İbraniler 11

B. Eski Antlaşma’dan Örneklerle İmanı Güçlendirme (11. Bölüm)

 11:1   Bu bölüm, ruhsal görüş ve imanın dayanıklılığıyla ilgilidir. Bölümde, yetkin bir ruhsal görüşe sahip olan ve imanlarını reddetmektense büyük acılara ve utançlara dayanmayı göze alan Eski Antlaşma halkıyla tanışacağız.

1’inci ayet aslında imanın resmi bir tanımı değildir; aksine imanın bizim için ne yaptığının bir betimlemesidir. Umut edilenleri, zaten sahipmişiz gibi gerçek kılar ve bize İsa Mesih inancının görünmeyen ruhsal bereketlerinin kesinlikle güvenilir ve gerçek olduğuna dair sarsılmayan bir kanıt sunar. Bir başka deyişle, geleceği şimdiki zamana taşır ve görünmeyeni görünür kılar.

İman, Tanrı’nın sözlerinin gerçek, vaatlerinin ise gerçekleşeceğinden emin olmaktır.

İman, temel olarak Tanrı’dan gelen bir esine ve vaade dayanmalıdır. Yani sonu belirsiz bir iş değildir. İman, evrendeki en kesin kanıtı talep eder ve bunu da Tanrı’nın sözünde bulur. Olasılıklarla sınırlı olmayıp, imkânsız olan şeyleri gerçek kılar. Biri şöyle demiştir: “İman, olasılıkların bittiği yerde başlar. Eğer gerçekleşen şey zaten olması mümkün bir şeyse, o zaman onda Tanrı’yı yücelten hiçbir şey yoktur.”

İman, vaadi gören güçlü iman,
Yalnızca Tanrı’ya bakar;
İmkânsıza güler
Ve, “Olacaktır” diye haykırır.
   — Yazarı bilinmiyor

İman yaşamında zorluklar ve sorunlar vardır. Tanrı, imanımızın içten olup olmadığını görmek için onu bir potada sınar (1Pe.1:7). Müller’in de dediği gibi, “Zorluklar imanı besleyen gıdadır.”

11:2   Gözleriyle gördükleriyle değil, imanla yürüyen Eski Antlaşma kutsalları, Tanrı’nın beğenisini kazandılar. Bu bölümün tamamı, Tanrı’nın onlara nasıl tanıklık ettiğinin bir resmidir.

 11:3   Yaratılış olayını imanımız sayesinde anlayabiliyoruz. McCue şöyle der: “Evrenin yaratılışından önce Tanrı kavramını ifade etmek ve O’nun buyruğuyla her şeyin var olduğunu söylemek, insan mantığının ve kanıtlama alanının ötesindedir. Bu, sadece imanla kabul edilir.”

İman sayesinde anlıyoruz. Dünya, “görmek inanmaktır”; Tanrı ise, “inanmak görmektir” der. İsa Marta’ya, “Ben sana, iman edersen… göreceksin demedim mi?” dedi (Yu.11:40). Elçi Yuhanna, “Ben bunları Tanrı Oğlu’nun adına iman eden sizlere… bilesiniz diye yazdım” der (1Yu.5:13). Ruhsal konularda iman, o konuyu anlamaktan önce gelir.

Evren Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldı. Madde, Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldı. Bu, maddenin temelde enerji olduğunu ileri süren görüşle aynıdır. Tanrı konuştuğu zaman, ses dalgalarında bir güç akışı oldu. Bunlar maddeye dönüştü ve dünya oluştu.

Görülenler görünmeyenlerden oluştu. Enerji görünmez; atomlar, moleküller ve gazlar da gözle görünmezler. Buna karşın bileşimleri görülebilir.

İbraniler 11:3’de açıklanan yaratılış gerçeği kusursuzdur. Yaratılış ilerlemedi ve kusursuz oluğundan ilerlemesi ya da gelişmesi söz konusu olmayacaktır.

11:4   Adem ile Havva imanın şeref listesinde yer almazlar. Havva, gerçeği Tanrı’nın mı, yoksa Şeytan’ın mı söylediğine karar vermek zorunda kaldığında, Şeytan’dan yana karar aldı. Ancak bu, Tanrı’nın onlara yapıp giydirdiği deriden giysiler örneğinde olduğu gibi, sonuçta onların imanla kurtulmuş olduklarını yadsımaz.

Habil’in, günahkâr bir kişinin Tanrı’ya sadece dökülen kanla yaklaşabileceğine dair bir esine sahip olması gerekti. Belki de bunu, anne babasından öğrendi. Çünkü onların Tanrı’yla olan ilişkisi, Tanrı’nın onlara deriden giysiler giydirmesinden sonra düzelmişti (Yar.3:21). Herhalde, imanını Tanrı’ya bir kurban sunarak gösterdi. Kabil’in sunusu ise toprağın ürünlerinden oluştuğu için kan içermiyordu. Habil örneği, gerçek kurtuluşun iman yoluyla, lütufla olduğunu gösterir. Kabil ise, insanın kendisini kurtarmak için iyi işler yaparak gösterdiği boş çabayı resmeder.

George Cutting şu noktaya işaret eder: “Tanrı’nın Habil’i doğru saymasında etkin olan, onun kişiliğinin yetkin olması değil, imanla getirmiş olduğu kurbanın yetkin olmasıdır.” Bizim için de geçerli olan budur. Karakterimizden veya iyi işlerimizden dolayı değil, sadece Mesih’in sunusunun yetkin oluşu ve bizim O’nu kabul etmemizden dolayı aklanırız.

Habil, lütuftan nefret ettiği için Kabil tarafından öldürüldü. Kendisini doğru sayan kişi, kendini kurtaramayacağı ve kendini Tanrı’nın sevgi ve merhametine bırakması gerektiği gerçeğinden nefret eder.

Ancak Habil’in tanıklığı günümüzde de devam etmektedir: İman sayesinde hâlâ konuşmaktadır.

 11:5   Hanok, imanı sayesinde ölümü tatmamıştı. O döneme kadar herkes er ya da geç ölmüştü. Ölümü tatmadan yukarı alınan birine dair herhangi bir kayıt yoktu. Ama Hanok Tanrı’nın sözüne iman etti. Bu, yapabileceği en akıllıca işti; yaratığın yaratanına inanmasından daha akıllıca ne olabilir ki?

Hanok görünmeyen Tanrı’yla 300 yıl yürüdü (Yar.5:21-24) ve sonra da sonsuzluğa adım attı. Yukarı alınmadan önce, Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. İmanla dolu bir yaşam, Tanrı’yı daima hoşnut eder.

 11:6   İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. İyi işlerin çokluğu, imanın eksikliğini gidermez. “Tanrı’ya inanmayansa O’nu yalancı durumuna düşürmüş olur” (1Yu.5:10). Tanrı’yı yalancı durumuna düşürenler O’nu nasıl hoşnut edebilirler ki?

Tanrı’nın ve insanın bulunduğu yeri ve konumu gösteren tek şey imandır. C.H. Mackintosh bu konuda şöyle yazar: “İman, iman edilen kişiyi müthiş derecede yüceltir; çünkü ona kendimizden daha çok güvendiğimizi kanıtlar.”

İman, yalnızca Tanrı’nın var olduğuna inanmakla kalmaz, O’nu arayanları ödüllendireceğine de inanır ve buna güvenir. İnsanın Tanrı’ya inanmasını imkânsız kılan hiçbir şey yoktur. Zor olan, insanın bunu istemesidir.

11:7   Nuh’un imanı, Tanrı’nın tufanla dünyayı yok edeceği uyarısına dayanır (Yar.6:17). İnsanlar hiç tufanla karşılaşmamıştı. Aslında o zamana dek yağmurun hiç yağmadığına inanmak için de neden vardır (Yar.2:5-6). Geminin yüzebileceği sulardan uzak olmasına karşın, Nuh Tanrı’ya inandı ve bir gemi yaptı. Kuşkusuz bu nedenle insanların alay konusu olmuştu. Ama Nuh’un imanı ödüllendirildi ve ev halkı kurtuldu. Dünya, onun yaşamı ve tanıklığıyla yargılandı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.

Belki de ilk Yahudi imanlıların çoğu –ki bu mektup onlara yazıldı– eğer haklılarsa, neden küçük bir azınlık olduklarını hep merak etmişlerdir. Nuh, Eski Antlaşma aracılığıyla onlara, kendi zamanında doğru olan sekiz kişi olduğunu ve dünyanın geri kalan kısmının tamamen mahvolduğunu anımsatır.

11:8   Tanrı İbrahim’e görünüp ona taşınmasını söylediğinde, İbrahim Kildaniler’in Ur Kenti’nde yaşıyordu ve büyük olasılıkla putperestti. İman sayesinde İbrahim, nereye gideceğini bilmeden evini ve ülkesini bıraktı. Arkadaşları şüphesiz onunla bu aptallığından dolayı alay ettiler, ama buna karşın onun sergilediği tutum şöyle oldu:

Bilmeden devam ediyorum,
Bilsem, belki yapamazdım.
Işıkta yalnız yürümektense,
Karanlıkta Tanrı’yla yürümeyi yeğlerim.
Görünenle yalnız yürümektense,
İmanla O’nunla yürümeyi yeğlerim.
    — Helen Annis Casterline

İmanla yürüme, başkaları tarafından sık sık ihtiyatsızlık ve dikkatsizlik olarak görülür; ama Tanrı’yı tanıyan kişi, gözü kapalı olarak yönlendirilmekten hoşnuttur.

11:9   Tanrı’nın İbrahim’e vaat ettiği yer Kenan ülkesiydi. Bir bakıma orası ona aitti. Buna rağmen orada satın aldığı tek yer, ölüsünü gömmek için aldığı mezardı. Belirli bir yerde yaşama yerine, göçebeliğin simgesi olan çadırlarda yaşamaya razıydı. O, Kenan ülkesinde sanki bir yabancı gibiydi.

Göçebe olarak yaşarken, yanında oğlu ve torunu vardı. İbrahim’in sergilediği tanrısal yaşam onları da etkilemişti; gerçi onlar da aynı vaadin ortak mirasçılarıydı, yani o diyar onların olacaktı.

11:10   İbrahim acaba neden malı mülkü bu denli hafife almıştı? Çünkü mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kenti bekliyordu. Yani maddi olanı değil, sonsuz olanı istiyordu. Özgün metinde hem kent hem temel belirtili isimdir ve bu İngilizce’de “the” kelimesiyle belirtilir. Gerçek iman için bu isme ve temele layık tek bir kent vardır.

Bu göksel kentin mimarı ve kurucusu Tanrı’dır. Bu kent, gecekonduları, kirli havası, kirli suyu ve büyük kentlerimizi bozan diğer sorunları olmayan örnek bir kenttir.

11:11   İman sayesinde, Sara yaklaşık 90 yaşındayken mucizevi bir şekilde gebe kaldı. Kayıtlar kesinlikle onun çocuk doğurma yaşının geçmiş olduğunu belirtir. Ama o, Tanrı’nın kendisine bir çocuk vaat ettiğini ve O’nun sözünden dönmeyeceğini çok iyi biliyordu. O’nun vaadini gerçekleştireceğine dair sarsılmaz bir imanı vardı.

11:12   İshak doğduğu zaman İbrahim yaklaşık 99 yaşındaydı. İnsansal açıdan bakıldığında, onun baba olması imkânsız gibiydi, ama Tanrı İbrahim’e, soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağını vaat etmişti ve bunun gerçekleşmesi gerekiyordu.

İbrahim, İshak sayesinde, yeryüzündeki birçok ailenin, İbrani ulusunun, babası oldu. Mesih sayesinde ise birçok ailenin, yani her çağdaki gerçek imanlıların ruhsal babası oldu. Gökteki yıldızlar, göksel halkı işaret ederken, deniz kıyısındaki kum da büyük olasılıkla yeryüzündeki torunlarını resmeder.

11:13   Ataların hepsi imanlı olarak öldüler. Tanrısal vaatlerin yerine geldiğini görecek kadar yaşamamışlardı. Örneğin, İbrahim kıyıların kumu kadar çok olan torunlarını hiç görmedi. İbrani ulusu kendisine vaat edilmiş olan diyarın tamamını hiç ele geçiremedi. Eski Antlaşma kutsalları, Mesih vaadinin gerçekleştiğini göremediler. Ancak geleceğe ilişkin ruhsal görüşleri, vaatleri öyle yakına getirdi ki, sevinçli bir bekleyişle bu vaatleri selamlar gibiydiler.

Bu dünyanın nihai evleri olmadığını algılamışlardı. Rahatlarını sağlayacak sığınağı yapma dürtüsüne karşı koyarak, yabancılar ve konuklar olarak yaşamaya razı oldular. Arzuları, bu dünyanın aldatmasına kapılmadan Rab’be kavuşmaktı. Yürekleri bu dünyada sadece konuk olmayı istiyordu (Mez.84:5).

11:14   Yaşamları, bir vatan aradıklarını açıkça gösteriyordu. İman onlarda öyle bir ev içgüdüsü yarattı ki, Kenan ülkesinin zevkleriyle asla tatmin olmadılar. Ev diyebilecekleri daha iyi bir vatan için hep bir özlem içindeydiler.

 11:15   Yazar, onların bir vatan aradıklarını söylerken, bununla onların doğdukları ülkeye gönderme yapmadığını özellikle belirtmek istiyor. İbrahim Mezopotamya’ya geri dönmek istemiş olsaydı dönebilirdi; ama artık orası onun için ev ya da vatan sayılmıyordu.

11:16   Bunun gerçek açıklamasını, onların göksel bir vatanı aramaları oluşturur. İsrail halkına verilen vaatlerin çoğunun yeryüzündeki maddi bereketlerle ilgili olduğunu anımsarsak, bunun dikkate değer olduğu görülür. Ama onların göksel olan umutları da vardı ve işte bu umut onların bu dünyaya yabancı bir ülke gibi yaklaşmalarını sağladı.

İnsanın bu dünyada misafir olduğunu bilmesi, Tanrı’yı özellikle hoşnut ediyor. Darby bu konudaki görüşünü şu sözlerle açıklar: “O, yüreği ve mirasları gökte olanların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor.” Onlara bir kent hazırladı. Onlar da orada rahatlığı, mükemmel olan huzuru ve barışı bulurlar.

11:17   Şimdi İbrahim’in imanının en büyük sınavına geliyoruz. Tanrı ona, oğlu İshak’ı kurban olarak sunmasını söylemişti. Bunun üzerine İbrahim, hiçbir tereddüt göstermeden yüreğinin en büyük hazinesini Tanrı’ya sunmak için yola çıktı. Acaba korkunç ikilemden habersiz miydi? Tanrı ona kıyıların kumu kadar çok torun vaat etmişti. Oysa İshak onun biricik oğluydu. Bu sırada İbrahim 117, Sara ise 108 yaşındaydı!

11:18   Büyük soy vaadi İshak aracılığıyla gerçekleşecekti. İkilem şuydu; İbrahim İshak’ı Tanrı’ya sunmak için öldürdüğü takdirde, bu vaat nasıl yerine gelecekti? İshak yaklaşık 17 yaşında ve bekar bir gençti.

11:19   İbrahim, Tanrı’nın neyi vaat etmiş olduğunu biliyordu; önemli olan da buydu. Tanrı, onun oğlunu öldürmesini talep ettiği takdirde, Tanrı’nın vaadini yerine getirmek için, onu ölümden bile diriltebileceği sonucuna vardı.

O zamana dek ölümden dirilişe dair insanların herhangi bir deneyimleri olmamıştı. Bir bakıma, diriliş düşüncesi ilk kez İbrahim’de oluştu. Bütün bu olaylar onu, Tanrı’nın İshak’ı diriltmesi gerektiği sonucuna götürmüştü.

Simgesel bir şekilde İshak’ı ölümden geri aldı. İshak’ın öldürülmesi gerektiği gerçeğine kendisini hazırlamıştı. Ama Tanrı’nın onu dirilteceğine inanıyordu. Grant’ın etkileyici bir şekilde dile getirdiği gibi, “Rab yüreğinde acı duyarak Oğlu’nun çarmıhta ölmesine dayansa da, İbrahim’in yüreğinde acı duymasına dayanamadı.” Tanrı, İshak’ın yerine bir koç göndererek biricik oğlunu babasına bağışladı.

Olağanüstü iman örneğine son vermeden önce söz edilmesi gereken iki nokta vardır. İlki, Tanrı İbrahim’in oğlunu öldürmesini asla tasarlamamıştı. Tanrı, halkı için hiçbir zaman insan kurbanlar istemedi. Bu şekilde İbrahim’in imanını sınadı ve içten olduğunu gördü.

İkincisi ise kıyıların kumu kadar torun vaadi karşısında İbrahim’in imanının yüz yıldan fazla bir süre sınanmış olmasıdır. İbrahim’e bir oğul vaat edildiğinde, o 75 yaşındaydı. İshak doğmadan önce 25 yıl bekledi. İbrahim, İshak’ı Tanrı’ya sunmak için Moriya Dağı’na götürdüğünde, İshak 17 yaşındaydı. İshak 40 yaşında evlendi ve ikizlerin doğumundan önce 20 yıl bekledi. İbrahim 175 yaşında öldü. O zamanki soyu bir oğul (75 yaşında) ve iki torundan (15 yaşında) ibaretti. Ama yine de, “İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti. Tanrı’nın vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi” (Rom.4:20-21).

11:20   Bu ve bundan sonraki iki ayette kaydedilen İshak, Yakup ve Yusuf’un imanlarında alışılmadık olan şeyi anlamak, biz Batılılar için oldukça zordur. Örneğin, İshak; Yakup ve Esav’ı gelecek bereketlerle kutsadığı için iman tarihindeki yerini aldı. Bunda olağanüstü olan şey neydi?

Çocuklar doğmadan önce, Rab Rebeka’ya bu çocukların iki ulusun atası olacağını ve büyüğünün (Esav) küçüğüne (Yakup) hizmet edeceğini bildirdi. Esav İshak’ın gözdesiydi ve büyük oğul olarak normalde babasından en iyi mirası alabilirdi. Ancak Rebeka ile Yakup gözü iyi görmeyen İshak’ı, Yakup’u en iyi bereketlerle kutsaması için kandırdılar. Tuzak ortaya çıktığında, İshak şiddetle titredi. Ama Tanrı’nın sözünü, büyüğünün küçüğüne hizmet edeceğine dair olan sözü anımsadı ve Esav’ın yanında yer almasına rağmen, Tanrı’nın onun doğal zayıflığını etkisiz kılmasının önemini kavradı.

11:21   Yakup’un yaşamında utançla dolu anlar vardı, ama yine de bir iman kahramanı olarak onurlandırılmıştır. Karakteri, ilerleyen yaşıyla birlikte gelişmiş ve görkemli bir biçimde ölmüştür. Yakup, Yusuf’un oğullarını –Efrayim ile Manaşşe– kutsarken, sağ elini Efrayim’in başına koydu ve böylece küçüğü bereketlenmiş oldu. Yusuf’un itirazına rağmen, Yakup bereketin böyle olması gerektiğinde ısrar etti; çünkü bu, Tanrı’nın belirtmiş olduğu sıraydı. Fiziksel olarak görüşünün bulanıklığına karşın, Yakup’un ruhsal görüşü keskindi. Yakup’un yaşamındaki son sahne onu, değneğinin ucuna yaslanarak Tanrı’ya tapınırken gösterir.

C.H. Mackintosh bunu her zamanki hoş tarzıyla şöyle özetler:

Yakup’un kariyerinin sonu, olaylı yaşamının önceki sahnelerine çok hoş bir tezatlık yaratarak biter. İnsana fırtınalı bir günden sonra gelen dingin bir akşamı anımsatır: Gündüz bulutlar, dumanlar ve sisler tarafından gizlenmiş olan güneş, ışıltısını gökyüzünün batısına yayarak ve parlak bir biçimde tekrar doğacağını bilerek görkem ve pırıltıyla batar. İşte yaşlı atamızın durumu da böyledir. Ayak kaydırma, pazarlık yapma, kurnazlık, idare etme, değiştirme, karıştırma, bencil korkular gibi, doğanın ve yeryüzünün bütün karanlık bulutları sona ermiş gibidir. Doğanın ve yeryüzünün bütün karanlık bulutları dağılmış gibi görünür ve Yakup imanın dinginlik zirvesinde, sadece Tanrı’nın verebileceği paylaşmayı kutsal bir ustalıkla kutsamak ve payeler vermek için ortaya çıkar.1 

11:22   Yusuf’un imanı, ölürken bile güçlüydü. Tanrı’nın İsrail halkını Mısır’dan kurtaracağı vaadine iman etmişti. Yusuf, iman sayesinde İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışını sanki gerçekleşmişçesine gördü. Bundan öylesine emindi ki, oğullarına kemiklerinin Kenan ülkesine gömülmesine ilişkin buyruk verdi. “Bu nedenle” diye yazar William Lincoln, “Çevresini Mısır’ın şaşası sarmışken bile yüreği orada değildi. O, halkıyla gelecekteki görkem ve bereketle birlikteydi.”2

11:23   Bu ayette görülen aslında Musa’nın değil, bizzat annesi ile babasının imanıdır. Çocuğun güzel olduğunu gördüler. Ancak bu fiziksel güzelliğin ötesinde bir güzellikti. Tanrı’nın özel bir iş için seçmiş olduğu, özel bir geleceği olan bir çocuk gördüler. Tanrı’nın amaçlarını gerçekleştireceğine olan imanları, onlara kralın fermanına karşı gelmek ve çocuğu üç ay gizlemek için cesaret verdi.

11:24   Musa, imanı sayesinde soyluluğun getirdiği ayrıcalıklardan vazgeçebildi. Mısır sarayının ihtişamıyla yetişmiş ve insanların sahip olmak istediklerine kavuşmuş olmasına rağmen, “bir şeylere sahip olmanın değil, onlardan vazgeçebilmenin huzur verdiğini” (J. Gregory Mantle) öğrendi.

İlk olarak, Mısır’ın kendisine sağladığı ünü reddetti. Firavun’un kızı onu evlat edinmişti ve bu nedenle de üst mevkide önemli bir yere sahipti. Belki de Firavun’un yerine geçecekti. Ancak daha üstün olan bir kandan, Tanrı’nın yeryüzünde seçtiği halkın bir üyesi olarak doğmuştu. Böyle bir soyluluktan sonra, Mısır’ın kraliyet ailesine inemezdi. Yetişkin yaşa geldiğinde seçimini yaptı; yeryüzünün birkaç yıllık ününü kazanma uğruna gerçek milliyetini gizleyemezdi. Peki sonuçta ne oldu? Belirsiz bir mezarın üstünde bir veya iki satırdan oluşan, Eski Mısırlılar’ın kullandığı bir resim ile bir kelimenin gösterildiği yazıda yer almak yerine, Tanrı’nın sonsuz kitabında övgüyle anılmaktadır. Bir müzede eski Mısır’a ait bir mumya olarak bulunmaktansa, Tanrı adamı olmayı seçti ve sonuçta Tanrı adamı olarak da ün saldı.

11:25   İkinci olarak ise, günahın sefasını sürmeyi kabul etmedi. Arzularının geçici olarak tatmin edilmesinden çok, Tanrı’nın elem çeken halkıyla birlikte olmayı tercih etti. Halkının çektiklerini paylaşma ayrıcalığı onun için Firavun’un sarayında süreceği sefadan daha önemliydi.

11:26   Üçüncüsü ise, Mısır’ın zenginliklerinden yüz çevirmesidir. Onun imanı, Mısır’ın muhteşem zenginliğinin, sonsuzluğun ışığında değersizliğini görmesini sağladı. Böylece daha sonra Mesih’in de yaşayacağı benzer bir aşağılanmayı tercih etti. Tanrı’ya bağlılığı ve O’nun halkına duyduğu sevgiyi, Firavun’un hazinelerinden daha değerli saydı. Ölümünden bir dakika sonra, bütün bu şeylerin değerli sayılacağını biliyordu.

11:27   Daha sonra ise Mısır kralını reddetti. İmanla cesaret bulup kölelik diyarından ve kralın öfkesinden korkmadan oradan ayrıldı. Firavun’dan korkmamasının nedeni, Tanrı’dan daha çok korkmasıydı. Dikkatini, “Mübarek ve tek Hükümdar, kralların Kralı, rablerin Rabbi, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, hiçbir insanın görmediği ve göremeyeceği Tanrı, Mesih’i belirlenen zamanda ortaya çıkaracaktır. Onur ve kudret sonsuza dek O’nun olsun! Amin” (1Ti.6:15-16) sözlerine odaklamıştı.

11:28   Musa son olarak, Mısır’ın dinini reddetti. Fısıh kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağlayarak kendisini Mısır’ın putperestliğinden kesin olarak ayırdı. Ona göre kurtuluş, Nil’in sularında değil, kuzunun kanındaydı. Sonuç olarak, İsrail’in ilk doğanları kurtarılırken, Mısır’ın ilk doğanları melek tarafından öldürüldü.

11:29   Kızıldeniz önce İbrani sığınmacılara felaket saçıyormuş gibi görünmüştü. Düşmanın peşlerinde olmasından dolayı kapana kısılmış gibiydiler. Ama Tanrı’nın sözünü dinleyerek ilerlediler. “Rab bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü…” (Çık.14:21). Mısırlılar onların peşinden gitmeyi denedikleri zaman arabalarının tekerlekleri çıktı, sular eski haline döndü ve Firavun’un ordusu boğuldu. Bundan dolayı Kızıldeniz İsrailliler’e kurtuluş yolu olurken, Mısırlılar’ın sonu oldu.

11:30   Kenan ülkesinin fethinde ilk hedef, surlarla çevrili Eriha kentiydi. İnsan aklı böyle bir kalenin sadece büyük ordular tarafından ele geçirileceğini düşünürdü. Ancak imanın yöntemleri farklıdır. Tanrı, amaçlarını gerçekleştirmek için insana aptalca görünen stratejiler kullanır. Halka yedi gün süreyle Eriha surlarının çevresinde dolanmalarını, yedinci gün ise surların çevresinde yedi kez dolanmalarını söyledi. Böylece kâhinler borularını son kez çalacak, halk bağıracak ve surlar yıkılacaktı. Askeri uzmanlar bu yöntemi komik bulup tümüyle reddedebilir. Ama bu yöntem işe yaradı! Ruhsal savaşın silahları dünyasal değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip silahlardır (2Ko.10:4).

11:31   Fahişe Rahav’ın ne zaman Yehova’ya tapınan biri olduğunu bilmiyoruz, ama tapındığı bellidir. Yahudi dinine geçmek için Kenan ülkesinin sahte dinini terk etti. Casuslar evine geldiğinde, imanı müthiş bir şekilde sınandı. Kendi yurduna ve yurttaşlarına mı sadık kalacaktı, yoksa Rabbine mi sadık kalmayı seçecekti? Yurduna ihanet etme anlamına da gelse, Rab’bin tarafında olmaya karar vermişti. Casusları dostça karşıladığı için, kendisi ve ailesi söz dinlemeyen komşuları gibi öldürülmedi.

11:32   Yazar, Eski Antlaşma döneminde iman ve dayanma gücü sergilemiş olan kadın ve erkeklerden oluşan önemli bir listeyi verdikten sonra, güzel bir soru sorar: Daha ne diyeyim? Söylemek istediğini söyleyebilmek için daha ne kadar örnek vermeli?

Örneklerinin çok olmasına karşılık, o kadar zamanı yoktu. Ayrıntıya girmek çok zaman alacağı için zafer kazanmış birkaç iman kahramanının bir listesini vermeyi yeğlemişti.

Gidyon’un ordusu 32.000’den 300 kişiye düşmüştü. Evlerine ilk olarak korkaklar, sonra da kendi rahatlarını düşünenler gönderilmişti. Ama gerçek öğrencilerden oluşan küçük bir grupla birlikte Gidyon, Midyanlılar’ı bozguna uğrattı.

Barak da Kenanlılar’a karşı yapılan savaşta İsrail’e önderlik etmesi için çağrıldığında, bunu Debora’nın kendisiyle birlikte gitmesi koşuluyla kabul etmişti. Karakterindeki bu korkaklık eğilimine rağmen, Tanrı ondaki gerçek imanı gördü ve onu iman adamları listesine dahil etti.

Şimşon da ruhsal anlamda zayıf bir kişiydi. Ancak buna rağmen, Tanrı ondaki imanı görerek elleriyle aslanı öldürmesini, Aşkelon’da otuz Filistli’yi mahvetmesini, eşeğin çene kemiğiyle bin Filistli’yi vurmasını, Gaza kapısını taşımasını sağladı. Son olarak da Dagon tapınağını çökerterek öldüğünde, yaşarken öldürdüğünden daha çok Filistli’yi öldürdü.

Gayrimeşru bir çocuk olmasına karşın Yiftah, halkını Ammonlular’dan kurtararak önderleri konumuna yükseldi. İman, insanı bulunduğu ortamdan çıkararak yükseklere taşır.

Davut’un imanı Golyat’la savaşında, Saul’a karşı gösterdiği soylu tutumunda, Yeruşalim’i ele geçirişinde ve diğer olaylarda parlar. Yazdığı Mezmurlar’daki pişmanlıklarında, övgülerinde ve peygamberliklerinde imanının daha da çok belirginleştiğini görürüz.

Samuel İsrail’in son yargıcı ve ilk peygamberiydi. Kâhinlik sisteminin çöktüğü bir zamanda, halkı için seçilen Tanrı adamıydı. İsrail tarihinde yer alan en büyük önderlerden biriydi.

Bu listeye yalan söylemektense ölümü yeğleyen ve hatta yeryüzünde kötü bir vicdanla kalmaktansa iyi bir vicdanla cennete gitmeyi yeğleyen peygamberler –ki onlar Tanrı’nın sözcülerinden oluşan soylu bir gruptur– de eklenir.

11:33   Yazar şimdi iman kahramanlarının isimlerini saymayı bırakıp onların yapmış olduklarını anımsatmaya geçer.

Ülkeler ele geçirdiler. Burada düşüncelerimiz Yeşu’ya, hakimlere, (ki onlar aslında askeri önderlerdi) Davut’a ve diğerlerine odaklanır.

Adaleti sağladılar. Süleyman, Asa, Yehoşafat, Hizkiya, Yoşiya ve Yoaş krallıkları mükemmel olmasa da, doğrulukla nitelendirilir ve anılırlar.

 Vaat edilenlere kavuştular. Bu, Tanrı’nın onlarla, İbrahim, Musa, Davut ve Süleyman’la olduğu gibi, antlaşmalar yaptığını belirtir. Ya da vaatlerin gerçekleştiğini, böylece Tanrı’nın sözünün gerçek oluşunu gördüklerini belirtebilir.

Aslanların ağzını kapadılar. Burada Daniel olağanüstü bir örnektir (Dan. 6:22), ama Şimşon (Hak.14:5-6) ve Davut’u da (1Sa.17:34-35) anımsamalıyız.

11:34   Kızgın ateşi söndürdüler. Kızgın ateş, sadece üç İbrani’nin bağlarını yakma ve onları özgür kılma konusunda başarı sağladı (Dan.3:25). Böylece bu, gizlice de olsa bir bereketin olduğunu kanıtladı.

Kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Davut Saul’un kötü saldırılarından (1Sa. 19:9-10), İlyas ise İzebel’in öldürücü nefretinden kaçıp kurtuldu (2Kr.6:15-19).

Güçsüzlükte kuvvet buldular. İman tarihinde pek çok güçsüzlük örneği bulunur. Örneğin, Ehut solak bir adamdı; buna rağmen Moav kralını kamayla öldürdü (Hak.3:12-22). Bir bayan olan Yael, Sisera’yı çadır kazığıyla öldürdü (Hak. 4:21). Gidyon, Midyanlılar’a karşı topraktan yapılan testileri kullandı (Hak.7:20). Şimşon bin Filistli’yi öldürmek için eşeğin çene kemiğini kullandı (Hak.15:15). Bunların hepsi, Tanrı’nın güçlüleri utandırmak için dünyanın zayıf saydıklarını seçmiş olduğu gerçeğini gösterir (1Ko.1:27).

Savaşta güçlendiler. İman, insanlara doğaüstü bir güç verdi ve yenilmez güçlere karşı üstün gelmelerini sağladı.

Yabancı orduları bozguna uğrattılar. İsrail orduları, donanımlarının yetersiz ve çölde sayılarının az olmasına karşın, sık sık düşmanlarını bozguna uğratıp başkalarını şaşırtarak zafer kazandılar.

11:35   Kadınlar, dirilen ölülerini geri aldılar. Serafat’lı dul kadın (1Kr. 17:22) ve Şunem’li kadın (2Kr.4:34) bunun örneklerini oluşturdular.

Ancak imanın başka bir yönü daha vardır. Parlak başarılara imza atanlara ek olarak, elemlerden geçenler de vardı. Tanrı bu ikinci gruba da birinciler kadar değer verir.

Bazıları, Rab’be olan imanlarından dolayı acımasız işkencelere uğradılar. Yehova’yı reddetmiş olsalardı, serbest bırakılırlardı; ama onlar için ölmek ve göksel yücelikle dirilmek, bu dünyada Tanrı’ya ihanet edenler olarak yaşamaya devam etmekten daha iyiydi.

Makabeler zamanında bir anneyle yedi çocuğu birbirlerinin gözü önünde tek tek Antakyalı Epiphan tarafından öldürüldü. Dirilip, yeryüzünde devam eden yaşamdan daha iyisine kavuşmak için salıverilmeyi reddettiler. Morrison bu konuda şu yorumu yapar:

Bu da imanın sonucudur. İnsana sunulan dünyasal kurtuluşu reddetmek, imanın verdiği güçten kaynaklanır. Bir şeyleri kabullenmekte veya reddetmekte etkin olan iman olmalıdır. Salıverilmeyi kabul etmeyerek işkence gördüler; bu, onların sadık oluşunun bir göstergesi ve mührüydü. İmanın en güçlü kanıtı, bazen en kolay görünen dünyasal kurtuluş fırsatlarını reddetmektir. 3

11:36   Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Yeremya Tanrı’ya sadık kalmak için bu cezaların hepsine dayanmak zorunda kaldı (Yer.20:1-6; 37:15). Yusuf da günah işlemektense acı çekmeyi yeğlediğinden hapsedildi (Yar.29:20).

11:37   Taşlandılar. İsa din bilginleri ve Ferisiler’e, atalarının Zekeriya’yı tapınakla sunak arasında taşlayarak öldürülmüş olduklarını anımsattı (Mat.23:35).

Testereyle biçildiler. Tarih, Yeşaya’nın ölümünde Manaşşe’nin bu yöntemi kullandığını söyler.

Denendiler.4 Bu ifade, imanlıların günahla uzlaşması, vazgeçmeleri, günah işlemeleri ve hatta Rablerini yadsımaları için başlarına gelen büyük sıkıntıları ve baskıları betimler.

Kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Peygamber Uriya, kral Yehoyakim’e Tanrının bildirisini getirmenin bedelini böyle ödedi (Yer.26:23); ama buradaki ifade, Makabeler zamanında olduğu gibi büyük kitlelerin öldürülmesine gönderme yapar.

Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Moorehead şu yorumu yapar:

Tanrı’yı inkâr etmiş ve dünyanın yalanlarına inanmış olsalardı, prenslerin saraylarında ipekler, kadifeler ve lüks içinde yaşayabilirlerdi. Bunun yerine koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar; kendilerini de koyun ve keçilerden daha değerli saymadılar; öyle ki, onlar gibi öldürülmeyi uygun gördüler.5

Yoksulluk, sıkıntı ve elem çektiler.

11:38   Dünya, onlara sanki yaşamaya layık değillermiş gibi davrandı. Ama Tanrı’nın Ruhu burada aslında tersinin geçerli olduğunu söyler: Dünya onlara layık değildi.

Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. Evsiz, ailelerinden ayrı, hayvanlar gibi izlenilen, toplumdan kovulanlar olarak sıcak ve soğuğa, sıkıntı ve zorluklara dayandılar, ama Rablerini inkâr etmediler.

11:39   Tanrı, Eski Antlaşma’nın bu kahramanlarına tanıklık etmiştir, ama onlar yine de vaat edilene kavuşmadan öldüler. Uzun zamandır beklenen Mesih’in gelişini görmek veya O’nun hizmetinden akacak bereketleri tatmak için yaşamadılar.

 11:40   Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı. Günah açısından yetkin vicdanın tadına hiç varamadılar; hiçbirimiz Rab’bi havada karşılamak için buluşuncaya dek, cennette yüceltilen bedenin tam yetkinliğinin tadına varamayacağız (1Se.4:13, 18). Eski Antlaşma kutsallarının ruhu, Rab’bin huzurunda zaten yetkindir (İbr.12:23), ama Rab halkı için geri dönünceye dek bedenleri ölüler arasından dirilmeyecektir. Ancak o zaman diriliş görkeminin yetkinliğinden tat alacaklardır.

Bunu başka bir şekilde ifade edecek olursak, şöyle diyebiliriz: Eski Antlaşma imanlıları bizim kadar ayrıcalıklı değillerdi. Buna karşın, onların heyecan verici zaferlerini ve karşılaştıkları müthiş zorlukları bir düşünün! Kahramanlıklarını ve sabırlarını bir düşünün! Onlar çarmıhtan önceki dönemde yaşadılar; biz ise çarmıhın görkemiyle yaşıyoruz. Bunlara rağmen, yaşamımızı onlarınkiyle nasıl kıyaslayabiliriz? İbraniler 11’inci bölümün ikna eden düşündürücü ve cesaretlendirici tarafı budur.

 

Kutsal Kitap

1 İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır.
2 Atalarımız bununla Tanrı’nın beğenisini kazandılar.
3 Evrenin Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz.
4 Habil’in Tanrı’ya Kayin’den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu.İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrı’nın beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti. Nitekim Habil ölmüş olduğu halde, iman sayesinde hâlâ konuşmaktadır.
5 İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi.
6 İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.
7 İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylarla ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusuyla ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.
8 İman sayesinde İbrahim miras alacağı yere gitmesi için çağrılınca, Tanrı’nın sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola çıktı.
9 İman sayesinde bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakup’la birlikte çadırlarda yaşadı.
10 Çünkü mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kenti bekliyordu.
11 İman sayesinde Sara’nın kendisi de kısır ve yaşı geçmiş olduğu halde vaat edeni güvenilir saydığından çocuk sahibi olmak için güç buldu.
12 Böylece tek bir adamdan, üstelik ölüden farksız birinden gökteki yıldızlar, deniz kıyısındaki kum kadar sayısız torun meydana geldi.
13 Bu kişilerin hepsi imanlı olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılarsa da bunları uzaktan görüp selamladılar, yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler.
14 Böyle konuşanlar bir vatan aradıklarını gösteriyorlar.
15 Ayrıldıkları ülkeyi düşünselerdi, geri dönmeye fırsatları olurdu.
16 Ama onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bunun içindir ki, Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırladı.
17 İbrahim sınandığı zaman imanla İshak’ı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi.
18 Oysa Tanrı ona, “Senin soyun İshak’la sürecek” demişti.
19 İbrahim Tanrı’nın ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshak’ı simgesel şekilde ölümden geri aldı.
20 İman sayesinde İshak gelecek olaylarla ilgili olarak Yakup’la Esav’ı kutsadı.
21 Yakup ölürken iman sayesinde Yusuf’un iki oğlunu da kutsadı, değneğinin ucuna yaslanarak Tanrı’ya tapındı.
22 Yusuf ölürken iman sayesinde İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkacağını anımsattı ve kemiklerine ilişkin buyruk verdi.
23 Musa doğduğunda annesiyle babası onu imanla üç ay gizlediler. Çünkü çocuğun güzel olduğunu gördüler ve kralın fermanından korkmadılar.
24 Musa büyüyünce iman sayesinde firavunun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti.
25 Bir süre için günahın sefasını sürmektense, Tanrı’nın halkıyla birlikte baskı görmeyi yeğledi.
26 Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödülü düşünüyordu.
27 Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısır’dan ayrıldı. Görünmez Olan’ı görür gibi dayandı.
28 İlk doğanları öldüren melek İsrailliler’e dokunmasın diye Musa imanla, Fısıh* kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağladı.
29 İman sayesinde İsrailliler karadan geçer gibi Kızıldeniz’den* geçtiler. Mısırlılar bunu deneyince boğuldular.
30 İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar; sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı.
31 Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi.
32 Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek.
33 Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar.
34 Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar.
35 Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar.
36 Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi.
37 Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler.
38 Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular.
39 İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrı’nın beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı.
40 Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı.

1. C.H. Mackintosh, Genesis to Deuteronomy: Notes on the Pentateuch, s.133.

2. William Lincoln, Lectures on the Epistle to the Hebrews, s.106.

3. G.H. Morrison, “Morrison on Luke”, The Glasgow Pulpit Series, I:42.

4. Birçok Grekçe elyazmasında, “Biçildiler, denendiler” diye geçer.

5. William G. Moorehead, Outline Studies in the New Testament. Philippians to Hebrews, s.248.