İbraniler 8

B. Mesih’in Hizmeti Harun’un Hizmetinden Üstündür (8. Bölüm)

8:1   Bunu izleyen ayetlerde, Mesih’in daha iyi olan tapınma çadırında görev yapması (1-5’inci ayetler) ve daha iyi vaatlere sahip bir antlaşmayla bağlantılı olmasından (7-13’üncü ayetler) dolayı hizmetinin, Harun’un hizmetinden daha üstün olduğu gösterilmektedir.

Yazar şimdi savının en önemli noktasına gelmiştir. Söylenmiş olanları özetlemiyor, mektubunda anlatmak istediği en önemli konuyu ifade ediyor.

Böyle bir başkâhinimiz vardır. Vardır veya sahibiz sözünde bir zafer edası bulunmaktadır. Bunlar, Yahudi halkının ilk imanlılarla alay ettikleri şu sözlere verilen yanıttır: “Tapınma çadırımız var; tapınağımız var; güzel kâhinsel giysilerimiz var.” İmanlıların özgüvenle verdikleri yanıt ise şöyledir: “Evet, sizde gölge, bizde de gerçekleşmiş olanı var. Sizin törenleriniz, bizim de Mesih’imiz var. Sizde resmi, bizde de aslı var. Başkâhinimiz göklerde, Yüce Olan’ın tahtının sağında oturuyor. Daha önce hiçbir başkâhin bitirdiği işin kabul edilmesiyle tahtın sağında oturmadı ve hiçbiri böylesine onurlu ve güçlü bir konuma sahip olmadı.”

8:2   İsa, göklerdeki tapınma çadırında görev yapmaktadır. Yeryüzündeki tapınma çadırı, aslı göklerde bulunan çadırın bir kopyasıdır. Asıl tapınma çadırını kuran, yeryüzündeki çadırı kuran insan değil, Rab’dir.

8:3   Başkâhinin asıl görevi adaklar ve kurbanlar sunmak olduğundan, bizim başkâhinimizin de bunu yapması gerekir.

Adaklar, Tanrı’ya sunulan her tür sunuyu kapsayan genel bir terimdir. Kurbanlar ise bir hayvanın kurban edilmesiyle Tanrı’ya sunulan armağanlardır. Mesih ne sunuyor? Bu sorunun yanıtı 9’uncu bölüme kadar doğrudan doğruya verilmez.

8:4   Bu ayette, Mesih’in ne sunduğu sorusunun atlandığı görülüyor. İsa yeryüzünde olsaydı kâhin olamayacağından sunular, kurbanlar sunmaya uygun olmayacaktı. Rabbimiz Levi oymağı veya Harun ailesinden değil, Yahuda oymağındandı. Bu nedenle, yeryüzüne ait tapınma çadırında hizmet etmek için gerekli niteliklere sahip değildi. Müjde’de İsa’nın tapınağa gittiğini (Luk.19:45) okuduğumuzda, O’nun Kutsal Yer’e ya da En Kutsal Yer’e girdiğini değil, tapınağın etrafındaki alana gittiğini anlamalıyız.

Bu, elbette ki şu soruların ortaya atılmasına neden olur: Mesih yeryüzündeyken hiç başkâhinliğe ait etkinliklerde bulunmadı mı? Kâhinlik görevine göğe çıktıktan sonra mı başladı? 4’üncü ayetteki önemli nokta şudur: Levili olmadığı için Yeruşalim’deki tapınakta hizmet edemezdi. Ancak bu, O’nun Melkisedek düzenine ait bir kâhin olarak görev yapamayacağı anlamına gelmez. Zaten Yuhanna 17’deki duası, başkâhinsel bir duadır. Golgota’da kendisini yetkin bir kurban olarak sunması gerçekten de kâhinsel bir eylemdi (2:17’ye bakınız).

8:5   Yeryüzündeki tapınma çadırı göktekinin bir kopyasıydı. Tanrı, antlaşma yaptığı halkının Kendisine tapınmada yaklaşabileceği bir tarzı tanımlar. Tapınma çadırında önce dış kapı, sonra yakılan sunu sunağı ve daha sonra da kazan vardı. Bundan sonra kâhinler Kutsal Yer’e, başkâhin ise yılda bir kez Tanrı’nın kendisini gösterdiği En Kutsal Yer’e girerdi.

Tapınma çadırı asla nihai tapınma yeri olarak tasarlanmadı. Sadece göktekinin bir örneği ve gölgesiydi. Tanrı, Musa’yı Sina Dağı’na çağırıp tapınma çadırını kurmasını söylediğinde, ona izlemesi gereken bir plan da verdi. Bu gösterilen örnek, daha yüce olan göksel ve ruhsal gerçeğin bir çeşidiydi.

Yazar acaba bu olayı niye bu kadar çok vurgular? Bunun nedeni sadece Yahudiliğe geri dönme eğilimi gösterenlere, gölgeden öze gitmeleri gerekirken, özü bırakıp gölgeye gittiklerini iyice anlatmak istemesi nedeniyledir.

5’inci ayet, Eski Antlaşma uygulamalarının gökteki gerçeklerin önceden verilen örnekleri olduklarını açıkça öğretir; bu, Kutsal Yazılar’la uygun bir biçimde ve gerçekten uzaklaşmadan yapılan örnekleme öğreti bilimini doğrular.

8:6   Bu ayet, daha üstün tapınma çadırı konusuyla, daha iyi bir antlaşma tartışması arasındaki geçişi oluşturur.

İlk önce bir kıyaslama göze çarpmaktadır. Mesih’in görevi, Harun düzenine göre olan kâhinlerinkinden üstün olduğu gibi, aracı olduğu antlaşma da eskisinden daha üstündür.

İkinci olarak ise, bu durum için şöyle bir gerekçe gösterilir: Antlaşma, daha iyi vaatler üzerine kurulu olduğu için daha iyidir.

Mesih’in görevi çok daha üstündür. O, bir hayvanı değil, bizzat kendisini kurban olarak sundu. Öküzlerin ve keçilerin kanının değil, kendi kanının değerini gösterdi. Günahların sadece üzerini örtmedi, tamamen kaldırdı. İnanlılara günahlarını yılda bir kez hatırlatacak bir şey değil, yetkin bir vicdan verdi. Dışarıda kalacağımız bir yer değil, Tanrı’nın huzuruna gireceğimiz yolu açtı.

İsa, daha iyi vaatler üzerine kurulmuş daha iyi bir antlaşmanın aracısıdır. O, Tanrı’yla insanın arasında yer alan günahtan kaynaklanan boşluğu kapatmak için insanla Tanrı arasında bir köprü görevi üstlenir.

Griffith, antlaşmaları kısaca şöyle kıyaslar:

Yeni Antlaşma “daha iyi”dir; çünkü koşula bağlı değil, kesin; bedensel değil ruhsal, yerel değil evrensel, geçici değil sonsuz, ulusal değil bireysel, dışsal değil içseldir.1

Yeni Antlaşma daha iyi vaatler üzerine kurulmuş olduğundan daha iyi bir antlaşmadır. Yasa’nın antlaşması itaat sonucu bereket vaadinde bulundu, ama itaatsizliğe de ölüm tehdidi yağdırdı. Doğruluğu talep ederken, bunu sağlayacak yeteneği vermedi.

Yeni Antlaşma, koşulu olmayan bir lütuf antlaşmasıdır. Doğruluğun olmadığı yerde doğruluğu sağlar. İnsanlara doğrulukla yaşamayı öğretir, bunu yapmaları için onları güçlendirir ve bunu yaptıkları zaman da onları ödüllendirir.

8:7   İlk antlaşma yetkin değildi, yani insanla Tanrı arasındaki ideal ilişkiyi oluşturma konusunda başarısızdı. Hiçbir zaman son antlaşma olarak değil, Mesih’in gelişine hazırlık aşaması olarak planlandı. Daha sonra ikinci antlaşmadan söz edilmesi, ilkinin ideal olmadığını gösterir.

 8:8   Aslında sorun ilk antlaşmanın kendisiyle ilgili değildi: “Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal, doğru ve iyidir” (Rom.7:12). Sorun, yasanın verildiği halkla ilgiliydi; yasanın çalışacağı malzeme hamdı. Bu, burada şöyle ifade edilir: Halkını kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor… Kusuru antlaşmada değil, antlaşma yaptığı halkında buldu. İlk antlaşma insanın itaat etme sözü üzerine kuruluydu (Çık.19:8; 24:7) ve bu nedenle de uzun sürmeyeceği belliydi. Yeni Antlaşma, baştan sona dek, Tanrı’nın yapmayı vaat ettiklerinin bir kaydıdır. Zaten güçlü oluşu da bu nedenledir.

Yazar, Kutsal Yazılar’da Tanrı’nın yeni bir antlaşma vaadinde bulunmuş olduğunu göstermek için Yeremya 31:31-34’ten alıntı yapar. Buradaki sav, yeni sözcüğünün etrafında şekillenir. Eskisi kusursuz olsaydı, yenisine ne gerek vardı?

Buna rağmen Tanrı özellikle İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla yeni bir antlaşma yapacağına dair söz verdi. Daha önce söz edildiği gibi, Yeni Antlaşma inanlılar topluluğuyla değil, öncelikle İsrail ulusuyla ilgilidir. Bunun tamamen gerçekleşmesi, Mesih’in tövbe eden ve kurtulan halkın üzerinde egemenlik sürmek için geri geldiği zaman olacaktır. Bu arada, imanlılar antlaşmanın bazı bereketlerinden yararlanırlar. Öyle ki, Kurtarıcı şarap kâsesini öğrencilerine verdiği zaman, “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın” dedi (1Ko.11:25).

Henderson aşağıdaki alıntıyı yapar:

Ve böylece biz de İsrail’le ilgili ilk yorumla, bugünkü inanlılar topluluğuna ilişkin ikinci ruhsal yorum arasındaki farkı ayırt ederiz. Şimdi biz de Yeni Antlaşma’nın bazı bereketlerinden Kutsal Ruh’un gücüyle yararlanırız, ama yine de Tanrı’nın vaadine göre İsrail için daha ileri ve gelecek belirtiler olacaktır.2

 8:9   Tanrı özellikle Yeni Antlaşma’nın, İsrailliler’i Mısır’dan çıkarmak için ellerinden tuttuğu gün onlarla yaptığı antlaşma gibi olmayacağını vaat etti. Bu antlaşmanın farkı ne olacaktı? Bu söylenmiyor, ama bunun yanıtı belki de ayetin geri kalan kısmında ima edilmiştir: “‘Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar, ben de onlardan yüz çevirdim’ diyor Rab.” Yasa antlaşması koşullu olduğundan başarısız oldu. Tanrı, itaatsiz bir halktan itaat etmelerini istemişti. O, Yeni Antlaşma’yı “koşulsuz lütuf antlaşması” yaparak, bunun başarısızlık olasılığını ortadan kaldırmıştır. Tanrı başarısız olamaz!

Yeremya’dan yapılan alıntı radikal bir değişimi içerir. Yeremya 31:32’nin İbranice özgün metindeki sözleri şöyledir: “Onlardan yüz çevirdim” veya “Onlardan vazgeçtim.” Yeremya’nın sözlerine ilham veren ve Kutsal Kitap’ın korunmasını sağlayan Kutsal Ruh, İbraniler’e yazılan mektubun yazarını bu çevirilerden seçim yaparken yönlendirdi.

 8:10   “İşleyeceğim”, “yazacağım”, “olacağım” gibi sözlerin tekrarına dikkat edin. Eski Antlaşma insanın yapması gerekenleri, Yeni Antlaşma ise Tanrı’nın yapacaklarını bildirir. İsrail’in itaatsiz olduğu günlerden sonra öğrensinler diye yasalarını onların zihinlerine işleyecek ve sevsinler diye yüreklerine yazacaktır. İmanlılar buna ceza korkusuyla değil, O’nu sevdikleri için itaat edeceklerdir. Yasalar artık taş levhalara değil, yüreklere yazılacaktır.

Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak. Bu sözler yakınlığı belirtir. Eski Antlaşma’da insanla Tanrı arasında bir mesafe vardı; lütuf ise aradaki mesafeyi kaldırıp insanın Tanrı’ya yaklaşmasını sağlar. Ayrıca sağlam bir ilişkiden ve koşulsuz bir güvenden de söz eder.

8:11   Yeni Antlaşma, Rab’bin evrensel bilgisini de içerir. Mesih’in Yüce Egemenliğinde, bir kişinin komşusunu veya kardeşini Rab’bi tanıyın diye eğitmesine gerek kalmayacaktır. Küçüğünden büyüğüne kadar herkes O’nu tanıyacaktır: “Sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab bilgisiyle dolacak” (Yşa.11:9).

8:12   Yeni Antlaşma’da yer alan en etkileyici vaatlerden birisi de, doğru olmayanlara merhamet edileceği ve günahların sonsuza dek anılmayacağıdır. Yasa esneklikten uzak bir yapıya sahipti: “Her suç ve her sözdinlemezlik hak ettiği karşılığı aldı” (İbr.2:2).

Dahası, yasa günahlarla etkin bir şekilde uğraşmazdı. Günahlara karşılık kefaret sağladı, ama onları ortadan kaldıramadı (İbranice kefaret sözcüğü kaplama anlamına gelen fiilden türemiştir). Yasada önerilen kurbanlar insanı törensel olarak temiz kıldı, yani halkın dini gerekleri yapmaları için yeterlilik sağladı. Ancak bu törensel temizlik dışsaldı ve insanın iç yaşamıyla ilgisizdi. Ahlâksal paklık ve temiz bir vicdan vermedi.

8:13   Tanrı’nın yeni bir antlaşma sunması ilkinin eskimiş olduğunu belirtir. Durum böyle olduğuna göre, yasaya geri dönmeye gerek yoktur. Ancak imanlıların meyilli olduğu şey buydu. Yazar, onları yasal antlaşmanın eskimiş olduğuna dair uyarır: Daha iyi bir antlaşma sunulmuştur ve imanlılar artık Tanrı’ya yaklaşmalıdırlar.

 

Kutsal Kitap

1 Söylediklerimizin özü şudur: Göklerde, Yüce Olan’ın tahtının sağında oturan, kutsal yerde, insanın değil, Rab’bin kurduğu asıl tapınma çadırında görev yapan böyle bir başkâhinimiz vardır.
2 (SEE 8:1)
3 Her başkâhin sunular, kurbanlar sunmak için atanır. Bu nedenle bizim başkâhinimizin de sunacak bir şeyi olması gerekir.
4 Eğer kendisi yeryüzünde olsaydı, kâhin* olamazdı. Çünkü Kutsal Yasa uyarınca sunuları sunanlar var.
5 Bunlar göktekinin örneği ve gölgesi olan tapınakta hizmet ediyorlar. Nitekim Musa tapınma çadırını kurmak üzereyken Tanrı tarafından şöyle uyarıldı: “Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.”
6 Şimdiyse, İsa daha iyi vaatler üzerine kurulmuş daha iyi bir antlaşmanın aracısı olduğu kadar, daha üstün bir göreve de sahip olmuştur.
7 Eğer o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı.
8 Oysa halkını kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor: “‘İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor’ Diyor Rab.
9 ‘Atalarını Mısır’dan çıkarmak için Ellerinden tuttuğum gün Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek. Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar, Ben de onlardan yüz çevirdim’ Diyor Rab.
10 ‘O günlerden sonra İsrail halkıyla Yapacağım antlaşma şudur’ diyor Rab, ‘Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim, Yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, Onlar da benim halkım olacak.
11 Hiç kimse yurttaşını, kardeşini, Rab’bi tanı diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni.
12 Çünkü suçlarını bağışlayacağım, Günahlarını artık anmayacağım.'”
13 Tanrı, “Yeni bir antlaşma” demekle ilkini eskimiş saymıştır. Eskiyip köhneleşense çok geçmeden yok olur.

1. W.H. Griffith Thomas, Hebrews: A Devotional Commentary, s.103.

2. Henderson, Hebrews, s.92.