Luka 10

10
Luka Bölüm 10

C. Yetmişlerin Gönderilmesi (10:1-16)

10:1-12   Rab’bin yetmiş 1 öğrenciyi görevlendirerek göndermesi olayına İncil yazarlarından sadece Luka değinmektedir. Burada anlatılanlar, Matta 10’daki Onikilerin gönderilişi olayı ile çok yakın bir benzerlik taşısa bile, Onikiler kuzey bölgelere gönderilirken, yetmişler grubu şimdi Rab’bin Kudüs’e doğru izlemekte olduğu yön boyunca güneye gönderilmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki, bu görev yetmişlere, Rab’bin kuzeyde Filipus Sezariyesi’nden başlayarak Celile ve Samiriye bölgelerinde, Ürdün’ün doğu yakasında Perea bölgesinin güneyinde ve tekrar Ürdün’ün batı yakasında Kudüs’e kadar yapacağı yolculukları hazırlamaları için verilmişti.

Yetmişler grubunun görevi ve yetkisi sadece geçici olmakla birlikte, Rabbimizin bu insanlara vermiş olduğu buyruk ve öğretişler, her çağdaki Mesih inanlısına kolaylıkla uyarlanabilen birçok yaşam ilkesini içermektedir.

Bu ilkelerden bazıları şöylece özetlenebilir:

  1. İsa onları ikişer ikişer gönderdi (a.1). Bu, yetkili tanıklık demektir. “Her sav iki ya da üç tanığın tanıklığıyla doğrulanmalıdır” (2Ko.13:1).
  2. Rab’bin hizmetçisi, Rab hasadına işçiler göndersin diye durmadan yalvarmalı (10:2). Yapılacak iş o denli çoktur ki, ne kadar çok işçi gelse, işi yine de bitiremezler. İşçiler için dua ederken, tabii ki bizim de Rab için gitmeye ve çalışmaya istekli olmamız gerekmektedir. Yalvarın (10:2) ve gidin (10:3) sözlerine dikkat edin.
  3. İsa’nın öğrencileri, kendilerinin hoşgörüyle karşılanmadığı bölgelere gönderildiler (10:3). Onlar, dış görünüşleri açısından kurtların arasındaki savunmasız koyunlar gibidirler. Dünya tarafından saygınlıkla karşılanıp kabul edilmeyi değil; tam tersine, elem çekmeyi ve hatta öldürülmeyi dahi beklemelidirler.
  4. Kişisel rahatın gözetilmesine izin verilmemiştir (10:4a): “Ne kese, ne torba, ne de çarık alın.” Para kesesi, yedek olarak saklanmış para demektir. Torba, yedek olarak saklanmış yiyecek; çarık da, ya yedek bir çift çarık ya da özel rahatlığı sağlayan ayakkabılar anlamlarında kullanılmış olabilir. Bütün bunların üçü, elinde hiçbir şey olmamasına rağmen her şeye sahip olan ve birçoklarını zenginleştiren yoksulluktan söz etmektedir (2Ko.6:10).
  5. Yolda hiç kimseyle selamlaşmayın! (10:4b). Mesih’in hizmetçileri, doğuda adet olduğu gibi, uzun uzadıya selamlaşmalarla boş yere zaman harcamamalıdırlar. Düşünceli ve nazik olmakla birlikte, ellerindeki zamanı boş sözlerle değil, İncil’i duyurarak değerlendirmelidirler. Çünkü hiç kaybedecek zamanımız yok.
  6. Kendilerine her ne zaman konukseverlik gösterilirse, bunu kabul etmeleri gerekecekti (10:5-6). Vermiş oldukları ilk selam olumlu bir şekilde karşılanırsa, bulundukları yerin ev sahibi esenliksever biri (selamet oğlu) olarak kabul edilecektir. Bu kişi barışsever bir kimsedir, barış ve esenlik haberini kabul eden bir kimsedir. Eğer öğrenciler reddedilecek olurlarsa, cesaretlerini yitirmemelidirler. Bu durumda onların dilemiş olduğu esenlik kendilerine geri dönecek, yani hiçbir şey kaybolmayacak ya da boşa gitmeyecek ve daha sonra bundan başkaları yararlanacaktır.
  7. Öğrenciler girmiş oldukları ilk evden dışarıya çıkmamalıydılar (10:7). Çünkü bu evden başkasına dolaşmakla kendilerine daha rahat bir yer arıyorlar izlenimini bırakabilirlerdi. Oysa onların basit bir şekilde yaşamaları ve kendilerine verilen her şey için müteşekkir olmaları gerekiyordu.
  8. Öğrenciler kendilerine sunulan herhangi bir yiyeceği yemeye ya da içeceği içmeye çekinmemeliydiler (10:7). Rab’bin hizmetçileri olarak ihtiyaçlarını karşılamalarına hakları vardı.
  9. Şehirler ve kasabalar da tıpkı bireyler gibi Rab’bi ya kabul edecekler ya da reddedeceklerdi (10:8-9). Eğer duyurulan haber bir bölgede kabul edilirse, öğrenciler o bölgede vaaz etmeli, kendilerine gösterilen konukseverliği kabul etmeli ve İncil’in bereketlerini oraya götürmeliydiler. Mesih’in hizmetçileri önlerine konan yiyeceği yemeli, ev sahibinin sunduğu yemekler konusunda müşkülpesent olmamalı ya da ev sahibine zahmet verdirmemelidir. Çünkü yiyecek, hayatlarındaki en önemli şey değildir. Rab’bin haberini kabul eden kasabalarda yaşayan hasta insanlar öğrencilerin hizmetleriyle şifa bulabileceklerdi. Çünkü Kral onlara yaklaşmaktadır (10:9).
  10. Bir kasaba Müjde’yi reddederse, sonra bunu bir daha duyma ayrıcalığından bütünüyle yoksun kalabilir (10:10-12). Tanrı’nın işleyişi açısından haberin son kez duyulduğu bir zaman olabilir. İnsanlar kurtuluş müjdesi ile oyun oynamamalıdırlar. Yoksa iyi haber kendilerinden uzaklaştırılabilir. Işığı reddedenler, ışıktan yoksun kalacaklardır. Kurtuluşun iyi haberini duyma ayrıcalığına sahip olup da bunu reddeden köy ve kasabalar, Sodom kentinin yargılanmasından çok daha çetin bir şekilde yargılanacaklardır. Kendilerine verilen ayrıcalık ne kadar büyük olursa, taşıdıkları sorumluluk da o kadar artacaktır. 2

10:13-14   İsa bu sözleri söylerken, kendilerine diğerlerine kıyasla çok daha fazla ayrıcalıkların tanındığı Celile’nin üç kentini anımsadı. Bu kentlerin sokakları İsa’nın mucizeler yaratan gücüne tanık olmuş, öğretişlerini duymuşlardı. Ne var ki, bu kentlerde yaşayan insanlar İsa’yı kesin bir tavırla reddetmişlerdi. İsa’nın Horazin ve Beytsayda kentlerinde gerçekleştirmiş olduğu mucizeler eski Sur ve Sayda kentlerinde gerçekleştirilmiş olsaydı, deniz kıyısında bulunan bu kentlerde yaşayan insanlar çoktan çul kuşanıp külde oturarak günahlarından tövbe ederlerdi. Celile bölgesindeki bu kentler İsa’nın yaptıkları karşısında hiçbir tepkide bulunmadıklarından, onlara gelecek olan yargı Sur ve Sayda’ya gelecek olan yargıdan çok daha çetin ve acımasız olacaktır. Nitekim tarihsel bir gerçek olarak Horazin ve Beytsayda kentleri o denli yıkımlara uğramışlardır ki, bugün bu kentlerin kesin yerlerinin neresi olduğu tam olarak bilinememektedir.

10:15   Kefernahum kenti, İsa’nın Nasıra’dan ayrıldıktan sonra sürekli olarak kalmak üzere yerleştiği bir kentti. Bu kent ayrıcalıklar açısından göğe çıkarılmıştı. Ne var ki en önemli Vatandaş’ını gözardı ederek ayağına kadar gelen fırsatı kaçırmıştı. Bu nedenledir ki, yargı gününde ölüler diyarına kadar inecektir.

10:16   İsa, Yetmişler grubuna vermekte olduğu öğretişi, onların Kendisinin elçileri olduğu gerçeğini vurgulayarak sonuçlandırdı. Bu durumda onların reddedilmeleri İsa’nın reddedilmesi, İsa’nın reddedilmesi de Baba Tanrı’nın reddedilmesi demek olacaktı. Ryle şu yorumda bulunuyor:

Yeni Antlaşma’da, sadık bir hizmetçinin görevinin saygınlığı ve İsa’nın haberini duymayı reddedenlerin işlemiş olduğu suçluluk konusu üzerinde belki de bundan daha çetin sözler bulunmamaktadır. Unutmayalım ki, bu sözler Onikiler’e değil, isimlerini ve ondan sonrakilere ne olduğunu bilmediğimiz kimselerden oluşan Yetmişler grubuna söylenmiştir. Scott şu gözlemde bulunuyor: “Bir elçiyi reddetmek ya da küçümsemek, onu görevlendirip gönderen ve Kendisini temsil eden Prens’e yapılan bir hakarettir. Elçiler ile Yetmişler grubu Mesih’in birer elçileriydiler. Onları reddeden ve hor görenler aslında Mesih’i reddedip hor görüyorlardı. 3

Ç. Yetmişler Grubu Dönüyor (10:17-24)

10:17-18   Yetmişler görevlerini tamamlayıp döndükleri zaman, cinlerin bile kendilerine itaat edip boyun eğdiklerini söyleyerek sevinçle coşuyorlardı. İsa’nın onlara verdiği yanıt iki biçimde anlaşılabilir. İlkin, İsa onların bu başarısında Şeytan’ın nihai gökten düşüşünün kesinliğini görmüş oldu. Jamieson, Fausset ve Brown İsa’nın bu sözlerini şu şekilde yorumluyorlar:

Sizi yaptığınız hizmet süresince izledim ve hizmetinizin başarısını seyrettim. Sizler cinlerin dahi benim adımı kullandığınızda size boyun eğip itaat etmelerini şaşkınlıkla karşılarken, benim önümdeki görüntüler çok daha geniş bir biçimde yayılıyordu. Gökten yıldırım nasıl düşerse, Şeytan da aynı şekilde gökten öyle düşüyordu.

Şeytan’ın bu düşüşü hâlâ gelecektedir. O göklerden Mikail ile yardımcı melekleri tarafından Büyük Sıkıntı dönemi sırasında ve Mesih’in yeryüzündeki muhteşem saltanatından önce atılacaktır.

İsa’nın sözleri üzerinde yapılabilecek ikinci yorum, gurura karşı bir uyarı olabilir. Bu durumda İsa şöyle söylüyor olabilir: “Evet, cinlerin dahi size boyun eğip itaat etmeleri nedeniyle epey havalara girmiş görünüyorsunuz. Ama şu gerçeği unutmayın ki, gurur birçok günahın babasıdır. Lusifer’in (yani Şeytan’ın) düşmesinin ve cennetten atılmasının nedeni de zaten buydu. Bu tehlikeye kapılmamak için çok dikkat edin.”

10:19   Rab, öğrencilerine kötü güçler üzerinde yetki vermişti. Hizmetleri süresince hiçbir şey onlara zarar veremeyecekti. Bu gerçek, Tanrı’nın bütün hizmetçileri için de geçerlidir. O’nun hizmetçileri göksel koruma altındadırlar.

10:20   Buna rağmen öğrenciler, kötü ruhlar üzerinde yetkileri olduğu için değil, kurtulmuş oldukları için sevinmeliydiler. İncil kayıtlarında Rab’bin, öğrencilerine sevinmemelerini söylediği tek olay bu olmalıdır. Ruhsal hizmetlerde kazanılan başarılarda bir takım tehlikeler olabilmektedir. Oysa adlarımızın gökte yazılmış olması, bize Tanrı’ya ve O’nun Oğlu Mesih’e olan sınırsız borcumuzu anımsatır. Lütuf yoluyla elde edilen kurtuluş konusunda sevinmek kimseye bir zarar getirmez.

10:21   İnsanların çoğunluğu tarafından reddedilen İsa, Kendisini izleyen öğrencilere bakarak Kutsal Ruh’un etkisiyle coştu ve Baba’ya benzersiz hikmeti için şükretti. Yetmişler bu dünyanın bilge ve akıllı kimseleri değillerdi. Onlar uzman ve zeki kimseler de değildiler. Tam tersine küçük birer çocuk gibiydiler! Ama imanı olan, Rab’bi seven ve her ne pahasına olursa olsun O’na itaat etmeye hazır birer çocuk! Zeki, parlak görüşlü ve uzman kimseler, çok akıllı, her şeyi bilen ve keskin görüşlüdürler; ama bu özelliklerini sadece kendileri için kullanmayı tercih ederler. Onların bu gururu, Tanrı’nın sevgili Oğlu’nun gerçek değerini görmelerine engel olmuştur. Tanrı en etkili olarak küçük çocuklar aracılığıyla işleyebilir. Rabbimiz, Baba’nın kendisine vermiş olduğu herkes için ve Şeytan’ın son düşüşünü önceden bildiren Yetmişler grubunun kazandığı ilk başarı için çok sevinmişti.

10:22   Göktekiler, yerdekiler ya da yer altındakiler olsun, her şey Oğul’a Babası tarafından emanet edilmiştir. Tanrı bütün evreni Oğlu’nun yetkisine bırakmıştır. Oğul’un kim olduğunu Baba’dan başka kimse bilmez. Tanrı’nın beden alıp dünyaya gelmesiyle ilgili bazı sırlar vardır ve bu sırları Baba’dan başka hiç kimse bilemez. Tanrı’nın beden alıp aramızda bir insan olarak yaşaması, bir yaratığın anlayışının çok üstünde bir olaydır. Baba’nın kim olduğunu da Oğul ve Oğul’un O’nu tanıtmayı dilediği kişilerden başkası bilmez. Tanrı insan anlayışının çok üzerinde bir Varlıktır. Oğul O’nu mükemmel bir şekilde tanır ve kendisine iman eden güçsüz, sıradan ve hor görülen kimselere O’nu açıklar (1Ko.1:26-29). Oğul’u görenler Baba’yı görmüşlerdir. O’nu, Baba’nın bağrında bulunan ve Kendisi Tanrı olan biricik Oğul tanıtmıştır (Yu.1:18).

Kelly şöyle diyor: “Oğul Baba’yı açıklamaktadır. Ne var ki insan, Mesih’in kişiliğinde yatan yüceliğin çözülemeyen bulmacasını çözmeye çalışarak kendisini harap etmektedir.”

10:23-24   Bundan sonra Rab öğrencilerine dönerek, özel olarak kendilerinin çok ayrıcalıklı günlerde yaşadıklarını söyledi. Eski Antlaşma dönemlerinde yaşamış peygamberler ve krallar Mesih’in günlerini görmek istemişler, ama görememişlerdi. Rab İsa burada Kendisinin, Eski Antlaşma peygamberlerinin gelişini bekledikleri Kişi, yani Mesih olduğunu iddia etmektedir. Öğrenciler İsrail’in Umudu olan Kişi’nin gerçekleştirdiği mucizeleri görme, vermiş olduğu öğretişleri de işitme ayrıcalığına sahip olmuş kimselerdi.

D. Kutsal Yasa Uzmanı ve İyi Samiriyeli (10:25-37)

10:25   Musa’nın Şeriatı üzerinde uzman olan Kutsal Yasa uzmanı sormuş olduğu soruda, öyle anlaşılıyor ki samimi değildi. Kurtarıcı’yı bir tür teste tâbi tutarak O’nu kıskıvrak yakalayabilecekleri bir fırsat bekliyorlardı. Belki de Rab’bin Kutsal Yasa’yı yadsıyacağını düşünüyordu. Bu kişiye göre İsa sadece bir öğretmendi. Sonsuz yaşam ise kendi gücüyle kazanabileceği ya da ulaşabileceği bir şeydi.

10:26-28   Rab İsa, bu adama yanıt verirken bütün bunları göz önünde bulundurmuştu. Eğer yasa uzmanı alçakgönüllü ve tövbekâr bir yaklaşımda bulunmuş olsaydı, o zaman İsa’nın ona verdiği yanıt çok daha açık olurdu. Bu koşullar altında İsa adamın dikkatini şeriata, yani Kutsal Yasa’ya çekti. Kutsal Yasa neyi gerekli görüyordu? Kutsal Yasa insanın Rab’bi her şeyden çok, komşusunu da kendisi gibi sevmesini gerekli görüyordu. İsa adama, bunu yaptığı takdirde yaşayacağını söyledi.

İlk bakıldığında İsa, sanki insanın Kutsal Yasa’yı tutmakla kurtulabileceğini öğretiyormuş gibi görünmektedir. Durum hiç de sanıldığı gibi değildi. Tanrı, insanın Kutsal Yasa’yı tutmakla kurtulmasını hiçbir zaman düşünmemiştir. On Emir zaten günahkâr olan insanlara verilmişti. Kutsal Yasa’nın verilmesindeki amaç, insanları günahlarından kurtarmak değil; onları günah konusunda bilgilendirmekti, yani onlarda günah bilgisini ortaya çıkarmaktı. Kutsal Yasa insana ne kadar günahlı birisi olduğunu göstermek için vardır.

Günahlı bir insanın, Tanrı’yı bütün yüreğiyle, komşusunu da kendisi gibi sevmesi kesinlikle mümkün değildir. Eğer bunu doğumundan ölümüne kadar yapabilseydi, o zaman kurtuluşa ihtiyacı olan kayıp biri durumuna düşmezdi. Bunu başarmış olsaydı bile, ona verilecek ödül cennette sonsuz bir yaşam değil, sadece yeryüzünde uzun bir yaşam olurdu. Hiç günah işlemediği sürece, yaşamaya da devam ederdi. Oysa sonsuz yaşam, kendilerinin kayıp olduklarını kabul edenler ve Tanrı’nın lütfuyla kurtarılanlar içindir.

Bu nedenle İsa’nın, “Bunu yap, yaşayacaksın” diye söylediği söz, bütünüyle kuramsal bir sözdü. İsa’nın Kutsal Yasa’nın bu işlevi üzerinde söylemiş olduğu sözler, Yasa yorumcusu üzerinde istenen etkide bulunmuş olsaydı, o zaman onun şuna benzer bir açıklamada bulunması gerekirdi: “Eğer Tanrı’nın istediği buysa, ben o zaman kayıp, çaresiz ve ümitsiz bir durumdayım! Kendimi Senin sevgine ve merhametine bırakıyorum. Beni lütfunla kurtar!”

10:29   Yasa uzmanı bunu yapacağına kendini haklı çıkarmaya çalıştı. Durup dururken neden buna ihtiyaç duymuştu? Kimse onu suçlamamıştı. Kendisinin hatalı ve haksız olduğunu biliyordu. Fakat yüreğindeki gurura engel olamayarak karşı çıkma zorunluluğu hissetti. Böylece İsa’ya “Peki, komşum kim?” diye sordu. Bu soru ona göre kaçamak bir taktikti.

10:30-35   Bu soru üzerine İsa, İyi Samiriyeli öyküsünü anlatmaya başladı. Öyküde geçen ayrıntıları biliyoruz. Olayda, kendisinin Yahudi olduğunu bildiğimiz bir adam, Kudüs’ten Eriha’ya inerken haydutların eline düşüyor. Adamı soyup dövdükten sonra onu yarı ölü halde bırakıp gidiyorlar. Yoldan geçen Yahudi bir kâhin ile bir Levili, komplo olabileceğinden ya da adama yaklaştıklarında kendilerinin de soyulmasından korktuklarından, yardım elini uzatmadan oradan bir an önce geçip gidiyorlar. Daha sonra oradan Yahudilerin hor gördükleri Samiriyelilerden bir adam geçerken yerde yatan bu adamı görüyor. Gereken ilk yardımı uyguluyor ve adamı kendi eşeğinin üzerine bindirerek bir hana götürüyor, bakımı için gereken bütün masrafların sorumluluğunu kendi üzerine alıyor. Bu Samiriyeli’nin komşusu acaba kimdi? Elbette ki, ihtiyaç içerisindeki Yahudi adamdı.

10:36-37   Bundan sonra Kurtarıcı şu kaçınılmaz soruyu yöneltti: “Bu üç kişiden hangisi haydutların arasına düşen adama komşu gibi davranmış?” Elbette ona acıyıp yardım eden. Evet, acıyıp yardım eden adam, bu zavallı adamın gerçek komşusuydu. Sonra İsa, Yasa yorumcusuna dönerek, “Git, sen de öyle yap!” dedi. “Eğer bir Samiriyeli, bir Yahudiye acıyıp yardım etmekle kendisinin gerçek bir komşu olduğunu kanıtlayabiliyorsa, o zaman dünyadaki bütün insanlar birbirlerinin komşusudurlar.” 4

Kâhin ile Levili’nin durumlarına baktığımızda, şeriatın ruhsal açıdan ölü bir günahkâra yardım edebilme konusunda ne denli güçsüz olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Şeriat, “Komşunu kendin gibi seveceksin” emrini verirken, bu emre uyabilmek için gerekli gücü sağlamaktan bütünüyle yoksun kalmıştır. Yine, Samiriyeli adamın durumuna baktığımızda onda, bulunduğumuz yere kadar gelen, bizi günahlarımızdan kurtaran ve bizim yeryüzünden cennete, oradan da sonsuzluğa dek gidebilmemiz için her şeyi eksiksiz olarak sağlayan Rab İsa’yı görüyoruz. Kâhinler ve Levililer bizi hayâl kırıklığına uğratsalar da, İyi Samiriyeli hiçbir zaman hayâl kırıklığına uğratmaz!

İyi Samiriyeli öyküsüyle ilgili olarak ilginç bir değişiklik söz konusudur. Bu öykünün anlatılması, “Benim komşum kimdir?” sorusuyla başlamakta; “Kendinizin bir komşu olduğunuzu kime kanıtlıyorsunuz?” sorusuyla da son bulmaktadır.

E. Meryem ile Marta (10:38-42)

10:38-41   Rab İsa bundan sonra dikkatleri, ruhsal bereketlerin iki büyük kaynağı olan Tanrı Sözü ile dua konusuna çekiyor (10:38-11:13).

Meryem, Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinlerken kardeşi Marta, Soylu Misafiri olan İsa’yı ağırlayabilmek için kendisini mutfak işlerine ve telaşa kaptırmıştı. Marta kendisine mutfak işlerinde yardım etmediği için Rab’den kardeşi Meryem’i azarlamasını istediyse de, İsa Meryem’i azarlamadı. Bunun yerine, huysuzluğu yüzünden, tatlı bir dille Marta’yı azarlama yoluna gitti!

10:42   Rabbimiz, bizim O’na yaptığımız hizmetten çok, O’na gösterdiğimiz sevgiye değer vermektedir. Rab’be yapılan bir hizmete insan gururu ve kendini üstün görme duyguları kolayca bulaşabilir. Gerekli olan tek bir şey, O’nun Kendisiyle ilgilenmektir. Bu da insanın kendisinden hiçbir zaman alınmayacak olan iyi payıdır. C. A. Coates şu yorumda bulunuyor: “Rab bizi Yasa uzmanlarından komşulara dönüştürmek istediği kadar, Martalardan Meryemlere de dönüştürmek istiyor.” 5

Charles R. Erdman şöyle yazıyor:

Rabbimiz, bizim O’nun için yaptıklarımıza değer verdiği halde, bizim en önemli ihtiyacımızın, ayaklarının dibinde oturup isteğinin ne olduğunu öğrenmemiz olduğunu biliyor. Yaptığımız işlerde ancak bundan sonra sakin, barışçı ve uysal olabiliriz. İşte hizmetimiz o zaman, en azından, daha sonraki bir olayda İsa’nın ayaklarını hoş kokulu yağla mesheden ve dünyayı hâlâ bunun hoş kokusuyla dolduran Meryem’in hizmeti kadar mükemmel bir düzeye ulaşabilir. 6

 

Kutsal Kitap

1 Bu olaylardan sonra Rab yetmiş kişi daha görevlendirdi. Bunları ikişer ikişer, kendisinin gideceği her kente, her yere kendi önünden gönderdi.
2 Onlara, “Ürün bol, ama işçi az” dedi, “Bu nedenle ürünün sahibi Rab’be yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin.
3 Haydi gidin! İşte, sizi kuzular gibi kurtların arasına gönderiyorum.
4 Yanınıza ne kese, ne torba, ne de çarık alın. Yolda hiç kimseyle selamlaşmayın.
5 Hangi eve girerseniz, önce, ‘Bu eve esenlik olsun!’ deyin.
6 Orada esenliksever biri varsa, dilediğiniz esenlik onun üzerinde kalacak; yoksa, size dönecektir.
7 Girdiğiniz evde kalın, size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretini hak eder. Evden eve taşınmayın.
8 “Bir kente girdiğinizde sizi kabul ederlerse, önünüze konulanı yiyin.
9 Orada bulunan hastaları iyileştirin ve kendilerine, ‘Tanrı’nın Egemenliği size yaklaştı’ deyin.
10 Ama bir kente girdiğinizde sizi kabul etmezlerse, o kentin caddelerine çıkıp şöyle deyin: ‘Kentinizden ayaklarımızda kalan tozu bile size karşı silkiyoruz. Yine de şunu bilin ki, Tanrı’nın Egemenliği yaklaştı.’
11 (SEE 10:10)
12 Size şunu söyleyeyim, yargı günü o kentin hali Sodom Kenti’nin halinden beter olacaktır.
13 “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul* kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.
14 Ama yargı günü sizin haliniz Sur ve Sayda’nın halinden beter olacaktır.
15 Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin!
16 “Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur.”
17 Yetmişler sevinç içinde döndüler. “Ya Rab” dediler, “Senin adını andığımızda cinler bile bize boyun eğiyor.”
18 İsa onlara şöyle dedi: “Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm.
19 Ben size, yılanları ve akrepleri ayak altında ezmek ve düşmanın bütün gücünü alt etmek için yetki verdim. Hiçbir şey size zarar vermeyecektir.
20 Bununla birlikte, ruhların size boyun eğmesine sevinmeyin, adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.”
21 O anda İsa Kutsal Ruh’un etkisiyle coşarak şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, senin isteğin buydu.
22 “Babam her şeyi bana teslim etti. Oğul’un kim olduğunu Baba’dan başka kimse bilmez. Baba’nın kim olduğunu da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu tanıtmak istediği kişilerden başkası bilmez.”
23 Sonra öğrencilerine dönüp özel olarak şöyle dedi: “Sizin gördüklerinizi gören gözlere ne mutlu!
24 Size şunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice krallar sizin ördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler.”
25 Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?”
26 İsa ona, “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?”
27 Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.”
28 İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.”
29 Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, “Peki, komşum kim?”dedi.
30 İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim’den Eriha’ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler.
31 Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti.
32 Bir Levili* de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti.
33 O yoldan geçen bir Samiriyeli* ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı.
34 Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi.
35 Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’
36 “Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?”
37 Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.
38 İsa, öğrencileriyle birlikte yola devam edip bir köye girdi. Marta adında bir kadın İsa’yı evinde konuk etti.
39 Marta’nın Meryem adındaki kızkardeşi, Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinliyordu.
40 Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsa’nın yanına gelerek, “Ya Rab” dedi, “Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.”
41 Rab ona şu karşılığı verdi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun.
42 Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak.”

1.Bu herhalde bir anlık geri bakış olmasa gerek. Tersine, İsrail oğullarının çöl­deyken Mısır’a dönmeyi özleyişleri gibi güçlü bir arzu olmalıydı.

2. NU metni bunu burada ve 17. ayette “yetmiş iki” olarak okumaktadır.

3. Ryle, St. Luke, I:357,358

4. F.Davidson, ed., The New Bible Commentary, s.851.

5.C. A. Coates, An Outline of Luke’s Gospel, s.129.

6. Charles R. Erdman, The Gospel of Luke, s.112