İbraniler 12

C. Mesih’teki Umudu Güçlendirmek (12. Bölüm)

12:1   İbraniler’in elem çeken insanlara yazılmış olduğunu anımsamalıyız. Bu kişiler Mesih uğruna Yahudiliği bırakmışlardı ve bu yüzden acı veren bir muhalefetle karşı karşıyaydılar. Elemlerini, Tanrı’nın hoşnutsuzluğunun bir göstergesi gibi yorumlamalarına dair bir tehlike vardı. Cesaretlerini kaybedip vazgeçebilirlerdi. En kötüsü ise, tapınağa ve törenlerine dönmeleri için kendilerini denenmeler içinde bulabilirlerdi.

Elemlerinin benzersiz olduğunu düşünmeleri gerekir. 11’inci bölümde betimlenen tanıkların birçoğu, Rab’be olan sadakatlerinin sonucu olarak acı çektiler, ama dayandılar. Daha az olan ayrıcalıkları için böylesine yılmadan dayandılarsa, Rab İsa’ya iman etmekle sahip olduğumuz daha iyi şeyler için bizim daha çok dayanmamız gerekir.

Çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre. Bu, onların yeryüzünde olup bitenlerin izleyicileri oldukları anlamına gelmez. Aksine, iman yaşamları ve sabırlarıyla bize tanıklık ederler ve bizim de örnek olmamız gereken yüksek bir standardı önümüze koyarlar.

Bu ayet, “Cennetteki kutsallar yeryüzündeki yaşamlarımızı görebilir veya olup bitenleri bilebilirler mi?” sorusunu ortaya çıkarır. Bir günahkârın kurtulduğunu biliyor olmaları, onların bilebildikleri tek şeydir: “Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde gökte, tövbe eden tek bir günahkâr için, tövbeye gereksinmeyen doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha büyük sevinç duyulacaktır” (Luk.15:7).

 İman yaşamı, disiplin ve sabır gerektiren bir yarıştır. Bizi engelleyen her şeyi üzerimizden atmalıyız. Yükler kendi içlerinde zararsız olsa da ilerlemeyi önleyebilir; malı mülkü, aile bağlarını, konfor aşkını, hareket eksikliği gibi benzeri şeyleri içerebilir. Olimpiyatlarda yiyecek ve içecek taşınmasını yasaklayan hiçbir kural yoktur, ama koşucu yarışı asla bu şekilde kazanamaz.

Bizi kolayca kuşatan günahtan da sıyrılmalıyız. Bunun, herhangi bir günahı, özellikle de iman etmeme günahını belirtmesi muhtemeldir. Tanrı’nın vaatlerine tamamen güvenmeliyiz. İman yaşamına olan tam güven kesinlikle kazanır.

Yarışın kısa mesafeli kolay bir koşu olduğu ve iman yaşamında da her şeyin günlük gülistanlık olduğu fikrine karşı kendimizi korumalıyız. Zorluk ve denemelerde sabırla devam etmek için hazırlıklı olmalıyız.

12:2   Yarış boyunca bakışlarımızı başka şeylerden, hedeflerden kaçırmalı ve gözümüzü öncü koşucu olan İsa’ya dikmeliyiz.

A.B. Bruce şu yorumu yapar:

Biri herkesten daha çok olan dikkat çekiciliğiyle göze çarpar… imanla yaşama fikrini önce mükemmelce kavramış olan insan… çarmıhın acısına korkusuzca dayanan, şimdiki acıyı ve utancı silen, gelecek sevinci ve yüceliği tam anlamıyla kavrayan bir imanla devam eden biri…1

O, iman yaşamının ne olduğuna dair tek yetkin örneği sağlama bakımından imanımızın öncüsüdür.

O, aynı zamanda imanımızın tamamlayıcısıdır. Yarışa başlamakla kalmayıp, yarışı zaferle tamamlamıştır. O’nun için yarış, gökten Beytlehem’e, sonra Getsemani ve Golgota’ya, daha sonra da mezardan çıkıp tekrar göğe uzanan bir yarıştı. Hiçbir zaman duraksamadı ve geri dönmedi. Gözlerini, kurtulanların O’nunla sonsuza dek birlikte olmak için toplanacakları zamanki görkeme dikti. Bu, O’nun utancı düşünmeden eleme ve ölüme dayanmasını sağladı. Tanrı’nın tahtının sağında oturdu.

12:3   Resmedilen durum şimdi yarıştan günaha karşı savaşmaya geçer. Korkusuz öncümüz Rab İsa’dır; hiç kimse O’nun kadar günahkârların karşı koymalarına katlanmamıştır. Ne zaman yorulup cesaretimizi yitirme eğilimi göstersek, O’nun katlandığı sıkıntıları düşünmemiz gerekir. Bizim zorluklarımız O’nunkiyle karşılaştırıldığında çok küçük görünecektir.

12:4   Durmaksızın günaha karşı bir savaşın içindeyiz. Henüz kanımızı akıtana dek, yani ölüm noktasına dek, direnmiş değiliz. Ama O, dayanmak zorunda kaldı!

12:5   Şimdi Rab İsa’ya dayalı inancın, yani Hıristiyanlığın, elemle ilgili görüşü sunulur. İmanlının yaşamına neden elem, sınanma, zorluk, hastalık, acı, keder ve sıkıntılar üşüşür? Bunlar, Tanrı’nın kızgınlığının veya hoşnutsuzluğunun bir belirtisi midir? Şans eseri mi olurlar? Bunlara karşı nasıl tepki göstermeliyiz?

Bu ayetler, bu şeylerin Tanrı’nın çocuklarının eğitim sürecinin bu parçası olduğunu öğretir. Bunlar Tanrı’dan gelmeseler de, O, bunlara izin verir; sonra da bunları yüceliği, bizim iyiliğimiz ve başkalarının bereketlenmesi için etkin kılar.

İmanlının başına gelen hiçbir şey şans eseri değildir. Trajediler içinde gizli bir biçimde bereketleri saklar, düş kırıklıkları da Tanrı’ya yaklaşmamızı sağlar. Tanrı, yaşamın zor koşullarını bizleri Mesih’e benzer kılmak için kullanır.

 Bu nedenle ilk İbrani imanlılara, Tanrı’nın onlara oğullar diye hitap ettiği Süleyman’ın Özdeyişleri 3:11-12’nci ayetleri anımsamaları öğütlenir. Orada onları terbiye edişini hafife almamaları ve azarlaması halinde cesaretlerini yitirmemelerine karşı uyarır. İsyan eder veya vazgeçerlerse, O’nun kendileriyle ilgilenmesinden kaynaklanan yararı kaybeder ve O’nun derslerini öğrenemezler.

12:6   Cezalandırma veya ceza sözünü okuduğumuzda aklımıza genellikle kırbaçlanma gelir. Ama buradaki sözcük, çocuk eğitimi veya terbiyesi anlamını taşır. Bilgilendirme, disiplin etme, düzeltme ve uyarıyı içerir. Hepsi Hıristiyan erdemlerini yerleştirmek ve kötülüğü atmak için tasarlanır. Bu bölümdeki cezalandırma, hata yapmaktan kaynaklanan değil, elemle terbiye edilmeyi belirten cezalandırmadır.

Süleyman’ın Özdeyişleri’ndeki ayet, Tanrı’nın terbiye edişinin O’nun sevgisinin bir kanıtı olduğunu özellikle belirtir. O’nun oğlu bu cezadan kaçmaz.

12:7   Acılara katlanarak O’nun terbiyesinin bizi kendi benzerliğine dönüştürmesine izin veririz. Bu süreci hızlandırmaya çalışırsak, daha çok bilgilendirici ve sonuçta daha zor olan yöntemler kullanarak bizi daha uzun bir sürede eğitmek zorunda kalabilir. Tanrı’nın okulunda notlar vardır ve terfi, yalnızca derslerimizi iyice öğrendiğimizde gelir.

Bundan dolayı sınamalarla karşılaştığımız zaman, Tanrı’nın bize oğullar gibi davrandığını anlamalıyız. Normal bir baba oğul ilişkisinde baba, sevdiği ve onun için en iyisini istediği için oğlunu terbiye eder. Tanrı bizi doğal gelişimimize bırakmayacak kadar çok seviyor.

12:8   Ruhsal alanda Tanrı’nın terbiyesinden yoksun kalanlar gerçek oğullar değil, yasadışı evlatlardır. Zaten bağcı da devedikenini değil, asmayı budar. Doğadaki bu ilke, ruhsal yaşamda da geçerlidir.

12:9   Çoğumuz dünyasal babalarımız tarafından terbiye edildik. Hiçbirimiz bu terbiyeyi onların bizden nefret edişinin bir belirtisi olarak yorumlamamışızdır. Onların iyiliğimizi istediklerini ve dolayısıyla bizi terbiye ettiklerini bilir ve onlara saygı duyarız.

O zaman Ruhlar Babası’nın terbiyesine daha çok saygı duyup yaşamamız gerekmez mi? Tanrı, ruh olan veya ruhu olan bütün varlıkların Babası’dır (veya kaynağıdır). İnsan, insan bedeninde yaşayan bir ruhtur. Tanrı’ya boyun eğerek yaşamın gerçek anlamda tadını çıkarırız.

12:10   Dünyasal ailelerin verdiği terbiye mükemmel değildir. Terbiye yalnızca bir süre, yani çocukluk ve gençlik döneminde verilir. O zaman bu konuda başarılı sağlanamamışsa ileride sağlanması olanaksızdır. Uygun gördükleri gibi, doğru olduğunu sandıkları gibi terbiye ederler. Ancak çocukların bazen doğru bir biçimde terbiye edilmeleri mümkün olmayabilir.

Tanrı’nın verdiği terbiye her zaman mükemmeldir. Sevgisi sonsuz, bilgeliği kusursuzdur. Cezalandırmaları daima bizim yararımız içindir. O’nun hedefi, kutsallığına ortak olabilmemizi sağlamaktır. Kutsallık asla Tanrı’nın okulunun dışında sağlanamaz.

Jowett bunu şöyle açıklar:

Tanrı’nın terbiye edişinin amacı cezalandırıcı olmayıp yapıcıdır. “O’nun kutsallığına ortak olalım diye” bizi terbiye eder. “Ortak olalım diye” ifadesi yön verme amacını içerir, bizi temizlenmiş ve güzelleştirilmiş bir yaşama götürür. Yakılan ateş, dikkatsizce ve kontrolsüzce yanan ve değerli şeyleri yakan bir şenlik ateşi değildir. Maden arıtıcının ateşidir; büyük bir sabır ve yumuşaklıkla dikkatsizlikten kutsallık ve güçsüzlükten istikrar çıkarır. Tanrı devamlı, lütfun daha karanlık olan araçlarını kullanırken bile yapıcıdır. Ruh’un meyvelerini ve çiçeklerini üretir. Sevgisi daima hoş olan şeylerin arayışı içindedir.2

12:11   Terbiye edilmek insana başlangıçta acı gelir. Böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir. Bundan dolayı sık sık Leslie Weatherhead’inki gibi tanıklıklarla karşılaşırız:

Bütün insanlar gibi ben de sağlık, mutluluk ve başarının bol olduğu deneyimleri sever ve tercih ederim. Ama korku ve başarısızlığın karanlığında Tanrı, yaşam ve kendi hakkımda öğrendiklerimden çok daha fazlasını öğrendim. Karanlığın hazineleri olarak bilinen şeyler vardır. Karanlık, Tanrı’ya şükürle geçer. Ama bir kimse karanlıkta öğrendiklerine sonsuza dek sahip olur. Bishop Fenelon şöyle der: “Tanrı’yla sizin aranıza girdiğini sandığınız sıkıcı şeyler, onlara alçakgönüllülükle katlandığınız takdirde, O’nunla olan birlikteliğinizin araçları olduklarını kanıtlarlar. Bizi yoran ve gururumuzu kıran şeyler, bizi heyecanlandıran ve esinleyen şeylerden daha çok yarar sağlarlar.”3

Bir de C.H.Spurgeon’un tanıklığını düşünün:

Rahat ve mutlu olduğum saatlerde aldığım lütfun hepsi, korkarım ki pek değerli değildir. Ama üzüntülerim, acılarım ve kederlerimden elde ettiğim kazanç sayılamayacak kadar çoktur. Zor durumlara ve zorluklara borçlu değil miyim?4

12:12   İmanlılar, yaşamın zor zamanlarında teslim olmamalıdırlar; imandan sapma, başkaları üzerinde kötü etki yapabilir. Sarkık eller, diri Mesih’e hizmet etmek için yeniden canlandırılmalı, bükük dizler dua için güçlendirilmelidir.

12:13   Sendeleyen ayaklar İsa Mesih inancının düz yollarına yönlendirilmelidir.

Williams şöyle yazar:

Rab’bi tam olarak izleyen herkes, zayıf kardeşler için iman yolunu düzeltir. Tam olarak izlemeyenler ise, yolu engellerle donatır ve ruhsal sakatlar yaratırlar.5

G. H. Lang buna güzel bir örnek verir:

Yoldan ve fırtınayla mücadeleden yorulup bitkin düşen bir yolcu, zayıf ve neşesiz görünür. Omuzlar düşük, eller sarkık, dizler bükük ve titrek bir durumdayken her şeyden vazgeçmeye ve dibe vurmaya hazırdır. Yazarımızın resmettiği Tanrı konuğu da, aynı durumda olabilir.

Ama yüzünde şefkatli bir gülümseme, güven telkin eden bir ses ve tavırla biri ona gelir ve, “Cesaretini topla, dik dur, güçlen, lütufla yüreklen. Epeyce ilerlemişsin; emeklerini ziyan etme. Yolculuğun sonunda görkemli bir ev var. Ötedeki yol doğrudan ona gider; doğru git; topallığın için büyük doktordan şifa dile… Öncün bu zor yoldan Tanrı’nın sarayına gitti; senden öncekiler de bunu başardı; başkaları da bu yolda; yalnız değilsin; yalnızca devam et! Sen de hedefe ulaşacak ve ödülü kazanacaksın” der.

Yorgun adama sözle destek olmayı bilen adama ne mutlu (Yşa.50:4). Öğüt dinleyen adama ne mutlu (İbr.13:22). İmanı sade ve güçlü olan ve terbiye edildiğinde bunu zor bulmayıp Rab’de tökezlemeyen adama ne mutlu.6

 12:14   İmanlılar herkesle her zaman barış içinde yaşamaya gayret etmelidirler. Ama bu öğüt, özellikle elemin yaygın olduğu, bazılarının imandan döndüğü ve sinirlerin yıprandığı zamanlar için gereklidir. Böyle zamanlarda insanın öfkesini ve korkusunu en yakınlarından ve en çok sevdiklerinden çıkarması çok kolaydır.

Kutsallığa sahip olmadan kimse Rab’bi göremeyecek. Bunun için gayret edelim. Burada belirtilen kutsallık nedir? Bu soruyu yanıtlamak için, Yeni Antlaşma’da imanlıların kutsallığının en az üç şekilde kullanıldığını anımsayalım.

İlk olarak imanlı, Rab İsa’yı kabul ettiği zaman konuma bağlı olarak kutsal olur; dünyadan Tanrı için ayrılır (1Ko.1:2; 6:11). Mesih’le olan birlikteliği sayesinde sonsuza dek kutsal kılınır. Martin Luther, “Kutsallığım göktedir” derken, işte bunu ifade etmiştir. Tanrı’nın önündeki durumumuz açısından Mesih, bizim kutsallığımızdır.

 Sonra gelişen bir kutsal kılınma vardır (1Se.4:3; 5:23). Her gün böyle bir yaşam sürmeliyiz. Kötülüğün her çeşidinden kendimizi ayırmalıyız. Bu kutsallık gelişen bir kutsallık olmalıdır, yani her zaman Rab İsa gibi olmak için imanda büyümeliyiz.

Son olarak ise tam veya yetkin olan kutsal kılınma vardır. Bu, imanlı cennete gittiği zaman gerçekleşir. O zaman günahtan sonsuza dek özgür olur. Eski doğası gitmiş olduğundan, içinde bulunduğu yeni durumuyla benzeşir.

Peki biz hangi kutsallığı yaşıyoruz? Burada belirtilenin gelişen kutsallık olduğu açıktır. Konuma bağlı kutsanmanın peşinden gitmeyiz. Yeniden doğduğumuz zaman zaten otomatik olarak buna sahip oluruz. O’nun yüzünü gördüğümüz zaman sahip olacağımız yetkin kutsanmayı da elde etmek için gayret etmeyiz. Ancak pratik, ilerleyen ya da gelişen kutsanma bizim itaatimizi ve işbirliğimizi gerektiren bir şeydir; bu kutsallığı devamlı işlemeliyiz. Bunu izlemek zorunda oluşumuz, bu yaşamda buna tamamen sahip olabilmemizin bir kanıtıdır (kutsanmanın çeşitli yönlerini daha ayrıntılı olarak anlatan 2:11’e göz atın).

Wuest bu konuda şöyle yazar:

Bu öğüt, tutarlı, kutsal bir hayat sürmek ve yeni kavuşulan imana kuvvetle sarılmak için tapınaktan ayrılmış ve ruhsal olarak yeniden doğmuş Yahudiler’e verilir. Öyle ki, tapınaktan ayrılmış olup dışsal olarak Yeni Antlaşma gerçeğini benimsemiş olan ve daha kurtulmamış olan Yahudiler de, Levililer sisteminin feshedilmiş olan kurbanlarına dönme yerine, başkâhin olarak Mesih’teki imanlarında devam etmek için yüreklendirilsinler. Gerçekten yeniden doğmuş Yahudiler, sendeleyen bir iman yaşamının, kurtulmamış olan Yahudiler’in yoldan çıkmalarına neden olabileceklerine dair uyarılırlar.7

Ancak bu sorun devam eder! Rab’bi pratik olan kutsanma olmadan göremeyeceğimiz doğru mudur? Evet, bunun gerçek olduğu bir durum vardır; ancak bunun, kutsal bir hayat yaşayarak Tanrı’yı görme hakkına sahip olacağımız anlamına gelmediğini bilmeliyiz. İsa Mesih, bizim cennette girmek için tek hakkımızdır. Bu ayet, ruhsal yaşamın bir kanıtı olarak pratik kutsallığın olması gerektiğini belirtir. Bir kimse daha çok kutsallaşmıyorsa, kurtulmamıştır. Kutsal Ruh bir kimsenin içinde yaşadığı zaman, varlığını yeni bir yaşamla sergiler. Bu, bir neden ve sonuç ilişkisidir; Mesih kabul edilmişse, yaşam suyunun ırmakları akacaktır.

12:15   Bundan sonraki iki ayet, sakınılması gerekli dört belirli günahı sunar gibidir. Ancak içeriğinde inançtan dönme günahına karşı başka bir uyarı vardır ve bu dört günah da bununla bağlantılıdır.

 İlk olarak inançtan dönme, Tanrı’nın lütfuna kavuşmada gösterilen bir yetersizliktir. Bu kimsenin Mesih inanlısı gibi görünmesi, bir imanlı gibi konuşması ve imanını açıkça söylemesi mümkündür. Ama bu, o kişinin yeniden doğduğu anlamına gelmez. Kurtarıcıya oldukça yaklaşmış, ama asla O’nu kabul etmemiştir; hem çok yakın hem de çok uzaktır.

İnançtan dönme acı bir kökün filizlenmesine benzer. O kimse Rab’be karşı acılaşır ve imanını reddeder. Ayrılışı bulaşıcıdır. Başkaları da onun şikayetleri, kuşkuları ve yadsımalarıyla zehirlenir.

12:16   İnançtan dönme ahlâksızlıkla yakından ilişkilidir. Bir imanlı büyük bir ahlâksızlığa düşüp günah işleyebilir. Suçunu kabul etme yerine, Rab’bi suçlar ve uzaklaşır. İnançtan dönme ve cinsel günah, 2.Petrus 2:10, 14, 18 ve Yahuda 8, 16, 18’de birbirine bağlıdır.

Son olarak inançtan dönme, Esav örneğinde görüldüğü gibi, bir dinsizlik şeklidir. Esav ilk oğulluk hakkına saygı göstermemiş ve bunu isteyerek, açlığını gidermek için takas etmişti.

12:17   Esav daha sonra büyük oğul olmanın getirdiği bereketi kaybettiğine pişman oldu, ama artık çok geçti. Babası bereketi tersine çeviremedi.

İnançtan dönenin durumu da böyledir, ruhsal değerlere hiç saygı göstermez. Azardan, elemden veya şehit olmaktan kaçıp kurtulmak için isteyerek Mesih’i reddeder. Tövbe için yeni bir başlangıç yapamaz. Pişman olabilir, ama bu, tanrısal bir tövbe olmaz.

12:18   Yasaya geri dönmek için sınananlar, yasanın verilmesine neden olan korkunç durumları anımsamalı ve onlardan gerekli ruhsal dersleri almalıdırlar. Yasanın verildiği yer Sina Dağı’dır. Bu, dokunulabilen ve alev alev yanan bir dağdır. Her şey; belirsiz, anlaşılması güç ve bulanık gösteren bir örtü veya perdeyle çevrelendi. Büyük bir kasırga koptu.

12:19   Bu doğal karışıklıklara ek olarak olağanüstü olaylar da gerçekleşti. Çağrı borusu gürledi ve tanrısal sözleri ileten ses duyuldu; insanlar kendilerine bir sözcük daha söylememesi için yalvardılar.

12:20   “Dağa bir hayvan bile dokunsa taşlanacaktır” diyen tanrısal buyruktan dolayı cesaretleri kırıldı. Bununla akılsız, kavrama yeteneği olmayan bir hayvanın öleceği belirtiliyorsa, uyarıyı anlayanlar için bunun daha kesin bir ölüm olacağını biliyorlardı.

12:21   Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa titriyordu. Bütün bunlar yasanın doğasını net şekilde ifade eder. Tanrı’nın taleplerinin ve günaha karşı olan gazabının bir esinlemesidir. Yasanın amacı kurtuluş bilgisini sağlamak değil, günah bilgisini ortaya çıkarmaktır. Yasa, Tanrı ile insan arasında günah nedeniyle oluşan mesafeden söz eder. Yargılama, karanlık ve kasvetin görünümüdür.

12:22   İmanlılar Sina Dağı’nın ürkütücü görünüşüne değil, lütfun sıcak davetine geldiler:

Dehşet ve suçumuz
Yanan dağ ve mistik perdeyle ortadan kalktı,
Sarsılmayacak bir huzur var içimizde.
İşte, görkemle tahtında oturan Kuzu.
        — James G. Deck

Tanrı’nın kanla satın alınan her bir çocuğu şunu söyleyebilir:

Benimle bir işi yok
Yasa ve Tanrı’nın dehşetinin;
Bütün suçlarımı saklar
Kurtarıcım’ın itaati ve kanı.
— A. M. Toplady

“Sonsuza dek nerede olacağımız gerçeğine ilke olarak zaten ulaştık. Gelecek zaten bugündür. Bugün de yarına sahibiz. Yeryüzünde cennete sahibiz.”

Artık Sina Dağı gibi dokunulabilen bir dağa yaklaşmıyoruz. Cennetteki sunağa girmemiz, sahip olduğumuz bir ayrıcalıktır. İman sayesinde itirafta bulunarak, tapınarak ve dua ederek Tanrı’ya yaklaşırız. Yılın yalnızca bir günüyle sınırlı değiliz. En Kutsal Yer’e herhangi bir zamanda ve iyi bir biçimde karşılanacağımızı bilerek girebiliriz.

Tanrı artık “Uzak durun” değil, “Tereddüt etmeden yaklaşın” diyor.

Yasa’nın Sina Dağı varsa, imanın da Siyon Dağı var! Bu göksel dağ, lütfun bereketlerinin karışımını ve İsa Mesih’in kurtaran işi aracılığıyla her şeyin bizim olduğunu simgeler.

Yasa’nın dünyasal Yeruşalim’i var, ama imanın da kendi göksel başkenti var. Yaşayan Tanrı’nın kenti göktedir ve bu kentin temelini atan da bina eden de Tanrı’dır.

Tanrı’nın huzuruna girerken, etrafımızı kutsallardan oluşan bir topluluk sarar. İlk olarak, günah işlemediği için günahtan kurtuluşumuzun sevinç ilahisine katılamayan on binlerce melek vardır.

12:23   Sonra adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuyla beraber oluruz. Bunlar, Pentikost Günü’nden beri ölmüş olan ve şimdi bilinçli bir biçimde Rab’bin huzurunda olmaktan tat alan, Mesih’in Bedeni ve Gelini olan inanlılar topluluğunun üyeleridir. Bedenlerinin görkemli bir şekilde mezardan diriltileceği ve ruhlarıyla birleştirileceği günü beklemektedirler.

İman sayesinde herkesin yargıcı olan Tanrı’yı görürüz. Artık karanlık ve kasvet O’nu saklayamaz; imanla bakıldığında O’nun görkeminin insan aklının ötesinde olduğu görülür.

Eski Antlaşma kutsalları da, yetkinliğe erdirilmiş doğru kişilerin ruhları da oradadır. İmanla aklandıklarından lekesiz bir saflıkla durular, çünkü Mesih’in gerçekleştirdiği işin değeri, onların hesabına geçirilmiştir. Bu kişiler görkemli bedenlerine kavuşacakları zamanı bekliyorlar.

12:24   Yeni antlaşmanın aracısı olan İsa oradadır. Eski antlaşmanın aracısı olan Musa’yla yenisinin aracısı olan İsa arasında fark vardır. Musa, yasayı Tanrı’dan alıp İsrail halkına verirken aracı oldu. O, antlaşmanın onayladığı kurbanları sunan aracı veya halkın bir temsilcisiydi.

Mesih ise daha üstün bir anlamda yeni antlaşmanın aracısıdır. Bu antlaşmanın yapılabilmesi için İsa Mesih’in ölmesi zorunluydu. İsa, antlaşmayı kendi kanıyla mühürlemeli ve kendisini herkes için fidye olarak sunmalıydı (1Ti.2:6).

O, ölümüyle yeni antlaşmanın bereketlerini garantilemiş, Kendisine iman edenler için geçerli olan bu bereketleri sonsuz yaşamıyla güvence altına almıştır. Tanrı’nın sağında oturarak yaptığı hizmetle de, halkının zor bir dünyada bu bereketlerin tadını çıkarmasını sağlamaktadır. Bütün bunlar O’nun aracılık görevinin kapsamındadır.

Golgota’nın yara izlerini taşıyan Rab İsa, Tanrı’nın sağında bir Prens ve bir Kurtarıcı olarak yüceltilir.

Başımızı kaldırıp Kuzu’ya,
bizim uğrumuza öldürülene bakmayı seviyoruz.
O’na ait olan kutsallar,
Baş ve Rableri olan İsa Mesih’le bir süre sonra
 O’nun görkemini paylaşacak ve egemenlik sürecekler.
— James G. Deck

Son olarak ise, Habil’in kanından daha üstün bir anlam taşıyan serpmelik kandan söz edilir. Mesih göğe çıktığında, çarmıhta dökülen kanının tüm değerini Tanrı’ya sundu. J.G. Deck bu gerçeği yine şiirle dile getirir:

O’nun değerli kanı
Tahtın önüne ve üstüne serpilir;
Cennette bizzat kendi kanı
Kurtarma işinin tamamlandığını açıklar.

O’nun değerli kanı, Habil’in kanıyla karşılaştırılmaktadır. “Habil’in kanını”, Habil’in sunduğu kurbanın kanı veya Kayin tarafından dökülen Habil’in kanı olarak kabul edelim ya da etmeyelim; ortada bir gerçek var: Mesih’in kanı daha sevecen bir şekilde konuşur. Habil’in sunduğu kurbanın kanı, “Geçici olarak kapandı” derken, Habil’in kendi kanı, “Öç” diye haykırdı. Oysa Mesih’in kanı, “Merhamet, bağışlama ve esenlik” diye ağlar!

12:25   12’nci bölümün kapanış ayetleri, Tanrı’nın Sina Dağı’nda verdiği esinle, Mesih’teki ve Mesih aracılığıyla verdiği esini kıyaslar. Hıristiyan imanının kıyaslanamaz ayrıcalıklarıyla yücelikleri hafife alınmamalıdır. Tanrı seslenip davet ediyor. O’nu reddetmek, mahvolmak demektir.

Tanrı’nın sesine kulak vermeyenler, yasada görülmüş olduğu gibi cezalandırıldılar. Ayrıcalık üstünse, sorumluluk da üstündür. Tanrı, Mesih’te en üstün olan son esinlemesini verdi. Şimdi göklerden Müjde’yle uyaranın sesine kulak vermeyenler, yasayı çiğneyenlerden daha çok sorumludurlar. Kaçış imkânsızdır.

12:26   Tanrı’nın Sina Dağı’ndaki sesi yer sarsıntısına neden oldu. Ama gelecekte, konuştuğu zaman gök sarsılacaktır. Bu, aslında Peygamber Hagay tarafından önceden bildirilmişti: “Kısa zamanda bir kez daha yeri, göğü, denizi, karayı sarsacağım” (Hag.2:6).

Bu sarsıntı, Mesih’le gökte buluşmadan, O’nun krallığının sonuna dek olan dönemde gerçekleşecektir. Mesih’in egemenlik sürmek için gelişinden önce yeryüzünde ve gökte şiddetli sarsılmalar olacaktır. Gezegenlerin yörüngelerinden çıkmaları, yeryüzünde dev dalgaların oluşumuna neden olacaktır. Mesih’in bin yıllık egemenliğinin sonunda, gökler ve yeryüzü büyük bir ateşle yok olacaktır (2Pe.3:10-12).

12:27   Tanrı, “bir kez daha” derken, yeryüzünün ve göğün tam ve son olarak ortadan kaldırılacağını belirti. Bu olay, görebildiğimiz, dokunabildiğimiz ve kullanabildiğimiz şeylerin gerçek; görülmeyen şeylerin de gerçek olmadığı savını çürütecek. Tanrı, ayırma sürecini sonlandırdığında, yalnızca gerçek olan kalacaktır.

12:28   Yahudiliğin dokunulan ve görülen törensel uygulamalarına tutunanlar, aslında sarsılabilecek şeylere bel bağlıyorlardı. Gerçek imanlılar sarsılmaz bir egemenliğe sahiptirler. Bu, en ateşli tapınmayı ve Tanrı’ya duyduğumuz hayranlığı arttırmalıdır. O’nu saygı ve korkuyla övelim.

12:29   Tanrı, kendisini dinlemeyi reddedenler için yakıp yok eden bir ateştir. O’nun kutsallığı ve doğruluğu o kadar üstündür ki, O’na ait olanlar bile en derin saygıyı göstermek zorundadırlar.

 

Kutsal Kitap

1 İşte çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre, biz de her yükü ve bizi kolayca kuşatan günahı üzerimizden sıyırıp atalım ve önümüze konan yarışı sabırla koşalım.
2 Gözümüzü imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsa’ya dikelim. O kendisini bekleyen sevinç uğruna utancı hiçe sayıp çarmıhta ölüme katlandı ve Tanrı’nın tahtının sağında oturdu.
3 Yorulup cesaretinizi yitirmemek için, günahkârların bunca karşı koymasına katlanmış Olan’ı düşünün.
4 Günaha karşı verdiğiniz mücadelede henüz kanınızı akıtacak kadar direnmiş değilsiniz.
5 Size oğullar diye seslenen şu öğüdü de unuttunuz: “Oğlum, Rab’bin terbiye edişini hafife alma, Rab seni azarlayınca cesaretini yitirme.
6 Çünkü Rab sevdiğini terbiye eder, Oğulluğa kabul ettiği herkesi cezalandırır.”
7 Terbiye edilmek uğruna acılara katlanmalısınız. Tanrı size oğullarına davranır gibi davranıyor. Hangi oğul babası tarafından terbiye edilmez?
8 Herkesin gördüğü terbiyeden yoksunsanız, oğullar değil, yasadışı evlatlarsınız.
9 Kaldı ki, bizi terbiye eden dünyasal babalarımız vardı ve onlara saygı duyardık. Öyleyse Ruhlar Babası’na bağımlı olup yaşamamız çok daha önemli değil mi?
10 Babalarımız bizi kısa bir süre için, uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi yararımıza terbiye ediyor.
11 Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir.
12 Bunun için sarkık ellerinizi kaldırın, bükük dizlerinizi doğrultun, ayaklarınız için düz yollar yapın. Öyle ki, kötürüm olan parça eklemden çıkmasın, tersine şifa bulsun.
13 (SEE 12:12)
14 Herkesle barış içinde yaşamaya, kutsal olmaya gayret edin. Kutsallığa sahip olmadan kimse Rab’bi göremeyecek.
15 Dikkat edin, kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin.
16 Kimse fuhuş yapmasın ya da ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi kutsal değerlere saygısızlık etmesin.
17 Biliyorsunuz, Esav daha sonra kutsanma hakkını miras almak istediyse de geri çevrildi. Kutsanmak için gözyaşı döküp yalvarmasına karşın, vermiş olduğu kararın sonucunu değiştiremedi.
18 Sizler dokunulabilen, alev alev yanan dağa, karanlığa, koyu karanlık ve kasırgaya, gürleyen çağrı borusuna, tanrısal sözleri ileten sese yaklaşmış değilsiniz. O sesi işitenler, kendilerine bir sözcük daha söylenmesin diye yalvardılar.
19 (SEE 12:18)
20 “Dağa bir hayvan bile dokunsa taşlanacak” buyruğuna dayanamadılar.
21 Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, “Çok korkuyorum, titriyorum” dedi.
22 Oysa sizler Siyon* Dağı’na, yaşayan Tanrı’nın kenti olan göksel Yeruşalim’e, bir bayram şenliği içindeki onbinlerce meleğe, adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuna yaklaştınız. Herkesin yargıcı olan Tanrı’ya, yetkinliğe erdirilmiş doğru kişilerin ruhlarına, yeni antlaşmanın aracısı olan İsa’ya ve Habil’in kanından daha üstün bir anlam taşıyan serpmelik kana yaklaştınız.
23 (SEE 12:22)
24 (SEE 12:22)
25 Bunları söyleyeni reddetmemeye dikkat edin. Çünkü yeryüzünde kendilerini uyaranı reddedenler kurtulamadılarsa, göklerden bizi uyarandan yüz çevirirsek, bizim de kurtulamayacağımız çok daha kesindir.
26 O zaman O’nun sesi yeri sarsmıştı. Ama şimdi, “Bir kez daha yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım” diye söz vermiştir.
27 “Bir kez daha” sözü, sarsılanların, yani yaratılmış olan şeylerin ortadan kaldırılacağını, böylelikle sarsılmayanların kalacağını anlatıyor.
28 Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrı’yı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım.
29 Çünkü Tanrımız yakıp yok eden bir ateştir.

1. A.B. Bruce, Hebrews, s.415, 416.

2. J.H. Jowett, Life in the Heights, s.247, 248.

3. Leslie Weatherhead, Prescription for Anxiety, s.32.

4. C.H. Spurgeon, “Coice Gleanings Calendar”

5. George Williams, The Students Commentary on the Holy Scriptures, s.989.

6. G.H. Lang, The Epistle to the Hebrews, s.240, 241.

7. Wuest, Hebrews, s.222.