Hezekiel 3

3:1-3   Hezekiel, buyrulduğu gibi, tomarı yedi. Daha sonra başka bir peygamber de –Yuhanna– aynı şeyi yapacaktı (Va.10:8-10). Her peygamber ya da vaiz, bildiriyi yüreğine yerleştirmelidir (3:10).

3. Halkın Karakteri – Küstah ve Katı Yürekli (3:4-11)

Tanrı sonra Hezekiel’e kendisini dinlemeyecek olan bir halka gönderileceğini tekrarladı (Yahuda burada İsrail olarak adlandırılır). Müjdecilerin söyledikleri gibi, dil engelleri aşılabilir. Ama başkaldıran bir yürek engeli aşılamaz. Hezekiel, ülkedeki ve sürgündeki Yahudiler’le konuşurken korkusuz olmalıydı.

Mesih’in gerçek hizmetkârları sabit fikirli olmalıdır, ama asla katı yürekli değil!

4. Peygamberin Rolü – Bekçi (3:12-21)

3:12-15   Rab sonra Hezekiel’i Kevar Irmağı kıyısındaki tutsakların yanına götürdü ve Hezekiel yedi gün boyunca tutsaklarla konuşmadan oturdu. Kyle Yates, Hezekiel’in durumunu şöyle açıklar:

Hezekiel’in rahat yuvasını bırakıp sürgündeki kişilere vaaz etmek için gönderilmesi, hoşa gitmeyen bir kesinti gibi görünür. Tanrı’nın elini üzerinde hissetmiş ve karşı koyamayacağı bir zorlama fark etmişti. Ama ruhu, acı da olsa bu tatsız görevi yerine getirmek için evinden ayrıldı. Hemen vaaz etmeye başlamaması hem kendisi hem de halk için en iyisiydi. Önce aklı başından gitmiş, üzgün bir halk arasında bir hafta boyunca oturdu. Bu deneyim ona halkın sorunları, çaresizlikleri ve ihtiyaçları konusunda anlayış sağladı. Yaşamı, halkının penceresinden görebilen bir vaiz, onlara yardımcı olabilecek ve şiddetle ihtiyaç duydukları önderliği onlara sağlayabilecektir. 1

3:16-21   Hezekiel atanmış bir bekçiydi; Tanrı’nın sözünü söylemekle ve halkı uyarmakla sorumluydu. İnsanların kanından sorumlu tutulduğu gerçeği yalnızca Eski Antlaşma’da değil (18-20. ayetler), Yeni Antlaşma’da da öğretilir (Elç.20:26). Tanrı’nın elçisinin sorumluluğu ne kadar büyük olursa olsun, Hıristiyanlar bunu, karşılaştıkları her kişiye ya da her asansöre bindiklerinde, tanıklık etmeleri gereken bir öğretiş olarak görmemelidirler. Sorumluluğunun büyüklüğüne rağmen Hezekiel Tanrı tarafından belirli bir süre için durdurulmuştu. Tanrı’nın sağlayacağı tutsakları beklemek zorundaydı. Bizler de aynı şekilde Tanrı’nın tanıklığımızı yönlendirmesine duyarlı olmalıyız. Bazen sessiz kalmamız gerekebilir. Ancak, çoğumuz tanıklık etmemiz gerekirken de sessiz kalıyoruz.

II. YAHUDA VE YERUŞALİM’İN BETİMLENEN YARGISI (3:22 – 24:27)

A. Gelecek Yargıyı Betimleyen Görsel Araçlar (3:22 – 5:17)

Petrus, yargının Tanrı’nın ev halkından başlaması gerektiğini yazmıştı (1Pe.4:17). Tanrı, açıklanan inancın tam merkezinde, Yeruşalim’deki tapınakta harekete geçer.

1. Tanrı Tarafından Konuşması Söylenene Kadar, Hezekiel’in Dilinin Bağlanması Buyruluyor (3:22-27)

Hezekiel, önce Tanrı’nın yüceliğini gördüğü ovaya gitti. Sonra kendisine dilinin bağlanacağı ve Tanrı’nın kendisine söyleyeceklerini açıklayıncaya kadar sessiz kalacağı evine gitmesi buyruldu.

 

Kutsal Kitap

1 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, sana verileni ye. Bu tomarı yedikten sonra git, İsrail halkına seslen›› dedi.
2 Böylece ağzımı açtım, yemem için tomarı bana verdi.
3 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, sana verdiğim tomarı ye, mideni onunla doldur›› dedi. Bunun üzerine tomarı yedim. Bal gibi tatlı geldi bana.
4 Sonra şöyle dedi: ‹‹Ey insanoğlu, İsrail halkına git, onlara sözlerimi ilet.
5 Çünkü seni konuşması anlaşılmaz, dili zor bir halka değil, İsrail halkına gönderiyorum.
6 Evet, seni konuşması anlaşılmaz, dili zor, dediklerini anlamadığın halklara göndermiyorum. Onlara gönderseydim, seni dinlerlerdi.
7 İsrail halkı seni dinlemek istemeyecektir, çünkü o beni dinlemek istemiyor. Bütün İsrail halkı dikbaşlı ve inatçıdır.
8 Seni onlar kadar inatçı yapacağım, senin alnını onlarınki kadar katılaştıracağım.
9 Alnını çakmak taşından daha sert bir kaya gibi yapacağım. Her ne kadar asi bir halksalar da onlardan korkma, yılma.››
10 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, iyice dinle ve sana söyleyeceklerimi yüreğine yerleştir›› dedi,
11 ‹‹Şimdi sürgünde yaşayan halkına git ve seni ister dinlesinler, ister dinlemesinler, onlara, ‹Egemen RAB şöyle diyor› de.››
12 Sonra Ruh beni kaldırdı ve arkamda, ‹‹RABbin görkemine kendi yerinde övgüler olsun!›› diye büyük bir gürleme duydum.
13 Canlı yaratıkların birbirine çarpan kanatlarının çıkardığı sesi, yanlarındaki tekerleklerin gürültüsünü, büyük bir gürleme duydum.
14 Ruh beni kaldırıp götürdü. RABbin güçlü eli üzerimde olduğu halde, üzüntüyle, öfkeyle gittim.
15 Kevar Irmağı kıyısındaki Tel-Abibde yaşayan sürgünlerin yanına geldim. Orada, yaşadıkları yerde onların arasında şaşkınlık içinde yedi gün kaldım.
16 Yedi gün sonra RAB bana şöyle seslendi:
17 ‹‹İnsanoğlu, seni İsrail halkına bekçi atadım. Benden bir söz duyar duymaz onları benim yerime uyaracaksın.
18 Kötü kişiye, ‹Kesinlikle öleceksin› dediğim zaman onu uyarmaz, yaşamını kurtarmak amacıyla onu kötü yolundan döndürmek için konuşmazsan, o kişi günahı içinde ölecek; ama onun kanından seni sorumlu tutacağım.
19 Ancak kötü kişiyi uyardığın halde kötülüğünden ve kötü yolundan dönmezse, o günahı içinde ölecek. Ama sen canını kurtarmış olacaksın.
20 ‹‹Doğru kişi doğruluğundan döner de kötülük yaparsa, onu yıkıma uğratacağım, o da ölecek. Onu uyarmadığın için günahı içinde ölecek, yaptığı doğru işler anılmayacak. Ancak onun kanından seni sorumlu tutacağım.
21 Ama doğru kişiyi günah işlemesin diye uyarırsan, o da günah işlemezse, kesinlikle yaşayacak. Çünkü o uyarılara kulak vermiştir; sen de canını kurtarmış olacaksın.››
22 RABbin eli orada üzerimdeydi. Bana, ‹‹Kalk, ovaya git›› dedi, ‹‹Orada seninle konuşacağım.››
23 Böylece kalkıp ovaya gittim. RABbin görkemi tıpkı Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm gibi orada durmaktaydı. Yüzüstü yere yığıldım.
24 Ruh içime girdi, beni ayaklarımın üzerinde durdurdu. Benimle şöyle konuştu: ‹‹Git, evine kapan.
25 Halkın arasına çıkmaman için seni halatlarla bağlayacaklar, ey insanoğlu.
26 Dilini damağına yapıştıracağım; konuşmayacak, onları paylayamayacaksın. Çünkü bu halk asidir.
27 Ama seninle konuştuğumda dilini çözeceğim. Onlara, ‹Egemen RAB şöyle diyor› diyeceksin. Dinleyen dinlesin, dinlemeyen dinlemesin. Çünkü bu halk asidir.››

1. Kyle M. Yates, Preaching from the Prophets, s.181.