İbraniler 9

C. Mesih’in Kurban Oluşu Eski Antlaşma’daki Kurbanlardan Üstündür (9:1 – 10:18)

9:1   8:3’de yazar, her başkâhinin bir şeyler sunması gerektiğinden söz etmişti ve şimdi bunu Eski Antlaşma sunularıyla kıyaslamaya hazırdır. Konuya giriş yapmak için tapınma çadırının ve tapınma kurallarının ana hatlarına değinir.

9:2   Tapınma çadırı, İsrailliler’in Sina Dağı’ndaki kamplarından, tapınağın yapımına kadar geçen süre içinde insanların Tanrı’ya sunu sundukları ve Tanrı’nın onların arasında bulunduğu bir yapıydı. Çadırın etrafındaki alana dış avlu ismi verilirdi. Etrafı, arası keten kumaşla kapalı tunç kazıklardan oluşan bir çitle çevriliydi. Doğu kapısından tapınma çadırının avlusuna girildiğinde, önce yakılan kurbanların sunağına, sonra ise kâhinlerin ellerini ve ayaklarını yıkadıkları, içinde su olan büyük bronz bir leğene gelinirdi.

Tapınma çadırı 13.68 m. uzunluğunda, 4.56 m. genişliğinde ve 4.56 m. yüksekliğindeydi. İki bölmeye ayrılmıştı. Kutsal Yer 9.12 m. uzunluğunda, En Kutsal Yer ise 4.56 m. uzunluğundaydı.

Çadır, keçi kılından perdeler ve dayanıklı hayvan derileriyle kaplı ağaç çerçevelerden oluşmuştu. Bu örtüler çadırın üstünü, arkasını ve yanlarını oluşturuyordu. Tapınma çadırının önünde işlemeli bir de perde vardı.

Kutsal Yer’de üç parça eşya vardı:

  1. İsrail’in on iki oymağını temsil eden on iki ekmeğin bulunduğu masa ve adak ekmekleri. Bu ekmeklere, Tanrı’nın yüzü veya huzuru önünde sergilendikleri için, “huzur ekmeği” dendi.
  2. Yukarıya doğru uzanan ve yağla yanan lambaları tutan yedi kollu altın kandillik.
  3. Kutsal buhurun sabah akşam yandığı altın buhur sunağı.

9:3   İkinci perdenin arkasında En Kutsal Yer denen bir bölme vardı. Tanrı burada kendisini parlayan bir bulutla göstermişti. Bu yer, yeryüzünde kefaret kanıyla O’na ulaşılabilen tek yerdi.

9:4   Tapınma çadırının bu ikinci bölümünde Antlaşma Sandığı, her yanı altınla kaplanmış büyük bir tahta sandık vardı. Sandığın içinde de altından yapılmış man testisi, Harun’un filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları bulunuyordu (Daha sonra tapınak yapıldığında, sandığın içinde yalnızca antlaşma levhaları bulunuyordu. 1.Krallar 8:9’a bakınız).

4’üncü ayet altın buhur sunağının da En Kutsal Yer’de olduğunu söyler. Altın buhur sunağı1 olarak çevrilen Grekçe sözcük ya buhur sunağı (ki Mısır’dan Çıkış 30:6’da Kutsal Yer olarak söz edilir) ya da başkâhinlerin buhur taşıdığı altın buhur sunağı anlamına gelir. Bunu en iyi ikinci sözcük tanımlar. Yazar buhurun En Kutsal Yer’e ait olduğunu düşündü, çünkü başkâhin onu Kefaret Günü’nde buhur sunağından En Kutsal Yer’e taşımıştı.

9:5   Antlaşma Sandığı’nın altın kapağı günahların bağışlandığı yer olarak biliniyordu. Sandığın üstünde yüce Keruvlar olarak bilinen iki altın suret vardı. Bu Keruv suretleri, kanatları açık ve başları sandığın üstüne eğilmiş olarak birbirlerine bakar konumdaydılar.

Yazar bu kısa betimlemeden sonra durur. Amacı ayrıntıya girmek değil, tapınma çadırının özünün ve Tanrı’ya yaklaşma şeklinin ana hatlarını vermektedir.

9:6   Yazar, Mesih’in sunusunu Yahudiler’in sunularıyla karşılaştıracağından, ilk olarak yasa tarafından gerekli kılınanları betimlemek zorundadır. Seçebileceği çok şey olmasına karşın, o yasal sistem içinde en önemli olanı seçer: Kefaret Günü’nde sunulan sunu (Lev.16). Yazar, Mesih’in görevinin, İsrail’in dini takviminde önemli sayılan günde başkâhinin yerine getirdiği görevden üstün olduğunu kanıtlamak zorundaydı. Bu iddiasını kanıtlamak açısından çok önemliydi.

Kâhinler çadırın birinci bölmesine, yani Kutsal Yere girebilirlerdi. Dinsel törenlerini yerine getirmek için oraya devamlı girerlerdi. Ancak halkın bu odaya girmesine izin verilmiyordu; onlar dışarıda kalmak zorundaydılar.

9:7   Dünyada En Kutsal Yer’e girebilen bir tek kişi vardı: İsrail’in başkâhini. Başkâhin yılın sadece belirli bir gününde (Kefaret Günü) En Kutsal Yer’e girebilirdi. Ancak başkâhin bile, kendisi için ve halkın bilmeden işlediği suçlar için sunacağı kurban kanı olmaksızın buraya giremezdi.

9:8   Buna bağlı olan derin ruhsal gerçekler vardı. Kutsal Ruh günah nedeniyle insanların Tanrı’dan ayrı düştüğünü, insanın Tanrı’ya yaklaşması için bir aracıya gereksinim duyduğunu ve bu aracının da Tanrı’ya sadece bir kurbanın kanı aracılığıyla yaklaşabileceğini öğretiyordu. Bu, kutsal yere giden yolun henüz açıkça gösterilmediğini öğreten ibret verici bir dersti.

Çadırın ilk bölmesi durdukça, Tanrı’ya yaklaşmak zordu. Burada Darby’nin çevirisi tercih edilebilir: “Çadırın ilk bölmesi (özelliği) durdukça.” Süleyman’ın krallığı döneminde tapınma çadırının yerine tapınak yapıldı, ancak Mesih’in ölümü, gömülmesi ve dirilmesine kadar aynı özelliğini korudu. Tanrı’ya yaklaşmayla ilgili ilkeler, tapınağın perdesi yukarıdan aşağıya yırtılıncaya kadar geçerliydi.

9:9   Tapınma çadırı şimdiki çağ için bir örnekti. Gelecekte ortaya çıkacak olan daha iyi bir şeyin resmi, Mesih’in yetkin işinin yetkin olmayan bir örneğiydi.

Sunulan kurbanlar ve sunular, tapınan kişinin vicdanını asla yetkinleştiremezdi. Günahların affı tam anlamıyla sağlanmış olsaydı, o zaman bunları sunanın vicdanı günahtan özgür olurdu. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

9:10   Aslında Levili düzenine göre olan sunular yalnız bedensel kirlilikle ilgiliydi. Yiyecek, içecek ve çeşitli dinsel yıkanmalarla ilgili kurallar vardı, ama ahlâksal kirlilikle uğraşılmazdı.

Sunular, Tanrı ile antlaşma ilişkisine sahip bir halkı ilgilendiriyordu. Bunlar, halkın tapınabilmesi için onların törensel bir saflık durumunda kalması için verilmişti. Kurtuluşla veya günahtan arınmayla ilgilenmiyorlardı. İnsanlar, Mesih’in gelecekteki işine bağlı olarak Rab’be olan imanlarıyla kurtuldular.

Sonuç olarak, kurbanlar geçiciydi ve yeni düzenin başlangıcına kadar geçerliydiler. Bunlar Mesih’in gelişine ve O’nun yetkin sunusuna işaret ediyorlardı. Burada belirtilen yeni düzen, Hıristiyanlığın başlangıcına işaret eder.

9:11   Mesih, gelecek iyi şeylerin,2 yani O’nu kabul edenlere vereceği büyük bereketlerin başkâhini olarak ortaya çıktı.

O’nun tapınağı daha büyük ve daha yetkin bir çadırdır. İnsan eliyle yapılmamış sözcüğü, dünyaya ait olmadığı anlamındadır. Tanrı’nın gökteki tapınağı, Tanrı’nın huzurunun bulunduğu yerdir.

O’na tapınılan yer,
Elle yapılan yerler değildir;
Hizmet eder cennette,
Göksel bir kâhinliktir O’nunki.
Yasanın gölge veya yansıması,
O’nda gerçekleşti.
     — Thomas Kelly

9:12   Rabbimiz En Kutsal Yer’e ilk ve son kez girdi. O, Golgota’daki kurtuluş görevini tamamlayarak Tanrı’nın huzuruna girmiştir. İlk ve son kez sözlerinden sevinç duymalıyız. Rab işi tamamlamıştır. Hamdolsun!

O, tekelerin ve danaların kanını değil, kendi kanını sundu. Hayvan kanının günahı ortadan kaldırmaya gücü yetmezdi; sadece dinsel kurallara karşı işlenen suç durumunda etkindi. Ama Mesih’in kanının sonsuz bir değeri vardır; gücü, şimdiye dek yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan insanların günahlarının tümünü aklamaya yeter. Bu güç, tabii ki sadece O’nu imanla kabul edenler için geçerlidir. O, herkesi aklayabilecek güçtedir.

Tanrı, sunmuş olduğu kurban aracılığıyla sonsuz kurtuluşu sağladı. Eski Antlaşma dönemindeki kâhinler her yıl sundukları kurbanlarla kefareti sağlarlardı. İkisi arasında büyük bir fark vardır.

9:13   Yazar, Mesih’in kanıyla yasanın törenleri arasındaki farkı göstermek için şimdi de serpilen düve külü törenini ele alır. Yasa’ya göre, bir İsrailli ölü bir bedene dokunduğu takdirde, dinsel açıdan yedi gün kirli sayılırdı. Bunun çaresi ise düvenin küllerini saf suyla karıştırıp bunu kirlenen kişinin üzerine üç ve yedinci günlerde serpmekti. Bu kişi ancak o zaman temiz sayılırdı.

Mantle şöyle der:

Uygulanabilirliği kolay olup zamandan tasarruf sağladığı için kül uygulamasına her zaman başvuruldu. Bir düve yüzyıllarca bu sorunun çözümünü sağladı. Yahudi tarihi boyunca toplam altı düveye gereksinim duyulduğu söylenir; aklama özelliğini suya vermek için külden çok az bir miktar kullanılması yeterliydi (Say. 19:17).3

9:14   Bir düvenin küllerinin dışsal kirlenmeyi temizlemek için bu kadar gücü varsa, Mesih’in kanının en büyük günahları temizlemeye çok daha fazla gücü vardır!

Mesih kendisini sonsuz Ruh aracılığıyla Tanrı’ya sundu. Bu ifadenin anlamı konusunda bazı farklı görüşler vardır. Kimi bunu, “Sonsuz bir ruh aracılığıyla,” yani hayvanların zorla kurban edilmelerine karşılık, O’nun gönüllü bir ruhla kurban olduğu şeklinde yorumlar. Kimi de, “O’nun sonsuz Ruh’u aracılığıyla” şeklinde anlar. Biz burada bunun Kutsal Ruh olduğuna inanıyoruz; O, kurbanını Kutsal Ruh’un gücüyle sundu.

Bu, Tanrı’ya verilen bir sunuydu. İsa Mesih, Tanrı’nın lekesiz, günahsız Kuzusu’ydu. Ahlâksal açıdan mükemmel oluşu, bizim günahlarımızın bağışlanmasını sağladı. Hayvanlardan oluşan kurbanların fiziksel olarak kusursuz olması zorunluydu; İsa Mesih de ahlâksal olarak kusursuzdu.

 Kanı, diri Tanrı’ya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizler. Bu, sadece fiziksel bir aklanma veya törensel bir temizlenme değil, vicdanı arındıran ahlâksal bir yenilenmedir. İmanlıları, iman etmeyenlerin kendilerini temiz kılmak için yaptıkları ölü işlerden temizler. İnsanları, diri Tanrı’ya kulluk etmeleri için ölü işlerinden özgür kılar.

9:15   İsa Mesih’in çarmıhta akıttığı kan, Eski Antlaşma döneminde akıtılan kurban kanlarından üstündür. Bu, bizi 15’inci ayetin sonucuna götürür: Mesih yeni antlaşmanın aracısı olmuştur.

Wuest bunu şöyle açıklar:

“Aracı” sözcüğü, iki kişi arasına durumu düzeltmek için giren, barışı ve arkadaşlığı sağlayan, sözlü antlaşma yapan veya bir antlaşmayı onaylayan kişiyi belirten mesites sözcüğünün Türkçe çevirisidir. Burada Mesih, Kutsal Tanrı ile günahkâr insan arsında bir arabulucu veya aracı olarak davranır. Çarmıhtaki ölümüyle insanla Tanrı arasındaki engeli, yani günahı ortadan kaldırır. Günahkâr kişi, Mesih’in kurbanını kabul ettiğinde, günahının suçu ve cezası artık ona ait değildir, günahın yaşamındaki gücü kırılır, tanrısal doğayı alır ve Tanrı’yla arasındaki bozuk ilişki düzelir.4

Çağrılanlar vaat edilen sonsuz mirası alabilirler. Mesih’in yapmış olduğu iş sayesinde hem Eski Antlaşma’nın, hem de Yeni Antlaşma’nın kutsalları sonsuz kurtuluşun tadını çıkarırlar.

Hıristiyanlıktan önceki dönemlerde yaşayan imanlılar da Mesih’in ölümü sayesinde bu mirasa sahip olurlar. O’nun ölümü onları yasa zamanında işledikleri suçlardan kurtarır.

 Tanrı, Eski Antlaşma dönemindeki insanları “bedeli sonradan ödenmek üzere” kurtarmıştır. Onlar da bizim gibi imanla aklandılar. Ancak Mesih daha ölmemişti. O zaman Tanrı onları nasıl kurtarabilirdi? Bunun yanıtı, onları Mesih’in neyi başaracağını bildiği için kurtardığı yönündedir. Bu insanların Mesih’in Golgota’da yapacaklarına ilişkin ya çok az bilgileri vardı ya da hiç yoktu. Ama Tanrı bunu biliyordu ve onların gelecekte Mesih’in gerçekleştireceği işe olan imanlarını önceden kabul etti.

Bir bakıma Eski Antlaşma dönemindeki insanların büyük bir suç borcu birikmişti. Mesih, ölümüyle Eski Antlaşma döneminde yaşayan imanlıları da bu suçlardan kurtardı.

Tanrı’nın onları Mesih’in gelecekteki işi aracılığıyla kurtarması, günahların göz önüne alınmaması olarak bilinir. Bu, Romalılar 3:25-26’da tartışılır.

9:16   Yazarın 15’inci ayette söz ettiği miras, vasiyet veya antlaşmanın resmen onaylanmadan önce, vasiyet sahibinin ölmüş olduğunun kanıtlanması gerektiğini anımsatır. Bu iş için genellikle ölüm belgesi yeterli bir kanıttır.

9:17   Vasiyet sahibi vasiyetini yıllar önce yazmış ve kasasında saklamış olabilir. Ancak bu, onun ölümüne kadar yürürlüğe girmez. Yaşadığı sürece malları, vasiyetnamede adı geçenlere dağıtılmaz.

9:18   Konu şimdi bir kimsenin vasiyetinden, Tanrı’nın Musa aracılığıyla verdiği Eski Antlaşma’ya geçer. Antlaşma’ya göre ölümün gerçekleşmesi zorunluydu ve ancak kan akıtılmasıyla yürürlüğe girdi.

Eskiden bir hayvanın kurban edilmesi antlaşmayı geçerli kılardı. Kan, antlaşmanın kurallarının yerine geleceğine dair verilen ciddi bir sözdü.

9:19   Musa, Yasa’yı İsrail’e bildirdikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti. Musa böylece antlaşmanın mühürlenmesi için gerekli töreni hazırlamıştı.

Mısır’dan Çıkış 24:1-11’de Musa’nın, kanın yarısını sunağın üzerine, diğer yarısını da halkın üzerine serptiğini okuruz; kitabın üzerine kan serpilmesinden ya da su, al yapağı ve mercanköşkotundan söz edilmez. Her iki anlatımın birbirini tamamladığını düşünmek en iyisidir.

Sunak tarafından temsil edilen Tanrı ve halk, antlaşma yapan taraflardı. Kitap antlaşmaydı. Serpilen kan, her iki tarafı da antlaşmanın kurallarına bağlı kıldı. Halk itaat etmeye, Rab de onları, itaat ettikleri taktirde bereketlemeye söz verdi.

9:20   Musa kanı serperken şöyle dedi: “Tanrı’nın uymanızı buyurduğu antlaşmanın kanı budur.” Bu eylemle, yasaya uymakta yetersiz kaldıkları takdirde halkın yaşamı rehin alınıyordu.

9:21   Musa aynı biçimde çadırın ve tapınmada kullanılan bütün eşyaların üzerine kan serpti. Bu uygulama Eski Antlaşma’da yer almaz. Mısır’dan Çıkış 40’da tapınma çadırının kutsanmasında kandan söz edilmez. Ancak buradaki simgesel olay açıktır. Günahkâr kişiyle temâsı olan her şey kirlenir ve temizlenmesi gerekir.

9:22   Kutsal Yasa uyarınca hemen her şey kanla temiz kılınır. Ancak istisnalar da yok değildir. Örneğin, bir kişinin sayım sırasında Tanrı’nın halkından sayılması için “Bağışlanma Bedeli” olarak yarım şekel getirmesi gerekirdi (Çık. 30:11-16). Para, o kişinin sayımda Tanrı’nın halkından sayılması için canına karşılık verdiği bedeli simgeleyen bir işaretti. Başka bir istisna da Levililer 5:11’de görülür: Bazı durumlarda günah sunusu olarak ince un getirmeliydiler.

Genel olarak kefaret için bile kan dökülmesi gerekli olduğu halde, bu istisnalar günahın kefareti veya örtülmesi için kullanıldı. Ama günahın bağışlanmasına gelince, bu konuda hiçbir istisna olamaz: Kan dökülmeden bağışlanma olmaz.

9:23   9’uncu bölümün tamamında iki antlaşma kıyaslanarak farklılıkları gösterilmektedir. İlk olarak, dünyasal tapınağın danaların ve tekelerin kanı aracılığıyla temizlenmesi gerekiyordu. Belirtilmiş olduğu gibi bu, törensel bir temizlenmeydi ve simgesel bir tapınağın simgesel kutsanmasıydı.

Göksel tapınak, bir kopya olan dünyasal tapınağın aslıydı. Bunlardan daha iyi kurbanlarla, yani Mesih’in kurbanlığıyla temiz kılınması gerekiyordu.

Göksel yerlerin temiz kılınması gerektiği şaşırtıcı olabilir. Buna dair bir ipucu Eyüp 15:15’de yer alır: “Gökler bile O’nun gözünde temiz değil.” Bunda şüphesiz Şeytan’ın ilk günahı gökte işlemiş olmasının etkisi vardır (Yşa.14:12-14). Ayrıca kardeşlerin suçlayıcısı olarak hâlâ Tanrı’nın önüne çıkabilir (Va.12:10).

9:24   Mesih asıl kutsal yerin örneği olup elle yapılmış kutsal yere değil, asıl göğe girdi. Orada bizim için Tanrı’nın önünde görünür.

Bir kişinin asıl olanı bırakıp gölgesine ya da resme geri dönmek istemesini ve göklerdeki kutsal yerde başkâhinlik hizmetini yapan kişiyi bırakıp simgesel bir çadırda hizmet eden İsrailli kâhinlere dönmesini anlamak zordur.

9:25   Rab İsa, Harun’un düzeninde başkâhinin sürekli yapmak zorunda olduğu gibi, tekrar tekrar sunular sunmadı. Başkâhin yılın belirli bir gününde, yani kefaret gününde En Kutsal Yer’e girerdi ve kendi kanını değil, kurban edilen hayvanların kanını sunardı.

9:26   Mesih tekrar tekrar sunular sunmuş olsaydı, sunusu bizzat kendi yaşamı olduğundan, bu O’nun tekrar tekrar elem çekmesi gerektiği anlamına gelecekti. Ama dünyanın kuruluşundan beri belirli dönemlerde Mesih’in Golgota’daki elemleri çekmesi gerektiği gibi bir şey asla düşünülemez! Bunun gereksiz olduğu kuşku götürmez.

Yeni Antlaşma’da bu konuda şunları öğreniyoruz:

  1. Kesin çözüm – Her zaman geçerli olmak üzere bir kere ortaya çıktı. Bu işin tekrarlanmasına gerek yoktur.
  2. Uygun zaman – Çağların sonunda, yani Eski Antlaşma insanın yetersizliğini ve güçsüzlüğünü kesin olarak gösterdikten sonra ortaya çıktı.
  3. Mükemmel bir iş – Günahı ortadan kaldırmak için ortaya çıktı. Burada ortadan kaldırmak sözü vurgulanır. Yani bu, her yıl artık bir kefaret sunulmayacağını gösterir. Günahlarımız tamamen bağışlanmıştır.
  4. Kişisel bir kurban – Kendisini kurban edip günahları ortadan kaldırdı. Bizim günahlarımızın hak ettiği cezayı bizzat kendi bedeninde taşıdı.

Utanca ve alaycı kabalığa dayanarak
Benim yerime suçlanmaya katlandı;
Bağışlanmışlığımı kanıyla mühürledi;
Haleluya! Ne büyük bir Kurtarıcı!
        — Philip P. Bliss

9:27   27 ve 28’inci ayetler Eski ve Yeni Antlaşma arasındaki başka bir karşıtlığı daha ortaya koyar gibidir. Yasa, günahkârları bir kez ölmek ve ondan sonra yargılanmak üzere suçladı. Yasa, zaten günahkâr olan ve gereklerini mükemmel bir şekilde yerine getiremeyecek olan bir halka verildi. Bundan dolayı yasa, altındaki herkesi suçlayan bir araç oldu.

9:28   Yeni Antlaşma, Mesih’i sonsuz kurban olarak sunar; O, birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir. Ancak dönüşünde günah sorunuyla uğraşmayacaktır: Bu işi çarmıhta bitirmiştir. İkinci gelişi, halkını göklerdeki eve götürmek içindir. Bu, onların kurtuluşunun doruk noktasıdır; görkemli bedenlere kavuşarak, sonsuza dek günahtan uzak kalacaklardır.

Kendisini bekleyenler ifadesi, gerçek imanlıların hepsini içeren bir betimlemedir. Tanrı’nın halkı, O’nun gelişiyle ilgili olaylar zincirinde hemfikir olmasa da, gelişini bekliyor.

Kutsal Kitap, belirli bir grup imanlının Rab ile buluşma zamanında göğe alınacaklarını öğretmez. Göğe alınacak olan kişileri, “Mesih’e ait ölüler” ve “Biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar” olarak betimler (1Se.4:16-17); bu da ölü veya diri bütün gerçek imanlıları belirtir. 1.Korintliler 15:23’de alınacak kişiler, “Mesih’e ait olanlar” diye tanımlanır.

24-28. ayetlerde Mesih’in üç kez göründüğüne ya da ortaya çıktığına işaret edilmektedir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

26’ncı ayet: Görünmüştür. Bu, bizi günahın cezasından kurtarmak için ilk defa geldiği zamanı belirtir (Burada kurtuluşun geçmiş zamanı anlatılır).

24’üncü ayet: Tanrı’nın önünde şu anda görünmektedir. Bu, bizi günahın gücünden kurtarmak için, O’nun Tanrı’nın önünde olan şimdiki işine yapılan bir göndermedir (Burada kurtuluşun şimdiki zamanı anlatılır).

28’inci ayet: Görünecektir. Bu, O’nun bizi günahın varlığından kurtaracağı zamanı, yakın zamandaki dönüşünü belirtir (Burada, kurtuluşun gelecek zamanı anlatılır).

 

Kutsal Kitap

1 İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı.
2 Bir çadır kurulmuştu. Kutsal Yer* denen birinci bölmede kandillik, masa ve adak ekmekleri* bulunurdu.
3 İkinci perdenin arkasında En Kutsal Yer* denen bir bölme vardı.
4 Altın buhur sunağıyla her yanı altınla kaplanmış Antlaşma Sandığı* buradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış man* testisi, Harun’un filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları vardı.
5 Sandığın üstünde Bağışlanma Kapağı’nı gölgeleyen yüce Keruvlar dururdu. Ama şimdi bunların ayrıntılarına giremeyiz.
6 Her şey böyle düzenlendikten sonra kâhinler* her zaman çadırın ilk bölmesine girer, tapınma görevlerini yerine getirirler.
7 Ama iç bölmeye yılda bir kez yalnız başkâhin girebilir. Üstelik kendisi için ve halkın bilmeden işlediği suçlar için sunacağı kurban kanı olmaksızın giremez.
8 Kutsal Ruh bununla çadırın ilk bölmesi durdukça, kutsal yere giden yolun henüz açıkça gösterilmediğini belirtiyor.
9 Bu, şimdiki çağ için bir örnektir; sunulan kurbanlarla sunuların tapınan kişinin vicdanını yetkinleştiremediğini gösteriyor.
10 Bunlar yalnız yiyecek, içecek, çeşitli dinsel yıkanmalarla ilgilidir; yeni düzenin başlangıcına kadar geçerli olan bedensel kurallardır.
11 Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkâhini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti.
12 Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi.
13 Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar* olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor.
14 Öyleyse sonsuz Ruh aracılığıyla kendini lekesiz olarak Tanrı’ya sunmuş olan Mesih’in kanının, diri Tanrı’ya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizleyeceği ne kadar daha kesindir!
15 Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma*fx1* zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü.
16 Ortada bir vasiyet*fx1* varsa, vasiyet edenin ölümünün kanıtlanması gerekir.
17 Çünkü vasiyet ancak ölümden sonra geçerli olur. Vasiyet eden yaşadıkça, vasiyetin hiçbir etkinliği yoktur.
18 Bu nedenle ilk antlaşma bile kan akıtılmadan yürürlüğe girmedi.
19 Musa, Kutsal Yasa’nın her buyruğunu bütün halka bildirdikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti.
20 “Tanrı’nın uymanızı buyurduğu antlaşmanın kanı budur” dedi.
21 Aynı biçimde çadırın ve tapınmada kullanılan bütün eşyaların üzerine kan serpti.
22 Nitekim Kutsal Yasa uyarınca hemen her şey kanla temiz kılınır, kan dökülmeden bağışlama olmaz.
23 Böylelikle aslı göklerde olan örneklerin bu kurbanlarla, ama gökteki asıllarının bunlardan daha iyi kurbanlarla temiz kılınması gerekti.
24 Çünkü Mesih, asıl kutsal yerin örneği olup insan eliyle yapılan kutsal yere değil, ama şimdi bizim için Tanrı’nın önünde görünmek üzere asıl göğe girdi.
25 Başkâhin her yıl kendisinin olmayan kanla En Kutsal Yer’e* girer; oysa Mesih kendisini tekrar tekrar sunmak için göğe girmedi.
26 Öyle olsaydı, dünyanın kuruluşundan beri Mesih’in tekrar tekrar acı çekmesi gerekirdi. Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır.
27 Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.
28 (SEE 9:27)

1.Thumiaterion sözcüğü tütsü yakmak için kullanılan bir şey veya yerdir.

2. Bazı elyazmalarında, “Gelmiş” diye geçer.

3. J. Gregory Mantle, Better Things. s.109.

4. Kenneth S.Wuest, Hebrews in the Greek New Testament, s.162, 163.