resmedilir. Bununla birlikte çocuk olduğu sürece mirasçının durumu bir köleninki gibidir. Ona sürekli olarak şunu yapması ya da bunu yapmaması söylenir. Mallarını yöneten kahyaları ve kendine buyuran vasileri vardır. Miras kendisine ait olsa da, büyüyene dek o mirası kullanamaz.

4:3  Yasa altındaki Yahudilerin durumu buydu. Yasa aracılıyla köle gibi buyruk altında bulunan çocuklardı. Yahudi inancının temel ilkeleri anlamında dünyanın temel ilkelerine esirdiler. Yahudiliğin ayinleri ve törenleri, Mesih’te açıklanan Baba Tanrı’yı tanımayanlar için tasarlanmıştı. Kalıplar kullanarak heceleme ilkelerini ya da resimler aracılığıyla nesneleri tanımayı öğrenen bir çocuğu örnek verebiliriz. Yasa, fiziksel ve dış araçlar kanalıyla ruhsal duyulara hitap eden gölgeler ve resimlerle doluydu. Sünnet buna bir örnektir. Yahudilik fiziksel, dıştan ve geçiciydi, Hıristiyanlık ruhsal, içten ve kalıcıdır. İnsanın dışını ilgilendiren bu noktalar çocuklar için bir tür kölelikti.

4:4   Zaman dolunca ifadesi, Göksel Babamız tarafından saptanan mirasçıların uygun yaşa geldikleri zaman anlamındadır (Bkz. 2. ayet).

Bu ayette birkaç sözcük içinde Kurtarıcı’nın insanlığı ve tanrılığına ilişkin hayret verici bir ifade yer alır. Tanrı’nın sonsuz Oğlu olmakla birlikte bir kadından doğmuştur. Eğer İsa yalnızca bir insan olsaydı, O’nun bir kadından doğduğunu söylemek gereksiz olurdu. Bir insan başka nasıl doğabilirdi ki? Rabbimizin durumunda bu ifade O’nun eşsiz Kişiliğine ve eşsiz doğum şekline tanıklık etmektedir.

İsrailli olarak dünyaya geldiği için Yasa altında doğmuştu. Rab İsa Tanrı Oğlu olarak asla yasa altında olamazdı, çünkü yasayı veren O’ydu. Ancak alçakgönüllü lütfuyla kendini kendi yaptığı yasanın altına koydu ki, yaşamında yasayı yüceltip, ölümünde yasanın lanetini taşıyabilsin.

4:5   Yasa, buyruklarını yerine getiremeyenlerden bir bedel istiyordu; bu bedel ölümdü. Tanrı’nın insanları bu harika oğulluk konumuna getirebilmesi için önce bu bedel ödenmeliydi. Böylece Rab İsa insan ırkının ve Yahudi ulusunun bir üyesi olarak dünyaya gelerek yasanın istediği bedeli ödedi. İsa, Tanrı olduğu için ölümünün değeri paha biçilmezdi, ödenen bedel her bir günahkar için yeterliydi. İnsan olduğu için insanın yerine ölebilirdi. Govett şöyle der: “Doğası Tanrı Oğlu olan Mesih insan oğlu oldu ki, biz doğası insan oğulları olanlar Tanrı oğulları olabilelim. Harika bir değiş tokuş!”

İnsanlar köle oldukları sürece oğullar olamazlardı. Mesih oğullar olarak evlat edinilsinler diye yasanın tutsaklığından kurtardı. Burada bir Tanrı çocuğu olmakla bir Tanrı oğlu olmak arasındaki farka dikkat edin (Rom.8:14,16 ile karşılaştırın). İmanlı, Tanrı’nın ailesine bir çocuk olarak doğar (Yu.1:12’ye bakın). Burada vurgu oğulluğun sorumluluk ve ayrıcalıkları üzerinde değil, tanrısal doğum gerçeği üzerindedir. İmanlı bir oğul olarak aileye evlat kabul edilir. Her Mesih inanlısı hemen bir oğul olur ve mirasçısı olduğu mirasa dahil edilir. Hepsine olgun oğullar olarak davranılır.

Roma kültüründe Evlat edinme bugünkünden farklıydı. Biz evlat edinmeyi başka birinin çocuğunu almak olarak düşünürüz. Ancak Yeni Antlaşmada evlat edinme, imanlıları tüm sorumluluk ve ayrıcalıklarıyla olgun oğullar konumuna getirmek anlamındadır.

4:6   Tanrı’nın oğulları olanlar bu konumun saygınlığını fark edebilsin diye Pentikost gününde Tanrı onlara Kutsal Ruhugönderdi. Kutsallar, Ruh sayesinde oğulluğun farkına varır ve Tanrı’ya Baba olarak seslenirler. “Abba, Baba” “Baba” sözcüğünün karşılığı olan İbranice ve Grekçe sözcüklerin bir araya gelişiyle oluşmuş bilinen bir seslenme şeklidir. Hiçbir köle, aile reisine bu şekilde seslenemezdi. Bu yalnızca aile üyelerinin kullandığı sevgi ve güven ifade eden bir sözdü. Bu ayette Üçlü Birliğin sırasına dikkat edin; Ruh, Oğul ve Baba.

4:7   İmanlı artık bir köle değildir ve yasa altında değildir. Şimdi Tanrı’nın bir oğludur. Mesih Tanrı’nın Oğlu olarak Tanrı’nın tüm zenginliklerinin mirasçısı olduğu için imanlı da Mesih1 aracılığıyla Tanrı’nın bir mirasçısıdır. Tanrının sahip olduğu her şey imanlının olur.

Bugün İsrail’de hahamlık okullarında bir öğrenciye kırk yaşına kadar Ezgiler Ezgisi ya da Hezekiel’in 1. bölümünü okuma izni verilmez. Ezgiler Ezgisi’nin genç bir zihin için çok açık saçık olduğu düşünülür; Hezekiel 1’de Tanrı’nın ağza alınamayacak kadar kutsal yüceliği yer alır. Talmud kırk yaşından küçük birisinin Hezekiel 1’i okumaya başladığı sırada sayfadan çıkan bir alevin onu yakıp tükettiğini anlatır. Bu olayla anlatılmak istenen yasa altındaki birinin kırk yaşına gelene dek bir erkek olarak kabul edilmediğidir. (İyi bilinen bar mitzvah on üç yaşındakiYahudi bir çocuğu yalnızca bir “antlaşma oğlu” yapar (terim anlamı) ve böylece yasayı yerine getirme sorumluluğu verir). İnançlarına bağlı biri kırk yaşına dek daha az önemli görülür.

Lütuf altındaki imanlılar için bu böyle değildir. Kurtuldukları anda tüm mirasa sahip olurlar. Onlara yetişkinler, olgun oğullar ve kızlar olarak davranılır ve tüm Kutsal Kitap, okumak, zevk almak ve söz dinlemek için kendilerinindir.

Bu gerçeklerin ışığında Harrison’un öğüdü çok uygundur:

“O’nun sevgisinin çocuğu, her şey senindir; O bunu size 1.Korintiler 3:22, 23’deki anlama ve düşleme güçlerinizi aşan zenginliklere dikkatinizi çekmek için anlatır. Evreni düşünün. Evren, Tanrı’ya ve size aittir. O zaman görkemle yaşayın.” 2

4:8   Galatyalılar bir zamanlar putlara kölelik ediyorlardı. İman etmeden önce taş ve tahtadan yapılmış putlara, yani sahte tanrılara tapan putperestlerdi. Şimdiyse başka tür bir boyunduruğa, bir yasanın köleliğine giriyorlardı.

4:9   Bu davranışları için hangi mazereti göstereceklerdi? Tanrı’yı derin bir deneyim yaşayarak tanımamış olsalar bile yine de tanımışlardı. En azından O’nun tarafından biliniyorlardı, yani kurtulmuşlardı. Ancak yine de O’nun mirasçısı bulundukları zenginlik ve gücünden, sünnet, kutsal günler, perhiz kuralları gibi yasayla ilgili etkisiz ve değersiz ilkelere dönüş yapıyorlardı. Kendilerini yeniden kurtarma gücü olmayan zenginleştiremeyen ve yalnızca fakirleştiren yasanın köleliği altına sokuyorlardı.

Pavlus yasayı ve yasanın tüm törenlerini zayıf bir dilenciye uygun olarak niteliyor. Tanrı’nın yasaları kendi zaman ve yerlerinde güzeldiler, ancak Rab İsa’nın yerine konduklarında kesin engeldirler. Mesih’ten yasaya dönmek putperestliktir.

4:10,11   Galatyalılar, Şabat Günleri, bayramları ve mevsimleriyle Yahudi takvimini tutmaktaydılar. Pavlus, Hıristiyan olduğunu söylemekle birlikte yasaya uyarak Tanrı’nın lütfunu kazanmaya çalışanlarla ilgili korkusunu ifade ediyor. Ruh’tan doğmamış kişiler bile özel günleri, ayları ve yılları kutlayabilir. Kendi güçleriyle Tanrı’nın gülümsemesini kazanmak için yapabilecekleri bir şey olduğunu hissetmek bazı kişilere yoğun bir doyum sağlar. Ancak bu, insanın biraz gücü olduğu ve dolayısıyla kendi gücü çapında Kurtarıcıya gereksinim duymadığı anlamına gelir.

Eğer Pavlus Galatyalılar’a bu şekilde yazabildiyse bugün hem imanlı olduğunu belirten hem de yasaya uyarak kutsallaşmaya çalışanlara neler yazardı acaba? İnsanların atadığı bir ruhban sınıfı, rahip için farklı giysiler, Şabat Günü’nü tutma, kutsal yerler, mumlar, kutsal su ve benzeri gibi Yahudilikten Hıristiyanlığa aktarılmış olan gelenekleri suçlamaz mıydı?

4:12   Anlaşıldığına göre Galatyalılar, Pavlus’un müjdeyi ilk getirdiğinde kendisine karşı duydukları minnettarlıklarını unutmuşlardı. Ancak Pavlus başarısızlıklarına ve onlar için olan korkularına karşın Galatyalılar’a “Kardeşler” diye hitap ediyor. Pavlus yasa altındaki bir Yahudi’ydi. Şimdi Mesih’te Yasadan özgürdü. Bu nedenle “Benim gibi olun, ben yasadan kurtarıldım, artık yasa altında yaşamıyorum” diyor. Uluslardan olan Galatyalılar hiçbir zaman yasa altında olmamışlardı ve şimdi de yasa altında değillerdi. Bunun için elçi şöyle diyor: “Ben de sizin gibi oldum. Eskiden bir Yahudi olan ben, siz öteki uluslardan olanların hep sahip olduğu yasadan özgürlüğün tadını şimdi çıkarıyorum.”

Bana hiçbir haksızlık etmediniz. Burada Pavlus’un ne düşündüğü çok açık değildir. Belki de Galatyalılar’ın kendisine çok iyi davrandıklarını ve hiçbir zaman kendisini kırmadıklarını söylemek istiyor. Galatyalılar’ın kendisini bırakıp sahte öğretmenlerin ardından gitmeleri, Tanrı’nın gerçeğine yapılan saldırının ve kendilerine verdikleri zararın yanında önemsiz bir darbeydi.

4:13   Müjde onlara ilk kez bedensel bir hastalık sırasında bildirilmişti.3 Tanrı yüceliğin insana değil, Kendisine verilmesi için, çalışırken genellikle zayıf, hor görülen ve çaresiz araçlar kullanır.

4:14   Pavlus’un hastalığı kendisi ve onu dinleyenler için bir denemeydi. Bununla birlikte Galatyalılar Pavlus’u fiziksel görünümü ya da konuşması nedeniyle reddetmediler. Bunun yerine onu Tanrı’nın bir meleği, yani Tanrı’dan gönderilmiş bir haberci, hatta Mesih İsa’nın kendisi gibi kabul ettiler. Rab’bi temsil ettiği için Pavlus’u Rab’bi kabul eder gibi kabul ettiler (Mat.10:40). Pavlus’un bildirisini Tanrı’nın gerçek sözü olarak onayladılar. Bu, Rab’bin habercilerine nasıl davranacakları konusunda tüm imanlılara bir ders olmalıdır. Onları yürekten kabul ettiğimizde Mesih’i yürekten kabul etmiş oluruz (Luk.10:16).

4:15   Müjdeyi ilk duyduklarında canları için çok zengin bir sevinç olduğunu doğrulamışlardı. O denli mutluydular ki, mümkün olsa kendi gözlerini çıkarıp Pavlus’a verirlerdi (Bu, Pavlus’un “bedenindeki diken”in bir göz hastalığı olduğunu düşündürebilir). Ancak bu şükran duygusu şimdi nerede? Ne yazık ki sabah çiği gibi yok oldu.

4:16   Pavlus’a karşı davranışlarındaki değişikliğin nedeni neydi? O, müjdenin gerçeği için içtenlikle mücadele ederek halen aynı bildiriyi yayıyordu. Eğer Pavlus’u düşmanları haline getiren buysa, o zaman Galatyalılar gerçekten tehlikedeydi.

D. Kölelik ya da Özgürlük (4:15 – 5:1)

4:17   Sahte öğretmenlerin güdüleri Pavlus’unkinden farklıydı; Pavlus, Galatyalılar’ın ruhsal refahıyla ilgilenirken, sahte öğretmenler taraftar peşindeydi (4:17-20). Sahte öğretmenler Galatyalılar’ın sevgisini kazanmak için gayretli bir çaba içindeydiler, ancak niyetleri samimi değildi. Sizi ayırmak istiyorlar. Yahudilik yanlıları Galatyalılar’ı Elçi Pavlus’tan ve diğer öğretmenlerden ayırmak istiyorlardı. Taraftar kazanmak istediler ve bunu sağlamak için bir mezhep oluşturmaya çalıştılar. Stott şöyle bir uyarıda bulunur: “Hıristiyanlık, kural ve düzenlemelerin köleliğine dönüştüğünde, kurbanlarının, Orta Çağlardaki gibi, öğretmenlerine aşırı derecede bağlanarak boyun eğmeleri kaçınılmazdır.”4

4:18   Pavlus tam olarak şöyle diyor: “Ben aranızda değilken başkalarının size duyduğu aşırı ilgi, saf niyetlere ve iyi bir nedene dayandığı sürece, beni rahatsız etmez.”

4:19   Pavlus’un, Galatyalılar’a küçük çocukları olarak hitap etmesi onları Mesih’e yöneltenin kendisi olduğunu hatırlatır. Bu kez kurtuluşları için değil, Mesih onlarda biçimlensin diye yeniden doğum sancısı çekiyor. Tanrı’nın halkı için asıl amacı Mesih’e benzemeleridir (Ef.4:13; Kol.1:28).

4:20   Bu ayet Pavlus’un Galatyalılar’ın gerçek durumu ile ilgili şaşkınlığını belirtiyor olabilir. Gerçeği bırakarak uzaklaşmaları onu kuşkuya düşürmüştü. Ses tonunu değiştirebilmeyi ve onlara ilişkin kesinlik ve inançla konuşmayı isterdi. Ya da belki de Galatyalılar’ın, mektubuna verdikleri tepkiye şaşırmıştı. Onlarla karşılıklı konuşmayı tercih ederdi. O zaman sesinin tonunu değiştirerek kendini daha iyi ifade edebilirdi. Azarlamalarını kabullenselerdi, daha yumuşak olabilirdi. Ama kibirli ve isyankar davranırlarsa, Pavlus sertleşebilirdi. Bu durumda Galatyalılarla ilgili düşünceleri karışıktı, çağrısına tepkilerinin ne olacağını söyleyemiyordu.

Yahudi öğretmenlerin İbrahim’e çok önem verip, imanlıların sünnet olarak onun örneğini izlemeleri yönündeki ısrarları yüzünden Pavlus, yasa bağlılığının kölelik olduğunu ve lütufla karıştırılamayacağını göstermek için İbrahim’in aile öyküsüne dönüyor.

Tanrı, İbrahim’e kendisi ve karısı çocuk sahibi olamayacak kadar yaşlı oldukları halde bir oğul vaat etmişti. İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklandı (Yar.15:1-6). Bundan bir süre sonra Saray vaat edilen oğlu beklerken umudunu yitirdi ve İbrahim’e köle kadın Hacer’den bir çocuk sahibi olmasını önerdi. İbrahim onun öğüdünü dinledi ve İsmail doğdu. İsmail, Tanrı tarafından vaat edilen mirasçı değildi. İbrahim’in sabırsızlığının ve güven eksikliğin oğluydu (Yar.16).

Ardından, İbrahim yüz yaşındayken vaat çocuğu olan İshak doğdu. Bu doğum mucizeyle gerçekleşti ve yalnızca Tanrı’nın yüce gücüyle mümkün kılındı (Yar.21:1-5). İshak sütten kesildiğinde verilen ziyafetle Saray, İsmail’in oğluyla alay ettiğini gördü. O zaman İbrahim’e, İsmail’i ve annesini evden atmasını söyledi: “Bu cariyenin oğlu, oğlum İshak’ın mirasına ortak olmasın” (Yar.21:8-11). Elçinin şimdi ele aldığı tartışmanın zemini budur.

4:21   Bu ayette Yasa iki değişik anlamda kullanılmıştır. İlk olarak kutsallığa erişme yolu anlamındadır ve ikinci olarak da Eski Antlaşma’daki yasa kitaplarına (Yaratılış’tan, Yasa’nın Tekrarı’na), özellikle de Yaratılış’a işaret etmektedir. Pavlus şöyle diyor: “Yasanın altında yaşayarak Tanrı’nın lütfunu kazanmak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasa’nın ne dediğini bilmiyor musunuz?”

4:22-23   Sözü edilen İki oğul İsmail ve İshak’tı. Köle kadın Hacer, özgür kadın ise Sara’ydı. İsmail, İbrahim’in kendi müdahalesi sonucu doğmuştu. İshak ise İbrahim’e Tanrı’nın vaadi sonucu verilmişti.

4:24   Öykü simgeseldir. Anlamı, ilk bakışta görünenden daha derindir. Olayların gerçek önemi açıkça belirtilmez, ancak ima edilir. Dolayısıyla İshak ve İsmail’in gerçek öyküsü Pavlus’un şimdi açıklayacağı gibi derin bir ruhsal gerçeği anlatmaktadır.

İki kadın, iki antlaşmayı simgeler: Hacer Yasa Antlaşmasını, Sara ise lütuf Antlaşmasını. Yasa, Sina dağında verilmişti. Gariptir ki, “Hacer” sözcüğü Arapça’da “Kaya” anlamına gelir ve Araplar Sina dağına “Kaya” adını vermişlerdir.

4:25   Sina dağında verilen antlaşma köleliği doğurdu: Hacer köle bir kız olarak Yasa örneğine uyuyordu. Hacer Yahudi ulusunun başkenti olan Yeruşalim’i ve hâlâ yasayı yerine getirerek doğruluk elde etme peşindeki kurtulmamış İsraillilerin merkezini temsil eder. Çocukları ve izleyicileriyle birlikte bu İsrailliler kölelik etmektedirler. İnanmayan İsraillileri Sara yerine Hacer’le, İshak yerine İsmail ile birleştirmek Pavlus için acı veren bir tanımlamaydı.

4:26   İmanla aklananların başkenti Göksel Yeruşalim’dir. Göksel Yeruşalim hem Yahudi hem de uluslardan olan tüm imanlıların annesidir.

4:27   Yeşaya 54:1’den alınan bu ayet göksel şehrin çocuklarının yeryüzündeki Yeruşalim’in çocuklarından sayı olarak çok daha fazla olacağını önceden bildirmektedir. Sara uzun zamandır kısırdı. Hacer ise kocası olan bir kadındı. Sara’nın ya da göksel Yeruşalim’in nihai zaferini ne şekilde anlamamız gerekir? Yanıt şudur: Yahudi olsun diğer uluslardan olsun Tanrı’ya imanla yaklaşan herkesi kapsayan vaadin çocukları, Hacer’in Yasa altındaki çocuklarından çok daha fazladır.

4:28   Gerçek imanlılar insanın ya da bedenin isteğinden değil, Tanrı’dan doğmuş olanlardır. Önemli olan doğal yolla gelen soy değil, Rab İsa’ya imanla gerçekleşen tanrısal, mucizevi doğumdur.

4:29   İsmail, İshak’la alay etti. Olağan yoldan doğanların Ruh’a göre doğanlara daima zulmettiği bir gerçektir. Rabbimiz İsa ve Elçi Pavlus’un iman etmeyenlerin ellerinde çektikleri acıları düşünün. İsmail’in İshak’la alay etmesi bize önemsiz bir saldırı gibi gözükebilir, ama Kutsal Kitap bu saldırıyı yazar ve Pavlus bu örnekte halen sürmekte olan benlik ve Ruh arasındaki düşmanlık ilkesini görür.

4:30   Bu durumda Galatyalılar, Kutsal Yazı’ya baş vurmalı ve bu hükmü işitmelidirler. Yasa ve lütuf birbirine karıştırılamaz. İnsanın kendi hüneri ya da benlik çabalarıyla Tanrı’nın bereketlerini miras alması imkansızdır.

4:31   Mesih’e güvenmiş olanların tanrısal iyiliği elde etme yolu olarak Yasa’yla herhangi bir bağlantıları yoktur. Onlar özgür kadının çocuklarıdır ve annelerinin sosyal durumunu izlerler.

 

Kutsal Kitap

1 Şunu demek istiyorum: Mirasçı her şeyin sahibiyse de, çocuk olduğu sürece köleden farksızdır.
2 Babasının belirlediği zamana dek vasilerin, vekillerin gözetimi altındadır.
3 Bunun gibi, biz de ruhsal yönden çocukken, dünyanın temel ilkelerine bağlı yaşayan kölelerdik.
4 Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlu’nu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım.
5 (SEE 4:4)
6 Oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlu’nun “Abba! Baba!” diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi.
7 Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı.
8 Ne var ki, eskiden Tanrı’yı tanımadığınız zamanlarda, gerçek olmayan tanrılara kölelik ettiniz.
9 Şimdiyse Tanrı’yı tanıdınız, daha doğrusu Tanrı tarafından tanındınız. Öyleyse nasıl oluyor da bu değersiz, etkisiz ilkelere dönüyorsunuz? Yeniden onların kölesi mi olmak istiyorsunuz?
10 Özel günler, aylar, mevsimler, yıllar kutluyorsunuz!
11 Sizin için korkuyorum. Yoksa uğrunuza boş yere mi emek verdim?
12 Kardeşler, size yalvarıyorum, benim gibi olun. Çünkü ben de sizin gibi oldum. Bana hiç haksızlık etmediniz.
13 Bildiğiniz gibi, Müjde’yi size ilk kez bedensel hastalığım nedeniyle bildirmiştim.
14 Bedensel durumum sizin için çetin bir deneme olduğu halde beni ne hor gördünüz ne de reddettiniz. Tanrı’nın bir meleğini, hatta Mesih İsa’yı kabul eder gibi kabul ettiniz beni.
15 Şimdi o sevincinize ne oldu? Sizin için tanıklık ederim ki, elinizden gelse gözlerinizi oyar bana verirdiniz.
16 Peki, size gerçeği söylediğim için düşmanınız mı oldum?
17 Başkaları sizi kazanmaya gayret ediyor, ama niyetleri iyi değil. Kendileri için gayret edesiniz diye sizi bizden ayırmak istiyorlar.
18 Niyet iyiyse, yalnız aranızda olduğum zaman değil, her zaman gayretli olmak iyidir.
19 Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum.
20 Şimdi yanınızda bulunmayı ve sesimin tonunu değiştirmeyi isterdim. Bu halinize şaşıyorum!
21 Kutsal Yasa altında yaşamak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasa’nın ne dediğini bilmiyor musunuz?
22 İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu olduğu yazılıdır.
23 Köle kadından olan olağan yoldan, özgür kadından olansa vaat sonucu doğdu.
24 Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur. Bu Hacer’dir.
25 Hacer, Arabistan’daki Sina Dağı’nı simgeler. Şimdiki Yeruşalim’in karşılığıdır. Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir.
26 Oysa göksel Yeruşalim özgürdür, annemiz odur.
27 Nitekim şöyle yazılmıştır: “Sevin, çocuk doğurmayan ey kısır kadın! Doğum ağrısı nedir bilmeyen sen, Yükselt sesini, haykır! Çünkü terk edilmiş kadının, Kocası olandan daha çok çocuğu var.”
28 Kardeşler, İshak gibi sizler de vaat çocuklarısınız.
29 Olağan yoldan doğan, Kutsal Ruh’a göre doğana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyle oluyor.
30 Ama Kutsal Yazı ne diyor? “Köle kadınla oğlunu kov. Çünkü köle kadının oğlu Özgür kadının oğluyla birlikte Asla mirasa ortak olmayacaktır.”
31 İşte böyle, kardeşler, bizler köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız.

1. Eleştiri metni basitçe Tanrı aracılığıyla bir mirasçı diye yazar.

2. Norman B. Harrison, His Side Versus Our Side, s.71.

3. Pavlus’un “hastalığı” ile ilgili değişik varsayımlar öne sürüldü. Ortadoğu’da sık görülen diğer hastalıkların yanı sıra muhtemelen bir göz hastalığı da olabilir. Sıtma, migren, sara ve diğer bazı hastalıklar öne sürülmüştür.

4. Stott, Galatians, s.116.