Koloseliler 2

D. Felsefe, Yasacılık, Mistisizm ve Çilecilik Tehlikelerine Karşı Mesih’in Yeterliliği (2:1-23)

2:1   Bu ayet 1.bölümün son iki ayetiyle yakından ilişkilidir. Elçi Pavlus, her imanlıya çabalarını, öğretiş ve vaazlarını anlatıyor; bunlar için dua yoluyla verdiği büyük bir uğraştan söz ediyor. Bu büyük uğraşı hiç tanımadığı kişiler adına vermektedir. Daha önceden Koloseliler hakkında duymuştu ve Laodikya’dakiler ve hiç tanışmadığı diğer imanlılar için olduğu gibi, onlar için de dua etmekteydi (Oradaki topluluğun daha sonraki üzücü durumu için Va.3:14-19’a bkz.).

İlk ayet, halka hizmet etme ayrıcalığına nail olmamış kişileri rahatlatan bir ayettir. Bu bize, yaptıklarımızın yalnızca başkalarının fark edeceği türde olması gerekmediğini öğretiyor. Kendi odamızda diz çöküp yalnız olarak da Rab’be hizmet edebiliriz. Halka açık bir hizmet veriyor olsak da, etkili olmamız Tanrı’nın önünde geçirdiğimiz sakin dua zamanlarına bağlıdır.

2:2   Pavlus’un duasının gerçek içeriği bu ayette verilir. Duanın ilk bölümünde yüreklerinin cesaret bulması isteniyor. Koloseliler Gnostikler’in öğretişlerinden etkilenme tehlikesi içindeydiler. Dolayısıyla burada geçen cesaret bulma ifadesi; güçlenme ve sağlamlaşma anlamlarına gelir.

Duanın ikinci bölümünde sevgide birleşmeleri dilenir. Eğer kutsallar birbirini sever ve sıcak ilişki içinde olurlarsa, düşmanın saldırılarına karşı güçlü kalabilirlerdi. Ve eğer yürekleri Mesih’e sevgiyle dolu olursa, O da onlara Mesih inancının derin gerçeklerini açıklayacaktı. Rab’bin, sırlarını kendine yakın olan kişilere açıkladığı, Kutsal Kitap’ın iyi bilinen bir ilkesidir. Örneğin Yuhanna, İsa’nın göğsüne yaslanan biriydi ve İsa Mesih’in vahyini açıkladığı kişinin de o olması bir rastlantı değildi (Va.1:1).

Pavlus ardından onlar için, anlayışın verdiği tam güvenliğin bütün zenginliğine kavuşsunlar diye dua ediyor. Mesih inancının anlayışına ne denli çok sahip olurlarsa, onun gerçekliğinden de o denli emin olabileceklerdi. Mesih inanlıları imanda ne kadar kök salarlarsa, onların zamanın sahte öğretilerinden etkilenip sapmaları da o kadar zor olurdu.

Tam güvenlik ifadesi Yeni Antlaşma’da üç kez kullanılır.

  1. İmanın tam güvenliği – Tanrı’nın sözünü temel alıyoruz (İbr.10:22).
  2. Anlayışın verdiği tam güvenlik – biliyoruz ve güvenlik içindeyiz (Kol.2:2).
  3. Ümidin verdiği tam güvenlik – güvenle sona dek devam ediyoruz (İbr.6:11).

Pavlus’un duası şu sözcüklerle zirveye ulaşır: Tanrı’nın sırrını, yani bilginin ve bilgeliğin saklı olduğu Mesih’i tanısınlar.

 Tanrı’nın sırrını… ve Mesih’i tanısınlar derken, Pavlus neyi kastediyordu? İmanlılar topluluğunun gerçeğini, yani Mesih’in Beden’in Başı oluşuna ve tüm imanlıların Beden’in üyeleri olmasına göndermede bulunuyordu. Ancak bu sırrın altındaki gerçek, Mesih’in baş olmasıdır. Pavlus kutsalların bu gerçeği kavrayıp kabullenmeleri için uğraşmaktadır. Çünkü başlarında olan Mesih’in yüceliğini anlarlarsa, onların Gnostisizm ya da diğer sapık inançlara kapılıp yoldan çıkmayacaklarını biliyordu.

Pavlus kutsalların Mesih’i kullanmalarını, O’nun kaynaklarından yararlanmalarını ve her acil durumda O’ndan güç almalarını istiyor.

Alfred Mace’in tanımladığı gibi Mesih’i görmelerini istiyor:

O, kendi halkıyla birliktedir; Tanrılığın her özelliğine sahip, sonsuz, anlatılamaz, sonsuz kaynaklara sahip Olan’dır. Dolayısıyla, onların hiçbir şey için O’ndan başkasına gitmelerine gerek yoktur. “Tanrı kutsallarına BU SIRRIN uluslar arasında… ZENGİN olduğunu bildirmek istedi. MESİH İÇİNİZDEDİR. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor” (Kol.1:27). Bu güçlü gerçek, Laodikyalılar’ın gururuna, usçu teolojiye, geleneksel dine, cine tutsak ruhçu medyumlara ve her türlü engel ve sahteliğe karşı en kesin ve etkili panzehirdir. 1

2:3   Bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerinin saklı olduğu Mesih. Gnostikler elbette, Tanrı sözünün sayfalarında bulunanın çok ötesinde ve üstün bir anlayışa sahip olmakla övünüyorlardı. Onların bilgeliği Mesih’te ya da Mesih inancında bulunana ek olarak ortaya çıkan bir şeydi. Ancak Pavlus burada, bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerinin saklı olduğu Mesih’ten, Baş’tan söz ediyor. Dolayısıyla imanlıların Kutsal Kitap’ta yazılanların ötesinde bir şeye gereksinimleri yoktur. Mesih’teki hazineler inançsızlıktan saklanmıştır, hatta bir imanlının bile bunları anlaması için Mesih’le yakın bir ilişki içinde olması gerekir.

Mesih, Baş olarak imanlının içindedir. Merkez ve kaynaktır. O, araştırılamayan zenginliğin genişliği ve sonsuz yüceliğin üstünlüğüyle temelde Tanrı’dır. Yaratılış ve kurtarışta tamamladığı işiyle, kişisel ve ahlâki yüceliğiyle de, kendisine karşı gelen tüm profesörleri, yazarları, medyumları, eleştirmenleri ve diğerlerini saf dışı bırakmıştır.

Bu ayette görünenden daha fazlası vardır. Tüm bilgi Mesih’te bulunur. O, gerçeğin beden almış biçimidir. Mesih şöyle demişti: “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im.” Gerçek olan hiçbir şey hiçbir zaman O’nun sözleri ya da işleriyle çelişkiye düşmeyecektir. Bilgi ile bilgelik arasındaki fark genellikle şöyle açıklanır: Bilgi gerçeğin anlaşılmasıdır, bilgelik ise öğrenilen gerçeğin uygulanabilmesidir.

2:4   Tüm bilgi ve bilgelik Mesih’te olduğundan Mesih inanlıları, sahte öğretiş yayanların kulağı okşayan sözlerine aldanmamalıdırlar. Eğer birisi gerçeğe sahip değilse, duyurusunu akıllıca sunarak izleyicilerini etkilemeye çalışır. Heretiklerin (aykırı görüşü olanlar) yaptığı da budur. Olasılıklardan yola çıkarlar ve tümdengelimi öğreten bir sistem kurarlar. Öte yandan eğer bir insan Tanrı’nın gerçeğini duyuruyorsa, hitap yeteneğine ya da akıllıca iddialarda bulunma gibi şeylere dayanma gereği duymaz. Gerçeğin kendisi en iyi iddiadır ve bir aslan gibi kendisini savunacaktır.

2:5   Bu ayet Elçi Pavlus’un, Koloseliler’in karşı karşıya olduğu sorun ve tehlikeleri ne kadar iyi bildiğini gösteriyor. O kendisini, denetleme için hazır bekleyen, askeri bir birliği inceleyecek olan bir subay gibi resmediyor. Düzenlilik ve sağlamlık askeri terimlerdir. İlki, düzenli olarak sıralanmış askerleri tanımlarken; ikincisi, onların ortaya koyduğu sağlamlığı gösterir. Pavlus, Koloseliler’in (bedence değil, ruhça olsa da) Tanrı’nın sözünde dimdik durduklarını görünce seviniyor.

2:6   Şimdi onları ilk olarak başladıkları şekilde, yani imanla devam etmeleri için yüreklendiriyor. Bu nedenle Rab Mesih İsa’yı nasıl kabul ettinizse, O’nda öylece yaşayın. Burada vurgunun Rab sözcüğünde olduğu görülür. Başka deyişle O’nun tümüyle yeterli olduğunu kabul ettiler. O yalnızca kurtuluş için değil, onların tüm ruhsal yaşamı için de yeterliydi. Pavlus kutsalları Mesih’in Rab’liğini tanımakta ilerlemeleri için uyarıyor. Ne denli inandırıcı gözükse de, insanların öğretişlerini kabul ederek O’ndan sapmamalıydılar. Yaşayın, Mesih inancında çok sık kullanılan bir sözcüktür. Eylem ve ilerlemeyi kasteder. İlerlerken aynı yerde kalmazsınız. Mesih’teki yaşam da öyledir; ya ilerlersiniz ya da gerilersiniz.

2:7   Pavlus öncelikle tarıma ilişkin, ikinci olarak da mimarlıkla ilgili ifadeler kullanıyor. Köklenin sözcüğü, iman ettiğimizde yaşamımızda gerçekleşen olaya göndermede bulunmaktadır. Bu, sanki Rab İsa Mesih’in toprak olması ve bizim de tüm besinimizi O’ndan alıp O’nda köklenmemiz gibidir. Bu da, düşmanca rüzgarlar estiğinde yerimizde kalabilmemiz için derin köklere sahip olmamızın önemini vurgular (Mat.13:5,20,21).

Pavlus ardından bina benzetmesine geçer; Gelişin. Burada Rab İsa temeldir ve biz de bu Çağların Kaya’sında gelişmekteyiz (Luk.6:47-49). Bir kez köklendik, ancak sürekli olarak gelişmekteyiz.

İmanda güçlenin. Güçlenin, “sağlamlaşın” diye de çevrilebilir. Buradaki düşünce, bu olayın imanlı yaşamı boyunca sürüp gittiğidir. Koloseliler Mesih inancının temellerini Epafras’tan öğrenmişlerdi. İman yaşamlarında devam ettikçe, bu harika gerçekler onların yüreklerinde ve yaşamlarında sağlamlaşacaktı. Bunun tersi olarak da 2.Petrus 1:9, ruhsal yaşamda ilerlemekte başarısız olmanın, Müjde’nin bereketi ve sevincini yitirmemize ve kuşkulara yol açacağını belirtir.

Pavlus sözlerine şükranla dolup taşarak diye başlıyor. O, Mesih inanlılarının öğretilere bağlı soğuk kişiler olmalarını değil, onların yüreklerinin, Müjde’nin harika gerçekleri tarafından fethedilmesini ve Rab’be hamt ve şükranla dolup taşmasını istiyor. Mesih inancının bereketlerine duyulan şükran, sahte öğretilerin zehrine karşı harika bir panzehirdir.

Arthur Way 7.ayeti şöyle çeviriyor: “Ağaçlar gibi hızla kök salın, sağlam binalar gibi durun, O’nun sizdeki varlığını hissederek (eğitiminizin de sizi yönlendirişiyle) imanınızda sarsılmayın ve şükranla dolup taşın.”

2:8   Pavlus, Kolose’nin bulunduğu Likus Vadisi’ndeki imanlıları tehdit eden hatalarla doğrudan ve kesin bir şekilde uğraşmaya hazırdır. Felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin. Sahte öğretişler, insanlardaki değerli olan şeyleri alır, yerine de hiçbir şey vermezler. Felsefenin sözcük anlamı ‘bilgeliği sevme’dir. Felsefe kötü değildir, ancak insanlar Rab İsa Mesih’ten farklı bir bilgelik aramaya başladıklarında, kötü olmaya başlar. Bu sözcük burada, yalnızca tanrısal esinle anlaşılabilecek şeyleri, insanın kendi zekasıyla araştırıp bulma çabalarını tanımlamak için kullanılmıştır (1Ko.2:14). Kötüdür, çünkü insan aklını Tanrı’nın üstünde görerek Yaratıcı’dan çok yaratığa tapar. Bu, usçuluk ve anlıkçılıkla (rasyonalizm ve entelektüalizm) övünen günümüz liberallerinin temel özelliğidir. Boş ve aldatıcı sözler, bir grup insana gizli gerçekleri açıkladığını söyleyip sahte ve değersiz öğretişler vermeyi kasteder. Gerçekten içinde bir şey yoktur. Yalnızca merak uyandırıp bazı kişileri etrafında toplar. Ayrıca onları “seçilmişler” grubuna dahil ederek gururlarını okşar.

Pavlus’un karşı olduğu, Mesih’e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefelerle boş ve aldatıcı sözlerdir. İnsanların geleneğine denirken kastedilen, insanların icat ettiği, ancak Kutsal Kitap’ta temeli olmayan dinsel öğretişlerdir. (Gelenek, bir davranışın belirli bir duruma uyduğu için sürekli yapılır hale gelmesidir). Dünyanın temel ilkeleri, Yahudi geleneklerine, adetlerine ve insanların Tanrı’nın iyiliğini elde etmek için kullandığı düzenlere işaret eder.

Musa’nın Yasası, gelecekte olacak şeylere yönelikti. Yürekleri gelecek olan Mesih’e hazırlayan bir “ilkokul” gibiydi. Şimdi buna geri dönmek, Tanrı’nın Oğlu’nun yerine geçersiz kalmış bir sistem getirmeye çalışan sahte öğretmenlerin çıkarına olur (Scripture Union’un günlük notlarından).

Pavlus Koloseliler’in, kendilerine verilmek istenen her türlü öğretiyi, Mesih’in öğretisiyle uyum içinde olup olmadığı yönünde sınamalarını istiyordu. Bu ayetin Phillips çevirisi şöyledir: “Anlıkçılık (entelektüalizm) ya da kulağa hoş gelen anlamsız sözlerle kimsenin imanınızı bozmamasına dikkat edin. Bu tür şeyler dünyanın yapısına uyan insanların düşüncelerinde bulunur ve Mesih’i önemsemez!”

2:9   Elçi Pavlus’un okuyucularını sürekli olarak Mesih’in kişiliğine yönelttiğini görmek çok güzeldi. Burada, Kutsal Kitap’ta bulunan ve Rab İsa Mesih tanıklığıyla ilgili en açık ve görkemli ayetlerden birini veriyor. Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor. Mesih’in Tanrı olduğu gerçeğine ilişkin olarak verilen çok sayıdaki kanıta dikkat edin. Öncelikle, O’nun Tanrılığı söz konusudur: “Tanrılığın doluluğu …bedence …bulunuyor.” İkinci olarak, Tanrılığın doluluğu bulunmaktadır: “Tanrılığın doluluğu bedence… bulunuyor.” Son olarak da Tanrılığın bütünlüğü, tam oluşu söz konusudur: “Tanrılığın bütün doluluğu bedence… bulunuyor.” (Bu, Rab İsa’nın Tanrılığını reddeden Gnostisizmin birçok biçimine etkili bir yanıttır; Christian Science -Hıristiyan Bilim-, Yehova Şahitleri, Unity –Birlikçiler-, Teosofi, Christadelfianizm vb.).

Vincent şöyle der: “Ayetin belirgin iki iddiası vardır:

  1. Tanrılığın doluluğu sonsuza dek Mesih’te bulunmaktadır…
  2. İnsan olarak bir bedene sahip oluşumuz gibi Tanrılığın doluluğu O’nda bulunmaktadır.”2

Sözü edilen tarikatların çoğu İsa’da bir çeşit Tanrılığın olduğunu kabul ederler. Bu ayet Tanrılığın bütün doluluğunun O’nda, O’nun insanlığında bulunduğunu belirtiyor. İddia edilen şey açıktır: Eğer Rab İsa Mesih’in kişiliğinde böyle bir yeterlilik varsa, neden O’nu küçümseyen ya da yok sayan öğretişlerle yetinelim?

2:10   Elçi halen, Rab İsa Mesih’in her şeye yeterli oluşuyla ve O’nda sahip oldukları harika konumu belirterek okuyucularını etkilemeye çalışmaktadır. 10.ayetteki gerçeğin 9.ayettekini izlemesi Tanrı’nın lütfunun harika bir ifadesidir. Tanrı’nın tüm doluluğu bedence Mesih’te bulunmaktadır ve imanlı O’nda doluluğa kavuşmuştur. Bu elbette, imanlının, Tanrılığın bütün doluluğuna sahip olduğu anlamına gelmez. Bunun gerçek olduğu tek kişi Rab İsa Mesih’tir. Ancak bu ayet, imanlının Tanrı’ya layık bir yaşam sürmesi için gereksinim duyduğu her şeye Mesih’te sahip olduğunu öğretir. Spurgeon doluluğa kavuşmanın iyi bir tanımını verir. Ona göre:

  1. Bizler Yahudi geleneklerinin yardımı olmaksızın doluluğa kavuşmuş durumdayız.
  2. Felsefenin yardımı olmaksızın doluluğa kavuşmuş durumdayız.
  3. Batıl itikatlar icat etmeksizin doluluğa kavuşmuş durumdayız.
  4. İnsani hünerlerimize, iyiliklerimize dayanmaksızın doluluğa kavuşmuş durumdayız.

Kendisinde doluluğa kavuştuğumuz Kişi, her yönetim ve hükümranlığın başı olandır. Gnostikler melekler konusuyla çok ilgileniyorlardı. Bu konudan daha sona söz edeceğiz. Tüm meleklerin başı da Mesih’tir. Dolayısıyla ilgimizi tüm meleklerin Yaratıcısı’na çevirmek ve O’nunla hoş bir beraberliğe sahip olmak varken, meleklere meşgul olmak anlamsız olurdu.

2:11   Sünnet, Yahudiliğin tipik bir dinsel töreniydi. Bu, erkek çocuğun bedenine uygulanan küçük bir cerrahi girişimdir. Ruhsal anlamı ise, bedence ölmek ve insanın bozulmuş kötü, yenilenmeyen doğasını bir kenara koymaktır. Ancak maalesef Yahudiler bunun ruhsal anlamını unuttular ve törenin kendisine takılıp kaldılar. Adetler ve iyi işlerle Tanrı’nın lütfunu kazanmaya çalışırlarken aslında insan bedeninde Tanrı’yı hoşnut eden bir şeyin olduğunu söylemek istiyorlardı. Ancak hiçbir şey gerçeğin ötesine geçemez.

Bu ayette sözü edilen fiziksel sünnet değil, Rab İsa’ya inanıp O’na teslim olmuş ve herkes için geçerli olan ruhsal sünnettir. Bu, şu ifadeden de açıkça anlaşılır; elle yapılmayan sünnetle ayeti şunu öğretiyor: Her imanlı Mesih’in sünnetiyle sünnet edilir. Mesih’in gerçekleştirdiği sünnet, O’nun Golgota Tepesi’nde çarmıh üzerinde ölmesine işaret eder. Rab İsa ile birlikte imanlı da ölmüştür. Yani O, günaha (Rom.6:11), yasaya ve benliğe (Gal.2:20) ve dünyaya ölmüştür (Gal.6:14). (Sünnetin “elle yapılmamış” olması, insanın elleriyle bir şeyler yapıp buna katkıda bulunamayacağı anlamına gelir. İnsan bunu ne hak edebilir ne de kazanabilir. Bu, Tanrı’nın işidir). Böylece o, günahlı benliğinden soyunmuş olur. Başka bir deyişle, birisi kurtulduğu zaman, ölümünde Mesih’le birleşmiş olur ve bedensel çabalarla kurtuluşu hak etme ya da kazanma umudundan uzaklaşır. Samuel Ridout şöyle yazar: “Rabbimiz’in ölümü sadece meyveyi değil,  onu taşıyan kökü de mahkum edip kopardı.”

2:12   Pavlus şimdi sünnetten vaftiz konusuna geçer. Nasıl sünnet bedenin ölümünü simgeliyorsa, vaftiz de insanın eski doğasının gömülüşünü simgeler. Şöyle okuyoruz: Vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz, O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz. Yalnızca Mesih’le birlikte ölmedik, O’nunla birlikte gömüldük de. Bu durum, vaftizle simgelenir. Bu olay iman ettiğimiz anda olur, ancak vaftiz olmadan önce de insanların önünde bunu açıkça belirtiriz. Vaftiz gömülmedir, Adem’in çocuklarının gömülmesi! Vaftizle, bizde olan hiçbir şeyin Tanrı’yı hoşnut edemeyeceğini kabul ederiz. Ancak iş gömülmeyle bitmez. Mesih’le birlikte sadece çarmıha gerilip gömülmedik, aynı zamanda O’nunla birlikte yeni yaşamımızda yürümek üzere dirildik de. Bunların tümü iman ettiğimiz anda olur. Bu, Mesih’i ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek gerçekleşmektedir.

2:13   Elçi Pavlus tüm bunları Koloseliler’e uygulamaktadır. İman etmelerinden önce suçlarından ötürü ölüydüler. Bunun anlamı, günahlarından dolayı ruhsal olarak Tanrı’nın önünde ölü durumda olmalarıdır. Bu, onların ruhlarının ölü olduğu anlamına gelmez, ancak ruhlarında Tanrı’ya yönelik bir hareketin olmadığı ve Tanrı’nın onayını kazanmak için yapabilecekleri hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelir. Yalnızca suçlarından ötürü ölü olmayıp benliklerinin sünnetsizliği de söz konusuydu. Yeni Antlaşma’da sünnetsizlik, sık sık diğer uluslardan olanları, yani Yahudi olmayanları tanımlarken kullanılır. Koloseliler de diğer uluslardandı. Tanrı’nın yeryüzündeki halkı olan Yahudiler’den değillerdi. Dolayısıyla, Tanrı’dan uzak bir durumdaydılar ve bedenin isteklerine uyarak yaşıyorlardı. Ancak Müjde’yi işitip Rab İsa Mesih’e iman ettikleri zaman, Mesih’le birlikte yaşama kavuşturuldular ve bütün suçları bağışlandı. Başka deyişle, Koloseliler’in başına gelen, tüm yaşam biçimlerinin değişmiş olmasıydı. Günahlı dönemleri sona ermiş, şimdi İsa Mesih’te yeni yaratılışa sahip olmuşlardı. Artık diri olanlarla birlikte yaşıyorlardı. Dolayısıyla onların bedene uyan insanlar olduklarını gösteren her şeye “hoşça kal” diyebilirlerdi.

2:14   Pavlus burada Mesih’in diğer yaptıklarını tanımlıyor. Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Kurallarıyla bize karşı olandan kastedilen şey Yasa’dır. Bir anlamda, On Buyruk bize karşıydı, çünkü onları tam olarak yerine getiremeyeni suçluyordu. Ancak Elçi Pavlus’un düşündüğü yalnızca On Buyruk değildi, ayrıca İsrail’e verilmiş olan törensel yasaları da düşünüyordu. Törensel yasada, kutsal günler, yiyecekler ve diğer dinsel ayinlerle ilgili her tür buyruk da yer alıyordu. Tüm bunlar Yahudiler’e verilen dinin bir bölümünü oluşturuyordu. Bunlar Rab İsa’nın gelişine işaret eden şeylerdi. Bunlar O’nun işinin ve kişiliğinin gölgeleriydi. Çarmıhtaki ölümüyle bunları çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Borç ödenince senet de iptal edildi. Meyer’in dediği gibi: “…Mesih’in çarmıhtaki ölümü insanı suçlayan Yasa’nın ceza verme gücünün ortadan kalkmasını sağladı.”3 Kelly de durumu şöyle özetler: “Yasa ölmedi, ama biz ona öldük.”

Pavlus’un buradaki ifadesi büyük olasılıkla, iptal edilen borca ait bir belgenin, alacaklının borçlu üzerinde bir hakkının kalmadığını herkese duyurmak için meydanlık bir yere asılması adetine göndermede bulunuyordu.

2:15   Çarmıhtaki ölümü, dirilişi ve göğe çıkışıyla Rab İsa, kötü güçleri çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi. Bunun, Rab İsa’nın tutsakları tutsak aldığını belirten Efesliler 4.bölümde belirtilen zaferle aynı şey olduğunu düşünüyoruz. Onun ölümü, gömülüşü, dirilişi ve göğe alınışı, Şeytan’ın ve cehennemin güçlerinin üzerinde olağanüstü bir zaferdi. Cennete geri döndüğü sırada atmosferden geçerken, havadaki güçlerin prensinin bölgesinden de geçti!

Bu ayet belki de, önceden Şeytan’a inanıp sonradan iman ettiği halde kötü ruhların korkusuyla yaşayanları da rahatlatır niteliktedir. Mesih’teysek korkacak bir şey yoktur, çünkü O, yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları almıştır.

2:16   Bir kez daha Elçi Pavlus anlatmakta olduğunu uygulamaya hazırdır. Önceden olmuş olanları şu şekilde özetleyebiliriz: Koloseliler Tanrı’yı bedensel çabalarla hoşnut etme çabalarına ölmüşlerdi. Yalnızca ölmekle kalmadılar, aynı zamanda Mesih’le birlikte gömülüp Mesih’le birlikte yeni bir yaşama dirildiler. Dolayısıyla kendilerini Koloseliler’in öldüğü şeylere geri götürmeye çalışan Yahudileştirme taraftarları ve Gnostikler’le ilişkilerini tümden kesmeliydiler. Bu nedenle kimse yiyecek içecek, bayram, yeni ay ya da Şabat Günü konusunda sizi yargılamasın. Tüm dinler insanları düzenlere, kurallara ve dinsel takvime uymaya zorlar. Bu takvim, genellikle o yılın kutsal günlerini, aylık bayram günlerini ya da haftalık dini tatil günlerini içerir. Bu yüzden “kimse …sizi yargılamasın” ifadesi, bir Mesih inanlısının, örneğin domuz eti yerse ya da dinsel bayram ve kutsal günlere uymazsa başkaları tarafından adil bir şekilde suçlanamayacağını belirtir. Ruhçuluk gibi bazı sahte öğretiler, üyelerinin et yememelerinde ısrar ederler. Katolikler yüzyıllarca cuma günleri et yemediler. Bazı imanlı toplulukları Büyük Perhiz (İsa’nın dirilişi öncesi büyük perhiz) süresince bazı yiyecekleri yasakladılar. Başkaları, örneğin Mormonlar, çay ya da kahve içen üyelerine pek iyi gözlerle bakmazlar. Yedinci Gün Adventisler’i Tanrı’yı hoşnut etmek için Şabat Günü’ne uymak gerektiğinde ısrar ederler. Bir Mesih inanlısı bu düzenlemelerden bağımsızdır. Yasa, Şabat Günü ve yasacılık konularında Kutsal Kitap Yorumu 1 ve 2’de bulunan Matta 5:18, 12:8 ve Galatyalılar 6:18’deki arasözlere bakınız.

2:17   Yahudilikteki dinsel adetler gelecek şeylerin gölgesiydi, aslı ise Mesih’teydi. Bunlar Eski Antlaşma’ya bir simge olarak konmuştur. Örneğin Şabat Günü, Rab İsa Mesih’e inanan herkesin uygulayacağı bir dinlenme biçiminin örneği olarak verilmişti. Şimdi Rab İsa geldiğine göre insanlar neden gölgelerle ve simgelerle uğraşsın? Bu, resmi yapılan kişi yanınızdayken onun resmiyle ilgilenmek gibidir.

2:18   Gnostikler’in öğrettiklerini tam olarak bilmediğimizden bu ayetin tam anlamını bilmek zordur. Belki de ayet, bu insanların, Tanrı’ya doğrudan yaklaşmaya cesaret etmediklerinden alçakgönüllüymüş gibi davrandıklarını belirtiyor. Belki de Gnostikler onlara, Tanrı’ya melekler aracılığıyla yaklaşmalarını öğretmişlerdi ve sözde alçakgönüllülükleri içinde Rab’be değil, meleklere tapındılar. Bugün dünyada da buna benzer bir durum söz konusudur. Bazı Katolikler Tanrı’ya ya da Rab İsa’ya doğrudan dua etmezler ve sloganları şudur: “Meryem aracılığıyla İsa.” Bu da sözde alçakgönüllülüktür ve yaratılmış birine tapınmadır. Mesih inanlıları, böyle Kutsal Kitap’a uymayan uygulamalarla kimsenin kendilerini ödüllerinden mahrum bırakmasına izin vermemelidirler. Tanrı sözü bunu açıkça belirtir: “Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da …Mesih İsa’dır” (1Ti.2:5-6).

Elçi Pavlus çok açık olmayan bir ifadeyle devam eder: Gördüğü düşlerin üzerinde durarak. 4 Gnostikler, derin ve gizli sırlara sahip olduklarını öne sürüyor ve bir kimsenin bunları öğrenebilmesi için bir şekilde dürtülmesi gerektiğini söylüyorlardı. Belki bu sırlar görüm dedikleri şeyleri de içeriyordu. Görüm diye kabul ettikleri şeyler, günümüzde Mormonluk, Ruhçuluk, Katoliklik gibi bazı başka inançlarda önemli bir rol oynar. Bu ayrıcalıklı kişiler sahip oldukları bu gizli bilgilerle övünüyorlardı. Pavlus şunu da ekliyor: benliğin düşünceleriyle boş yere böbürlenen… Kendilerini diğerlerinden üstün görüp bir insanın ancak bu derin sırlar alemine girerek mutlu olabileceği izlenimini yarattılar. Bunların çoğu bugünkü bazı kardeşlik örgütlerine benzemektedir. Rab’le yürüyen bir Mesih inanlısının böyle örgütlere ne zamanı ne de ilgisi vardır.

Bu ayetteki önemli nokta, bu insanların çeşitli dinsel uygulamaları kendi istekleri doğrultusunda yapmış olduklarıdır. Kutsal Kitap’ta dayandıkları bir nokta yoktu. Mesih’e itaat etmiyorlardı. Doğal benliğin düşünceleriyle boş yere böbürleniyorlardı, çünkü tamamen kendi istediklerini yapıyorlardı. Temelleri Rab değildi, ama davranışları alçakgönüllü ve dinsel gözüküyordu.

2:19   Baş’a tutunmayan. Burada Rab İsa’dan bedenin Baş’ı olarak söz ediliyor. “Baş’a tutunmak” demek, Mesih’in Baş olduğunu bilerek yaşamak, her şeyi O’na yücelik vererek yapmak ve gerek duyduğumuz her şeyi O’nun tükenmeyen kaynaklarından sağlamaktır. Bu, Rab’le sürekli ilişki içinde kalarak hangi yönde nasıl devam edeceğimiz konusunda O’na bakmaktır. Bu daha ayrıntılı olarak şu ifadede açıklanır: Bütün beden eklemler ve bağlar yardımıyla bu Baş’tan beslenip bütünlenmekte, Tanrı’nın sağladığı büyümeyle gelişmektedir. İnsan vücudunun çeşitli bölümleri eklemler ve bağlar aracılığıyla bağlantılıdır. Beden de Baş’a bağlıdır. Bedeni yönetip ona rehberlik eden Baş’tır. Elçi Pavlus’un burada vurguladığı nokta da budur. Mesih’in bedeninin yeryüzündeki üyeleri, bu tür sahte öğretmenlerin ikna edici sözleriyle aldanmadan, doyum ve yeterliliklerini O’nda bulmalıdırlar.

Baş’a tutunma, Rab’be her an, günbegün bağlı olmamızın gerekliliğini vurgular. Dün yapılan bir yardım bugün iş görmez. Barajın üstünden akıp gitmiş suyla buğday öğütemeyiz. Mesih inanlıları Baş’a tutunduklarında doğacak sonuç, bedenin diğer üyeleriyle uyum içinde ortaya çıkacak olan eylemdir.

2:20   Burada kullanılan dünyanın temel ilkeleri ifadesi adetlere ve düzenlemelere göndermede bulunmaktadır. Örneğin; Eski Antlaşma’daki adetler, dinin temel ilkelerini, yani alfabesini (Gal.4:9-11) öğretmesi anlamında dünyanın ilkeleriydi. Pavlus aynı zamanda belki de, diğer dinler ve Gnostisizm’le bağlantılı adetler ve düzenlemeleri de düşünmekteydi. Elçi özellikle, Tanrı’nın önünde değeri yitmiş bir Yahudilikten doğan ya da Tanrı’yla hiçbir ilişkisi olmamış bir inanç ya da Gnostisizm’den gelen bağnazlıkla ilgilenmektedir. Pavlus Koloseliler’e, Mesih’le birlikte öldükleri halde neden hala kurallara uymaya istekli olduklarını soruyor. Böyle yapmaları, dünyayla bağlarını kopardıklarını unutmaları demek olurdu. Belki bazılarının kafasında şöyle bir soru uyanacaktır: Eğer bir Mesih inanlısı için kuralların önemi kalmadıysa, niye hala vaftiz ve Rab’bin Sofrası’nı yapmayı sürdürüyorlar? Bunun açık yanıtı şudur: Mesih inanlıları topluluğunun bu iki düzenlemesi Yeni Antlaşma’da öğretilmiştir. Bununla birlikte bunlar, bizi cennete uygun kılacak “Lütuf yolları” ya da Tanrı’nın önünde avantajlı duruma getirecek şeyler değildir. Tersine, Mesih’le birlikte olduğumuzu ve ölümünde O’nu hatırladığımızı gösteren, itaate dayalı sade eylemlerdir. Bunlar, yerine getirilmesi gereken yasalardan çok, zevk alınacak ayrıcalıklardır.

2:21   Başka bir deyişle 20.ayetle Pavlus şunu söylemek istiyor: Niçin bu tür kurallara uyuyorsunuz? ‘Şunu elleme’, ‘bunu tatma’, ‘şuna dokunma.’ Ne gariptir ki, bazıları Pavlus’un Koloseliler’e tutmamayı ve dokunmamayı buyurduğunu öğretiyorlardı! Bu tabii burada anlatılmak istenenin tam tersidir. William Kelly gibi bazı uzmanlar bu ayetteki maddelerin sıralamasının şu şekilde olması gerektiğini düşünürler: “Elleme, tatma, hatta dokunma bile.” Bu sıralama bağnazlığın ne kadar artmış olduğunu daha iyi gösterir.

2:22   Konu bu ayette de açıklanmaya devam ediliyor. Bunlar şu ifadeden de anlaşılacağı gibi insanların getirdiği yasaklardır: insanların buyruklarına ve öğretilerine dayanırlar. Gerçek bir inanç, Mesih’in kendisinden çok, yiyecek ve içeceklerle mi meşgul olur?

20-22.ayetleri Weymouth şöyle çevirir:

Mesih’le birlikte öldünüzse, dünyanın temel ilkelerinden ayrılmış oldunuz. Yaşamınız halen daha dünyaya aitmiş gibi neden insanların buyruklarına ve öğretilerine dayanan ve tükenip yok olacak “şunu elleme”, “bunu tatma”, “şuna dokunma” gibi kurallara uyuyorsunuz?

2:23   İnsana dayalı bu kuralların gönüllü tapınma (uydurma dindarlık), sözde alçakgönüllülük ve bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır. Gönüllü tapınmanın anlamı, bu insanların Tanrı sözünden çok kendi kafalarındaki doğrulara göre geliştirdikleri bir ibadet biçimidir. Dindar gözükürler, ama bu gerçek Mesih inancı değildir. Daha önce de açıklandığı gibi, bazıları fazla alçakgönüllü gözüküp Tanrı’ya doğrudan yaklaşma yerine aracı melekler kullanmaktadırlar. Bedene eziyet ile kastedilen münzevi ve bağnaz bir yaşamdır. Buradaki düşünce, insanın kendisini reddedip kendisine eziyet ederek daha kutsal olabileceğidir. Bu, Hindu inancı ve bazı mistik Doğu inançlarında bulunur.

Tüm bu kuralların değeri nedir? Belki de ayetin son kısmı bunu en iyi şekilde dile getiriyor: Benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararları yoktur. Tüm bunlar dıştan iyi gözükür, ancak benliğin tutkularını kontrol etmekte başarısız olurlar. (Ölçülü olmak için iyi amaçla verilen sözler bile amacına ulaşmakta yetersiz kalır). Sahte olan her sistem insanları daha iyi yapma konusunda başarısız kalır. Tanrı’nın lütfunu kazanmak için bedenin yapabileceği şeylerin olduğu izlenimini yaratırken, bedenin şehvet ve tutkularına egemen olamamaktadırlar. Mesih inanlısı bedenin tutku ve şehvetlerine ölmüştür ve o noktadan itibaren Tanrı’nın yüceliği için yaşar. Biz bunu cezalandırılma korkusuyla değil, kendini bizim için vermiş olan İsa Mesih’e sevgimizden ötürü yaparız. A.T. Robertson bunu şöyle açıklar: “Bizi doğru olanı yapma konusunda özgür kılan sevgidir. Sevgi seçmeyi kolaylaştırır. Sevgi görevin yüzünü güzelleştirir. Sevgi Mesih’le birlikte devam etmeyi tatlılaştırır. Sevgi iyilik hizmetini özgürlüğe dönüştürür.”

 

Kutsal Kitap

1 Gerek sizler, gerek Laodikya’dakiler, gerekse sizler gibi yüzümü hiç görmemiş olanlar için ne denli büyük bir uğraş verdiğimi bilmenizi isterim.
2 Yüreklerinin cesaret bulmasını, sevgide birleşmelerini dilerim. Öyle ki, anlayışın verdiği tam güvenliğin bütün zenginliğine kavuşsunlar ve Tanrı’nın sırrını, yani bilginin ve bilgeliğin bütün hazinelerinin saklı olduğu Mesih’i tanısınlar.
3 (SEE 2:2)
4 Kimse sizi kulağı okşayan sözlerle aldatmasın diye söylüyorum bunu.
5 Çünkü her ne kadar bedence aranızda değilsem de, ruhça sizinle birlikteyim. Düzenliliğinizi, Mesih’e imanınızın sağlamlığını görüp seviniyorum.
6 Bu nedenle Rab Mesih İsa’yı nasıl kabul ettinizse, O’nda öylece yaşayın.
7 Şükranla dolup taşarak O’nda köklenin ve gelişin, size öğretildiği gibi imanda güçlenin.
8 Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.
9 Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor.
10 Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz.
11 Ayrıca Mesih’in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde bedenin benliğinden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O’nda sünnet edildiniz.
12 Vaftizde* O’nunla birlikte gömüldünüz, O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz.
13 Sizler suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı.
14 Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı.
15 Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi.
16 Bu nedenle kimse yiyecek içecek, bayram, yeni ay ya da Şabat Günü* konusunda sizi yargılamasın.
17 Bunlar gelecek şeylerin gölgesidir, aslı ise Mesih’tedir.
18 Sözde alçakgönüllülükte ve meleklere tapınmakta direnen, gördüğü düşlerin üzerinde durarak benliğin düşünceleriyle boş yere böbürlenen, Baş’a tutunmayan hiç kimse sizi ödülünüzden yoksun bırakmasın. Bütün beden eklemler ve bağlar yardımıyla bu Baş’tan beslenip bütünlenmekte, Tanrı’nın sağladığı büyümeyle gelişmektedir.
19 (SEE 2:18)
20 Mesih’le birlikte ölüp dünyanın temel ilkelerinden kurtulduğunuza göre, niçin dünyada yaşayanlar gibi, “Şunu elleme”, “Bunu tatma”, “Şuna dokunma” gibi kurallara uyuyorsunuz?
21 (SEE 2:20)
22 Bu kuralların hepsi, kullanıldıkça yok olacak nesnelerle ilgilidir; insanların buyruklarına, öğretilerine dayanır.
23 Kuşkusuz bu kuralların gönüllü tapınma, sözde alçakgönüllülük, bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır; ama benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararları yoktur.

1. Alfred Mace, daha fazla belge bulunmamaktadır.

2. Marvin Vincent, Word Studies in the New Testament, II:906.

3. F.B. Meyer, daha fazla belge bulunmamaktadır.

4. Gördükleri düşlerin tümü, benlikten kaynaklanan boş ve temelsiz şeylerdi.