İbraniler 10

10:1   Gelecek iyi şeylerin Kutsal Yasa’da sadece gölgesi vardır. Yasa, Mesih’in kişiliğine ve işine işaret etmekle birlikte yalnızca gerçeğin zayıf bir vekiliydi. Yasa’yı Mesih’e tercih etmek, fotoğrafı kişinin kendisine tercih etmek gibidir. Bu, Kral’a yapılan bir hakarettir!

Yasal sistemin zayıflığı, kurbanlarının tekrar tekrar sunulması gerektiği gerçeğinde yatar. Bu tekrarlar, kutsal Tanrı’nın taleplerini karşılama konusunda yetersiz kaldıklarını kanıtlamıştır. Bu tekrarlardan oluşan fikri yakalamak için, kullanılan ifadeye dikkat edin: Her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak…

Kurbanlar, Tanrı’ya yaklaşanları yetkin kılma konusunda yetersizdi; yani günah konusunda halka yetkin bir vicdan sağlamıyordu. İsrailliler günahın suçundan tamamen arınmanın zevkini hiç tadamadılar. Vicdanları hiçbir zaman rahat olmadı.

10:2   Sunular veya kurbanlar onları nihai olarak günahın cezasından bağışlamış olsaydı, tapınma çadırına veya tapınağa yapılan yıllık ziyaretlere son verilmez miydi? Kurbanların düzenli olarak sunulması onların yetersizliğini gösteriyordu. Hayatta kalabilmek için saat başı ilaç almak zorunda olan biri, iyileştiğini söyleyemez.

10:3   Levili düzenine göre olan sistem, vicdanı yatıştıracağı yerde her yıl onlara günahlarını hatırlatarak rahatsız etti. Her yıl düzenlenen kefaret günü, onlara günahların kaldırılmadığını, sadece üstlerinin kapatıldığını anımsatıyordu.

10:4   Boğaların ve tekelerin kanının günahları ortadan kaldırmaya gücü yoktu. Daha önce söz edildiği gibi, bu kurbanlar ritüel hatalarla ilgilidirler. Kurbanlar törensel niteliğe sahip belirli bir temizlik sundular, ama insanın bozulmuş olan doğası veya kötü işleri konusunda yetersizdiler.

10:5   Bu ayette konu, Levili düzenindeki sunuların zayıflığından, Mesih’in sunusunun gücüne gelir. Ayetin başında, Kurtarıcı’nın beden aldığı zaman söylediği sözlere yer verilir. 40’ıncı Mezmur’dan alıntı yapılarak Tanrı’nın, Eski Antlaşma’daki sunu ve kurbanlardan hoşnut olmadığına işaret edilmektedir. Tanrı, bu kurban sistemini kurmasına rağmen, bu sistem asla O’nun nihai amacını oluşturmadı. Kurban sistemini günahları ortadan kaldırması için planlanmadı, aksine dünyanın günahını taşıyacak olan Tanrı Kuzusu’na işaret etmek için tasarladı. Tanrı, hayvan kanından oluşan nehirlerden ve hayvan cesetlerinden oluşan yığınlardan hoşnut olabilir mi?

Tanrı’nın hoşnutsuzluğunun başka bir nedeni de şudur: İnsanlar, yüreklerindeki kötülüğe ve günahlarına rağmen, törenler aracılığıyla O’nu hoşnut ettiklerini sanıyorlardı. Birçokları tövbe etmeden ve pişmanlık duymadan kurbanlar sunup durdular. Hayvan kurbanlarıyla Tanrı’yı yatıştıracaklarını sandılar, oysa Tanrı, alçakgönüllü bir yürekten oluşan kurbanı bekliyordu. Tanrı’nın tören düşkünü olmadığını kavrayamadılar!

Önceki kurbanlardan hoşnut olmayan Tanrı, Oğlu için bir insan bedeni hazırladı. Bu, O’nun insan yaşamı ve doğasının bir parçasıydı. Bu, elbette ki, sonsuz Söz’ün insanlar uğruna ölebilmesi için insan olduğu zamanki beden alma mucizesine gönderme yapar.

Mezmur 40:6’dan uyarlanan, “Bana bir beden hazırladın” cümlesinin iki anlam taşıması ilginçtir. Ayette şöyle yazılıdır: “Kulaklarımı açtın.” İngilizce çeviride bu ayet “Kulaklarımı deldin” olarak da geçer. Bu, Mesih’in daima Tanrı’dan buyruk almaya ve bu buyrukları yerine getirmeye hazır olduğu anlamına gelir. Delinen kulak ise, kendi isteğiyle efendisine daima bağlı kalmayı ifade eder. Bu, İbrani kölenin kapı sövesine yaklaştırdığı kulağının bizle delinmesi olayının (Çık.21:1-6) kinayeli bir ifadesi olabilir.

 10:6   40.Mezmur’dan yaptığı alıntıya devam eden Mesih, Tanrı’nın yakmalık sunudan ve günah sunusundan hoşnut olmadığını tekrarladı. Temiz kılmak ya da günahları bağışlamak için yetersiz olan bu hayvanlar, aynı zamanda gönülsüz kurbanlardı. Ayrıca Tanrı’nın sonsuz isteğini de yansıtmıyorlardı. Bu sunular yalnızca Mesih’in gölgeleriydiler. Sonuç olarak, herhangi bir değere sahip değillerdi.

10:7   Tanrı’yı asıl hoşnut eden şey, bedeli ne olursa olsun Mesih’in, O’nun isteğini yapmaya gönüllü oluşuydu. O, kendisini sunarak Tanrı’ya olan itaatini kanıtladı. Rabbimiz bu sözleri söylerken, Eski Antlaşma’nın başından sonuna dek Tanrı’nın isteğini yerine getirmekten zevk aldığına dair tanıklıkta bulunur.

10:8   Yazar 8-10’uncu ayetlerde, alıntı yapılan ayetlerin ruhsal önemine değinir. Bunu, kurbana dayalı eski düzenin mirasının işareti ve Mesih’in mükemmel sunusundan oluşan yeni düzenin başlangıcı olarak görür.

Tanrı’nın, Yasa’nın bir gereği olarak sunulan kurbanlardan hoşnut olmadığını vurgulamak için, 40’ıncı Mezmur’dan yapılan alıntıyı özetleyerek tekrarlar.

10:9   Daha sonra yazar, Tanrı’nın eski yasadan hoşnut olmadığını söyleyen Mesih’in, Baba’sının yüreğini hoşnut edecek şeyi yapmak için gelişinin önemini ele alır.

Sonuç: İkinciyi geçerli kılmak için birinciyi ortadan kaldırıyor. Yani, Yasa’nın gerektirdiği sunulardan oluşan düzeni iptal ederek, günahı ortadan kaldıran kendi Oğlu’nu kurban olarak sundu. Yeni Antlaşma sahneye çıkarken eski antlaşma sahneden çekildi.

10:10   Tanrı’nın bu isteği uyarınca –ki İsa tamamen itaatkardı– İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.

George Landis bu konuyla ilgili şu yorumu yapar:

Bu, İbraniler 12:14’ün dışında, tüm İbraniler bölümünde olduğu gibi, konumsal bir kutsal kılınmadır ve sadece birkaç “ileri gelen imanlı” için değil, bütün imanlılar (1Ko.6:11) için geçerlidir. Bu, Tanrı’nın isteği ve Mesih’in kurban oluşuyla tamamlandı. Tanrı tarafından Tanrı’ya ve Tanrı için ayrıldık. Bu, Tanrı’nın Ruhu’nun imanlıda Söz aracılığıyla çalışmasıyla karıştırılmamalıdır (Yu.17:17-19; 1Se.5:23).1

10:11   Harun’un düzenine uygun şekilde görev yapan bir kâhinin yürüttüğü hizmet, şimdi Mesih’inkiyle keskin bir biçimde karşılaştırılmaktadır. Kâhinler her gün ayakta durup görevini yaptı. Tapınma çadırında veya tapınakta oturacak sandalye yoktu. Dinlenemezlerdi; çünkü işleri hiç bitmezdi. Aynı kurbanları tekrar tekrar sundular. Ama bu kurbanlar günahları asla ortadan kaldıramadığı gibi, vicdanları da rahatlatmıyordu.

Bu kurbanlar günahları asla ortadan kaldıramazdı. A.B. Bruce, “Harun, Levili düzeninde önemli bir kişi olmasına karşın, hiçbir değeri olmayan törenleri yapan düzenin bir görevlisiydi”2 diye yazar.

10:12   Rabbimiz günahlar için tek bir kurban sundu. Artık başka bir kurbana gerek kalmamıştır.

Kan ve sunak yok şimdi,
Kurban işi bitti!
Göğe yükselen alev, duman yok,
Artık kuzu kesilmiyor.
Canı suçtan aklamak
Ve en kırmızı lekeleri temizlemek için
Soylu damarlardan
Çok kan aktı.
—   Horatius Bonar

Bu bazı İngilizce çevirilerde, kurtarışı gerçekleştirdikten sonra, “sonsuza dek olmak üzere Tanrı’nın sağında oturdu” şeklinde çevrilir. Bu ayete, “Günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sundu” ya da “Sonsuza dek oturdu” şeklinde okunması için noktalama işareti konulabilir. Her ikisi de doğrudur, ama ikincisinin yorumunun daha doğru olduğu kanısını taşıyoruz. Günahın bedeli sonsuza dek ödendiği için sonsuza dek oturur. İsa’nın Tanrı’nın sağında oturması, onur ve yüceliğini belirtir.

Kimileri O’nun bir gün yargılamak için ayağa kalkacağından sonsuza dek oturmayacağını söyleyerek buna karşı çıkabilir. Ancak burada hiçbir çelişki yoktur. Günaha karşı bir sunu sunma açısından daimi olarak oturmuştur. Yargı açısından sonsuza dek oturmuyor.

10:13   Her dizin çökeceği ve her dilin, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söyleyeceği güne dek (Flp.2:10-11) düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor. Mesih o gün, yeryüzünde haklı çıkarılacaktır.

10:14   Sunusunun üstün değeri, sunduğu tek bir sunuyla kutsal kılınanları sonsuza dek yetkinliğe erdirmesinde görülür. Burada kullanılan kutsal kılınanlar ifadesi, Tanrı’ya ayrılan kişileri, yani tüm gerçek imanlıları belirtir. İki anlamda yetkinliğe erdirilmişlerdir. İlki, Tanrı’nın önünde yetkin bir konumları vardır; Baba’nın huzuruna sevgili Oğlu aracılığıyla çıkarlar. İkincisi ise, ücretin tamamen ödendiğini ve Tanrı’nın ikinci bir ücret talep etmeyeceğini bildiklerin-den, suç ve günahın cezası açısından yetkin bir vicdana sahiptirler.

10:15   Kutsal Ruh da Yeni Antlaşma altındaki bu gerçeğe tanıklık ediyor; O’nun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur ve günah sorununu sonsuza kadar kökten çözümlemiştir. Buna Eski Antlaşma yazıları da tanıklık etmektedir.

10:16   Rab, Yeremya 31:31’de, yeryüzünde seçtiği halkla yeni bir antlaşma yapmak için söz verdi.

 10:17   Sonra, yine aynı bölümde şunu ekliyor: “Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.” Yeremya 31:34’ün, günahların tam ve son bağışlanması vaadini içermesi dikkat çekicidir; buna rağmen vaadin yerine gelmeye başladığı günlerde yaşayanlardan bazıları, Yahudiliğin sonu gelmez kurbanlarına dönmeye razı edilmiştir!

10:18   Yeni Antlaşma’daki bağışlanma vaadi, artık günah için sunuya gerek olmadığını belirtir. Artık günah için sunuya gerek yoktur sözleriyle yazar, mektubun öğreti diyebileceğimiz kısmını bitirir. Bu sözlerin yüreğimizde ve zihnimizde yer etmesini isteyen yazar, şimdi de yapmamız gereken pratik şeyleri sunmaktadır.

III. UYARI VE ÖĞÜTLER (10:19 – 13:17)

A. Mesih’i Küçümsemeye Karşı Uyarı (10:19-39)

10:19   Eski Antlaşma döneminde insanlar Tanrı’dan uzaktı; şimdi ise Mesih İsa’nın kanı sayesinde Tanrı’ya yakınlaştık. O’na yaklaşmak için yüreklendiriliyoruz.

Bu öğüt, imanlıların hepsinin kâhin olduğunu varsayar, çünkü İsa’nın kanı sayesinde kutsal yere girmeye cesaretimiz olduğu söylenmektedir. Eski Antlaşma döneminde sıradan insanlar Kutsal Yer’e ve En Kutsal Yer’e giremezlerdi. İlk odaya sadece kâhinler, ikinci odaya ise sadece başkâhinler girebilirdi. Oysa şimdi her şey değişti. Tanrı’nın, artık kendisine sadece özel bir grup insanın yaklaşabileceği özel bir yeri yoktur. Aksine, imanlıların hepsi O’nun huzuruna herhangi bir zamanda ve yeryüzündeki herhangi bir yerde imanla çıkabilir.

Tanrı’nın girmem için davet ettiği perdeden
Yeni ve diri yolda;
Korkusuz bir umutla cesaret ediyor,
Cesaretle davetine itaat ediyorum;
Orada Tanrı’nın Mesih’le
Şefkat kürsüsünde Tanrı’yla karşılaşıyorum!
O’nun önünde sahip olduğum değerin hepsi
Kanın değeridir:
O’na tapındığımda
Mesih’i, İlk Meyve’yi, sunuyorum Tanrı’ya.
Bakıyor Tanrı O’na sevinçle
Kabul edildiğimi söylüyor bana.
       — Yazarı bilinmiyor

 10:20   Yaklaşımımız yeni ve diri yoldandır. Buradaki yeni, “yeni öldürülen” veya “yeni yapılan” anlamına gelebilir. Diri ise dirilen İsa’ya, dolayısıyla da diri Kurtarıcı’ya bir gönderme olabilir. Bu yol, yani perde, kendi bedeninde açılmıştır. Tapınaktaki iki bölüm arasında bulunan perdenin, Rabbimiz’in bedeninin bir simgesi olduğunu açıkça görürüz. Tanrı’nın huzuruna çıkabilmemiz için perdenin yırtılması, yani O’nun bedeninin ölmesi gerekiyordu. Bu, Tanrı’nın huzuruna Mesih’in günahsız yaşamıyla değil, sadece O’nun başkalarının yerine ölmesiyle yaklaşabileceğimizi anımsatır. Tanrı’nın huzuruna her çıkışımızda, bu ayrıcalığın bizim için çok yüksek bir bedelle alındığını anımsayalım.

10:21   Tanrı’nın huzuruna girdiğimizde sadece büyük bir güvene değil, Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhine de sahip oluruz. Kâhinler olmamıza karşın (1Pe.2:9; Va.1:6) yine de bir kâhine ihtiyacımız vardır. Mesih bizim Başkâhinimiz’dir ve O’nun bu görevi sayesinde Tanrı bizden hoşnut kalır.

10:22   Yaklaşalım. Bu, imanlılar için Mesih’in kanı aracılığıyla kavuşulan ayrıcalıktır. Bu dünyadaki ünlü kişilerle değil; evrenin Hakimi ile görüşmek için davet edilmemiz, sözcüklerle ifade edilemeyecek kadar harika, öyle değil mi? Bu davete verdiğimiz değer, karşılık verişimizdeki tutumla gösterilir.

Tahta yaklaşırken ruhsal olarak kendimize nasıl çeki düzen vermemiz gerektiğine dair dört aşamalı bir betimlemeyle karşılaşırız.

  1. Yürekten bir içtenlikle. İsrail halkı Tanrı’ya yalnızca ağızlarından çıkan övgülerle yaklaştı, ama yürekleri O’ndan uzaktı (Mat.15:8). Bizim yaklaşımımız içten olmalıdır.
  2. İmanın verdiği tam güvenceyle. Tanrı’nın vaatlerine, tam bir güvenle ve O’nun huzuruna sevecen bir şekilde kabul edileceğimize dair kuvvetli bir inançla yaklaşabiliriz.
  3. Yüreklerimiz kötü vicdandan arınmış olarak. Bu sadece yeniden doğmakla mümkün olabilir. Mesih’e güvendiğimizde, O’nun kanının değerini anlayıp kendimize mal ederiz. Mecazi anlamda anlatırsak, İsrailliler’in Fısıh kuzusunun kanını sürerek kapılarını arındırdıkları gibi, biz de yüreklerimizi O’nunla arındırırız. Bu, bizi kötü düşüncelerden kurtarır. Tanıklığımız şöyledir:

Artık vicdanımız bizi suçlamaz,
Bizzat O’nun değerli kanı
Yıkadı ve temizledi bizi ilk ve son kez,
Tanrı’nın gözünde temiz kıldı bizi.
      — Frances Bevan

  1. Bedenimiz temiz suyla yıkanmış olarak. Bu yine simgesel bir anlatımdır. Bedenlerimiz yaşamlarımızı temsil eder. Temiz su söze (Ef.5:25-26), Kutsal Ruh’a (Yu.7:37-39) ya da Kutsal Ruh’un sözü kullanarak yaşamlarımızı günlük kirlilikten temizlemesine gönderme yapabilir. Mesih’in ölümüyle günahın suçlamasından sonsuza dek özgür kılındık. Ama günahın neden olduğu kirlenmeden Tanrı’nın sözü aracılığıyla ve Ruh tarafından sürekli olarak temizleniriz (Yu. 13:10’a bakınız).

Böylece Tanrı’nın huzuruna girmek için gerekli olan dört unsuru şöyle özetleyebiliriz: İçtenlik, güvence, kurtuluş ve kutsanma.

10:23   İkinci öğüt ise benimsediğimiz umuda, sımsıkı tutunmamız yönündedir. Mesih’te benimsediğimiz bu güçlü umuttan bizi uzaklaştıracak hiçbir şeye izin verilmemelidir.

Hıristiyanlığın görünmeyen şimdiki bereketleri için, Yahudiliğin görülen şeylerinden vazgeçmemeleri konusunda sınananlara şöyle bir anımsatma yapılır: Vaat eden Tanrı güvenilirdir. O’nun vaatleri asla boşa çıkmaz; O’na güvenen hiç kimse hayal kırıklığına uğratılmaz. Kurtarıcı vaat ettiği gibi gelecektir ve halkı da sonsuza dek O’nunla ve O’nun gibi olacaktır.

10:24   İmanlı kardeşleri sevgi göstermeleri ve iyi işlerle uğraşmaları konusunda teşvik etmek için yüreklendirici yolları keşfetmeliyiz. Yeni Antlaşma açısından, sevgi bir duygu değil, yapmamız gereken bir eylemdir. Bize sevmemiz buyruldu; bu nedenle sevgi, göstermemiz gereken bir davranış şeklidir. Sevgi köktür; iyi işler ise meyveleridir. Sergileyeceğimiz örnek ve öğretişlerimizle diğer imanlıları da bu tür bir yaşam için gayrete getirmeliyiz.

Sevecen yürekler bahçelerdir.
Sevecen düşünceler köklerdir.
Sevecen sözler çiçeklerdir.
Ve iyi işler bunların meyveleridir.
     — Uyarlanmıştır

10:25   Bir araya gelmeye devam edelim ve bazılarının yaptığı gibi kiliselerimizdeki toplantılara katılmaktan vazgeçmeyelim. Bu, bütün imanlılar için topluluklarına sadık olmaları konusunda genel bir öğüt olarak düşünülebilir. Birlikte tapındığımız ve hizmet ettiğimizde, kuşkusuz güç, teselli, ruhsal gıda ve sevinç buluruz.

Bu, elemlerden geçen imanlılar için özel bir teşvik olarak da görülebilir. Tutuklanma, azar ve acıdan sakınmak için insanın kendisini soyutlaması ve böylece gizli bir öğrenci olması gibi bir denenme her zaman vardır.

Ancak bu ayet, temel olarak inançtan dönmeye karşı bir uyarıdır. Burada yerel topluluğu terk etmek, İsa Mesih inancına sırt çevirip Yahudiliğe dönmek anlamına gelir. Bu mektup yazıldığı zaman bazıları bunu yapıyordu. Özellikle Mesih’in dönüşünün yakın oluşu konusunda birbirlerini uyarmaları ve cesaretlendirmeleri gerekiyordu. O geldiğinde, kazanan tarafın elem çeken, dışlanan ve hor görülen imanlılar olduğu görülecektir. O zamana dek, imanda sarsılmadan durmamız gerekiyor.

10:26   Yazar şimdi dördüncü çetin uyarısını yapar. Önceki durumlarda olduğu gibi bu, inançtan dönmeye karşı yapılan bir uyarıdır; bu, bilerek işlenen günah olarak da betimlenir.

Belirtilmiş olduğu gibi, bu günahın doğası ile ilgili olarak imanlılar arasında ciddi anlaşmazlıklar vardı. Sorun, kısaca aşağıdakilere gönderme yapıp yapmadığına ilişkindir:

  1. Sonradan Mesih’ten ayrılan ve kaybolan gerçek imanlılar.
  2. Doğru yoldan çıkan, ama kurtuluşu kaybetmemiş olan gerçek imanlılar.
  3. Bir süreliğine imanlı olduklarını söyleyerek bir topluluğa katılan, ama sonra bilerek Mesih’ten ayrılanlar. Aslında onlar zaten yeniden doğmamışlardı ve artık hiçbir zaman yeniden doğmaları söz konusu değildir.

Hangi görüşe sahip olursak olalım, herkesin kabul ettiği belirli sorunlar vardır. Biz üçüncü görüşün doğru olduğuna inanıyoruz; çünkü bu, İbraniler’deki genel öğretişle ve Yeni Antlaşma’nın tümüyle en çok tutarlı olanıdır.

26’ncı ayette inançtan dönme, gerçeği öğrenip benimsedikten sonra bilerek günah işleme olarak tanımlanır. Buna, Yahuda gibi Müjde’yi duymuş olan birini örnek gösterebiliriz. Bu gibi kişiler kurtuluş yolunu bilirler ve kabul etmiş gibi görünürler; ancak daha sonra bunu bilerek reddederler.

Böyle bir kişinin günahları için artık kurban kalmaz. Mesih’in ilk ve son kez sunmuş olduğu kurban, bilinçli ve kesin olarak reddedilmiştir. Bu nedenle, Tanrı’nın ona sunacağı başka bir kurtuluş yolu yoktur.

Bütün günahların bilinçli olarak işlendiğine dair yaygın bir kanı vardır. Ama yazar burada, inançtan dönmekten olağanüstü ciddi ve bilinçli bir günah olarak söz eder.

Yazarın bu bölümde biz zamiri kullanması, buna kendisini de kattığı anlamına gelmez. 39’uncu ayette kendisini ve diğer imanlıları kesinlikle mahvolanların dışında tutar.

10:27   Sadece yargının dehşetli beklenişi kalır; hiçbir kaçış umudu yoktur. İnanç değiştiren kimsenin yeniden tövbe edecek duruma getirilmesi imkânsızdır (6:4). Kendisini bilerek ve isteyerek Tanrı’nın Mesih’teki lütfundan yoksun bırakmıştır. Bu kişinin sonu, düşmanları yiyip bitirecek olan kızgın ateştir. Bunun tam anlamıyla ateş olup olmadığını tartışmak yersizdir. Cezanın korkunç olduğunu göstermek için böyle bir dil kullanılmaktadır.

Tanrı’nın inanç değiştirenleri düşmanlar olarak nitelemesine dikkat edin. Bu, tarafsız kalma durumunu değil, mutlak bir muhalefeti ifade eder.

10:28   Bu ayette, Musa’nın Yasası’nı hiçe sayanın sonu, inanç değiştiren kişinin sonuna örnek olarak gösterilmektedir. Musa’nın Yasası’nı hiçe sayan, iki ya da üç tanığın onun suçunu kanıtlamasıyla acımasızca öldürülürdü (Yas.17:2-6).

10:29   İnanç değiştiren kimse, diğerlerinden daha ayrıcalıklı olduğu için daha şiddetli bir cezaya layık sayılacaktır. Günahının büyüklüğü, kendisine karşı yöneltilen üç suçlamada görülür:

  1. Tanrı’nın Oğlu’nu ayaklar altına aldı. İsa’nın izleyicisi olduğunu açıkça söyledikten sonra, şimdi de büyük bir küstahlıkla O’nunla hiçbir ilişkisi olmadığını söylemektedir. Mesih’e Kurtarıcı olarak ihtiyacı olduğunu yadsımakta ve O’nu Rab olarak kesin bir biçimde reddetmektedir.
    Japonya’da eski baskı dönemlerinde hükümet tarafından üzerinde İsa’nın resminin bulunduğu bir haç kullanılırdı. O dönemde bu haç yere konulur ve herkes bu haça basmaya zorlanırdı. İmanlı olmayanlar bu konuda tereddüt etmediler; gerçek imanlılarsa bunu yapmayı reddettiler ve sonuçta da öldürüldüler. Bu öykü, insanların üstüne basmasıyla İsa’nın yüzünün aşındığı ve bozulduğu şeklinde devam eder.
  2. Kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı saydı. İnanç değiştiren kişi, Yeni Antlaşma’yı onayan Mesih’in kanını boş ve kötü saymış olur. Bu kan tarafından ayrıcalıklı kılınmıştı. İman etmemiş koca, iman eden karısının aracılığıyla kutsandığı gibi (1Ko.7:14), imanlılarla olan bağlantısı aracılığıyla da kutsanmıştır. Ancak bu, kişinin kurtulduğu anlamına gelmez.
  3. Lütufkâr Ruh’a hakaret etti. Tanrı’nın Ruhu onu Müjde konusunda aydınlatmış, günahından dolayı suçlamış ve canının tek sığınağı olarak onu Mesih’e yönlendirmişti. Ancak o, Ruh’u ve O’nun sunduğu kurtuluşu tamamen hor görerek sevecen Ruh’a hakaret etmiştir.

10:30   Tanrı’nın biricik Oğlu’nu bilerek reddetmek çok büyük bir günahtır. Tanrı, bu günahı işlemiş herkesi yargılayacaktır. Tanrı, “Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim” demiştir (Yas.32:35’e bkz.). Buradaki anlamıyla öç, kusursuz adaleti belirtir. Öfke sözcüğü, Tanrı’yla ilgili kullanıldığı zaman, kin ya da “hakkından gelme” anlamına gelmez. Aslında bir kimsenin hakkının ölçülerek verilmesi anlamındadır. Tanrı’nın karakterini bildiğimiz için inanç değiştiren kişilere hak ettikleri karşılığı vereceğinden emin olabiliriz.

Rab halkını yargılayacak.” Tanrı, gerçekten kendisine ait olanların öcünü alacak ve hakkını koruyacaktır; ancak 30’uncu ayet, açıkça kötülerin yargılanmasını belirtir.

 İnanç değiştirenlerden de Tanrı’nın halkı olarak söz edilmesi, anlaşılması zor gibi görünebilir. Ama bu kişilerin de Tanrı tarafından yaratıldıklarını ve bir süreliğine de olsa O’na iman ettiklerini söylediklerini anımsamalıyız. Tanrı, onların Kurtarıcısı olmasa da onların Yaratıcısı’dır; onlar da O’nu kişisel olarak hiç tanımamış olsalar bile, bir zamanlar O’nun halkı olduklarını ilan etmişlerdi.

10:31   Burada herkesin alması gereken ders şudur: Yargı için Tanrı’nın eline düşenlerin arasında olmayın, çünkü bu korkunç bir şeydir.

Kutsal Yazılar’ın bu bölümünde yazılan hiçbir şey, gerçekten Mesih’e ait olanları rahatsız etmek ve onların kafasını karıştırmak için planlanmamıştır. Bu metin, Mesih’in adını söyleyen herkesin, O’ndan ayrılmanın korkunç sonuçlarına karşı uyarılması için keskin, araştırmacı ve düşündürücü bir tarzda bilinçli olarak yazılmıştır.

10:32   10’uncu bölümün geri kalan ayetlerinde yazar, ilk Yahudi imanlıların Mesih’le birlikte yürümeye devam etmelerini gerektiren güçlü üç gerekçe gösterir.

  1. İlk deneyimleri, onları cesaretlendirip kamçılamalıdır.
  2. Ödülün yakın oluşu, onları güçlendirmelidir.
  3. Tanrı’yı hoşnut edememe korkusu, onların geri çekilmesini engellemelidir.

 İlk olarak, geçmiş deneyimleri onları cesaretlendirmelidir. Mesih’e olan imanlarını açıkça söyledikten sonra, elemin ve acıların odak noktası oldular: Aileleri tarafından reddedildiler, arkadaşları onları terk etti ve düşmanları onların peşini bırakmadı. Ancak bu elemler korku yaratacağı yerde, onların imanlarını güçlendirdi. Şüphesiz O’nun adı uğruna hakarete layık görüldükleri için sevindiler (Elç.5:41).

10:33   Bazen çektikleri elemler bireyseldi; tek başlarına sitemlere ve sıkıntılara uğradılar. Bazen de diğer imanlılarla birlikte acı çektiler.

10:34   Mesih uğruna hapsedilmiş olanları –ki onlarla bağlantılı olmaları tehlikeli olabilirdi– ziyaret etmekten korkmadılar.

Yetkililer tarafından mallarına el konulduğunda, bunu sevinçle karşıladılar. Mallarına sahip çıkmaktansa, İsa’ya sadık kalmayı yeğlediler. “Çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa” (1Pe.1:4) sahip olduklarını biliyorlardı. Dünyasal zenginliği böylesine hafife almalarını sağlayan, aslında tanrısal lütfun bir mucizesiydi.

10:35   Düşünülmesi gereken ikinci unsur da şudur: Ödülün yakın oluşu, onları güçlendirmelidir. Geçmişte birçok sıkıntıya göğüs germişler, şimdi de teslim olmamışlardı. Aslında yazar şöyle der: “Gözyaşlarınızın harmanını kaçırmayın” (F.B. Meyer). Tanrı’nın vaatlerinin gerçekleşmesine her zamankinden daha yakındılar. Bu, geri dönülecek zaman değildir.

“Güveninizi şimdi yitirmeyin. Bu güven gelecek olan dünyada kendisiyle birlikte zengin bir ödül taşır” (JBP).

10:36   İhtiyaçları olan şey dayanma gücüydü; elem zamanı Mesih’i inkâr ederek kaçmak yerine, dayanmak için gerekli olan kararlılığı göstermeliydiler. Tanrı’nın isteğini yerine getirdikten sonra vaat edilen ödüle kavuşacaklardı.

10:37   Alacakları ödül Rab İsa’nın dönüşüyle aynı zamana denk gelecektir; bu nedenle Habakkuk 2:3’den alıntı yapılır: “Gelecek olan pek yakında gelecek ve gecikmeyecek.” Bu ayet Habakkuk’ta şu şekilde geçer: “Bu olayların zamanı gelmedi henüz. Sonun belirtileridir bunlar ve yalan değildir. Gecikiyormuş gibi görünse de bekle olacakları, kesinlikle olacak, gecikmeyecek.”

Bu değişiklikle ilgili olarak Vincent şöyle der:

İbraniler’de geçen cümle, Kildaniler’in mahvoluşlarıyla ilgilidir… Septuaginta’da (Eski Antlaşma’nın İ.Ö. 270’de başlanılan Grekçe çevirisi) konu edilen ya Yehova ya da Mesih’tir. Daha sonra Yahudi tanrıbilimciler tarafından Mesih’e gönderme yapılmıştır ve bizim yazarımız da konuyu böyle ele alır.3

 A.J. Pollock ise şu yorumu yapar: Eski Antlaşma metni ve Yeni Antlaşma’da değiştirilen alıntı eşit derecede Kutsal Yazı’dır. Habakkuk’taki o görüme gönderme yapar ve Mesih’in egemenlik sürmek için gelişiyle ilgilidir. Burada geçen ‘O’, İbraniler’deki ‘O’ olur ve bu da Mesih’in gelişine gönderme yapar.

Daha sonra daha genel bir şekilde devam eder:

Tanrı’dan esinlenen bir yazar Eski Antlaşma’dan alıntı yaptığında, Tanrı’nın amacına uygun olarak metinden gerektiği kadar alıntı yapar, ancak asla onunla çelişmez. Eski Antlaşma metni, Kutsal Ruh tarafından Yeni Antlaşma’da verilmesi gereken daha dolu anlamı vermek için sık sık değiştirilir… Tanrı’dan başka hiç kimse Kutsal Yazılar’a böyle yaklaşamaz. Bunun sık sık yapılmış olması, vahiyle ilgili başka bir noktayı öne çıkarır: Kutsal Kitap’ın yazarı Tanrı’dır ve O bizzat KENDİ sözlerinden, amacı doğrultusunda gerekli değişimi ve eklemeyi yapmak için alıntı yapabilir. Ancak herhangi birimiz Kutsal Yazılar’dan alıntı yapacak olursak, bunu son derece dikkatli bir şekilde yerine getirmemiz gerekir. En ufak bir noktayı bile değiştirmeye hakkımız yoktur. Ancak kitabın Yazar’ı olan Tanrı bunu yapabilir. Hangi kalemi kullandığı önemli değildir; Musa veya Yeşaya, Petrus veya Pavlus, Matta veya Yuhanna olabilir; Kutsal Yazılar’ın hepsi O’nun yazısıdır.4

10:38   Dayanma gücü için teşvik edici son nokta ise Tanrı’yı hoşnut edememe korkusudur. Habakkuk’tan yapılan alıntıya devam eden yazar, Tanrı’yı hoşnut eden yaşamın, iman yaşamı olduğunu gösterir. Doğru adamım,5 imanla yaşayacaktır. Tanrı’nın vaatlerine değer veren, görülmeyeni gören ve sona dek dayanan yaşam budur.

Öte yandan Tanrı’yı hoşnut etmeyen yaşam, Mesih’i reddeden ve tapınağın eski kurbanlarına dönen kişinin yaşamıdır: Eğer geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım.

10:39   Yazar hemen kendisini ve iman eden diğer kişileri, geri çekilip mahvolanlardan ayırır. İmandan dönenleri samimi imanlılardan soyutlar. İmandan dönenler geri çekilir ve kaybolurlar. Gerçek imanlılar, canlarını imandan dönenlerin sonundan kurtarmış olurlar.

İmandan söz ederken (ki “inanmak” ve “iman” sözcükleri Grekçe’de aynı kökten gelir) Tanrı’yı nasıl daha iyi hoşnut eden bir yaşamın sürüleceği konusunun temeli atılır. Bu noktada doğal olarak devreye meşhur 11’inci bölüm girer.

 

Kutsal Kitap

1 Kutsal Yasa’da gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrı’ya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez.
2 Erdirebilseydi, kurban sunmaya son verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından arındıktan sonra artık günahlılık duygusu kalmazdı.
3 Ancak o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor.
4 Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.
5 Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor: “Kurban ve sunu istemedin, Ama bana bir beden hazırladın.
6 Yakmalık sunudan* ve günah sunusundan* Hoşnut olmadın.
7 O zaman şöyle dedim: ‘Kutsal Yazı tomarında Benim için yazıldığı gibi, Senin isteğini yapmak üzere, Ey Tanrı, işte geldim.'”
8 Mesih ilkin, “Kurban, sunu, yakmalık sunu, günah sunusu istemedin ve bunlardan hoşnut olmadın” dedi. Oysa bunlar Yasa’nın bir gereği olarak sunulur.
9 Sonra, “Senin isteğini yapmak üzere işte geldim” dedi. Yani ikinciyi geçerli kılmak için birinciyi ortadan kaldırıyor.
10 Tanrı’nın bu isteği uyarınca, İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.
11 Her kâhin* her gün ayakta durup görevini yapar ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar.
12 Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı’nın sağında oturdu.
13 O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor.
14 Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir.
15 Kutsal Ruh da bu konuda bize tanıklık ediyor. Önce diyor ki,
16 “Rab, ‘O günlerden sonra Onlarla yapacağım antlaşma şudur: Yasalarımı yüreklerine koyacağım, Zihinlerine yazacağım’ diyor.”
17 Sonra şunu ekliyor: “Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.”
18 Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur.
19 Bu nedenle, ey kardeşler, İsa’nın kanı sayesinde perdede*, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır.
20 (SEE 10:19)
21 Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz* bulunmaktadır.
22 .22 Öyleyse yüreklerimiz serpmeyle kötü vicdandan arınmış, bedenlerimiz temiz suyla yıkanmış olarak, imanın verdiği tam güvenceyle, yürekten bir içtenlikle Tanrı’ya yaklaşalım.
23 Açıkça benimsediğimiz umuda sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden Tanrı güvenilirdir.
24 Birbirimizi sevgi ve iyi işler için nasıl gayrete getirebileceğimizi düşünelim.
25 Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da çok yüreklendirelim.
26 Gerçeği öğrenip benimsedikten sonra, bile bile günah işlemeye devam edersek, günahlar için artık kurban kalmaz; geriye sadece yargının dehşetli beklenişi ve düşmanları yiyip bitirecek kızgın ateş kalır.
27 (SEE 10:26)
28 Musa’nın Yasası’nı hiçe sayan, iki ya da üç tanığın sözüyle acımasızca öldürülür.
29 Eğer bir kimse Tanrı Oğlu’nu ayaklar altına alır, kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayar ve lütufkâr Ruh’a hakaret ederse, bundan ne kadar daha ağır bir cezaya layık görülecek sanırsınız?
30 Çünkü, “Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim” ve yine, “Rab halkını yargılayacak” diyeni tanıyoruz.
31 Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir.
32 Sizlerse aydınlandıktan sonra acılarla dolu büyük bir mücadeleye dayandığınız o ilk günleri anımsayın.
33 Bazen sitemlere, sıkıntılara uğrayıp seyirlik oldunuz, bazen de aynı durumda olanlarla dayanışma içine girdiniz.
34 Hem hapistekilerin dertlerine ortak oldunuz, hem de daha iyi ve kalıcı bir malınız olduğunu bilerek mallarınızın yağma edilmesini sevinçle karşıladınız.
35 Onun için cesaretinizi yitirmeyin; bu cesaretin ödülü büyüktür.
36 Çünkü Tanrı’nın isteğini yerine getirmek ve vaat edilene kavuşmak için dayanma gücüne ihtiyacınız vardır.
37 Artık, “Gelecek olan pek yakında gelecek Ve gecikmeyecek.
38 Doğru adamım, imanla yaşayacaktır. Ama geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım.”
39 Bizler geri çekilip mahvolanlardan değiliz; iman edip canlarının kurtuluşuna kavuşanlardanız.

1. George M.Landis, Epistle to the Hebrews: On to Maturity, s.116.

2. Alexander Balmain Bruce, The Epistle to the Hebrews : The First Apology for Christianity , s.34.

3. Marvin Vincent, Word Studies in the New Testament, II:1150.

4. A.J. Pollock, Modernism Versus the Bible, s.19.

5. Elyazmalarında, “doğru adamım” diye geçer.