İbraniler 6

6:1   5:11’de başlayan uyarı, bu bölümün başından sonuna dek devam eder. Bu, Yeni Antlaşma’daki en tartışmalı bölümlerden biridir. Tanrı’ya yakın birçok imanlı bunun yorumuna karşı çıktığından, fazla kuramsal olmadan konuşmalıyız. Yeni Antlaşma’nın içeriği ve bütünüyle tutarlı görünen açıklama şöyledir:

Okuyucular önce Mesih’le ilgili ilk öğretileri, aşmaları konusunda teşvik edilirler. Bunun Eski Antlaşma’da öğretilen ve Mesih’in gelişi için İsrail’i hazırlamak üzere ilk etapta verilen dini öğretiler anlamına geldiğini anlıyoruz. Bu öğretiler 1 ve 2’nci ayetlerde yazılıdır. Anlatmaya çalışacağımız gibi, bunlar Hıristiyanlığın temel öğretileri olmayıp, daha sonra inşa edilen binanın temelini oluşturan ilk öğretilerdir. Dirilen ve yüceltilen Mesih’i anlatma konusunda yetersizdirler. Bu ilk öğretileri aşma konusundaki teşvik, bunların anlamsız olmasından değil, olgunlaşmak için ilerlemeye verilen önemden kaynaklanmaktadır. Yahudilik dönemi, ruhsal açıdan bebeklik olarak ima edilir. Hıristiyanlık ise yetişkinliği temsil eder.

Temel atıldıktan sonraki adım, temelin üzerine bina etmektir. Eski Antlaşma’da bir temel atılmıştır. Bu, burada yazılı olan altı temel öğretiyi içerir. Bunlar başlangıç noktasını temsil ederler. Mesih’in kişiliği ve işiyle ilgili Yeni Antlaşma gerçekleri ise olgunluk dönemini temsil eder.

Eski Antlaşma’nın ilk öğretisini ölü işlerden tövbe etme oluşturur. Bu sürekli olarak peygamberler ve Mesih’in habercisi tarafından vaaz edildi. Bu kişiler insanlara, ölü olan, yani imandan yoksun olan işlerden dönmeleri için çağrıda bulundular.

Buradaki ölü işler, daha önce doğru olup da Mesih’in gelişinden sonra ölü olan işleri ifade eder. Örneğin, tapınakta yapılan tapınmayla ilgili hizmetler, Mesih’in işinden dolayı geçerliliğini yitirmiştir.

Yazar ikinci olarak Tanrı’ya imandan söz eder. Bu yine Eski Antlaşma’dan gelen bir vurgudur. Yeni Antlaşma’da Mesih her zaman iman hedefi olarak sunulur. Bu, Tanrı’ya olan imanın yok edilmediğini, ama Mesih’i dışlayan bir imanın şimdi yetersiz olduğunu gösterir.

6:2   Vaftizlerle ilgili bilgi Hıristiyan vaftizini değil,1 kâhinlerle İsrail halkının dini yaşamlarında önemli bir yeri olan törensel yıkanmayı belirtir (9:10’a bakınız).

 Elle kutsama töreni, Levililer 1:4; 3:2; 16:21’de betimlenir. Sunuyu sunan veya kâhin, özdeşleşmeyi gösteren bir hareketle ellerini hayvanın başı üzerine koyar. Hayvan simgesel olarak kendisiyle ilgisi olanların günahlarını taşır. Bu tören, başkasının yerine verilen kefareti simgeler. Burada, inanlılar topluluğunun ilk döneminde elçiler ve diğerleri tarafından yapıldığı gibi, el koymaya ilişkin herhangi bir benzerliğin olduğuna inanmıyoruz (Elç.8:17; 13:3; 19:6).

Ölülerin dirilişi, Eyüp 19:25-27 ve Mezmur 17:15’de yer alır ve Yeşaya 53:10-12’de de bundan söz edilir. Eski Antlaşma’da belirsiz olan, Yeni Antlaşma’da açık bir biçimde görülmektedir (2Ti.1:10).

Eski Antlaşma’nın son temel gerçeği sonsuz yargıydı (Mez.9:17; Yşa.66:24).

Yahudiliği temsil eden bu ilk ilkeler, Mesih’in gelişine hazırlıktı. İmanlılar, bunlarla yetinmeyip Mesih’te sahip oldukları daha dolu esine doğru ilerlemelidir-ler. Okuyucular “gölgeden öze, imadan ima edilen olaya, kabuktan içe, atalarının ölü hale gelen dinlerinden Mesih’in diri gerçeklerine” geçmeleri için teşvik edilirler.

6:3   Yazar, Tanrı izin verirse, bunu yapmaları2 için onlara yardım etme arzusunu ifade eder. Ancak bunu yapmalarını engelleyen unsur Tanrı’dan değil, onlardan kaynaklanacaktır. Tanrı onların ruhsal yetkinliğe erişmelerini mümkün kılacaktır, ama onların da gerçek imana ve dayanma gücüne sahip olarak söze olumlu biçimde karşılık vermeleri gerekir.

6:4   Şimdi inanç değiştirmeye karşı yapılan uyarının can alıcı noktasına geldik. Bu, yeniden tövbe edecek duruma gelmelerine olanak olmayan belirli bir gruba yöneliktir. Öyle ki, bu kişiler daha önce tövbe etmişlerdi (ancak Mesih’e olan imanlarından söz edilmez). Şimdi ise yeniden tövbe edecek duruma gelmelerinin mümkün olmadığı ifade edilmektedir.

Bu kişiler kimlerdir? Bunun yanıtı 4 ve 5’inci ayetlerde verilir. Sahip oldukları büyük ayrıcalıklar incelenirse, bütün bunların kurtulmamış olanlar için de gerçek olabileceğine dikkat edilmelidir. Bu kişilerin yeniden doğmuş oldukları açıkça belirtilmez. Kurtaran iman, O’nun kanıyla kurtulma veya sonsuz yaşam gibi önemli gerçeklerden de söz edilmez.

Bir kez aydınlatılmışlardı. Tanrı’nın lütuf müjdesini işitmişlerdi. Kurtuluş yolu konusunda karanlıkta bırakılmadılar. Yahuda İskariot da aydınlatılmış olmasına karşın ışığı reddetmişti.

Göksel armağanı tattılar. Göksel armağan, Rab İsa’nın kendisidir. O’nu tatmışlar, ama imanla kabul etmemişlerdi. Bir şeyi yemeden veya içmeden de tatmak mümkündür. İsa’ya çarmıhta ödle karışık şarap sunduklarında O bunu tattı, ama içmedi (Mat.27:34). Mesih’i tatmak yetmez; İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, yani O’nu Rab ve Kurtarıcı olarak gerçekten kabul etmedikçe, bizde yaşam olmaz (Yu.6:53).

 Kutsal Ruh’a ortak edildiler. Bunun, Rab’bi kabul etmeyle ilgili olduğu sonucunu çıkarmadan önce, Kutsal Ruh’un bu kabulden önce de insanların yaşamlarında bir işlevinin olduğunu anımsamalıyız. Tanrı, imanlı olmayanları dışsal bir ayrıcalık konumuna koyarak kutsar (1Ko.7:14). İmanlı olmayanlara günahı, doğruluğu ve gelecek yargıyı gösterecektir (Yu.16:8). İnsanları tövbeye yöneltir ve onlara Mesih’in tek umutları olduğunu gösterir. İnsanlar, içlerinde yaşamasa da Kutsal Ruh’un sağladığı yararlara ortak olabilirler.

6:5   Tanrı sözünün iyiliğini tattılar. Müjde’nin öğretildiğini (vaaz edildiğini) duyduklarında tuhaf bir şekilde Müjde’den etkilenip yakınlık duydular. Kayalık yere ekilen tohum gibiydiler; sözü işiten ve hemen kabul eden, ama kök salmadığı için ancak bir süre dayanan kişilerdi. Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düştüler (Mat.13:20-21).

Gelecek çağın güçlerini tattılar. Buradaki güçler, “mucizeler” anlamına gelir. Gelecek çağ, Mesih’in yeryüzünde egemenlik süreceği huzur ve zenginlik çağını oluşturan “Bin Yıllık Dönem”dir. Kilisenin ilk yıllarında Müjde’nin öğretilmesiyle birlikte yer alan mucizeler, Mesih’in egemenliğinde olacak olan belirtiler ve harikaların bir izdüşümüydü (İbr.2:4). Bu insanlar bu mucizelere şahit, hatta ortak bile olmuş olabilirler. Örneğin, ekmek ve balık mucizesini ele alalım. İsa beş bin kişiyi doyurduktan sonra halk O’nu gölün diğer tarafında da izledi. Kurtarıcı, onların bir mucizeyi tatmış olmalarına rağmen, O’na gerçekten inanmadıklarını biliyordu. Onlara şöyle seslendi: “Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz” (Yu.6:26).

6:6   Tek tek sayılan ayrıcalıkları yaşadıktan sonra yoldan saparlarsa3 yeniden tövbe edecek duruma getirilmeleri mümkün değildir. İnanç değiştirme günahını işlemişlerdir. Cehenneme giden yolda artık ışıkların söndüğü bir noktaya varmışlardır.

İnanç değiştirmenin yol açtığı büyük suç şu sözlerle belirtilir: Çünkü onlar Tanrı’nın Oğlu’nu adeta yeniden çarmıha geriyor, herkesin önünde aşağılıyorlar. Bu, Mesih’e karşı dikkatsizlik sonucu yapılan bir hakareti değil, kasıtlı bir hareketi belirtir. O’na karşı gelen güçlerle işbirliği içinde hazırlanan ihanetle birlikte, kişiliği ve işiyle alay edilmesini de ifade eder.

İMANDAN DÖNÜŞ ÜZERİNE ARASÖZ

İmandan dönenler, Müjde’yi işitip Mesih inanlısı olduklarını açıkça söyleyen inanlılar topluluğuyla kendilerini bir tutan ve daha sonra imanlarını terk ederek kararlı bir şekilde Mesih’i reddeden, imanlılarla olan birliktelikten ayrılan ve Rab İsa Mesih’in düşmanlarının yanında yer alan kişilerdir. İmandan dönüş, aldatılanlar tarafından değil, bilerek ve isteyerek Rab’be karşı gelen sözde imanlılar tarafından işlenen günahtır.

Bu, Müjde’yi işittiği halde bununla ilgili hiçbir şey yapmayan iman etmemiş bir kişinin günahıyla karıştırılmamalıdır. Örneğin, biri Kutsal Ruh’un sürekli davetinden sonra Mesih’e karşılık vermede yetersiz kalabilir. Ancak bu kişi imandan dönen biri değildir. Kurtarıcıyı kabul ettiği takdirde kurtulabilir. İnanmadan öldüğü takdirde sonsuza dek kaybolur. Ama Rab’be olan imanını koruduğu sürece umutsuz kalmaz.

İmandan dönüş, doğru yoldan uzaklaşmayla da karıştırılmamalıdır. Gerçek bir imanlı da Mesih’ten uzaklaşabilir. Günahtan dolayı Tanrı’yla olan ilişkisi sarsılabilir. Hatta bir imanlı olarak bile tanımlanamayacak noktaya gelinmesi mümkündür. Ancak günahını itiraf ederek terk ederse, Tanrı da o kişinin günahlarını bağışlayıp onu her kötülükten arındıracaktır (1Yu.1:9).

İmandan dönüş, Müjde’de söz edilen bağışlanamaz günahla aynı şey değildir. Rab İsa’nın yapmış olduğu mucizeleri cinlerin efendisine atfetmek bağışlanamaz günahtır. İsa, mucizelerini Kutsal Ruh’un gücü aracılığıyla gerçekleştirmişti. Bunları İblis’e atfetmek, Kutsal Ruh’a küfretmekle aynı şeydir. Bu, Kutsal Ruh’un İblis olduğunu ima etmektir. İsa, bu günahın ne o zaman ne de gelecekte asla bağışlanamayacağını söyledi (Mar.3:22-30). İmandan dönüşün, Kutsal Ruh’a küfretmeyle olan benzerliği, sonsuz bir günah olması nedeniyledir. Ama benzerlik sadece budur.

İmandan dönüşün, 1.Yuhanna 5:16’da sözü edilen ölümcül günahla aynı olduğuna inanıyorum. Yuhanna, imanlarını açıklamış ve yerel inanlılar topluluğun etkinliklerine katılmış olan kişiler hakkında yazıyordu. Daha sonra Gnostikler’in öğretilerini öğrenmiş ve inanlılar topluluğunu haince terk etmişlerdi. Kasıtlı ayrılışlarından, yeniden doğmamış oldukları anlaşılıyordu (1Yu.2:19). İsa’nın Mesih olduğunu açıkça inkâr ederek (1Yu.2:22), ölümcül günahı işlemişlerdi, bu nedenle de geri dönmeleri için dua etmenin yararı yoktu (1Yu.5:16).

Bazı samimi imanlılar, İbraniler 6 ve benzeri bölümleri okudukları zaman sıkıntıya düşerler. Şeytan bu ayetleri özellikle bedensel, zihinsel ya da duygusal sıkıntıları olan imanlıları tedirgin etmek için kullanır. Mesih’in yolundan sapmış olduklarını ve geriye dönüş için umutlarının olmadığını düşünüp korkarlar. Kurtuluş noktasından uzaklaştıkları için endişelenirler. Aslında bundan kaygı duymuş olmaları bile onların hiç de imandan dönen kişiler olmadıklarının kesin bir kanıtıdır! İmandan dönen birinin bu tür kaygıları olmaz; Mesih’i yüzsüzce reddederler.

 Günümüzde, imandan dönüş günahı imanlılar için geçerli değilse, kim için geçerlidir? Örneğin, Mesih’e iman ettiğini söyleyen ve bu yolda bir süre iyi bir şekilde devam edip sonra yoldan sapan genç bir insanın yaşamını ele alalım. Bu kişi ahlâksızlığa düşmüş olabilir. Belki de üniversitede tanrıtanımaz öğretmenlerin Hıristiyanlık karşıtı görüşlerinden etkilenmiştir. Bu genç, Mesih’i tamamıyla reddeder ve Mesih inancının temel öğretilerinden her birini kasıtlı olarak çiğner. Kutsal Kitap, böyle birinin geri dönmesinin imkânsız olduğunu söyler. Elde edilen deneyimler de Kutsal Kitap’ı doğrulamaktadır. Birçoklarının Mesih’ten tamamen ayrılmış olduğu ve hiçbirinin geri dönmediği bilinmektedir.

Bu çağın sonuna yaklaşırken, imandan dönüşte artış olmasını bekleyebiliriz (2Se.2:3; 1Ti.4:1). Bu nedenle, yoldan sapmaya karşı yapılan uyarının önemi her geçen gün artarak geçerliliğini korur.

6:7   Yazar şimdi gerçek imanlıya (7’nci ayet) ve imandan dönme konusuna (8’inci ayet) bir karşılık bulmak için doğa temasını işler. Her iki durumda da söz konusu olan kişi toprağa benzetilir. 4 ve 5’inci ayetlerde listelenen ayrıcalıklar, canlılık veren yağmurla karşılaştırılır. Bitkisel ürünler, kabul edilen ayrıcalıklara kişinin verdiği nihai karşılıktan söz eder. Bu, karşılığında toprağın bereketli veya lanetli olacağını belirler.

Gerçek imanlı, üzerine sık sık yağan yağmuru emen, yararlı bitkiler üreten ve Tanrı tarafından bereketli kılınan toprak gibidir.

6:8   İmandan dönen ise iyi sulanan, ama dikenli bitki ve devedikenlerinden, yani günah meyvesinden başka hiçbir şey üretmeyen toprak gibidir. Böyle bir toprağın değeri yoktur. Zaten yargılanmış durumdadır ve sonu yanmaktır.

6:9   9 ve 10’uncu ayetlerde, daha önceki ayetlerde betimlenen imandan dönenlerin imanlı olmadıklarına dair güçlü imalar vardır. İlk olarak, zamirde ani bir değişiklik olduğu görülür. İmandan dönenlerle ilgili tartışmada yazar, bu kişilere “onlar” diyerek gönderme yapar. Gerçek imanlılara seslenirken de, siz ve sizin zamirlerini kullanır.

İkinci ima daha da açıktır. İmanlılara seslenirken, “Size gelince, sevgili kardeşler, böyle konuştuğumuz halde, durumunuzun daha iyi olduğuna, kurtuluşa uygun düştüğüne eminiz” der. Bundan çıkarılan sonuç şudur: 4-6 ve 8’inci ayetlerde betimlenen şeyler kurtuluşa uygun düşmez.

6:10   Kurtuluşa uygun düşen şeylerden ikisi, kutsalların yaşamlarında sergilenmiştir: Emekleri ve hizmet ederek gösterdikleri sevgileri. İmanları, iyi işlerle dolu bir yaşamla kendini göstermiş ve gerçek Hıristiyanlıkta olması gereken niteliklere sahip olmuşlardır; ki bunun yolu da etkin sevgiden geçer. Bu kişiler, Rab’bin halkına O’nun adı uğruna hizmet etmeye devam ettiler.

6:11   Bundan sonraki iki ayet farklı bir gruba, yani yazarın emin olmadığı bir kesime yazılmış gibi görünür. Bunlar, tekrar Yahudiliğe dönme eğilimi içine girmiş gibi görünenlerdi.

İlk olarak onların, gerçek imanlıların umutlarından doğan tam güvenceyle gerçekleştirdiklerini gösterdikleri gibi, aynı istekliliği göstermelerini arzu eder. Bir imanlının cennette gerçekleşecek son umuduna dek, Mesih uğruna aynı gayreti göstermeleri istenir.

6:12   Tembel olmamalılar: Kasten yavaş hareket ederek ya da az çalışarak geri kalmamalıdırlar. Vaat edilenleri iman ve sabır aracılığıyla miras alan gerçek imanlıların örneğine uyarak gayret etmelidirler.

6:13   12’nci ayetle bağlantılı olan 6’ncı bölümün son kısmı, güven ve sabırla gayret etmeyle ilgilidir. Bu ayette İbrahim örneği uyarı amacıyla verilerek, imanlının umudunun kesinliği doğrulanmaktadır.

İmanlı bir bakıma dezavantajlı bir konumdaymış gibi görünebilir. Mesih uğruna her şeyden vazgeçmiştir ve elinde bunu maddi olarak gösterecek hiçbir şey yoktur. Her şey gelecektedir. İmanlı, bu umudun boşuna olmadığından nasıl emin olabilir?

Bunun yanıtı Tanrı’nın İbrahim’e verdiği vaattedir, ki bu vaatte O’nun daha sonra Mesih’in kişiliğinde vereceği her şeyi kapsayan bir başlangıç bulunur. Tanrı bu vaadi gerçekleştirmek için, üzerine ant içecek daha üstün biri olmadığından kendi üzerine ant içti.

6:14   Bu vaat Yaratılış 22:16-17’de bulunur: “Rab diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum… seni fazlasıyla kutsayacağım; soyunu… çoğaltacağım.” Tanrı bu vaadi yerine getirmeye söz verdi ve bu nedenle de bunun gerçekleşmesi garantilendi.

6:15   İbrahim Tanrı’ya inandı; sabırla dayandı ve bu vaade erişti. Aslında İbrahim Tanrı’ya güvenirken işi şansa bırakmıyordu. Bunda hiçbir risk unsuru yoktu. Tanrı’nın sözü bu evrende güvenilirliği kesin olan tek şeydir. Tanrı herhangi bir vaat verdiğinde bu zaten gerçekleşmiş demektir.

6:16   İnsan ilişkilerinde insanlar kendilerinden üstün biri üzerine ant içerler. Örneğin, bazı ülkelerde mahkemede gerçeği söyleyeceklerine dair söz verirken şöyle söylerler: “Gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğime dair Tanrı’nın huzurunda yemin ederim.” Söyleyeceklerinin gerçek olduğunun doğrulanması için Tanrı’ya başvururlar.

İnsanlar bir vaadi doğrulamak için yemin ettikleri zaman, bu normal bir biçimde her tartışmayı sona erdirir. Verilen sözün tutulacağı anlaşılır.

6:17   Tanrı, vaatlerinin yerine geleceğinden halkının kesinlikle emin olmasını istedi. Aslında sadece vaatte bulunması yeterli olurdu, ama bunu daha açık bir biçimde belirtmek istediğinden, vaadini antla pekiştirdi.

Vaadin mirasçıları, iman ederek İbrahim’in çocukları olan kişilerdir. Belirtilen vaat, O’na iman edenlere sunulan sonsuz yaşam vaadidir. Tanrı İbrahim’e soyuyla ilgili vaatte bulunduğunda, bu vaat tam ve mutlak bir biçimde Mesih’te yerine geldi. Dolayısıyla Mesih’le birliktelikten kaynaklanan bereketler de bu vaadin kapsamı içindeydi.

 6:18   Şimdi imanlının sığınacağı değişmez iki şey vardır: O’nun sözü ve andı. Bundan daha emin ve kesin olan başka bir şeyi zihnimizde canlandırabilmemiz mümkün değildir.4 Tanrı, Mesih’e iman eden herkesi kurtaracağını vaat eder ve sonra da bunu bir antla pekiştirir. Sonuç kaçınılmazdır: İmanlı sonsuza dek güvendedir.

Yazar 6’ncı bölümün geri kalan kısmında İsa Mesih inancındaki umudun tam güvenilirliğini anlatmak için dört unsur kullanır:

  1. sığınacak yer ya da sığınak kent,
  2. gemi demiri,
  3. öncü ve
  4. başkâhin.

İlk olarak, gerçek imanlılar bu mahvolan dünyadan göksel sığınak kente kaçarken resmedilir. Kaçışlarında onları cesaretlendirmek için Tanrı, sözüne ve andına dayanan umudu onlara vermiştir.

6:19   Hayatın zorlukları ve fırtınalarında bu umut, gemi demiri gibi hizmet eder. Yüceliğimizin sanki gerçekleşmiş kadar emin olduğunu bilmemiz, bizi kuşku ve umutsuzluğun sert dalgalarına çarpıp batmaktan korur.

Gemi demiri bu dünyanın gevşek kumlarına değil, göksel sığınağa tutunur. Umudumuzun lengeridir: Bu, umudumuzun perdenin arkasındaki Tanrı’nın huzurunda güven altına alınmış olduğu anlamına gelir. Gemi demirinin orada oluşu ne kadar kesinse, bizim de orada olacağımız o kadar kesindir.

6:20   İsa, öncümüz olarak perdenin arkasındaki iç bölmeye geçti. O’nun oradaki varlığı, O’na ait olanların da oraya mutlak olarak gireceğinin güvencesidir. Yeryüzündeki sade bir imanlının bundan, orada olan bir kutsal kadar emin olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Anderson Berry bu konuda şunları yazar:

“Öncü” diye çevrilen sözcük Yeni Antlaşma’nın başka bir yerinde geçmez. Bu, Levililer düzeninde hiç düşünülmemiş bir fikri ifade eder – zira başkâhin sadece temsilci olarak En Kutsal Yer’e, yani hiç kimsenin kendisini takip edemeyeceği yere girdi. Öncümüz, bulunduğu yerde bizim de olacağımızın güvencesidir. Öncü olarak, (1) oraya gideceğimizi bildirdi; (2) bizim yerimize cennetin görkemine sahip çıktı ve (3) halkını geldiği zaman karşılayabilmek ve onları cennetin Kralı’na takdim edebilmek için oraya gitti.5

Dördüncüsü ise başkâhinle ilgilidir. Rabbimiz Melkisedek düzeni uyarınca sonsuza dek başkâhin oldu. Sonsuza dek sürecek başkâhinliği, sonsuza dek korunmamızı garanti altına alır. Ölümüyle nasıl Tanrı’yla barıştıysak, Tanrı’nın sağında oturan başkâhinimiz sayesinde kurtuluşumuz da çok daha kesindir (Rom. 5:10).

İsa’nın Melkisedek düzeni uyarıca başkâhin olmasından söz edilmesi bize, 5:10’da ara verilen konuyu anımsatır. Yazar o zaman imandan dönüşe karşı etraflıca bir uyarıda bulunmak için konu dışına çıkmıştı. Şimdi Mesih’in başkâhinliğinin Harun’un başkâhinliğinden üstün olduğu konusuna devam etmeye hazırdır. İddiasını büyük bir ustalıkla savunmaya yeniden başlar.

 

Kutsal Kitap

1 Bunun için, ölü işlerden tövbe etmenin ve Tanrı’ya inanmanın temelini, vaftizler*, elle kutsama, ölülerin dirilişi ve sonsuz yargıyla ilgili öğretinin temelini yeni baştan atmadan Mesih’le ilgili ilk öğretileri aşarak yetkinliğe doğru ilerleyelim.
2 (SEE 6:1)
3 Tanrı izin verirse, bunu yapacağız.
4 Bir kez aydınlatılmış, göksel armağanı tatmış ve Kutsal Ruh’a ortak edilmiş, Tanrı sözünün iyiliğini ve gelecek çağın güçlerini tatmış oldukları halde yoldan sapanları yeniden tövbe edecek duruma getirmeye olanak yoktur. Çünkü onlar Tanrı’nın Oğlu’nu adeta yeniden çarmıha geriyor, herkesin önünde aşağılıyorlar.
5 (SEE 6:4)
6 (SEE 6:4)
7 Üzerine sık sık yağan yağmuru emen ve kimler için işleniyorsa onlara yararlı bitkiler üreten toprağı Tanrı bereketli kılar.
8 Ama dikenli bitki, devedikeni üreten toprak yararsızdır; lanetlenmeye yakındır, sonu yanmaktır.
9 Size gelince, sevgili kardeşler, böyle konuştuğumuz halde, durumunuzun daha iyi olduğuna, kurtuluşa uygun düştüğüne eminiz.
10 Tanrı adaletsiz değildir; emeğinizi ve kutsallara hizmet etmiş olarak ve etmeye devam ederek O’nun adına gösterdiğiniz sevgiyi unutmaz.
11 Umudunuzdan doğan tam güvenceye kavuşmanız için her birinizin sona dek aynı gayreti göstermesini diliyoruz.
12 Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığıyla miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz.
13 Tanrı İbrahim’e vaatte bulunduğu zaman, üzerine ant içecek daha üstün biri olmadığı için kendi üzerine ant içerek şöyle dedi:
14 “Seni kutsadıkça kutsayacağım, Soyunu çoğalttıkça çoğaltacağım.”
15 Böylece İbrahim sabırla dayanarak vaade erişti.
16 İnsanlar kendilerinden üstün biri üzerine ant içerler. Onlar için ant, söyleneni doğrular ve her tartışmayı sona erdirir.
17 Tanrı da amacının değişmezliğini vaadin mirasçılarına daha açıkça belirtmek istediği için vaadini antla pekiştirdi.
18 Öyle ki, önümüze konan umuda tutunmak için Tanrı’ya sığınan bizler, Tanrı’nın yalan söylemesi olanaksız olan bu iki değişmez şey aracılığıyla büyük cesaret bulalım.
19 Canlarımız için gemi demiri gibi sağlam ve güvenilir olan bu umut, perdenin* arkasındaki iç bölmeye geçer.
20 Melkisedek düzeni uyarınca sonsuza dek başkâhin olan İsa oraya uğrumuza öncü olarak girdi.

1. Sözcükler orijinalinde aynı değildir. “Vaftiz” sözcüğü için genel sözcük baptisma’dır; buradaki sözcük ise baptismoi olup, “törensel yıkanmalar”dır.

2. Metnin çoğunda, “Ve bunu yapalım…” denir.

3. The NKJV metninin çevirisi daha iyidir (önceki cümlelerin şekli ve içeriği aynı olduğu için): “Ve yoldan saptılar”

4. Metinlerin çoğu, “kuvvetli bir teselliye sahip olabiliriz” (şart kipi) ifadesi yerine, “kuvvetli bir teselliye sahibiz” (bildirme kipi) der. İkincisi daha kuvvetli bir ifadedir.

5. D. Anderson-Berry, Pictures in the Acts, s.36.