Koloseliler 3

II. ÜSTÜN OLAN MESİH’E KARŞI İMANLININ SORUMLULUĞU (Bölüm 3 – 4)

A. İmanlının Yeni Yaşamı: Eski Yaradılışı Atıp Yeni Yaradılışı Giyinme (3:1-17)

3:1   Mesih’le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı’nın sağında oturuyor.

2’nci bölümde de belirtildiği gibi imanlı, Mesih’le birlikte ölmüş, O’nunla gömülmüş ve O’nunla birlikte ölüler arasından dirilmiş olarak görülür. Tüm bunların ruhsal anlamı; önceki yaşamımıza hoşça kal deyip yeni bir yaşam biçimine, diri Rab İsa Mesih’in yaşamına girmiş olduğumuzdur. Mesih’le birlikte dirildiğimize göre, gökteki değerlerin ardından gitmeliyiz. Halen daha yeryüzündeyiz, ama kendimizi ruhsal yönden geliştirmeliyiz.

3:2   Mesih inanlısının görünüşü de fazla dünyevi olmamalıdır. Olayları dış görünüşe göre değil, sonsuzluk ve Tanrı’ya göre önemleri açısından değerlendirmelidir. Vincent’in düşüncesine göre 1.ayetteki “ardından gidin” ifadesi çabayı, 2.ayetteki “düşünün” ise içten gelen isteği ortaya koymaktadır. Düşünün sözcüğü aynı şekilde Filipililer 3:19’da da yer alır: “Bu dünyayı düşünürler.”

A.T. Robertson şöyle yazar:

“İmanlı yaşam Mesih inanlısının cenneti aradığı ve düşündüğü anlamına gelir. Ayakları yeryüzündedir, ama başı yıldızların yanındadır. Bu dünyada cennetin bir vatandaşı olarak yaşar.”1

II. Dünya Savaşı sırasında genç bir Mesih inanlısı, ruhça daha olgun başka bir imanlıya şunu aktarır: “Sanırım bombardıman uçaklarımız dün gece düşman şehirlerinin üzerindeydi.” Olgun imanlı şöyle karşılık verir: “Tanrı’nın topluluğunun bombardıman uçakları olduğunu bilmiyordum.” O, olaylara tanrısal açıdan bakıyordu, kadın ve çocukların öldürülmesinden zevk alması söz konusu değildi.

F. B. Hole durumumuzu şöyle açıklıyor:

Mesih’le O’nun ölümünde bir olmamızın karşılığı, O’nunla dirilişinde de bir olmaktır. Birincisi bizi insanın dünyasından ve bilgeliğinden ayırır. İkincisi ise bizi, Tanrı’nın dünyasıyla ilişki içine sokar. 3.bölümün ilk dört ayeti, içinde bulunduğumuz kutsallığı açıklar.2

3:3   Pavlus, imanlının öldüğünü söylerken eylemin kendisinden değil, durumdan söz etmektedir. Ölümünde Mesih’le birleşmiş olduğumuzdan Tanrı, bizim kendimizi O’nunla birlikte ölmüş gibi görmemizi ister. Günah işlemeye ve ayartılmaya açık olduğumuzdan, yüreklerimiz bu gerçeği tartışmaya her zaman hazır durumdadır. Ancak imanla kendimizi Mesih’le ölmüş kabul ettiğimizden bu, harika bir şekilde yaşamlarımızın ahlâki gerçeği haline gelmektedir. Benliğimizin ölmüş olduğunu düşünerek yaşarsak, yaşamlarımız da Rab İsa Mesih’in yaşamına gitgide daha benzer hale gelecektir. Elbette hiçbir zaman bu yaşamda mükemmelliğe ulaşamayacağız, ancak bu, her imanlıda sürüp gitmesi gereken bir süreçtir.

Yalnızca ölmedik, yaşamımız da Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır. Dünyasal insanı ilgilendiren şeyler, üzerinde yaşadığımız bu gezgende bulunur. Bununla birlikte imanlıyı en çok ilgilendiren şeyler, Rab İsa Mesih’in kişiliğinde gizlidir. O’nun geleceği ile bizimki birbirinden ayrılmaz. Yaşamımız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklı olduğundan, kendimizi bu dünyanın gereksiz şeyleriyle, özellikle de dinsel (içten olmayan dindar gözükme) konularla meşgul etmemeliyiz.

Ancak, yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır ifadesiyle bağlantılı olarak bir başka düşünce daha söz konusudur. Dünya, bizim ruhsal yaşamımızı görmez. İnsanlar bizi anlamaz. Yaşam biçimimizin acayip olduğunu düşünürler. Güdülerimizi, düşüncelerimizi ve yaşam biçimlerimizi kavrayamazlar. Kutsal Ruh hakkında şöyle yazılıdır: “Dünya O’nu ne görür, ne de tanır.” Bu söz aynen bizim ruhsal yaşamımız için de geçerlidir; yaşamımız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır. 1.Yuhanna 3:1’de şunu okuruz: “Dünya Baba’yı tanımadığı için bizi de tanımıyor.” Dünyadan ayrı olmanın gerçek nedeni, dünyanın anlamamasından çok imanlıyı yanlış anlamasıdır.

3:4   İmanlının Mesih’teki payının tanımını doruğa çıkarmak için elçi şimdi de Mesih’in tekrar gelişine döner. Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz. Şu anda O’nunla birlikte dirilmiş olarak insanların görmediği ve anlamadığı bir yaşamın tadını çıkarıyoruz. Ancak Rab İsa’nın kendi kutsalları için döneceği gün yaklaşıyor. O zaman biz, O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceğiz. O zaman insanlar bizi anlayacak ve neden öyle davrandığımızı kavrayacaklardır.

3:5   3.ayette öldüğümüz belirtiliyor. Burada bedenin dünyasal eğilimlerini öldürmemiz söyleniyor. Bu iki ayet, bir imanlının konumu ile durumu arasındaki farkı açıkça belirlemektedir. Konumu ölmüş olmasıdır. Durumu ise, iç varlığının dünyasal eğilimlerini öldürerek kendisini günaha ölmüş sayması olmalıdır. Konumumuz Mesih’teki konumumuzdur. Durumumuz, kendimizin ne olduğudur. Konumumuz Rab İsa Mesih’e iman yoluyla Tanrı’nın bize karşılıksız verdiği armağandır. Durumumuz ise Tanrı’nın lütfuna verdiğimiz karşılıktır.

Burada yasa ile lütuf arasındaki farka da dikkat etmeliyiz. Tanrı şöyle demiyor: “Eğer günahtan uzak bir yaşam sürerseniz, sizi Mesih’le ölmüş olma konumuna getiririm.” Bu, yasa olurdu. Konumumuz kendi çabalarımıza dayanırdı ve söylemeye bile gerek yok, kimse bu konuma ulaşamazdı. Bunun yerine Tanrı şöyle diyor: “Karşılıksız olarak Rab İsa’ya inanan herkese gözümde iyi olan bir konum veririm. Şimdi gidin ve böylesine yüksek bir çağrıya uygun bir şekilde yaşayın.” Bu lütuftur!

Elçi bedenin dünyasal eğilimlerini öldürmemizi söylerken, fiziksel bedenimizin üyelerini harap etmemizi kastetmiyor! Bu bir benzetmedir ve izleyen cümlelerde açıklanmaktadır. Eğilimler sözcüğü, arzu ve nefretin kitapta sıralanan değişik biçimlerini belirtmek için kullanılmıştır.

Fuhuş (Cinsel ahlâksızlık) genellikle, yasa dışı cinsel ilişkiyi (özellikle bekar iki kişi arasında) ya da ahlâksızlığı tanımlamada kullanılır. (Mat.15:19; Mar.7:21). Bazen daha geniş bir anlamı da olabilir. Pislik, eylem, düşünce ya da konuşmadaki kirliliğe göndermede bulunur. Burada fiziksel olandan çok ahlâki pislik kastedilmektedir. Şehvet, güçlü ve kontrol altında tutulamayan istekleri belirtir. Kötü arzu, güçlü ve sıkça da şiddete yönelik istekleri kasteder. Açgözlülük genelde, hırsla daha çok şeye sahip olma isteği anlamındadır, ancak burada özellikle putperestliğe eş değer olan cinsel isteği, kutsal olmayan bir şekilde doyurma isteğidir.

Liste eylemlerden başlayıp güdülere yönelir. Cinsel günahların değişik biçimleri tanımlanır; sonra asıl bulundukları yere, yani insanın açgözlü yüreğine varılır. Tanrı sözü, cinselliğin özünde kötülüğün bulunmadığını açıkça öğretir. Tanrı insanı yaratırken üreme gücüyle donattı. Tanrı’nın yarattıklarına lütufkâr bir şekilde bağışladığı bu şeyler, iğrenç ve kurallarına aykırı olarak kullanıldığında günah ortaya çıkar. Cinsel günahlar, Pavlus’un zamanında putperest dünyanın önde gelen günahıydı ve kuşkusuz bugün de ilk sırada gelmektedir. İmanlılar kendilerini Kutsal Ruh’a adamadıkları zaman, cinsel günahlar sıklıkla yaşamlarına girip düşmelerine neden olur.

3:6   İnsanlar bu rezil günahları işleyip cezadan kaçabileceklerini düşünürler. Gökler sessiz kalırken insanın cesareti artar. Ancak Tanrı’yla alay edilmez. Bu nedenlerden ötürü Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. Bu günahların sonuçları bu yaşamda da ortaya çıkıyor ve insanlar cinsel ahlâksızlığın sonuçlarını bedenleri üzerinde de görüyorlar. Ayrıca gelecekteki yargı gününde çok kötü bir hasat toplayacaklar.

3:7   Pavlus Koloseliler’e, iman etmeden önce bu günahları işleyerek yaşadıklarını hatırlatıyor. Ancak Tanrı’nın lütfu geldi ve onları temiz olmayandan kurtardı. Bu, onların yaşamında Mesih’in kanıyla örtülüp geride kalmış bir sayfaydı. Artık onlara Tanrı için yaşama gücü veren yeni bir yaşama sahiptiler. Galatyalılar 5:25’e bakınız: “Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh’un izinde yürüyelim.”

3:8   Şimdi artık bu denli büyük bir paha karşılığında kurtarılmış olduklarından, tüm bu tür şeyleri kirli bir elbise gibi üzerlerinden sıyırıp atmaları gerekir. Elçi yalnızca 5.ayetle sıralanan kötü arzuların şekillerine değil, aynı zamanda şimdi sıralayacağı kötü kızgınlık şekillerine de göndermede bulunmaktadır.

Öfke, elbette bir kişiye karşı olan güçlü bir hoşlanmama ya da düşmanlık duygusudur. Kökleşmiş bir kin, intikam duygusu diye de tanımlanabilir. Kızgınlık, öfkenin daha yoğun bir biçimi olup çevreye saldırmayı da içerebilir. Kötü niyet ise bir başkasına kişiliği ya da adına zarar verme isteğiyle davranmadır. Başkalarının acı çekmesini izlemekten zevk alan mantıksız bir hoşlanmama duygusudur. İftira başka birine yönelik sert, şiddetli bir dil kullanmak, küfür etmektir. Sert ve küstahça azarlamaktır. Edepsiz söz utandıran bir konuşma biçimidir ki bozuk, yakışıksız ve iffetsiz olanı tanımlar. Kirli, utanç verici bir dildir. Elçi bu günahları sıralarken güdülerden eylemlere gidiyor. Acılık insanın yüreğinde başlar ve tanımlanmış olan değişik biçimlerde kendini ortaya koyar.

3:9   Elçi bu ayetle aslında şöyle demektedir: “Yaşamınız durumunuza uygun olsun.” Eski yaradılışı… üzerinizden çıkarıp attınız. Şimdi de yalandan sakınarak bunu pratik olarak da çıkarıp atın. Yalan söyleme eski yaradılışa ait şeylerden biridir ve Tanrı’nın çocuğunun yaşamında yeri yoktur. Her gün gerçeği saptırmak için çeşitli şeyler bizi ayartır. Bu, gelir vergisi formuna gerekli bilgileri yazmamak ya da bir sınavda kopya çekmek ya da bir konuyu abartarak anlatmak şeklinde de olabilir. Yalan, bir başkasına sahte sözle zarar verildiğinde ya da yanlış bir izlenim yaratıldığında iki kat ciddi sonuçlar doğurur.

3:10   Yalnızca eski yaradılışı üzerimizden atmakla kalmadık, ayrıca, Yaratıcısının benzeyişine göre eksiksiz bilgiye erişmek üzere tazelenen yeni yaradılışı giyindik. Eski yaradılışın yenilenmemiş doğasıyla Adem’in çocuklarına göndermede bulunması gibi, yeni yaradılış da Tanrı’nın çocukları olarak yeni durumumuza göndermede bulunur. Yeni yaradılış vardır ve biz yeni yaratıklarız. Tanrı’nın amacı, bu yeni insanın her geçen gün Rab İsa Mesih’e daha benzer hale gelmesidir. Şu anda sahip olduklarımızla asla yetinmeyip Kurtarıcı’ya artan bir oranda benzeme amacına doğru ilerlemeyiz. O bizim örneğimiz ve izlememiz gereken Önderimiz’dir. Mesih’in yargı kürsüsü önünde, yaşamlarımızın başkalarınınkinden daha iyi oluşuna göre değil, Rab İsa’nın Kendi yaşamıyla karşılaştırıldığımız zamanki duruma göre yargılanacağız.

Tanrı’nın yansıması bedenlerimizin şeklinde değil, yenilenmiş düşünce ve yüreğimizin güzelliğinde görülür. Tanrısal karakterin özellikleri; kutsallık, sevgi, alçakgönüllülük, uysallık, kibarlık ve bağışlayıcılıktır.

(Scripture Union’un Günlük Notları’ndan)

3:11   Elçinin sözünü ettiği yeni yaradılışta, Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir. Ülke, din, kültür ve sosyal düzey farklılıklarının önemi yoktur. Tanrı önünde tüm imanlılar aynı durumdadır ve bu tutum yerel inanlı topluluklarında da izlenmelidir.

Ancak bu, kilise içinde farklı görevlerin olmadığı anlamına gelmez. Kimilerinin müjdeleme, kimilerinin kilise önderliği ya da öğretmenlik armağanları vardır. Kimileri ihtiyarlar toplantısına katılır, kimileri ise onlara yardımcı olur. Dolayısıyla bu ayet belirgin farklılıklara karşı değildir.

Ayet aynı zamanda, sıralanan farklılıkların dünyada geçerli olmadıkları anlamına gelmez. Sözü edilen bu değildir. Burada Grek, genelde Yahudi olmayan diğer ulusları temsil ederek, Yahudi ve Grek farklılığını yine de ortaya koymaktadır. Sünnetliler ve sünnetsizler: Bu iki ifade genellikle Yeni Antlaşma’da Yahudi ve Yahudi olmayan ulusları saygıyla tanımlamak için kullanılır. Ancak yine de burada bu ifadeler daha çok Yahudi halkı tarafından uygulanan ve Yahudi olmayan ulusların önemsemediği törenlere işaret ediyor olabilir.

Barbar (uygar olmayan) ve İskit: Bu iki ifade burada birbirleriyle zıtlık oluşturmak için yer almazlar. İskitler barbardılar, ama genellikle daha aşırı özelliklere sahip oldukları düşünülürdü; barbarların en vahşileriydiler. Son zıtlık, köle ve özgür ifadeleriyle verilir. Özgür sözcüğü, hiç köle olmamışları belirtir; özgür doğmuşlardır. Bir Hıristiyan için bu dünyasal ayırımların artık hiçbir önemi yoktur, gerçekten önemli olan Mesih’tir. Mesih, imanlı için her şeydir ve her şeydedir. Hıristiyan yaşamının merkezini ve merkezin çevresini temsil eder.

Piskopos Ryle bu gerçeği şu sözlerle belirtir:

Mesih her şeydir ifadesi, Hıristiyanlığın özüdür. Eğer yüreklerimiz bu sözcüklerle gerçekten uyuşursa, canlarımız rahat eder… Çoğu kişi inançlarında Mesih’e belirli bir yer verir, ama bu yer Tanrı’nın, Mesih’in doldurmasını amaçladığı kadar büyük değildir. Mesih, onların canları için “her şeyde” değildir. Hayır! Ya Mesih ve Kilise – ya Mesih ve Kutsal Törenler – ya Mesih ve atanmış görevliler – ya Mesih ve kendi tövbeleri – ya Mesih ve kendi iyilikleri – ya Mesih ve kendi duaları – ya da Mesih ve kendi dürüstlükleri ile bağışları. Canlarını yalnızca Mesih’te değil, Mesih ve başka şeylerde dillendirirler.3

3:12   10’uncu ayette Pavlus, yeni yaradılışı giyindiğimizi söyler ve bu gerçeğin günlük yaşamlarımızda uygulanabilecek bazı pratik örneklerini verir. Her şeyden önce Koloseliler’e Tanrı’nın seçilmişleri olarak hitap eder. Bunun anlamı, dünyanın kuruluşundan önce Tanrı tarafından Mesih’te seçilmiş oldukları gerçeğidir. Tanrı’nın seçici lütfu, tanrısal açıklamanın gizemlerinden biridir. Kutsal Yazılar’ın, Tanrı’nın, egemen olarak, insanları Mesih’e ait olmaları için seçtiğini öğrettiğine inanırız. Tanrı hiç kimseyi lanetlenmesi için seçmemiştir. Böyle bir öğretiş Kutsal Kitap’a doğrudan aykırıdır. Nasıl Tanrı’nın seçici lütfuna inanıyorsak, aynı zamanda insanın sorumluluğuna da inanırız. Tanrı insanları iradelerine karşı gelerek kurtarmaz. “Tanrı’nın ön bilgisine göre seçilenlerden” söz eden Kutsal Kitap, aynı zamanda, “Rab’bi adıyla çağıran herkes kurtulacak” da demektedir.

Pavlus daha sonra Koloseliler’e kutsallar ve sevgililer olarak hitap eder. Kutsal sözcüğü, dünyadan alınarak Tanrı için ayrılmış olmak anlamına gelir. Konum olarak kutsalızdır, ama yaşamlarımızda da bu kutsallığın uygulanması gerekir. Tanrı sevgisinin nesneleri olduğumuzdan, onu her şekilde hoşnut etme arzusunu taşırız.

Pavlus şimdi bir giysi olarak kuşanmamız gereken Hıristiyan lütuflarını tanımlar. Yürekten sevecenlik, şefkat dolu bir yürek anlamındadır. İyilik, başkalarına hizmet eden bencil olmayan ruhu belirtir. Alçakgönüllülük, diğerlerine kendimizden daha çok değer vermeye istekliliktir. Yumuşaklık, zayıflık anlamına gelmez, kendini inkâr etme ve tüm insanlara lütufla davranma gücüdür. Vine şöyle der:

Bir insan yumuşak huylu olduğunda, genel kanı, kişinin çaresiz olduğu yönündedir; ama Rab “yumuşak huyluydu”, çünkü Tanrı’nın tüm sınırsız kaynakları buyruğu altındaydı. Olumsuz anlamıyla tanımlandığında, yumuşaklık, iddiacılık ve kendine önem vermenin zıddıdır; ne sevindiren ne de can sıkan, ılımlı bir ruhtur, çünkü kendisiyle hiç ilgilenmez. 4

Eğer alçakgönüllülük, “gururun olmayışı” ise, o zaman yumuşak huyluluk, “tutkunun olmayışıdır.” Acı çekme, zorluklar karşısında sabırla dayanmadır. Acıyı, katlanışla karşılarken, diğer insanlara karşı sevinçli ve nazik bir davranışı içerir.

3:13   Birbirine katlanmak, kardeşlerimizin eksikleri ya da yanlışlarına göstermemiz gereken sabrı tanımlar. Başkalarıyla birlikte yaşarken, onların hatalarını göreceğimiz kesindir. Kardeşlerimizin huylarıyla başa çıkabilmemiz için Tanrı’nın lütfuna ihtiyaç duyarız, aynı şekilde onlar da bizimle iyi geçinmek için Tanrı’nın lütfuna ihtiyaç duyarlar. Birbirimize katlanmamız gerekir. Birimizin ötekinden bir şikayeti varsa, birbirimizi bağışlamalıyız. Bu uyarılar dikkate alınmazsa, Tanrı halkı arasında çabuk çözümlenemeyen bazı tartışmalar çıkacaktır. Başkaları bizi kırdığında bağışlamalıyız. Genellikle şu şikayeti duyarız: “Ama o beni gücendirdi…” Bağışlamamızın söylendiği durumlar için bu en uygun örnektir. Eğer karşımızdaki bizi gücendirmemiş olsaydı, bağışlama ihtiyacı ortaya çıkmazdı. Eğer gücendiren biz isek, o zaman gidip özür dilememiz gerekir. Gücendiğimizde sabır, gücenikliği kendimizde barındırmamamız için de bağışlama önerilir. Bizi, bağışlamaya en çok teşvik eden ayette şunları okuruz: Mesih’in sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlamalısınız. Mesih bizi nasıl bağışladı? Karşılıksız bağışladı. Biz de aynı şekilde davranmalıyız. Mesih bizi bağışladı! Biz de aynısını yapmalıyız. Rabbimiz’in bu harika davranışını aynen izlemeliyiz.

3:14   Burada sözü edilen dış giysi ya da yetkinliği sağlamak için tüm diğer erdemleri birleştiren bağ olan kemer, sevgidir. Sevgi, Hıristiyan karakterinin tüm parçalarını uyum içinde bir arada tutar. Yukarıda sözü edilen erdemlerin bazılarını, yüreğinde gerçekten sevgi olmaksızın sergilemek mümkün olabilir. Bu nedenle Pavlus burada, kardeşlerimiz için içten bir sevgi ruhuyla hareket etmemiz gerektiğini vurgular. Eylemlerimiz, isteksizce olmamalı, yürekten kaynaklanmalıdır. Gnostikler, bilginin yetkin birliğin bağı olduğunu düşünürlerdi, ama Pavlus bu görüşü, yetkin birliğin bağının sevgi olduğunda ısrar ederek düzeltir.

3:15   Tanrı’nın esenliği yüreklerimizde hakem olmalıdır. Eğer herhangi bir konuda kuşku duyarsak, kendimize şu soruları sormalıyız: “Bu eylem esenliğe hizmet eder mi?” Ya da, “Eğer bunu yaparsam, yüreğimde esenlik olacak mı?”

Bu ayet, özellikle Rab’bin rehberliğini ararken bize yardımcı olur. Eğer Rab sizin gerçekten belli bir eyleme girişmenizi isterse, size kesinlikle bu konuda esenlik verecektir. Eğer bu esenliğe sahip değilseniz, harekete geçmemelisiniz. “Gitmek konusundaki belirsizlik, kalmak konusundaki kesinliktir.”

Mesih bizi hem bireyler hem de topluluk olarak esenliğinden keyif almaya çağırdı. Şu ayetin son bölümünün ne kadar önemli olduğuna dikkat edin: Tek bir bedenin üyeleri olarak çağırıldığınız esenlik. Esenliğin tadını çıkartabilmenin bir başka yolu da tüm diğer Hıristiyanlardan uzak yaşamak olabilirdi. Ama Tanrı’nın amacı bu değildir. Aileler bir arada olmalıdır. Tanrı’nın isteği, bizlerin yerel topluluklarda bir araya gelmemizdir. Her ne kadar diğer Hıristiyanlarla bir arada yaşamak zaman zaman sabrımızı denese de, Tanrı bu şekilde bizlerde Hıristiyan yaşamının erdemlerini oluşturabilir. Bu nedenle yerel topluluktaki sorumluluklarımızdan kaçınmamalıyız; kışkırtıldığımızda ya da kıstırıldığımızda bunlardan vazgeçmemeliyiz. Aksine, imanlı kardeşlerimizle uyumlu yaşamanın ardından gitmeliyiz; yaptığımız ve söylediğimiz her şeyle onlara yardımcı olmalıyız.

Şükredici olun. Bu ifade Pavlus’un yazılarında defalarca tekrarlanır. Bunun iyi bir nedeni olmalı: Tanrı’nın ruhu, şükreden bir ruhun çok önemli olduğunu düşünüyor olmalı. Biz de buna inanıyoruz! Bu, yalnızca bir kişinin ruhsal yaşamı için değil, aynı zamanda bedensel sağlığı için de önemlidir. Doktorlar, ayetlerin yıllardır öğrettiği gerçekleri keşfetmişlerdir; neşeli ve şükredici bir zihin, beden için yararlıdır. Ama şikayet eden bir ruh, kaygılanıp bunalarak sağlığa kesinlikle zarar verir. Genellikle, şükretmenin, yaşadığımız koşullar tarafından kararlaştırıldığını düşünürüz, ama Pavlus burada, şükretmenin beslenmesi gereken bir lütuf olduğunu gösterir. Şükredici olmakla sorumluyuz. Şükretmek için dünyadaki bütün insanlardan daha çok nedenimiz var (Yasa’nın Tekrarı 33:29 ile karşılaştırın). Şükretme nedenlerimiz konusunda eksiğimiz yoktur; eksiğimiz yalnızca bencil yüreklerimizdedir.

3:16   16. ayetin noktalama biçimiyle ilgili tartışmalar vardır. Yeni Antlaşma’nın özgün dilinde noktalama işaretleri yoktu. Böyle bir ayetin anlamını belirleyen, kullanılan noktalama işaretleridir. Anlamı konusundaki önerimiz şudur: Birbirinize tam bir bilgelikle öğretip öğüt verirken Mesih’in sözü tüm zenginliğiyle içinizde yaşasın; mezmurlar, ilahiler ve ruhsal şarkılar yüreklerinizde lütufla Rab’be söylensin.

Böylece ayeti üç bölüme ayırabiliriz. İlki, Mesih’in sözünün içimizde tüm zenginliğiyle yaşamasına izin vermemiz gerektiğidir. Mesih’in sözü, Kutsal Kitap’ta bulunan Mesih’in öğretişlerine işaret eder. Yürek ve zihinlerimizi O’nun kutsal sözüyle doyurup bu söze itaat ederek yürümeyi istediğimizde, Mesih’in sözü yüreklerimizde gerçekten yuva kurar.

İkinci düşünce, birbirimize tam bir bilgelikle öğretmek ve öğüt vermek konusundadır. Her Hıristiyan’ın, Mesih’teki erkek ve kız kardeşlerine karşı bu konuda sorumluluğu bulunur. Öğretiş doktrinle ilgilidir, öğüt ise görevle. Kutsal Yazılar’ı kardeşlerimizle paylaşmalı, onlara tanrısal öğüt vermeliyiz. Öğretiş ve öğüt bilgelikle verildiklerinde, daha kolay kabul görürler. Ancak zorlayıcı, bilge olmayan ya da sevgisiz konuşmalar reddedilecektir.

Üçüncü düşünce, yüreklerimizde lütufla Rab’be mezmurlar, ilahiler okumak ve ruhsal ezgiler söylemektir. Mezmurlar, İsrail halkının tapınma sırasında söylediği ve Kutsal Kitap’ta bu ad altında geçen bölümleri tanımlarlar. Öte yandan, ilahiler Baba Tanrı’ya ya da Rab İsa Mesih’e hitap eden tapınma ve övgü ezgileri olarak bilinirler. Örneğin;

Kaldırırım ellerim sana,
 Överim seni İsa Mesih.
Yücedir, yücedir İsa,
Yücelsin topluluğunda!
   S. Görmezöz / G. Çamsun

Bu ilahiler, Mezmurlar’daki esin biçimiyle yazılmamışlardır. Ruhsal ezgiler Hıristiyan deneyimini tanımlayan inanç şiirlerine işaret ederler. Bunun bir örneğini şu sözlerde bulabiliriz:

Hayatıma Sen girdin,
Beni Sen değiştirdin,
Sonsuz yaşamı verdin,
Rab İsam.
— D. Günay

Bu değişik ilahi biçimlerini kullanarak, Rab’be yüreklerimizde lütuf ya da şükranla ezgiler söylemeliyiz. Bu noktada belki de bir Hıristiyan’ın kullandığı müzik türünü seçmesi gerektiğini söylemekte yarar vardır. Bugünün sözde “Hıristiyan” müziği yeterince iyi değildir. Büyük bir bölümü Kutsal Yazılar’la zıtlık oluşturur ve Mesih’in adını kötüleyen dünyasal müzik parçalarına benzer.

16’ıncı ayet, Efesliler 5:18, 19’a çok benzer: “Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Bunun yerine ruhla dolu olun. Birbirinize mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin; yürekten Rab’be ezgiler, mezmurlar okuyun…” Koloseliler 3:16 ile arasındaki ana fark şudur; Pavlus, “Mesih’in sözü tüm zenginliğiyle içinizde yaşasın” der. Başka bir deyişle, Ruh’la ve Tanrı’nın sözüyle dolu olmak, sevinçli, yararlı ve verimli bir yaşam sürdürmek için gereklidir. Tanrı’nın sözüyle doymadıkça Kutsal Ruh’la dolamayız; Tanrı sözünü incelemedikçe, iç varlığımızı Kutsal Ruh’un yönetimine teslim etmedikçe etkin olmayacaktır. Öyleyse, Kutsal Ruh’la dolu olmak ifadesinin aynı zamanda Tanrı’nın sözüyle dolu olmak anlamını taşıdığı sonucunu çıkaramaz mıyız? Bu, yaşamda karşımıza çıkan gizemli, duygusal bir şey değildir; her gün ayetlerden beslenmek, onlar üzerinde derin düşünerek onlara itaat etmek ve onlar aracılığıyla yaşamaktır.

3:17   17’nci ayet, bir Hıristiyan’ın davranışlarının nasıl olması gerektiğini anlatır. Özellikle gençler neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar verme konusunda sıkıntı çekerler. Bu ayeti belleğimize yerleştirip karşılaştığımız sorunların çoğunu çözmede bir anahtar gibi kullanabiliriz. Kendimize şu soruları sorabiliriz: Bunu Rab İsa’nın adı aracılığıyla yapabilir miyim? Bu, O’nu yüceltir mi? Bundan bir bereket bekleyebilir miyim? Rab İsa geri döndüğünde aynı şeyi yapmak ister miyim? Bu soruların, söz ve davranışlarımıza uyarlanması gerektiğini unutmayın. Bu buyruğa itaat etmek yaşamın tümünü soylulaştırır. Bir Hıristiyan, her şeyi Rab’bin yüceliği için yapmayı öğrendiğinde, değerli bir sırra sahip olur. Elçi bir kez daha aynı sözü tekrarlar: “O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükredin.” Şükredin! Şükredin! Şükredin! Şükretmek, lütufla kurtulan ve sonsuz yaşama sahip olan inanlıların sürekli yapmaları gereken bir şeydir.

B. İmanlının Ev Halkı Üyelerine Yakışan Davranışları (3:18 – 4:1)

Pavlus şimdi Hıristiyan ev halkının üyelerine bir dizi öğütte bulunur. Bu öğütler 4:1’inci ayet aracılığıyla devam eder. Karı kocalara, çocuklar ve anne babalara, kölelere ve efendilere öğütleri vardır. Pavlus, ilk bakışta, ev yaşamı gibi sıradan konulara ani bir dönüş yapmış gibi görünür. Ama aslında bu en önemli konudur.

HIRİSTİYAN AİLESİ HAKKINDA ARASÖZ

Tanrı, aileyi Hıristiyan yaşamındaki en önemli güç olarak görür. Hepimizin çok iyi bildiği, “Beşiği sallayan el, dünyayı idare eder” sözü, göründüğünden çok daha derin bir gerçeği ifade eder. Aile birliği, yaşamda değerli olan birçok şeyin korunması amacıyla Tanrı tarafından tasarlanmıştır. Aileye verilen önem azaldıkça toplumun bozulması hızlanır. Pavlus’un Timoteos’a yazdığı ilk mektup, Tanrı’nın aile yaşamını ruhsal özellikleri geliştirme amacıyla düzenlediğini çok özel bir biçimde anlatır. Öyle ki, kişinin toplulukta önderlik etmeye uygunluğu, ailesinde biçimlenen karakterinden kaynaklansın.

Bunu izleyen ayetlerde, bir Hıristiyan ailesinin yapısına kılavuzluk edecek temel ilkeler buluruz. Bu bölümü incelerken, aşağıdaki zorunlulukların farkında olmalıyız.

  1. Ailenin her gün Kutsal kitap okumak ve dua etmek için bir araya toplandığı bir aile sunağı olmalıdır.
  2. Baba, evdeki yetki sahibi olmalı, yetkisini bilgelik ve sevgiyle uygulamalıdır.
  3. Eş ve anne, ilk sorumluluğunun Tanrı’ya ve ailesine ait olduğunu fark etmelidir. Genelde bir eşin evin dışında çalışması bilgece değildir. Ancak elbette istisna durumlar da bulunmaktadır.
  4. Karı koca, çocuklarına tanrısal bir örnek sunmalıdır. Gerektiğinde çocuklarının terbiyesi de dahil olmak üzere her konuda uyuşmalıdırlar.
  5. Aile birliği korunmalıdır. İş, toplumsal yaşam, hatta kilise hizmetlerine ayrılan zaman gereğinden fazla olduğunda, çocuklar sevgi, yakınlık, öğüt ve terbiye eksikliği çekerler. Birçok anne baba, dik başlı oğul ya da kızları konusunda üzüntülü bir şekilde şu itirafta bulunurlar: “Ben oraya buraya bakarken, adam kayboldu” (1.Krallar 20:40).
  6. Çocukların terbiyesiyle ilgili olarak üç ana kural önerilir. Asla öfkeyle cezalandırmayın. Cezalandırırken asla haksızlık etmeyin. Nedenini açıklamadan asla cezalandırmayın.
  7. Çocukların, boyunduruğu gençken taşımayı öğrenmeleri iyidir (Ağıtlar 3:27); iş disiplinini öğrenmeleri, sorumluluk almaları ve paranın değerini bilmeleri önemlidir.
  8. Her şeyin ötesinde, Hıristiyan anne babalar çocukları için dünyasal tutkulara kapılmaktan kaçınmalıdırlar. Yaşamlarını en yararlı şekilde geçirirken, sürekli örnek almaları gereken, Rabbimiz’in hizmetidir. Bazıları için Rab’be hizmetin anlamı, başka bir ülkede Rab’be hizmettir; bazıları için ise Rab’be hizmet, dünyasal bir işte çalışma anlamına gelebilir. Ama her iki durumda da Rab’bin işine öncelik verilmelidir. Nerede olursa olsun, Kurtarıcımız’ı temsil ettiğimiz gerçeğinin bilincinde olmalıyız. Her sözümüz ve eylemimiz O’na yaraşır olmalı, O’nun tarafından yönetilmelidir.

3:18   Elçi ilk öğüdünü kadınlara verir. Kadınlar, Rab’be ait olanlara yaraşır biçimde kocalarına bağımlı olmalıdırlar. Tanrısal plana göre koca evin başıdır. Kadının görevi kocasına boyun eğmektir. Baskın çıkamaz ya da yönetemez. Kocasının önderliğini, bunu Mesih’e ödün vermeden yapabileceği her alanda izlemelidir. Elbette, kadının kocasına itaat edemediği, ama Mesih’e yine de sadık kaldığı durumlar olacaktır. Böyle bir durumda, kadının ilk bağlılığı Rab İsa’yadır. Bir Hıristiyan kadının geç ve yavaş öğrenen bir kocası varsa, bu ayet, kadının kocasına evdeki uygun yerini alabilmesi için yardım etmesi gerektiğini belirtir. Kadın kocasından daha akıllı olduğu için onu zorlamamalıdır.

3:19   Tanrı’nın sözünde bize sunulan denge güzeldir. Elçi, kadınlara verdiği öğütten sonra, kocalara da sorumluluklarını bildirir. Karılarını sevmeli ve onlara sert davranmamalıdırlar. Eğer bu basit öneriler izlenirse, evlilik yaşamının birçok sorunu ortadan kalkar; yuvalar da Rab’de daha mutlu hale gelirler. Aslında hiçbir kadın kendisini gerçekten seven kocasına boyun eğmekte zorluk çekmez. Kocaya, karısının kendisine itaat etmesini sağlaması söylenmemiştir. Kadın itaat etmezse, kocası konuyu Rab’bin önüne götürmelidir. Kadının boyun eğmesi, Rab’be boyun eğmesi gibi gönüllü bir eylem olmalıdır.

3:20   Çocuklara, her konuda anne babalarının sözünü dinlemeleri öğütlenip bunun Rab’bi hoşnut ettiği söylenir. Her çağda, aileler şu iki basit ilke aracılığıyla bir araya gelmiştir: Yetki ve itaat. Bu itaatin her konuda olması gerektiğine dikkat edin. İtaat, yalnızca kabul edilebilir konuları değil, aynı zamanda hoşnut olunmayabilecek konuları da kapsamalıdır.

Anne babaları kurtulmamış olan Hıristiyan çocuklar zor durumda kalırlar. Rab’be sadık kalmayı isterler, ama aynı zamanda anne babalarının tepkileriyle karşı karşıyadırlar. Genelde, anne babalarını onurlandırırlarsa, Tanrı’nın da buna karşı onları onurlandıracağını düşünürüz. Anne babalarının evlerinde yaşadıkları sürece, yerine getirmeleri gereken kesin zorunluluklar bulunabilir. Elbette Mesih’in öğretişlerine karşı olan bir şey yapmamalıdırlar, ama genelde böyle bir durumla karşılaşılmaz. Karşı karşıya kaldıkları sorun, genelde hoşlanmadıkları şeyleri yapmak zorunda kalabilecek oluşlarıdır. Ama yanlış ya da günahlı olmadığı sürece, bunu Rab’be yaparmışçasına yapmayı kararlaştırabilirler. Böylece anne babalarına iyi bir tanıkta bulunup onları Rab’be kazanmaya çalışabilirler.

3:21   Babalar çocuklarını incitmemelidirler, aksi taktirde çocukların cesaretleri kırılır. Bu öğüdün annelere değil de babalara verilmiş olması ilginçtir. Bu ayet bize bir babanın işlediği hatanın bir anneninkinden daha büyük olduğunu açıklamıyor mu? Kelly, annelerin çocuklarını şımartmaya daha eğilimli olduklarını düşünür.

3:22   22’nci ayetten bu bölümün sonuna kadar, Tanrı’nın Ruhu kölelere hitap eder. Yeni Antlaşma’da kölelere ayrılan yerin çokluğu ilginçtir. Bunun özel bir önemi bulunur. Bir kişinin sosyal düzeyi ne kadar alçak olursa olsun, kişi Tanrı sözüne bağlılık aracılığıyla Hıristiyan yaşamındaki en yüksek düzeye ulaşabilir. Bu ayet belki de aynı zamanda Hıristiyanların çoğunun yetki konumu yerine, hizmet konumunda bulunacaklarına ilişkin Tanrı bilgisini yansıtır. Örneğin, Yeni Antlaşma’da, ulusların yöneticilerini işaret eden çok az öğüt bulunur, ama yaşamlarını diğer insanların hizmetlerine adamış kişiler için öğütler çoktur. Pavlus’un günlerinde köleler, genellikle saygı görmezdi. Bu nedenle ilk Hıristiyanlar, Pavlus’un mektuplarında alışılmışın dışında ilgi gösterilmesi nedeniyle bu duruma şaşırmış olmalılar. Ama bu, Tanrı lütfunun nasıl da alçalarak, konumları kölelik bile olsa bu kişilere ulaştığını gösterir. C. H. Mackintosh şöyle yazar: “Köle, Tanrı hizmetinin dışında bırakılmamıştır. Tanrı’nın gözünde yalnızca görevini yerine getirmekle Tanrı sözünü uygulayabilir ve Tanrı’ya yücelik getirebilir.”

Kölelere dünyadaki efendilerinin her sözünü dinlemeleri söylenir. Burada, nazikçe bu efendilerin yalnızca dünyadaki efendiler oldukları hatırlatılır. Gökte, çocuklarına yapılan her şeyi gören bir Efendileri vardır. Köleler, göze hoş görünen hizmetle değil, saf yürekle ve Rab korkusuyla hizmet etmelidirler. (Bu konuda Yaratılış 24:33 ayetinde iyi bir örnek bulabilirsiniz). Özellikle baskı altında olan biri, efendisi yokken işini aksatma ayartısıyla karşılaşacaktır. Ama Hıristiyan köle, Efendisinin daima kendisini gördüğünün ve dünyadaki koşulları çok zor olsa da Rab’be hizmet eder gibi hizmet etmesi gerektiğinin farkına varacaktır. Saf yürekle ifadesi, yapılan işin yalnızca Rab İsa’yı hoşnut etme amacıyla yapılması gerektiğini bildirir.

Yeni Antlaşma’da köleliği yasaklayıcı bir ifadesinin bulunmayışı ilginçtir. Müjde, devrim aracılığıyla sosyal kuruluşları yıkmaz. Ancak yine de Müjde’nin ulaştığı her yerde kölelik son bulmuştur. Bu, öğütlerin bizim için hiçbir şey ifade etmediği anlamına gelmez. Burada söylenen her şey, aynı zamanda işveren ve işçiler için de uygulanabilir.

3:23   Yapılan her şey, insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapılmalıdır. Yaşamın her alanında olduğu gibi, Hıristiyan hizmetinin her alanında da insanların sıkıcı buldukları pek çok görev bulunur. Bu tür işlerden kaçınmaya çalıştığımızı söylemek gereksizdir. Ama bu ayet bize, en küçük hizmetin bile Rab için yapıldığında yücelik ve saygınlık kazanacağı konusunda önemli bir ders verir. Bu bağlamda, dünyasal ve kutsal iş arasında farklılık yoktur; hepsi kutsaldır. Gökyüzündeki ödüller önde gelenler ya da başarılı olanlar için değildir ve yetenek ya da fırsat için verilmeyeceklerdir; ödüller verilirken sadakat göz önünde tutulacaktır. Böylece tanınmamış kişiler o gün, görevlerini Rab için yapar gibi sadakatle yaptıkları taktirde esenlik bulacaklardır. Mutfak duvarlarına sık sık asılan iki güzel söze değinelim: “Üstün körü değil, zaferle yap” ve “Burada günde üç kez tanrısal hizmet verilir.”

3:24   Rab şimdi yapılan işleri kaydetmekte ve kendisi için yapılan her işe ilgi duymaktadır. “Tanrı’nın iyiliği, insanların iyiliğini geri ödeyecektir.” Yeryüzündeki mirası küçük olanlar gökyüzünde miras alacaklardır. Hoşlanmadığımız bir şeyi yapmamız istendiğinde –Kilisede, evde ya da işte– bunu hatırlayalım; verilen işi yakınmadan bitirmek ve elden gelenin en iyisini yapmak, Mesih’e tanıklıktır.

3:25   Pavlus, 25’inci ayette düşündüğü kişinin kim olduğunu açıkça belirtmez. Belki ilk aklımıza gelen, doğal olarak kölelerine baskı yaparak haksızlık eden bir efendi olacaktır. Hıristiyan köle haksız isteklere itaat etmekten belki de zayıf düşmüştür. Pavlus şöyle der: “Üzülmeyin, Rab olup bitenlerin tümünden haberdardır ve size yapılan haksızlıklarla ilgilenecektir.”

Ama bu her ne kadar efendileri içerse de, öncelikle kölelere hitap eden bir ifadedir. Üstün körü hizmet, aldatmak, boş gezmek ya da dürüst olmayan her tür davranış göz önünde tutulacaktır. Tanrı ayrım yapmaz. O her şeyin Efendisidir ve insanlar arasında etkili olan farklılıklar O’nun için hiçbir şey ifade etmez. Eğer köleler efendilerinden çalarlarsa, (büyük olasılıkla Onisimos’un yaptığı gibi), Rab’be hesap vermeleri gerekecektir.

 

Kutsal Kitap

1 Mesih’le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı’nın sağında oturuyor.
2 Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün.
3 Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır.
4 Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz.
5 Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü öldürün.
6 Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor.
7 Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz.
8 Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın.
9 Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız;
10 eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz.
11 Bu yenilikte Grek* ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.
12 Öyleyse, Tanrı’nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabrı, yumuşaklığı giyinin.
13 Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rab’bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.
14 Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin.
15 Mesih’in esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Tek bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredici olun!
16 Mesih’in sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrı’ya nağmeler yükseltin.
17 Söylediğiniz, yaptığınız her şeyi Rab İsa’nın adıyla, O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükrederek yapın.
18 Ey kadınlar, Rab’be ait olanlara yaraşır biçimde kocalarınıza bağımlı olun.
19 Ey kocalar, karılarınızı sevin. Onlara sert davranmayın.
20 Ey çocuklar, her konuda anne babalarınızın sözünü dinleyin. Çünkü bu Rab’bi hoşnut eder.
21 Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.
22 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünen hizmetle değil, saf yürekle, Rab korkusuyla yapın.
23 Rab’den miras ödülünü alacağınızı bilerek, her ne yaparsanız, insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapın. Rab Mesih’e kulluk ediyorsunuz.
24 (SEE 3:23)
25 Haksızlık eden ettiği haksızlığın karşılığını alacak, hiçbir ayrım yapılmayacaktır.

1. Robertson, Intellectuals, sf.149.

2. F.B. Hole, Paul’s Epistles, Volume Two, sf.105.

3. J.C. Ryle, Holiness, sf.436, 455.

4. W. E. Vine, Expository Dictionary of New Testament Words, sf.56.