İbraniler 7

7:1   Melkisedek insanlık tarihi sahnesinde kısa bir süre görünüp (Yar. 14:18-20) sonra kaybolan gizemli bir kişilikti. Yüzyıllar sonra Davut onun isminden söz etti (Mez.110:4). Birkaç yüzyıl sonra ismi İbraniler kitabında yeniden ortaya çıkar. Şu nokta çok açıktır: Tanrı, Rabbimiz İsa Mesih’in mükemmel bir örneği olsun diye, onun yaşamının ayrıntılarını özenle ayarladı.

7’nci bölümün ilk üç ayetinde onunla ilgili bazı tarihi gerçekleri görürüz. O, kişiliğinde krallık ve kâhinlik görevini birleştirmişti. Şalem (Yeruşalim) Kralı ve yüce Tanrı’nın kâhiniydi. Halkının siyasi ve ruhani önderiydi. Bu, tabii ki Tanrı’nın isteğiydi; yani dünyasallığı ve kutsallığı arasında ayrım yoktu. Günahkâr insan egemenlik sürdüğü zaman inanlılar topluluğuyla devleti ayırmak gerekli oluyor. Sadece Mesih doğrulukla egemenlik sürdüğünde bu ikisinin birleşmesi mümkün olacaktır (Yşa.32:1-7).

Melkisedek askeri bir zaferden dönen İbrahim’i karşılamış ve onu kutsamıştı. Bu eylemin önemi 7’nci ayette açıklanır. Elimizde sadece Eski Antlaşma olmuş olsaydı, konu dışı gibi görünen bu ayrıntıların derin önemini hiç kavramayacaktık.

7:2   İbrahim de bu gizemli kralkâhine savaş ganimetlerinin ondalığını verdi. İbrahim’in ondalığının gizli anlamını öğrenmek için 4, 6, 8-10’uncu ayetlere gelene kadar beklemeliyiz.

Kutsal Yazılar’da bir insanın ismi, o insanın karakterini gösterir. Melkisedek, “Doğruluk Kralı”dır; sonra da “Şalem Kralı”, yaniEsenlik Kralı”dır.

Önce doğruluktan, sonra da esenlikten söz edilmesinin belirli bir anlamı vardır. Doğruluk olmadan esenlik olamaz.

Mesih’in işinde de bunu açıkça görürüz. Çarmıhta, “Sevgiyle sadakat buluştu, doğrulukla esenlik öpüştü” (Mez.85:10). Çünkü Mesih, Tanrı’nın günahlarımıza karşı talep ettiği doğruluğu karşıladı; bu sayede bizim de Tanrı’yla esenlik içinde bir birlikteliğimiz olabilir.

7:3   Annesi babası olmadığını, doğum ve ölümüyle ilgili olarak soyuna ilişkin hiçbir kaydın olmadığını okuduğumuzda, Melkisedek ile ilgili bilmece daha da derinleşir. Bu ifadeleri konunun içeriğinden ayırırsak, onun gökten ya da başka bir gezegenden gelen bir ziyaretçi veya Tanrı’nın özel bir yaratığı olduğu sonucuna varmak zorunda kalabiliriz.

Ancak bunu anlamanın anahtarı, bu ifadelerin içeriğinde yatar. Konu kâhinliktir. Yazar, Melkisedek’in kâhinliğiyle Harun’un kâhinliği arasındaki farkı gösteriyor. Bir kimsenin Harun’un kâhinlik özelliklerine sahip olması için Levi soyundan ve Harun’un ailesinden gelmesi zorunluydu. Soy, son derece önemliydi. Nitelikleri doğumla başlayıp ölümle sona eriyordu.

Melkisedek’in kâhinliği oldukça farklıydı. Bir kâhin ailesinde doğarak kâhinliği miras almadı. Tanrı sade bir şekilde onu seçip, bir kâhin olarak atadı. Kâhinliği söz konusu olduğunda babası, annesi veya soyuyla ilgili herhangi bir kayıt yoktur. Bu, onun durumu için önemli değildi. Kayıtlarda doğumu veya ölümünden söz edilmez; bundan dolayı da kâhinliği devam eder.

Bundan, Melkisedek’in hiç anne babası olmadığı, hiç doğmadığı ve ölmediği sonucunu çıkarmamalıyız. Buradaki asıl nokta bu değildir. Buradaki düşünce, kâhinliği söz konusu edildiğinde, bu önemli istatistiğin kaydının olmadığıdır, çünkü kâhinliği bunlarla bağlantılı değildir.

Melkisedek, bazılarının düşündüğü gibi Tanrı’nın Oğlu değildi. Ancak bir bakıma Tanrı’nın Oğlu gibiydi, yani kâhinliği ara verilmeksizin devam etti.

Yazar şimdi Melkisedek’in kâhinliğinin Harun’un kâhinliğinden üstün olduğunu gösterecektir. Bunun için üç sav öne sürer: Ondalık ve kutsama; Harun’un kâhinliğinin yerini alan değişimin gerçekleşmesi; Melkisedek’in kâhinliğinin sonsuza dek süreceği.

7:4   4-10’uncu ayetlerde ilk savı görürüz. Burada okurlar, Melkisedek’in üstünlüğünün görülmesinin arzulandığı alışılmamış bir tarzla karşılaşırlar. Büyük ata İbrahim bile ona savaş ganimetlerinden ondalık verdi. İbrahim, İbrani gök kubbesindeki en büyük yıldızlardan biri olduğu için Melkisedek’in de önem açısından ondan daha büyük bir yıldız olması gerektiği görülüyor.

7:5   Levili kâhinlere gelince, yasa onlara İbrani soyundan olanlardan ondalık toplama yetkisi vermişti. Hem kâhinler hem halk, imanlıların babası, İbrahim soyundandılar.

7:6   Ancak Melkisedek’in İbrahim’den ondalık alması alışılmamış ve geleneksel olmayan bir olaydı. İbrahim, Mesih’in gelecek olduğu ulusun babası olarak çağrıldığı halde, seçilen halkla bağlantısı olamayan birine saygı gösteriyordu. Melkisedek’in kâhinliği ırksal engelleri aşmıştır.

Melkisedek’in İbrahim’i kutsamış olması da önemli olan başka bir noktadır. “Yeri göğü yaratan yüce Tanrı Avram’ı kutsasın” (Yar.14:19).

7:7   Bir kimse başka birini kutsadığında, bundan kutsayan kişinin, kutsanandan üstün olduğu anlaşılır. Bu, herhangi bir şekilde kişisel veya ahlâksal aşağılığı değil, sadece daha aşağı bir konumu belirtir.

Eski Antlaşma’ya bağlı bu savları okurken, İbrani okuyucuların tepkilerini kafamızda canlandırmaya çalışalım. İbrahim’e, en büyük ulusal kahramanlardan biri olarak daima saygı göstermişlerdi, ki bu da doğru olanıydı. Ancak şimdi İbrahim’in Yahudi olmayan bir kâhini kendisinden üstün olarak kabul ettiğini öğrenmişlerdi. Bunu bir düşünün! Bu, Kutsal Kitap’larında hep vardı, ama hiç fark etmemişlerdi.

7:8   Harun’un kâhinliğinde ondalık alanlar ölümlü kişilerdi. Kendi kuşağına hizmet eden ve daha sonra bunu başkasına devreden bir kâhinlik sırası vardı. Melkisedek’in durumuna bakıldığında, onun ölümünden söz edilmediği görülür. Bu nedenle, devamlılığında emsalsiz olan bir kâhinliği temsil edebilir.

 7:9   Melkisedek İbrahim’den ondalık alırken, bunu aslında Levi’den alıyordu. Levi, kâhinsel kabilenin başı olduğundan bu, Harun’un kâhinliğinin Melkisedek’e ondalık verdiğini ve böylece de onun üstünlüğünü kabul ettiğini söylemek anlamına gelir.

 7:10   Levi’nin Melkisedek’e ondalık verdiği hangi hesaba veya anlayışa göre söylenebilir? İlk olarak, ondalığı veren Levi’nin büyükbabası olan İbrahim’di. Levi doğmamış olduğu halde, İbrahim soyundan geleceği belirlenmişti. İbrahim, Melkisedek’e ondalık verdiği zaman, tüm gelecek nesillerin temsilcisi olarak hareket etti. Bu nedenle, Levi ve onun soy kütüğüyle başlamış olan kâhinlik düzeni, Melkisedek ve kâhinliği karşısında ikinci yeri aldı.

7:11   11-20’nci ayetlerde Melkisedek’in kâhinliğinin Harun’un kâhinliğinden üstün olduğunu gösteren ikinci savı görürüz. Sav, kâhinlikte bir değişimin olmasıyla ilgilidir. Mesih’in kâhinliği, Levili kâhinliğini iptal etti. Eğer Levili kâhinliği amacını tam olarak gerçekleştirmiş olsaydı, buna gerek kalmayacaktı.

Gerçek şudur ki, yetkinliğe Levili sistemi aracılığıyla erişilemezdi. Günah ortadan kaldırılmadı ve tapınanlar da vicdan temizliğine kavuşamadı. Musa’nın Yasası altında kurulan kâhinlik nihai kahinlik değildi.

Şimdi diğer kâhinlik geçerlidir. Yetkin olan kâhin geldi ve kâhinliğinin Harun’un düzenine göre değil, Melkisedek’in düzenine göre olduğu varsayılmaktadır.

7:12   Kâhinliğin değişmiş olduğu gerçeği, kâhinliğin dayandığı yasal yapının da değişmiş olduğu sonucunu yaratır. Bu radikal bir bildiridir! Artık Yasa’ya bağlı değiliz.

7:13   Levili oymağından olmayan İsa’nın Levili yasasına göre kâhinlik etmesi, yasadaki değişimin kanıtıdır.

7:14   Rabbimiz Yahuda oymağından geldi. Musa’nın yasa düzeni, bu oymaktan birinin kâhin olmasına izin vermiyordu. Buna rağmen İsa kâhindir. Bu nasıl olabilir? Çünkü yasa değişmiştir.

7:15   Yazarın elinde kâhinlik yasasındaki büyük değişimi gösteren başka bir kanıt daha vardır. Melkisedek benzeri başka bir kâhin daha ortaya çıkmıştır ve bu görev için sahip olduğu nitelikler de Harun’un oğullarınınkinden oldukça farklıdır.

7:16   Levili kâhinler, yasanın öngördüğü soyla ilgili koşullara uygun olduklarından, bu görev için uygundular.

Rab İsa’yı Melkisedek gibi bir kâhin kılan unsur, yok edilemez bir yaşamının olmasıdır. Bu, soy kütüğüyle ilgili değil, miras alınan kişisel güçle ilgilidir. O, sonsuza dek yaşayacaktır!

7:17   Bu, Davut’un Mesih’in kâhinliğine işaret ettiği Mezmur 110:4’deki sözlerle doğrulanır: “Melkisedek düzeni uyarınca, sen sonsuza dek kâhinsin.

Buradaki vurgu sonsuza dek sözündedir. Görevi hiç bitmeyecektir, çünkü yaşamı asla sona ermeyecektir.

7:18   Harun’un kâhinliğini kuran yasa, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılınmış, Mesih’in gelişiyle iptal edilmiştir.

Yasa ne bakımdan zayıf ve yararsızdı? Tanrı tarafından verilmemiş miydi? O, zayıf ve yararsız bir şey verebilir mi? Bunun yanıtı, Tanrı’nın bunu asla nihai kâhinliğin yasası olarak tasarlamamış olmasıdır. Bu, Tanrı’nın ideal kâhinliğinin gelişinin hazırlığı, mükemmel ve son olanın kısmi ve geçici bir resmi veya gölgesiydi.

7:19   Yasa hiçbir şeyi yetkinleştirmediği için zayıf ve yararsızdı. Halk en yüce yer olan Tanrı’nın huzuruna giremiyordu. Tanrı ile insan arasındaki bu zorunlu mesafe, günah sorununun kökten halledilmemiş olmasının daimi bir anımsatıcısıydı.

Ama şimdi O’nun aracılığıyla Tanrı’ya yaklaştığımız daha sağlam bir umut sunulmuştur. Bu sağlam umut Rab İsa’nın bizzat kendisidir; O’nu tek umutları olarak kabul edenler Tanrı’ya her zaman yaklaşabilirler.

7:20   Sadece kâhinlik düzeni ve kâhinlik yasasında değişim olmadı; şimdi göreceğimiz gibi, atama yönteminde de değişiklik olmuştur. Buradaki vurgu, Mesih’in kâhinliğiyle ilgili olarak Tanrı’nın ant içmesidir. Bu ant, değişmezliği ve sonsuza dek kalıcılığı belirtir. Rainsbury şöyle der: “Yüce Tanrı’nın andından başka hiçbir şey Rabbimiz İsa’nın kâhinliğinin etki ve sonsuzluğunu garanti edemez.”1

7:21   Harun’un düzeninde kâhinler ant içmeden atanırdı. Bu nedenle, kâhinliklerinin sonsuz değil, geçici olarak tasarlandığı ima edilmektedir.

Ama Tanrı, Mesih’i bir kâhin olarak atadığında O’na ant içerek hitap etti. İçilen bu ant, Mezmur 110:4’de yer alır: Rab ant içti, kararından dönmez:Melkisedek düzeni uyarınca sonsuza dek kâhinsin sen!

Henderson bu konuda şöyle der:

Tanrı, Mesih’in görevine tahtının sonsuz gerçeklerini ve doğasının değişmeyen niteliklerini ekler. Ancak bunlar değişebilirlerse, yeni kâhinlik değişebilir. Aksi takdirde değişmez.2

7:22   Konu, İsa’nın daha iyi bir antlaşmanın kefili oluşuna gelir. Harun’un kâhinliği, Eski Antlaşma’nın bir parçasıydı. Mesih’in kâhinliği ise Yeni Antlaşma’yla bağlantılıdır. Antlaşma ve kâhinlik ya birlikte yürür ya da düşer.

Yeni Antlaşma, Rab İsa egemenliğini yeryüzünde kurduğu zaman, Tanrı’nın İsrail ve Yahuda eviyle yapacağı koşulsuz bir antlaşmadır (Yer.31:33-34). İmanlılar bugün bu Yeni Antlaşma’nın bazı bereketlerinden yararlanırlar, ama bunun tamamı İsrail’in yapılanıp ulusça kurtulmasına kadar gerçekleşmeyecektir.

İsa’nın Yeni Antlaşma’nın kefili olması, kendisinin bizzat bunun garantisi olmasından kaynaklanır. O, ölümü, gömülmesi ve dirilişiyle, Tanrı’nın antlaşmanın koşullarını yerine getirebilmesi için doğru bir temel sağladı. Sonsuza dek sürecek olan kâhinliği de antlaşma koşullarının aksamadan yerine gelişiyle sıkı bir biçimde bağlantılıdır.

7:23   Melkisedek kâhinliğinin üstünlüğüyle ilgili olan üçüncü ve son sava geldik.

Önceki düzende çok sayıda İsrailli kâhin görev almıştı. İsrail’in tarihinde seksen dört başkâhinin olduğu söylenir ve tabii ki çok sayıda ikinci derecede olan kâhin de vardı. Görev, görevlilerin ölümünden dolayı belirli aralıklarla el değiştirmişti. Kaçınılmaz olan bu kesintiler de hizmetin tam olarak yapılmasını bir şekilde engelledi.

7:24   Mesih sonsuza dek yaşadığı için, kâhinliğinde böyle bir yetersizlik olamaz. Kâhinliği asla başkasına geçmez ve etkinliğine ara verilmez. Süreklidir ve başkasına devredilemez.

7:25   Sonsuza dek yaşadığı için, O’nun aracılığıyla Tanrı’ya yaklaşanları tümüyle kurtaracak güçtedir. Bu ayeti genellikle, “Günahkârları günahın gazabından kurtaran” şeklinde anlarız, oysa yazar burada Mesih’in, kutsalları günahın gücünden kurtarma işinden söz ediyor. Başkâhinlik rolü, Kurtarıcı rolü kadar önemli değildi. Herhangi bir imanlının kaybolma tehlikesi yoktur. Sonsuz güvenleri, İsa’nın onlara aracılık etmesine bağlıdır. Onları her zaman kurtarmaya gücü yeter, çünkü Tanrı’nın sağında oturarak onlar için yaptığı hizmet, asla ölümle kesintiye uğramaz.

7:26   Mesih’in kâhinliği kişisel yetkinlikten dolayı Harun’un kâhinliğinden üstündür. Tanrı’nın önünde kutsal bir konumu vardır. İnsanlarla ilişkisinde suçsuz ve içtendir. Kişisel karakteri lekesizdir. Tanrı’nın sağındaki yaşamında günahkârlardan ayrılmıştır. Şimdi ve sonsuz görkeminde göklerden daha yücelere çıkarılmıştır. Böyle bir başkâhinimizin olması uygundur.

7:27   Başkâhinimiz, Levili kâhinler gibi, her gün kurbanlar sunmak zorunda değildir; kendisini sunmakla bunu ilk ve son kez yaptı. Tamamen günahsız olduğundan, kendi günahları için kurban sunmak zorunda değildir. O’nu önceki kâhinlerden ayıran üçüncü bir nokta ise, O’nun kendini halkın günahları için sunmasıdır. Başkâhin kendini bir kurban olarak verdi. Bu, İsa’nın harika ve eşsiz olan lütfunun göstergesidir.

7:28   Kutsal Yasa, zayıflıkları olan insanları başkâhin atamaktadır. Bu kâhinler zayıflık ve yetersizlikleriyle tanımlanır; sadece adetlere göre kutsaldılar.

Yasa’dan sonra gelen Tanrı’nın ant sözü, sonsuza dek yetkin kılınmış olan Oğul’u başkâhin atamıştır. Burada Mezmur 110:4’den alıntı yapılarak 21’inci ayete gönderme yapılır.

Şimdiye kadar pek çok önemli noktadan söz ettik. İnsansal kâhinlik, tanrısal ve sonsuza dek sürecek olan kâhinliğin gelişiyle iptal edilmiştir. İnsanların Eski Antlaşma’ya dayalı kâhinlik sistemleri kurmaları ve büyük Başkâhinimiz’in işlerine karışmaları çok anlamsızdır.

 

Kutsal Kitap

1 Bu Melkisedek, Şalem Kralı ve yüce Tanrı’nın kâhiniydi*. Kralları bozguna uğratmaktan dönen İbrahim’i karşılamış ve onu kutsamıştı.
2 İbrahim de ona her şeyin ondalığını verdi. Melkisedek, adının anlamına göre, önce “Doğruluk Kralı”dır; sonra da “Şalem Kralı”, yani “Esenlik Kralı”dır.
3 Babasız, annesizdir; soyağacı yoktur. Ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır. Tanrı’nın Oğlu gibi sonsuza dek kâhin kalacaktır.
4 Bakın, büyük ata İbrahim’in ganimetten ondalık verdiği bu adam ne kadar büyüktür!
5 Levioğulları’ndan olup kâhinlik görevini üstlenenlere Kutsal Yasa* uyarınca halktan, yani İbrahim’in soyundan oldukları halde, kardeşlerinden ondalık almaları buyrulmuştur.
6 Melkisedek ise Levili* kâhinlerin soyundan olmadığı halde, vaatleri alan İbrahim’den ondalık kabul etmiş ve onu kutsamıştır.
7 Hiç kuşkusuz, kutsayan kutsanandan üstündür.
8 Birinde ölümlü insanlar ondalık alıyor, ötekinde yaşadığına tanıklık edilen biri alıyor.
9 Ondalık alan Levi bile İbrahim aracılığıyla ondalık vermiştir denebilir.
10 Çünkü Melkisedek İbrahim’i karşıladığı zaman, Levi hâlâ atasının bedenindeydi.
11 Eğer Levililer’in kâhinliği* aracılığıyla yetkinliğe erişilebilseydi -nitekim Kutsal Yasa bu kâhinliği öngörerek halka verildi- Harun düzenine göre değil de, Melkisedek düzenine göre başka bir kâhinin gelmesinden söz etmeye ne gerek kalırdı?
12 Çünkü kâhinlik değişince, Yasa da zorunlu olarak değişir.
13 Kendisinden böyle söz edilen kişi başka bir oymaktandır. Bu oymaktan hiç kimse sunakta hizmet etmemiştir.
14 Rabbimiz’in Yahuda oymağından geldiği açıktır. Musa bu oymaktan söz ederken kâhinlere ilişkin bir şey söylemedi.
15 Melkisedek benzeri başka bir kâhin ortaya çıktığından, bu söylediğimiz artık daha da açıktır.
16 O, Yasa’nın soyla ilgili önkoşuluna göre değil, yok edilemez bir yaşamın gücüne göre kâhin olmuştur.
17 Çünkü, “Melkisedek düzeni uyarınca Sen sonsuza dek kâhinsin” diye tanıklık ediliyor.
18 Önceki buyruk, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılındı.
19 Çünkü Yasa hiçbir şeyi yetkinleştiremedi. Bunun yerine, aracılığıyla Tanrı’ya yaklaştığımız daha sağlam bir umut verildi.
20 Bu da antsız olmadı. Öbürleri ant içilmeden kâhin olmuşlardı.
21 Ama O kendisine, “Rab ant içti, kararından dönmez, Sen sonsuza dek kâhinsin” diyen Tanrı’nın andıyla kâhin oldu.
22 Böylece İsa daha iyi bir antlaşmanın kefili olmuştur.
23 Önceki düzende çok sayıda kâhin görev aldı. Çünkü ölüm, görevlerini sürdürmelerini engelliyordu.
24 Ama İsa sonsuza dek yaşadığı için kâhinliği süreklidir.
25 Bu nedenle O’nun aracılığıyla Tanrı’ya yaklaşanları tümüyle kurtaracak güçtedir. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır.
26 Böyle bir başkâhinimiz -kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkârlardan ayrılmış, göklerden daha yücelere çıkarılmış bir başkâhinimiz- olması uygundur.
27 O, öbür başkâhinler gibi her gün önce kendi günahları, sonra da halkın günahları için kurbanlar sunmak zorunda değildir. Çünkü kendini sunmakla bunu ilk ve son kez yaptı.
28 Kutsal Yasa, zayıflıkları olan insanları başkâhin atamaktadır. Ama Yasa’dan sonra gelen ant sözü, sonsuza dek yetkin kılınmış olan Oğul’u başkâhin atamıştır.

1. A.W. Rainsbury, “Able to Save to the Uttermost” The Keswick Week, 1958, s.78.

2. George Henderson, Studies in the Epistle to the Hebrews, s.86.