İbraniler 4

4:1   Hiç kimse huzur diyarına girme vaadinin artık geçerli olmadığını düşünmesin. Bu, henüz gerçekleşmemiştir, bu nedenle sunulan şey hâlâ geçerlidir.

İmanlı olduklarını söyleyenlerin bu hedefe erişmiş olmaları gerekmektedir. Eğer erişememişlerse, daima Mesih’ten ayrılma ve kurtarmaya gücü olmayan bir dini sistemi kabul etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları kaçınılmazdır.

4:2   Bizler, Mesih’e iman ederek, sonsuz yaşamla ilgili iyi haberi aldık. İsrailliler de iyi haberi, huzur diyarı Kenan’la ilgili iyi haberi almıştı. Ancak onlar huzur Müjde’sinden yararlanmadılar.

Okuduğumuz metnin 2.ayetine bağlı olarak, başarısızlıklarına dair iki açıklamada bulunmak mümkündür. Bildikleri ya da duydukları sözü imanla birleştiremedikleri için başarısız oldular. Başka bir deyişle, inanmadılar ve gerektiği gibi hareket etmediler.

İngilizce NKJV çevirisinde şöyle bir yorum bulunur: “Bunu duyuranlarla iman ederek bir olmadılar.” Buradaki anlam şudur: İsrailliler’in çoğu, Tanrı’nın vaadine iman etmeyerek, Kalev ve Yeşu’yla birlikte olmadılar.

İmansızlıklarından dolayı Tanrı’nın vaat edilen diyarda onlar için hazırlamış olduğu huzurun dışında kalmaları her iki durumdaki esas fikri oluşturur.

4:3   Buradaki düşüncenin devamı bu ayetle zorlaşır. Birbiriyle bağlantısı olmayan üç cümle var gibi görünmektedir, ama yine de bu cümlelerin her birinde ortak bir şey vardır: Tanrı’nın huzuru.

İlk önce biz inanmış olanların Tanrı’nın huzur diyarına giren kişiler olduğunu öğreniriz. Kapıyı açan anahtar imandır. Daha önce belirtilmiş olduğu gibi, imanlılar bugün gönül rahatlığı duyarlar, çünkü günahlarından dolayı yargılanmayacaklarını bilirler (Yu.5:24). Tanrı’nın sonsuz huzuruna gireceklerin sadece inananlar olduğu bir gerçektir. Burada esas olarak belirtilen de bu gelecek olan huzur diyarıdır.

İkinci cümlede olumsuz bir ifade kullanılarak bu fikir şöyle pekiştirilir: Nitekim Tanrı şöyle demiştir:Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi, onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler” (Mez.95:11). İman kabul eder, imansızlık ise dışlar. Mesih’e iman ettiğimiz için Tanrı’nın huzur diyarına gireceğimizden eminiz; inanmayan İsrailliler bundan emin olamıyorlardı, çünkü Tanrı’nın sözüne iman etmiyorlardı.

 Üçüncü cümle ise en büyük zorluğu oluşturur: Oysa Tanrı dünyanın kuruluşundan beri işlerini tamamlamıştır. Belki en basit açıklama bunu bir önceki cümleyle birleştirmektir. Tanrı orada huzur diyarıyla ilgili olarak gelecek zaman kullanmıştır: Huzur diyarına girmeyecekler. Bazıları söz dinlemeyerek bunu kaybetmiş olsa bile, burada kullanılan gelecek zaman, Tanrı’nın huzur diyarının hâlâ geçerliliğini sürdüren bir seçenek olduğunu ima eder. Bu huzur diyarı, Tanrı’nın işlerinin dünyanın kuruluşundan beri tamamlanmış olduğu gerçeğine rağmen hâlâ mevcuttur.

4:4   Bu ayetlerde, Tanrı’nın yaratılış işinin tamamlanmasından sonra dinlendiği, Kutsal Yazılar’la kanıtlanmaya çalışılır. Yazarın alıntıyı nereden aldığını belirtmemesi, onun cahilliğini göstermez. O zaman bölümlere ve ayetlere ayrılmamış bir kitaptan bir ayetin alıntılanması sadece edebi bir tarzdı. Ayet, Yaratılış 2:2’den uyarlanmıştır: “Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.”

Burada geçmiş zaman kullanılır ve bu, söz konusu Tanrı’nın dinlenmesinin gelecekle ilgili peygamberliğe değil, sadece tarihe ait olduğunu ve bugün bunun bizim için geçerli olmadığını gösteriyor gibi olabilir. Halbuki durum hiç de öyle değildir.

4:5   Yazar, Tanrı’nın, yaratılışın ardından dinlenmesine gönderme yaparak bunun kapanmış bir mesele olmadığını pekiştirmek için gelecek zamanın kullanıldığı Mezmur 95:11’den küçük bir değişiklikle alıntı yapmaktadır: “Huzur diyarıma asla girmeyecekler.” Aslında bu ayetle şunu anlatmak istemektedir: “Tanrı’nın dinlenmesini düşüncelerimizde Yaratılış 2’de olanlarla sınırlamayın; Tanrı’nın, huzur diyarından, bunun hâlâ mevcut olan bir şey olarak söz ettiğini anımsayın.”

4:6   Savın bu noktasına kadar görmüş olduğumuz durum şudur: Tanrı yaratılıştan beri insanoğluna huzur diyarını sunmaktadır. Kabul kapısı açıktır. İsrailliler çölde söz dinlemedikleri için huzur diyarına giremediler. Ancak bu, vaadin artık geçerli olmadığı anlamına gelmez!

4:7   Bir sonraki adım olan Davut’un durumu bile –ki bu İsrailliler’in Kenan diyarının dışında tutulmasından yaklaşık 500 yıl sonradır– Tanrı’nın fırsat günü olarak hâlâ “bugün”ü kullandığını gösterir. Yazar, İbraniler 3:7-8, 15’te zaten Mezmur 95:7-8’den alıntı yapmıştı. Şimdi Tanrı’nın huzur diyarına girme vaadinin, çölde İsrailliler’le son bulmadığını kanıtlamak için yine aynı ayetten alıntı yapar. Tanrı, Davut’un yaşadığı dönemde de insanlara, kendisine inanmaları ve yüreklerini nasırlaştırmamaları konusunda sesleniyordu.

4:8   Bazı İsrailliler elbette Yeşu ile beraber Kenan diyarına girdiler. Ancak onlar bile Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırlamış olduğu nihai huzur diyarından yararlanamadılar. Kenan diyarında çekişme, günah, hastalık, üzüntü, elem ve ölüm vardı. Tanrı’nın huzur diyarına girme vaadinden sonuna kadar yararlanmış olsalardı, o zaman Tanrı bu vaadi Davut’un zamanında tekrar sunmazdı.

4:9   Önceki ayetler şu sonucu ortaya çıkarıyor: Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor. Yazar burada Şabat Günü’yle bağlantılı olarak dinlenme için Grekçe başka bir sözcük (sabbatismos) kullanarak, Mesih’in değerli kanıyla kurtulmuş olanların huzur içinde olacağı sonsuz dinlenmeye gönderme yapar. Bu, hiç son bulmayacak bir “Şabat” günüdür.

4:10   Tanrı’nın huzur diyarına giren, O’nun yedinci günde dinlendiği gibi kendi işlerinden de öylece dinlenir.

Kurtulmadan önce kurtuluşumuzu kazanmak için uğraşmış olabiliriz. Mesih’in Golgota’da kurtuluş işini bitirmiş olduğunu kavradığımızda, boş çabalarımızı bırakıp diri Kurtarıcı’ya güvendik ve iman ettik.

Kurtuluşa kavuştuktan sonra, sevgisi uğruna bizim için canını veren Rab için sevgiyle çalışarak kendimizi O’na adarız. İyi işlerimiz, içimizde yaşayan Kutsal Ruh’un meyvesidir. O’na hizmet ederken sık sık yorulmamıza karşın, bundan bıkmayız.

Tanrı’nın sonsuz olan huzur diyarına ulaştığımızda, buradaki işlerimizden ayrılacağız. Bu, cennette pasif olacağımız anlamına gelmez. O’na tapınıp hizmet etmeye devam edeceğiz, ama hiç yorgunluk, sıkıntı, elem ya da keder olmayacak.

4:11   Önceki ayetler, Tanrı’nın huzur diyarının hâlâ geçerli olduğunu gösterir. Bu ayet, huzur diyarına girmek için gayretin gerekli olduğunu söylemektedir. Tek umudumuzun İsa Mesih’te olduğundan emin olmak için gayretli olmalıyız. O’na olan imanımızı açıklarken ve elemlerin yoğunluğunda O’nu reddetme konusunda karşılaşabileceğimiz herhangi bir deneme karşısında gayretle dayanalım ve denenmelere karşı koyalım.

İsrail halkı dikkatsizdi. Tanrı’nın vaatlerini hafife aldılar. Esir oldukları ülkeyi, Mısır’ı özlediler. Tanrı’nın vaatlerini imanla alma ve kendilerine mal etme konusunda gayretli değillerdi. Sonuç olarak, Kenan diyarına hiç ulaşamadılar. Onların başlarına gelenlerden ders almalıyız!

4:12   Bundan sonraki iki ayet, imansızlığın asla göz ardı edilmeyeceğine dair ciddi bir uyarı taşır. Öncelikle Tanrı’nın sözü bunu açıkça ortaya koyar (burada söz için kullanılan ifade Yuhanna’nın, kitabının girişinde kullandığı Logos değil, rhema’dır. Bu ayet diri Söz İsa’yı değil, yazılı sözü, yani Kutsal Kitap’ı belirtir). Tanrı’nın bu sözü şu özellikleri taşır:

Diri – sürekli etkin ve canlıdır.

Etkili – güç verir.

Keskin – iki ağızlı kılıçtan daha keskindir.

Ayırıcı – insanın canıyla ruhunu, ilikle eklemleri ayıracak kadar derinlere işler: Eklemler fiziksel hareketlere izin verir, ilikler ise içte olmalarına karşın kemikler için yaşamsal önem taşır.

Yargılayıcı – yüreğin düşüncelerini ve amaçlarını fark eder ve yargılar. Biz sözü değil, söz bizi yargılar.

4:13   İkincisi ise, imansızlığı Rab’bin bizlere göstermesidir. Burada kullanılan zamir durumun kişiselliğini vurgular niteliktedir: Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Hiçbir şey O’nun gözünden kaçmaz. Kesinlikle her şeyi bilen O’dur. O, evrende olup biten her şeyin farkındadır.

II. MESİH’İN ÜSTÜN KÂHİNLİĞİ (4:14 – 10:18)

A. Mesih’in Başkâhinliği Harun’un Başkâhinliğinden Üstündür (4:14 – 7:28)

4:14   Bu ayetlerde, yazarın 3:1’de sunmuş olduğu etkin konu tekrar ele alınmaktadır: Mesih’in, halkının büyük başkâhini olarak sunulması. Bu ayetlerde Mesih’in zor durumdaki halkına güç verdiği ve onları düşmekten koruduğu anlatılmaktadır. Hem de bizi her şeyi araştırıp yargılayan Söz vurgusundan bize yakınlık gösteren Rab vurgusuna götürür. Tanrı sözü bizim durumumuzu tamamen açığa çıkarmış olduğundan (12 ve 13’üncü ayetler), O’na merhamet ve lütuf için yaklaşabiliriz.

Harika Rabbimiz’in üstün özelliklerine dikkat edin:

  1. Büyük Başkâhimiz’dir. Musa’nın yönetimi altında birçok başkâhin vardı, ama hiçbirine büyük denilmemiştir.
  2. Atmosferi ve yıldızları oluşturan gökleri aşmış, Tanrı’nın oturduğu üçüncü göğe çıkmıştır. Burada sözü edilen, elbette ki, Rabbimiz’in göğe çıkışı ve Baba’nın sağına yüceltilişidir.
  3. İnsandır. Doğduğunda kendisine İsa adı verildi. Bu, özellikle O’nun insan oluşuyla bağlantılıdır.
  4. Tanrısaldır. Tanrı Oğlu ifadesi, Mesih’le ilgili olarak kullanıldığında, O’nun Baba Tanrı’yla mutlak eşitliğini belirtir. İnsanlığı, bizim görüş açımızdan; tanrısallığı ise Tanrı’nın görüş açısından değerlendirilir. O’na boşuna büyük başkâhin denilmiyor.

4:15   O’nun deneyimlerini düşünelim. Benzer deneyimleri yaşamayan biri, başkasını tam olarak anlayamaz. Rabbimiz insan olarak deneyimlerimizi paylaştı. Bu nedenle de bizi anlayabilir.

İnsan yüreğinin her sancısında,
Payı vardır Elemler Adamı’nın.

Her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. Kutsal Yazılar Rab İsa’nın günahsız olan yetkinliğini özel bir titizlikle sunar. Biz de bunu yapmalıyız. İsa Mesih günahı bilmedi (2Ko.5:21), hiç günah işlemedi (1Pe.2:22) ve O’nda hiç günah yoktur (1Yu.3:5).

O’nun, ne Tanrı ne de insan olarak günah işlemesi imkânsızdı. Yetkin bir insan olarak hiçbir şeyi kendiliğinden yapmadı; Baba’ya tam olarak itaat etti (Yu. 5:19) ve Baba da O’nu asla günaha yöneltmedi.

Günah işlemediğinden, O’nun denenmesinin anlamsız olduğunu tartışmak temelsiz bir tartışmadır. Denenmesinin bir amacı da, O’nun günah işleyemediğini kesin bir biçimde göstermekti.1

Altının kaç ayar olduğunu ölçtürürseniz, yaptırdığınız ölçümün değeri, altın saf çıktığında daha az geçerli olmaz. Eğer ayarı düşük olsaydı, ölçüm bunu açığa çıkarırdı. İsa da benzer bir şekilde günah işleyemediğinden, O’nun tam bir insan olmadığını tartışmak da yanlış olur. İnsan olma konumu, günahı zorunlu bir öğe haline getirmez. İnsanlığımız günah tarafından bozulmaktadır; O’nun insanlığı ise yetkindir.

Eğer İsa yeryüzünde insan olarak günah işleyebilseydi, O’nun cennette insan olarak günah işlemesini ne önleyebilir? Babası’nın sağına yüceltildiğinde insanlığını geride bırakmadı. O, yeryüzünde kusursuz olduğu gibi, şu anda cennette de kusursuzdur.

4:16   Bu sevecen davet şimdi daha da genişletilir: Lütuf tahtına güvenle, cesaretle yaklaşın. Güvenimiz, bizi kurtarmak için öldüğü ve bizi korumak için dirildiğine dair bilgiye dayanır. Bizi çağırdığı için, bizi bekleyen içten bir davetin olduğuna inanıyoruz.

Eski Antlaşma döneminde halk Tanrı’nın huzuruna çıkamazdı. O’nun huzuruna çıkabilen sadece başkâhindi. O da yılın belirli bir gününde. Halbuki biz günün herhangi bir saatinde O’nun huzuruna yaklaşabilir, merhamet görür ve gerektiğinde bize yardım edecek lütfa kavuşabiliriz. Merhameti, yapmamamız gereken şeyleri bağışlar, lütfu ise yapmamız gerekenleri yapacak gücümüz olmadığı halde, bunları yapmamız için bize güç verir.

Morgan bunu şu sözleriyle çok iyi açıklar:

“Gereksindiğimizde” diye çevrilen Grekçe ifadenin karşılığı, “tam zamanında”dır ve ben bunun altını çizmekten asla bıkmıyorum. “Merhamet görelim ve tam zamanında bize yardım edecek lütfa kavuşabilelim.” Buradaki lütuf, ihtiyacım olan yerde ve zamandaki lütuftur. Sınandığınız durumlarda O’na bakarsınız. O, yardım için gereksinim duyduğunuz lütfu tam zamanında sağlar. Akşamki dua saatine kadar “isteklerin” ertelenmesine gerek yoktur. Herhangi bir yerde herhangi bir zorluk içindeyken Mesih’e dönüp yalvardığınızda, O’nun lütfu oradadır – bu, tam zamanında gelen lütuftur.2

Buraya kadar, Mesih’in peygamberlerden, meleklerden ve Musa’dan üstün olduğu gösterilmektedir. Şimdi Mesih’in başkâhinliğinin Harun’un başkâhinliğinden üstün olduğunu görmek için kâhinlik temasına geçiyoruz.

Tanrı, Musa’ya Sina Dağı’nda yasayı verdiğinde, insanların kendisine yaklaşabilmesi için insansal bir kâhinlik düzeni kurarak, kâhinlerin Levi kavminden ve Harun’un ailesinden gelmesini buyurdu. Bu düzen, Levililer’e veya Harun’a göre kâhinlik olarak bilinir.

Eski Antlaşma’da tanrısal bir atamayla gelen başka bir kâhinlikten daha söz edilir ki, o da Melkisedek’tir. Bu adam, yasa verilmeden çok önce İbrahim’in zamanında yaşadı. Hem kral, hem de kâhin olarak hizmet verdi. Metinde yazar, Rab İsa Mesih’in Melkisedek’in düzeninden sonra kâhin olduğunu ve bu düzenin de Harun’un kâhinliğinden üstün olduğunu gösterecektir.

İlk dört ayette Harun’un kâhinliğinin betimlemesini görüyoruz. 5-10’uncu ayetlerde ise Mesih’in bir kâhin olarak ne kadar uygun olduğunun ayrıntıları verilmektedir, ki bu da çoğunlukla karşılaştırmalarla yapılır.

 

Kutsal Kitap

1 Bu nedenle Tanrı’nın huzur diyarına girme vaadi hâlâ geçerliyken, herhangi birinizin buna erişmemiş sayılmasından korkalım.
2 Çünkü onlar gibi biz de iyi haberi aldık. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı.
3 Biz inanmış olanlar huzur diyarına gireriz. Nitekim Tanrı şöyle demiştir: “Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi, Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.” Oysa Tanrı dünyanın kuruluşundan beri işlerini tamamlamıştır.
4 Çünkü bir yerde yedinci günle ilgili şunu demiştir: “Tanrı bütün işlerinden yedinci gün dinlendi.”
5 Bu konuda yine diyor ki, “Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.”
6 Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler.
7 Bu yüzden Tanrı, uzun zaman sonra Davut’un aracılığıyla, “bugün” diyerek yine bir gün belirliyor. Daha önce denildiği gibi, “Bugün O’nun sesini duyarsanız, Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.”
8 Eğer Yeşu onları huzura kavuştursaydı, Tanrı daha sonra bir başka günden söz etmezdi.
9 Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü* rahatı kalıyor.
10 Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, O’nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir.
11 Bu nedenle o huzur diyarına girmeye gayret edelim; öyle ki, hiçbirimiz aynı tür sözdinlemezlikten ötürü düşmesin.
12 Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar.
13 Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.
14 Tanrı Oğlu İsa gökleri aşan büyük başkâhinimiz olduğu için açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım.
15 Çünkü başkâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir.
16 Onun için Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.

1. İlahiyatçılar, Mesih’in günah işleyip işleyemediğine dair öğretiyi Latince iki deyimle özetlerler: “non posse peccare” – günah işlemek mümkün değil ve “posse nan peccare”– günah işlememek mümkün. Doğru öğretiş ise non posse peccare’dir. Yani, günah işleyemezdi.

2. G. Campbell Morgan, “Choice Gleanings Calendar.”