İbraniler 1

YORUM

I. MESİH’İN ÜSTÜN KİŞİLİĞİ (1:1 – 4:13)

A. Mesih, Peygamberlerden Üstündür (1:1-3)

1:1   Yeni Antlaşma’daki hiçbir mektup konunun can alıcı noktasına bu kadar çabuk giriş yapmaz. Mektupta selam ve giriş kısmı atlanarak hemen konuya geçilmiştir. Yazar, Rab İsa Mesih’in görkemini açıklamak için sanki kutsal bir sabırsızlıkla dolmuş gibi görünüyor.

Mektubun hemen başında, Tanrı’nın peygamberler aracılığıyla insanlara seslenişiyle, Oğlu aracılığıyla seslenişi kıyaslanmaktadır. Peygamberler, Tanrı’dan gelen vahiylerle dolu olan Tanrı’nın sözcüleri ve Yahve’nin onurlu hizmetkârlarıydılar. Hizmetlerinin ruhsal zenginliği Eski Antlaşma’da kayıtlıdır.

Ancak bütün bunlara rağmen, hizmetleri yine de kısmi ve eksikti. Her birine Tanrı vahyinin bir bölümü verilmişti, ama tüm vahiy tamamlanmamıştı.

Vahiy onlara sadece kısımlar halinde verilmedi; kişiler bu vahyi insanlara iletmek için çeşitli yöntemler kullandılar. Yani; yasa, tarih, şiir ve peygamberlik kitapları olarak insanlara sundular. Bazen sözlü, bazen yazılıydı. Bazen de görüm, rüya ve simgelerle sunuldu. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, önemli olan nokta, Tanrı’nın Yahudi halkına önceki seslenişlerinin veya esinlerin hepsinin hazırlayıcı, geliştirici ve çeşitli şekillerde sunulmuş olmasıdır.

1:2   Eski Antlaşma’nın kısmi ve farklı özelliklere sahip peygamberlikleri, Tanrı’nın Oğlu’nun kişiliğindeki son ve üstün seslenişiyle gölgelenmiştir. Peygamberler yalnızca tanrısal sözün iletilmesinde kullanılan kanallardı. Rab İsa Mesih’in kendisi ise Tanrı’nın insanlara son seslenişi veya esinidir. Yuhanna şöyle demiştir: “Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı” (Yu.1:18). Rab İsa kendisiyle ilgili olarak şöyle demiştir: “Beni görmüş olan, Baba’yı görmüştür” (Yu.14:9). Mesih sadece Tanrı için değil, Tanrı olarak da konuşur.

Yazar, Tanrı’nın Oğlu’nun peygamberlerden mutlak üstünlüğünü vurgulamak için, O’nu önce her şeyin mirasçısı olarak takdim eder. Bu, evrenin tanrısal atamayla O’na ait olduğunu ve yakın gelecekte O’nun egemenlik süreceğini belirtir.

Tanrı, O’nun aracılığıyla evreni yarattı. İsa Mesih yaratılışta etkin bir rol üstlenmişti. Yıldızların olduğu gökyüzünü, dünya atmosferini, yeryüzünü, insan ırkını ve çağların tanrısal planını O oluşturdu. Ruhsal ve fiziksel olarak yaratılan her şey O’nun eseridir.

 1:3   O, Tanrı’nın yüceliğinin parıltısıdır, yani Baba Tanrı’da bulunan bütün yetkinlikler O’nda da bulunur. Tanrı’nın ahlâksal ve ruhsal yüceliğinin hepsi O’nda görülür. Dahası Rab İsa, Tanrı’nın varlığının öz görünümüdür. Bu, elbette ki fiziksel benzerliği belirtmez; çünkü Tanrı, özde Ruh’tur. Bu da Mesih’in her yönden Baba’yı tam olarak temsil ettiğini ifade eder. Daha yakın bir benzerlik mümkün değildir. Oğul, Tanrı olarak sözleri ve hareketleriyle, Tanrı’nın nasıl olduğunu tam olarak insanlara gösterir.

O, güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Başlangıçta evreni buyruğuyla yarattı (İbr.11:3) ve güçlü sözü yaşamı hâlâ devam ettirerek bir düzen içinde korumaktadır. Her şey varlığını O’nda sürdürmektedir (Kol.1:17). Burada derin bir bilimsel problemin basit bir açıklaması vardır. Bilim adamları moleküllerin nasıl bir arada kalabildiklerini anlamaya çalışıyorlar. Burada, İsa Mesih’in üstün bir ‘Devam Ettiren’ olduğunu ve O’nun bunu güçlü sözüyle yaptığını öğreniyoruz.

Ancak Kurtarıcımız’ın bir diğer yüceliği daha da şaşırtıcıdır: Günahlardan arınmayı sağladı. Yaratıcı ve ‘Devam Ettiren’, günah taşıyıcısı oldu. Evreni yaratmak için yalnızca bir sözü yeterli olmuştu. Evreni devam ettirmek ve yönlendirmek için de bir sözü yeterlidir, çünkü hiç günah işlememiştir. Ancak bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla günah sunusu olarak ilk ve son kez Golgota’da çarmıhta ölmesi gerekiyordu. Yüce Rab’bin kurbanlık Kuzu olacak kadar alçaldığını düşünmek insanı hayrete düşürür. Isaac Watts’ın ilahisinde denildiği gibi, “Sevgi öylesine şaşırtıcı, öylesine tanrısal ki, canımı, hayatımı, her şeyimi ister.”

Sonuçta O’nun, tahtta oturan Rab olarak yüceltilişini görürüz: Yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu. “Oturdu” sözcüğü dinlenme anlamında değil, bitirilen bir işten duyulan doyumu betimlemektedir. Bu konum, kurtarma işinin tamamlanmış olduğunu gösterir.

Ulu Tanrı’nın sağı, onur ve ayrıcalığın ifadesidir (İbr.1:13). Tanrı, yüce zaferinden dolayı O’nu yüceltti. Sağı veya sağ el, gücü (Mat.26:64) ve sevinci (Mez.16:11) belirtir. Kurtarıcı’nın çivilenmiş eli, evrensel gücün asasını tutmaktadır (1Pe.3:22).

Rabbimiz’in yaratılıştan Golgota’ya ve oradan da yüceliğe giden yolunu izlerken, peygamberleri biraz unutur gibi olduk. Ama onlar, iyi tanınmalarına rağmen, artık geri plana çekilmişlerdir. Mesih’in gelişine dair tanıklıkta bulundular (Elç.10:43). Şimdi O geldiğine göre, onlar da sahneden sevinçle ayrılıyorlar.

B. Mesih, Meleklerden Üstündür (1:4 – 2:18)

1:4   Mesih meleklerden üstündür. Yahudi halkı meleklerin hizmetine ilişkin büyük bir saygı duyduklarından bu ayet önemlidir. Zaten yasa da melekler aracılığıyla verilmiş (Elç.7:53; Gal.3:19) ve melekler, Tanrı halkının tarihi boyunca sık sık görünmüşlerdir. Belki de Mesih uğruna Yahudi inancını terk eden kişinin, kendisini bu ulusal ve dini mirasın önemli özelliğinden uzak tuttuğu savı öne atılmıştı. Oysa gerçek şudur:

Mesih’e iman etmekle, meleklerden üstün Olan’ı şu iki anlamda kazanmışlardır; Tanrı’nın Oğlu (1:4-14) ve İnsanoğlu (2:5-18).

Mesih, meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu. Burada, öncelikle kazanılan üstünlükten, daha sonra ise miras kalan üstünlükten söz edilmektedir.

Kazanılan üstünlük, İsa Mesih’in Rab ve Mesih olarak dirilişi, göğe alınışı ve yüceltilmesinden kaynaklanır. İsa, insan bedeni aldığında, ölüm acısını yaşadığı için meleklerden biraz aşağı kılındı (2:9). Ancak Tanrı, O’na yücelik ve onur tacını giydirdi.

Mirasla gelen üstünlüğü ise, Tanrı’nın Oğlu olarak O’nunla olan sonsuz ilişkisiyle ilgilidir. Oğul’un adı, üstün olan addır.

1:5   Bu ayette, Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olduğunu belirten Eski Antlaşma’da yer alan iki ayetten alıntı yapılmıştır. Birincisi, Tanrı’nın O’na Oğul diye hitap ettiği Mezmur 2:7’dir: “Sen benim Oğlum’sun, bugün ben sana Baba oldum.” Bir bakıma Mesih sonsuzluklar boyunca olan Oğul’dur. Öte yandan, insan bedeninde de Oğul oldu. Öyle ki, dirilişte de Oğul oldu. Ölüler arasından ilk doğan O’dur (Kol.1:18). Pavlus bu ayeti Pisidya sınırında bulunan Antakya’daki havrada kullandı ve Mesih’in ilk gelişine uyguladı (Elç.13:33).

Ancak önemli olan nokta şudur: Tanrı hiçbir zaman bir meleğe Oğul diye hitap etmemiştir. Meleklerden toplu olarak Tanrı’nın oğulları (ilahi varlıklar) diye söz edilir (Eyü.1:6; Mez.89:6), ancak burada yaratık olmaktan öteye gidemezler. Rab İsa, Tanrı’nın Oğlu olarak betimlendiğinde, bu O’nun Tanrı’yla eşit olduğu anlamına gelir.

İkinci ayet ise 2.Samuel 7:14’den alıntı yapılmıştır: “Ben O’na Baba olacağım, O da bana Oğul olacak.” Bu sözler Süleyman’a gönderme yapar gibi görünse de, Kutsal Ruh burada bu sözleri Davut’un üstün Oğlu’na gönderme yapmak için kullanır. Buradaki sav, Tanrı’nın hiçbir zaman bir melekten bu şekilde söz etmediği yönündedir.

1:6   Mesih’in meleklerden üstün olduğunu gösteren başka bir kanıt ise meleklerin O’na tapınmasıdır. Melekler sadece O’nun habercileri ve hizmetkârlarıdır. Yazar, bu noktayı kanıtlamak için Yasa’nın Tekrarı 32:43 ile Mezmur 97:7’den alıntı yapar.

Yasa’nın Tekrarı’ndaki ayette, Tanrı’nın ilk doğanı dünyaya göndereceği zamanın dört gözle beklendiği görülmektedir. Bir başka deyişle, Mesih’in ikinci gelişine gönderme yapılmaktadır. O zaman, melekler O’na açıkça tapınacaklar. Bu, O’nun Tanrı olduğu anlamına gelir. Gerçek Tanrı’nın dışında başka birine tapınmak putperestliktir. Ancak Tanrı burada, meleklerin Rab İsa Mesih’e tapınmalarını buyuruyor.

İlk doğan, zaman açısından ilk anlamına (Luk.2:7), rütbe ve şeref açısından da yine ilk anlamına (Mez.89:27) gelebilir. Buradaki anlamla Romalılar 8:29 ve Koloseliler 1:15-18’deki anlam, rütbe ve şeref anlamındadır.

1:7   Üstün Oğlu’na kıyasla Tanrı, “meleklerini rüzgar, hizmetkârlarını ateş alevi yapar.” Meleklerin Yaratıcısı ve Yöneticisi O’dur. Onlar da O’nun isteğine rüzgar hızıyla ve ateş aleviyle itaat ederler.

1:8   Bu ayette Oğul’un hiç kimseyle kıyaslanamaz görkemi anlatılmaktadır. Mesih’e, Tanrı tarafından “Tanrı” olarak hitap edildiği göze çarpıyor. Mezmur 45:6’da Tanrı Mesih’i şu sözlerle över: “Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır.” Mesih’in Tanrılığı burada bir kez daha açıkça belirtilmektedir. Bu sav da geleneksel İbranice metninden kaynaklanır. (İbraniler’in her bölümünde Eski Antlaşma’dan en az bir alıntı vardır).

O, sonsuz Kral’dır; tahtı sonsuzluklar boyunca kalacaktır. Egemenliği “her yeri dolduracak ve sonu gelmeyecektir.”

O, adil bir Kral’dır. Mezmur yazarı O’ndan, adalet asası ifadesini kullanarak söz eder. Bu da şiirsel bir dilde, bu Kral’ın egemenliğini mutlak bir dürüstlük ve onurla yönettiği anlamına gelir.

1:9   “Doğruluğu sevdin, kötülükten nefret ettin” ifadesi, O’nun kişisel doğruluğunun en büyük kanıtıdır. Bu, kuşkusuz O’nun yeryüzündeki 33 yıllık yaşamına gönderme yapar; ki o zaman Tanrı, O’nun karakterinde bir kusur veya hareketlerinde bir yanlışlık bulamamıştır. Mesih, egemenlik sürmek için uygun olduğunu kanıtladı.

Bu kişisel yetkinlikten dolayı Tanrı, O’nu sevinç yağıyla arkadaşlarından daha çok meshetti. Bu, Tanrı’nın, Mesih’e yaratılan her şeyin üstünde seçkin bir yer verdiğini ifade eder. Buradaki yağ Kutsal Ruh’u simgeleyebilir; Tanrı Mesih’e Ruhu’nu ölçüyle vermedi (Yu.3:34). Arkadaşları sözü, O’nunla birlikteliği olanları kapsar, ancak bu ifade onların O’nunla eşit olduğu anlamına gelmez. Bu ifade melekleri de kapsamış olabilir, ama Yahudi kardeşlerine gönderme yapma olasılığı daha yüksektir.

1:10   Rab İsa Mesih yerin ve göğün Yaratıcısı’dır. Bu, Mezmur 102:25-27’de açıklanır. Bu Mezmur’da Mesih şöyle dua eder: “Ey Tanrım, ömrümün ortasında canımı alma” (24.ayet). Bu duanın yanıtı Getsemani ve Golgota denilen yerde Baba Tanrı’dan geldi: “Dünyanın temellerini sen attın, gökler de senin ellerinin yapıtıdır.”

10’uncu ayette Tanrı’nın, Oğlu’na Rab Yahve diye hitap edişine dikkat edilmelidir. Sonuç kaçınılmazdır: Yeni Antlaşma’nın İsa’sı, Eski Antlaşma’nın Yahve’sidir.

1:11-12   11 ve 12’nci ayetlerde yaratılışın geçiciliği, Yaratıcı’nın sonsuzluğuyla karşılaştırılır. İşleri yok olacak, ama Kendisi kalacaktır. Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, okyanuslar ve nehirler kalıcı gibi görünürler, ama eskimek üzere yaratılmış oldukları bir gerçektir. Mezmur yazarı bunları bir giysiye benzetir: Önce eskirler, sonra da bir kaftan gibi değiştirilirler.

Tepesi karla kaplı dağlara, görkemli gün batımına ve yıldızlarla kaplı göğe bir bakın. Ve sonra da şu sözlerin görkemli ahengini bir dinleyin: Bir kaftan gibi düreceksin onları, bir giysi gibi değiştirilecekler. Ama sen hep aynısın, yılların tükenmeyecek.

1:13   Bu ayette Mezmur 110:1’den yapılan alıntıyla Oğul’un üstünlüğü kanıtlanmaktadır. Bu Mezmur’da, Tanrı Mesih’i şu sözlerle davet eder: “Ben düşmanlarını ayaklarının altına serinceye dek sağımda otur.” Tanrı meleklerin herhangi birine böyle demiş midir? Elbette ki, hayır!

Tanrı’nın sağına oturtulmak en büyük onuru ve sınırsız gücü belirtir. İnsanın bütün düşmanlarının ayaklarının altına serilmesi ise evrensel boyun eğmeyi ve evrensel egemenliği ifade eder.

1:14   Meleklerin görevi yönetmek değil, hizmet etmektir. Onlar Tanrı’nın, kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmeleri için yarattığı ruhsal varlıklardır. Bu iki şekilde anlaşılabilir:

  1. Melekler henüz Rab İsa’yı Kurtarıcı olarak kabul etmemiş olanlara hizmet ederler;
  2. Günahın yargısından kurtulmuş olup da günahın kendisinden kurtulmamış, yani hâlâ yeryüzünde olanlara hizmet ederler.

Bu, meleklerin “koruyucu” olduğu anlamına gelir. Böyle bir gerçeğe neden şaşıyoruz? Tanrı’nın seçtiklerine karşı durmadan savaşan kötü ruhların olduğu bellidir (Ef.6:12). Kurtuluşa çağrılanları gözeten kutsal meleklerin olmasına şaşırmak mı gerekiyor?

Ancak bizim, bölümün ana konusuna, yani koruyucu meleklerin varlığına değil, hizmetkârların efendilerinden aşağı konumda oldukları gibi, meleklerin de Tanrı’nın Oğlu’ndan aşağı bir konumda olduğu konusuna geri dönmemiz gerekir.

 

Kutsal Kitap

1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.
2 Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu’yla bize seslenmiştir.
3 Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu.
4 Meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu.
5 Çünkü Tanrı meleklerin herhangi birine, “Sen benim Oğlum’sun, Bugün ben sana Baba oldum” Ya da, “Ben O’na Baba olacağım, O da bana Oğul olacak”demiş midir?
6 Yine Tanrı ilk doğanı dünyaya gönderirken diyor ki, “Tanrı’nın bütün melekleri O’na tapınsın.”
7 Melekler için, “Kendi meleklerini rüzgar, Hizmetkârlarını ateş alevi yapar” diyor.
8 Ama Oğul için şöyle diyor: “Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır, Egemenliğinin asası adalet asasıdır.
9 Doğruluğu sevdin, kötülükten nefret ettin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın, Seni sevinç yağıyla Arkadaşlarından daha çok meshetti*.”
10 Yine diyor ki, “Ya Rab, başlangıçta Dünyanın temellerini sen attın. Gökler de senin ellerinin yapıtıdır.
11 Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın. Hepsi bir giysi gibi eskiyecek.
12 Bir kaftan gibi düreceksin onları, Bir giysi gibi değiştirilecekler. Ama sen hep aynısın, Yılların tükenmeyecek.”
13 Tanrı meleklerin herhangi birine, “Ben düşmanlarını Ayaklarının altına serinceye dek, Sağımda otur” demiş midir?
14 Bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir?