Luka 11

11
Luka Bölüm 11

F. Öğrencilerin Duası (11:1-4)

Luka 10 ile 11. bölümler arasında yer alan zaman boşluğu, Yuhanna 9:1–10:21’de anlatılanlarla doldurulmaktadır.

11:1   Bu bölüm, Luka’nın Rabbimizin dua yaşamıyla ilgili vurgular yaptığı bir diğer bölümdür. Bu durum Luka’nın, Mesih’i her şeyde Babası Tanrı’ya bağımlı olan İnsanoğlu olarak tanıtma amacıyla da uyum içerisindedir. Öğrenciler, duanın İsa’nın yaşamında gerçek ve çok önemli bir rol oynadığını sezinlemişlerdi. İsa’yı dua ederken duyup görmeleri onlarda duaya yönelik derin bir istek yaratıyordu. İşte bu nedenle öğrencilerinden biri İsa’ya gelerek, O’ndan dua etmesini kendilerine öğretmesini istedi. Öğrenciler duanın ne olduğunu ve nasıl dua edileceğini öğrenmek istiyorlardı.

11:2   Rab İsa’nın bu dönemde öğrencilere vermiş olduğu örnek dua, Matta bölümünde “Rab’bin Duası” diye bilinen duadan bazı yönlerde ayrılık göstermektedir. Bu ayrılık ya da farklılıkların her birinin bir amacı ve anlamı vardır ve hiç birisi önemsiz değildir.

Her şeyden önce, Rabbimiz öğrencilere, Tanrı’ya Babamız diyerek seslenmelerini öğretti. Tanrı’yla kurulan bu yakın aile ilişkisi, Eski Antlaşma inanlılarınca bilinmiyordu. Ama bundan böyle İsa Mesih inanlıları, Tanrı’ya, göklerdeki sevecen bir Baba’ya seslenircesine seslenebileceklerdi.

Bundan sonra, Tanrı’nın adının kutsal kılınması için dua etmemiz gerektiğini öğreniyoruz. Bu dua, inanlının yüreğindeki Tanrı’nın hürmet görmesine, yüceltilmesine ve O’na tapınılmasına yönelik özlemlerin açığa vuruluşudur. “Egemenliğin gelsin!” şeklindeki yalvarışta, Tanrı’nın bütün kötü güçleri ortadan kaldırarak Mesih’in kişiliğinde yeryüzünde, mutlak bir saltanat süreceği günün yakında gelmesinin istendiği bir duayla karşılaşmaktayız.

11:3   Böylece ilkin Tanrı’nın Egemenliğini ve O’nun doğruluğunu arayan inanlının, bütün kişisel istek ve ihtiyaçlarını Tanrı’ya bildirmesi gerektiği öğretilmektedir. Sürekli olarak hissedilegelen hem fiziksel hem de ruhsal yiyecek ihtiyacı bu ayette betimlenmektedir. Tanrı’yı iyi olan her şeyin kaynağı olarak kabul ederek her gün O’na bağlı bir şekilde yaşamalıyız.

11:4   Bundan sonra, bizim başkalarının hatalarını bağışlamamız koşuluna dayalı olan, günahların bağışlanmasına yönelik edilecek duayla karşılaşmaktayız. Görüleceği gibi burada günahın gerektirdiği cezanın bağışlanmasından söz edilmemektedir. Çünkü bu bağışlama Mesih’in çarmıh üzerinde tamamlamış olduğu ruhsal işlere dayanmaktadır ve bu tür bir bağışlamaya insan sadece iman yoluyla sahip olabilir. Oysa burada Babaoğul ilişkisi içinde bulunan bağışlamadan söz edilmektedir. Bizler iman edip kurtulduktan sonra Tanrı bizlerle bir babanın çocuklarıyla olan uğraşısı gibi yakından ilgilenir. Yüreklerimizde bağışlama konusunda yetersiz sert bir ruh bulduğu zaman, ta ki bizdeki bu ruhu kırıncaya ve Kendisiyle olan paydaşlığa geri getirinceye kadar disiplin altına alır, terbiye eder. Bu bağışlanma O’nunla ruhsal ilişkiye başlarken yaşadığımız bütün günahlarımızın bağışlandığı ve doğrulukla donatıldığımız genel bağışlanma değil; O’nunla ruhsal paydaşlık içerisinde bulunurken yapmış olduğumuz günahların bağışlanmasıdır.

“Ayartılmamıza izin verme!” şeklindeki bu yakarış, bazıları için birtakım sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bizler Tanrı’nın hiç kimseyi günah işlemekle ayartmadığını biliyoruz. Ancak öte yandan O, yaşamın sıkıntı ve tecrübelerinden geçmemize izin verir. Bu sıkıntı ve tecrübeler bizim iyiliğimiz ve yararımız içindir. Buradan, imandan uzaklaşmaya ve günaha düşmeye eğilimli olduğumuz ve bu konuda her an uyanık durmamız gerektiği anlaşılmaktadır. Kendimiz herhangi bir günahı işlemeyi düşünsek dahi, Rab’den yine de bizi günaha düşmekten alıkoymasını istemeliyiz. Günah işleme fırsatı ile günah işleme arzusunun asla bir arada bulunmamaları için dua etmeliyiz. Bu dua, karşılaştığımız ayartıların önünde kendi gücümüz ve yeteneğimizle duramayacağımızın sağlıklı bir göstergesidir. Bu dua kötü olandan kurtarılmaya yönelik bir dileğin Rab’be götürülmesiyle son bulmaktadır. 1

G. Dua konusunda Verilen İki Benzetme (11:5-13)

11:5-8   Rabbimiz dua konusundaki konuşmasını sürdürerek Tanrı’nın, çocuklarının yakarışlarını dinlemeye ve yanıtlamaya ne denli istekli olduğunu gösteren bir benzetme anlattı. Hikâyede gece yarısı evine misafir gelen bir adamın yaptıkları anlatılmaktadır. O gece bu adamın evinde misafirine yetecek kadar yiyecek yoktu. Bu nedenle yan komşularından birine gitti, kapılarını çaldı ve komşusundan üç ekmek ödünç istedi. İlkin komşusu uykusundan uyandırıldığı için kızdı ve yatağından kalkmak istemedi. Ne var ki endişeli ev sahibinin süregelen seslenişleri ve kapıyı vuruşu nedeniyle yatağından kalktı ve ona ihtiyacı olan şeyi verdi.

Bu benzetmeyi yaşamımızda uygulamaya sokarken birtakım yanlış sonuçlara varmamak için dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu benzetme, Tanrı’nın bizim ısrarlı dileklerimize kızdığı anlamına gelmez. Yine bu benzetmenin ışığında, dualarımızın yanıtlanabilmesi için tek yolun ısrarlı ve inatçı bir şekilde dua etmek olduğu da ileri sürülemez.

Burada anlatılmak istenen gerçek şudur: Eğer bir adam, komşusuna yüzsüzlüğü nedeniyle yardım edebiliyorsa, Tanrı’mız Kendi çocuklarının yakarış ve seslenişlerine çok daha fazla kulak verecektir!

11:9   Bu benzetme bize dua hayatımızda yılgınlığa kapılıp cesaretimizi yitirmememiz gerektiğini öğretmektedir. “İstemeye devam edin… aramaya devam edin… kapıyı çalmaya devam edin…” 2 Tanrı bazen dualarımızı O’ndan dilekte bulunduğumuz ilk sefer; bazen de sadece, isteklerimizi ısrarlı bir şekilde uzun bir zaman Kendisine götürdüğümüz zaman yanıtlamaktadır.

Tanrı yanıtlar duaları:

Zayıfken bazen inanlıların yürekleri,
Verir onlara aradıkları armağanları;
Ama çoğu kez daha derin bir huzuru öğrenmelidir iman,
Tanrı’nın sessizliğine de güvenmelidir O konuşmadığı an;
Çünkü, en iyiyi gönderecektir adı Sevgi olan.
Yanıp kül olsa da yıldızlar; sarsılsa da duvarlar,
Gerçektir Tanrı; kesindir bütün sözleri.
Evet, gücümüz O’dur; Tanrı’nın ta Kendisi.
— M.G.P.

Bu benzetme ısrarın derecelerini –ilkin istemeyi, sonra aramayı, son olarak da kapıyı çalmayı– öğretmektedir.

11:10   Bu benzetme her dileyenin alacağını, her arayanın bulacağını ve kapıyı çalan herkese kapının açılacağını öğretmektedir. Bu, dua ettiğimizde Tanrı’nın her zaman O’ndan istediklerimizi ya da istediklerimizden daha iyilerini vereceğine ilişkin kesin bir vaattir. Eğer Rab duamıza “Hayır” şeklinde bir yanıt vermişse o zaman O, kendisinden dilekte bulunduğumuz şeyin bizim için en iyi şey olmadığını biliyor demektir. Bu durumda O’nun isteğimizi geri çevirmesi bizim yalvarışlarımızdan çok daha iyidir.

11:11-12   Bu benzetme aynı zamanda Tanrı’nın bizi Kendisinden ekmek istediğimizde taş vererek asla aldatmayacağını öğretmektedir. O günlerde ekmek, bugün birçok köyde olduğu gibi evlerde yapılırdı. Bir taş görünümüne benzer –yuvarlak ve yassı– bir görünüm verilirdi. Tanrı Kendisinden yenilecek bir şey istediğimizde bize yenmeyecek bir şey vererek bizimle alay etmez. Eğer balık istersek bize yılan, yani bizi yıkıma götüren bir şey vermeyecektir. Yine, Kendisinden yumurta istersek bize akrep, yani çok aşırı derecede acı çekmemize neden olacak bir şey vermeyecektir.

11:13   Her ne kadar dünyasal bir babanın günahlı bir tabiatı varsa da, bu baba çocuklarına güzel armağanlar vermesini bilir: Hiçbir zaman kötü armağanlar vermek istemez! Bu durumda göksel Babamızın kendisinden dileyenlere Kutsal Ruh’u vereceği çok daha kesindir. J.G. Bellet şunları yazıyor: “Tanrı’nın bizim en çok ihtiyaç duymamız için seçtiği ve Kendisinin en çok vermek istediği armağanın Kutsal Ruh oluşu çok önemlidir.” İsa bu sözleri söylerken Kutsal Ruh henüz verilmemişti (Yu.7:39). Bugün bizler Kutsal Ruh’un bize içimizde yerleşen bir Kişi olarak verilmesi için dua etmemeliyiz. Çünkü Kutsal Ruh biz tövbe edip iman ettiğimizde yaşamımıza gelerek zaten bir kez yerleşmiştir (bkz. Rom.8:9b; Ef.1:13-14).

Bununla birlikte Kutsal Ruh’a ilişkin diğer yönlerde dua etmemiz yerinde olur. Çünkü bu gereklidir. Kutsal Ruh tarafından eğitilebilmek, Kutsal Ruh tarafından yönlendirilmek ve Mesih için yapmış olduğumuz hizmetlerde ihtiyaç duyduğumuz gücün karşılanmasında Kutsal Ruh’un gücüyle dolmak için dua etmemiz gerekir.

İsa Mesih, öğrencilerini Kutsal Ruh’u alma konusunda eğitirken, daha önceki bölümlerden itibaren öğretmeye başladığı öğrencilik biçimini yaşayabilmeleri için gerek duydukları Ruh’un gücünden söz ediyor olması olasıdır. Çünkü o sıralarda öğrenciler, öğrencilik sınavına kendi güçleriyle girmenin ne kadar imkânsız bir şey olduğunu herhalde hissediyorlardı. Durum gerçekten de böyleydi. Bir Mesih inanlısının iman yaşamını sürdürebilmesini olanaklı kılan güç Kutsal Ruh’tur. Bu nedenle İsa, Tanrı’yı bu gücü Kendisinden isteyenlere vermeye hazır ve istekli olarak tanımlıyor.

13’ncü ayet, orijinal Grekçe’de Tanrı’nın Kutsal Ruh’u, yani Kutsal Ruh denen Kişi’yi vereceğini değil, “Kutsal Ruh” vereceğini söylemektedir. Profesör H.B. Swete bu nokta üzerindeki düşüncesini şu sözlerle açıklıyor: “Kutsal Ruh denen Kişi, adından da anlaşılabileceği gibi Üçlübirlik’in üçüncü kişisidir. Bu, aynı zamanda Kutsal Ruh’un bizim yararımıza ortaya koyduğu armağanları ya da işleyişleri anlamlarına da gelmektedir. Bu nedenle bu ayetteki dua Kutsal Ruh denen Kişi’nin gelmesinden değil; daha çok Kutsal Ruh’un yaşamımızdaki hizmetleri ve armağanlarından söz etmektedir. Bu nokta Matta 7:11’deki paralel sözlerde daha belirgindir: “… göklerde olan Babanız, kendisinden dileyenlere güzel şeyler vereceği çok daha kesin değil mi?”

Ğ. İsa Kendisini Eleştirenleri Yanıtlıyor (11:14-26)

11:14-16   İsa, içine yerleşmiş olduğu kurbanın dilsiz olmasına neden olan bir cini kovarak halk arasında büyük bir şaşkınlık yarattı. Halktan bazıları hayretler içinde kalırken bazıları Rab’be açık bir şekilde karşı geldi. Bu karşı gelme olayı kendisini iki ayrı biçimde gösterdi. Bazıları O’nu cinleri, cinlerin reisi olan Beelzebub’un gücüyle çıkardığı için suçladılar. Bazıları da O’nun gökten bir belirti göstermesini istediler. Bunu, Kendisine karşı yöneltilen suçlamayı haksız çıkarsın diye istemiş olabilirler.

11:17-18   İsa’nın cinleri, içerisine yerleşmiş olan cinlerin başkanı Beelzebub’un gücüyle çıkardığı yolunda yapılan suçlama, 17-26’ncı ayetlerde yanıtlanmaktadır. İsa’dan bir belirti göstermesi için bulunulan istek, 29’ncu ayette yanıtlanmaktadır. Rab İsa onlara ilkin, kendi içinde bölünmüş her ülkenin yıkıma uğrayacağını ve kendi içinde bölünmüş her evin yıkılacağını anımsattı. Eğer İsa onları Şeytan’ın gücüyle çıkardıysa o zaman bu, Şeytan’ın kendi emrindekilere karşı savaştığı anlamına gelecekti. Bu nedenle İblis’in kendi kendisine karşı gelip kendi amaçlarına engel olacağını düşünmek hiç de akla yatkın değildir.

11:19   İkinci olarak Rab, Kendisini eleştirenlere, vatandaşlarından bazılarının da aynı günlerde kötü ruhları kovduğunu anımsattı. Eğer İsa cinleri Şeytan’ın gücüyle kovduysa, o zaman bu kimseler de cinleri aynı güçle kovuyorlardı. Ne var ki Yahudiler böyle bir görüşü hiçbir zaman kabul etmeyeceklerdi. Ama bununla birlikte böyle bir iddia karşısında direnebilecekler miydi? Cinleri kovma gücü ya Tanrı’dan ya da Şeytan’dan kaynaklanmalıydı. Gerçekten de ya birinden ya da diğerinden geliyordu. Aynı anda her ikisinden birden gelmiş olamazdı! Eğer İsa, Şeytan’ın gücüyle hareket ettiyse, bu durumda cin kovan Yahudiler de bu işi aynı güçle yapıyorlardı anlamı çıkarılabilirdi. Bu nedenle İsa’yı suçlamak, aynı anda onları da suçlamak olurdu.

11:20   Bunun gerçek açıklaması, İsa’nın, cinleri Tanrı’nın eliyle kovuyor olmasıdır. İsa burada Tanrı’nın eliyle derken acaba ne demek istemişti? Matta’da (12:28) şunları okumaktayız: “Ama ben cinleri Tanrı’nın Ruhu’yla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.” Bu nedenle, Tanrı’nın eli demek; anlaşılacağı gibi, Kutsal Ruh demektir. İsa’nın, cinleri Tanrı’nın Ruhu’yla kovuyor olması, Tanrı’nın Egemenliğinin o zamanki kuşağın üzerine gerçekten geldiğini göstermektedir. Egemenlik, Egemen Olan Kral’ın kendisiyle birlikte gelmiştir. Rab İsa Mesih’in orada bulunup bu tür mucizeler yapması, Tanrı’nın meshedilmiş Yöneticisi’nin tarih sahnesinde ortaya çıkmış olduğunu açık bir şekilde kanıtlamaktadır.

11:21-22   O ana kadar Şeytan, kendi evini koruma altında tutan, tepeden tırnağa silahlanmış güçlü bir adama benziyordu. İçlerine cinlerin yerleştiği insanlar Şeytan’ın pençesi altındaydı ve ona karşı gelecek bir babayiğit bulunmuyordu. Mallarının güvenlik içinde bulunması, onun bu yetkisini sorguya çekecek kimsenin bulunmadığını göstermektedir. Rab İsa geldiği zaman, Şeytan’dan daha güçlü biri olarak gelmiş, ona saldırıp onu alt etmiş, güvendiği bütün silahları elinden almış ve mallarını yağmalayarak bölüştürmüştür.

Kötü ruhların İsa’nın gücüyle kovulduklarını, İsa’yı eleştirenler bile inkâr etmiyordu. Bunun tek anlamı şu olabilir: Şeytan ele geçirilmişti ve tutsak aldığı insanlar da özgürlüklerine geri kavuşturuluyordu. Bu ayetlerde belirtilmek istenen gerçekler bunlardır.

11:23   Bundan sonra İsa, Kendisinden yana olmayanın Kendisine karşı olduğunu, Kendisiyle birlikte toplamayanın dağıttığını ekledi. Birisinin dediği gibi, “İnsan ya yoldadır ilerliyordur ya da yolun ortasında durmuş yolu kapamaktadır.” Bu ayet ile 9:50 arasındaki çelişkili gözüken noktaya değinmiştik. Eğer İsa Mesih denilen Kişi ve bu Kişi’nin yaptığı işler söz konusu olacak olursa, hiç kimse tarafsız olamaz. Mesih’in taraftarı olmayan bir kimse, O’nun karşısındadır. Ama iman hizmetleri söz konusu olacak olursa, bu durumda Mesih’in hizmetçilerine karşı durmayan bir kimse, onlardan taraftadır demektir. 11’inci bölümdeki bu ayet daha çok kurtuluş konusuna; 9’uncu bölümdeki ayet ise iman hizmetlerine değinmektedir.

11:24-26   Bu ayetlerde Rab’bin, Kendisine uzatılan namluyu bu kez Kendisini eleştirenlere geri çevirdiği anlaşılmaktadır. Anımsanacağı gibi O’nu cine tutsak olmakla suçlamışlardı. Şimdi ise İsa bütün İsrail ulusunu, içindeki cinlerden geçici bir süreyle kurtarılan bir adama benzetiyor. Bu, onların tarihinde gerçek bir olay olarak yaşanmıştı. İsrail ulusu sürgünden önce putperestlik ruhuna yakalanmıştı. Sürgüne gitmeleri onlardaki bu ruhu uzaklaştırmıştı ve o zamandan beri İsrail ulusu putperestliğe sapmamıştı. Evleri süpürülmüş ve düzeltilmişti, ama kendileri Rab İsa’nın evi denetim altına alması için içeriye girmesine izin vermemişlerdi. Bu nedenle İsa yakın bir gelecekte kötü ruhun kendisinden kötü yedi ruh daha alarak hep birlikte gelip evlerine yerleşeceklerini söyledi. Bu sözler, İsrail ulusunun Büyük Sıkıntı döneminde kendilerini kaptıracağı korkunç putperestliği tanımlamaktadır. Nitekim o zaman onlar Mesih Karşıtı’nı Tanrı olarak kabul edecekler (Yu.5:43) ve bu günah yüzünden İsrail ulusu üzerine gelecek olan ceza, onlara verilen cezaların en büyüğü olacaktır.

Bu benzetme temel olarak İsrail’in ulusal tarihiyle ilgiliyse de, aynı zamanda bir bireyin yaşamındaki yetersiz ve basit nitelikli tövbe ya da yenilgiyle de ilgilidir. Yaşamda gelecek için yeni bir sayfa açmak yeterli değildir. İsa Mesih’in insanın yüreğine ve yaşamına çağırılması, davet edilmesi gerekmektedir. Yoksa yaşam, daha önce keyif sürdüğü günahların çok daha büyüklerine, çok daha tehlikelilerine açık bir duruma gelebilecektir.

H. Meryem’den Daha Mutlu Olanlar (11:27-28)

11:27-28   İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın İsa’yı şu sözlerle övmeye başladı: “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, seni emzirmiş olan memelere!” İsa’nın bu kadına vermiş olduğu yanıt çok önemlidir. İsa, annesi Meryem’in mutluluğunu inkâr etmedi, ama bundan da öteye giderek asıl önemli olan şeyin Tanrı’nın Sözü’nü dinleyip uygulamak olduğunu söyledi. Diğer bir deyişle Meryem Ana bile, Mesih’e iman edip O’nu izlemekle, O’nun annesi olmanın verdiği mutluluktan çok daha büyüğüne sahip oldu. Doğal akrabalık, ruhsal akrabalık kadar önemli değildir. Bu nedenle, Meryem Ana’yı bugün Tanrı düzeyine çıkararak ona dua edip tapınanlar, bu sözlerden ders almalı ve İsa’nın sözüne kulak vermeliler.

I. Yunus’un Belirtisi (11:29-32)

11:29   16’ncı ayette bazıları Rab’bi deneyerek O’ndan bir belirti göstermesini istemişlerdi. İsa bu soruyu şimdi kötü bir kuşağa mal ederek yanıtlıyor. İsa bu sözleri söylerken, o zamanda yaşayan Yahudi Kuşağından söz ediyordu. İnsanlar Tanrı’nın Oğlu’nun aralarında bulunma ayrıcalığına sahip olmuşlardı. O’nun sözlerini duymuşlar, yaptığı mucizeleri gözleriyle görmüşlerdi. Ama onlar bununla yetinmediler. Bu olayda ise yapmacık bir tavırla, gökten doğaüstü bir belirti görseler –bu sadece küçücük bir belirti de olsa– o zaman Kendisine inanacaklarını söylediler. İsa ise onları, kendilerine Yunus’un belirtisinden başka bir belirtinin gösterilmeyeceğini söyleyerek yanıtladı.

11:30   İsa bu sözlerle Kendisinin ölümden dirileceğinden söz ediyordu. Yunus, balığın karnında üç gün üç gece kaldıktan sonra denizden nasıl kurtarıldıysa, Rab İsa da üç gün üç gece mezarda yattıktan sonra ölüler arasından dirilecekti. Diğer bir deyişle Rab İsa’nın yeryüzündeki hizmetinde gerçekleştireceği en son ve bütünleyici mucize, O’nun ölümden dirilişi olacaktı. Yunus, Ninova halkına bir belirti olmuştu. Yunus, Yahudi olmayan uluslardan gelen insanların yaşadığı büyük kente kurtuluş haberini vaaz etmeye gittiği zaman onlara en azından ölümden dirilmiş biri niteliğinde gitmişti.

11:31-32   Saba ülkesinin kraliçesi olan Güney’in kraliçesi, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan çıkıp gelmişti. Bu kraliçe tek bir mucize dahi görmemişti o günlerde. Ama Rab İsa’nın yeryüzünde yaşadığı günlerde yaşasaydı, O’nu hemen kabul edecek ve Kendisine iman edecekti! Bu nedenle Saba kraliçesi yargı gününde, Rab İsa’nın doğaüstü güçlü işlerini görme ayrıcalığına sahip oldukları halde O’nu reddetmiş olan bu kötü kuşağın insanlarına karşı tanıklık etmek amacıyla, onlarla birlikte kalkacaktır. Evet, İsa şimdi tarih sahnesinde Yunus’tan ve Süleyman’dan daha üstün olan adımını atıyordu. Ninova halkı Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ederken, Yunus’tan daha üstün olan İsa’nın vaazları karşısında İsrail halkı tövbe etmeye yanaşmıyordu.

Bugün imansız çevreler Yunus’un hikâyesine bir Yahudi masalı gözüyle bakarak gülüp geçiyorlar. İsa, tarihte gerçekten yaşamış bir kişi olarak Süleyman’dan nasıl söz ettiyse, Yunus’tan da aynı şekilde söz etti. Tek bir mucize bile görseler inanacaklarını söyleyenler yanılıyorlar. İman, duyguların verdiği heyecana değil, Tanrı’nın diri sözlerine dayalıdır. Eğer bir kimse Tanrı’nın diri Sözü olan İncil’e iman etmiyorsa, o kişinin gözleri önünde ölüleri diriltin, yine inanmayacaktır. Tanrı bir belirti ve mucize bekleme tutumundan hoşnut değildir. Çünkü o zaman bu iman değil, sadece gözlerin gördüğü bir olay olacaktır. İmansızlık, “ilkin göreyim, sonra inanırım” der; Tanrı ise “ilkin iman et, sonra görürsün” der.

İ. Bedenin Işığı (11:33-36)

11:33   İlk başta bu ayetlerin öncekilerle hiçbir bağıntısı yokmuş gibi görünebilir. Ama yakın bir incelemede bulunduktan sonra, çok geçerli ve önemli bir bağlantı olduğu görülecektir. İsa Kendisini dinleyenlere, hiç kimsenin kandil yakıp onu gizli bir yere ya da tahıl ölçeğinin altına koymadığını söyledi. Kandili yakan kişi bunu içeri giren herkes görsün ve onlara ışık versin diye kandilliğe (şamdana) koyar.

Buradan şu dersi çıkarıyoruz: Kandil, burada Tanrı tarafından yakılmıştır. Tanrı, Rab İsa Mesih’in kişiliği ve O’nun işleri aracılığıyla dünyaya aydınlık saçan bir ışık sunmuştur. Eğer bir kimse Işık’ı görmüyorsa, bu Tanrı’nın suçu değildir. Anımsanacağı gibi İsa, 8’inci bölümde öğrencilerinin iman haberini bütün dünyaya yaymaları ve bunu bir kabın altına saklamamaları yönünde taşıdıkları sorumluluktan söz etmişti. Burada 33’üncü ayette de, belirti isteyen eleştiricilerin imansızlığının açgözlülüklerinden ve utanca düşme korkularından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

11:34   Onların imansızlığı, temiz olmayan niyetlerinin bir sonucuydu. Fiziksel açıdan değerlendirildiğinde, bütün bedene ışığı veren gözdür. Eğer göz sağlıklı ise, o zaman bu kişi ışığı kolaylıkla ve berrak bir şekilde görebilir. Ama göz hastalıklıysa, yani körse o zaman ışık içeriye giremeyecektir.

Bu durum ruhsal alanda da aynıdır. Eğer bir kimse İsa’nın Tanrı olup olmadığını bilmeye yönelik isteğinde samimi ise, o zaman Tanrı bunu o kişiye açıklayacaktır. Yok, eğer bu kişinin niyeti başkaysa –kötüyse, kendi gururuna kapılmışsa, başkaları ne diyecek diye korkmaya devam ediyorsa– o zaman bu kişi Kurtarıcı İsa Mesih’in gerçek değerini göremeyecek kadar körleşmiş demektir.

11:35   İsa’nın konuştuğu bu kimseler kendilerini çok akıllı sanıyorlardı. Kendilerinde çok fazla ışık olduğunu düşünüyorlardı. Ama Rab İsa onları, kendilerince ışık sandıkları şeyin aslında karanlık olduğunu düşünmeleri konusunda uyardı. Bu adamlar kendilerini akıllı sanıp İsa’dan daha üstün gördükleri için O’na yaklaşamıyorlardı.

11:36   Niyetleri ve yaklaşımları temiz olan, bütün varlığını dünyanın Işığı olan İsa’ya açan kimse ruhsal aydınlığa kavuşturulacaktır. Bir lambanın karşısında dururken bu kimsenin vücudu ışığın ışınlarıyla nasıl aydınlanıyorsa, ruhsal yaşamı da Mesih’in Varlığıyla aydınlanacaktır.

J. İç ve Dış Temizlik (11:37-41)

11:37-40   İsa bu konuşmaları yaparken bir Ferisi O’nu evine yemeğe davet etmişti. Yemek yerlerken ev sahibi, İsa’nın önce ellerini yıkamadığını görerek çok şaşırdı. İsa, bu Ferisi’nin aklından geçeni kolayca okuyabildiğinden, ikiyüzlülüğü ve şekilciliği nedeniyle Ferisi’yi çok ağır bir dille azarladı. İsa ona gerçekten de önemli olan şeyin kabın dışının temiz olması değil, asıl içinin temiz olması olduğunu anımsattı. Dışarıdan bakıldığında Ferisiler gerçekten doğru ve dürüst görünüyorlar, fakat içeriden bütünüyle ikiyüzlülük ve kötülük üretiyorlardı. Bir insanın dışını yapan Tanrı, onun içini de yapmıştır. Tanrı insanın iç yaşamının temiz olmasını ister ve bu konuyla ilgilenir. “İnsan dış görünüşe, fakat Tanrı yüreğe bakar” (1Sa.16:7).

11:41   Rab, bu Ferisilerin ne kadar açgözlü ve bencil olduklarını bildiğinden, ev sahibine elinde olan şeylerden, içindekini (içtekileri) yoksullara vermesini söyledi. Eğer bu Ferisi, başkalarını sevip sevmediğini gösterecek olan bu temel sınavı başarıyla atlatabilirse, o zaman her şeyin kendisi için temiz kılınacağına tanık olabilecekti. H.A. Ironside bu noktayı şöyle yorumluyor:

İnsan başkalarının ihtiyaçlarını giderme konusuna ilgi göstersin diye Tanrı sevgisi yüreği doldurduğu zaman, evet ancak o zaman, bütün bu dıştaki uygulamaların gerçek bir değeri olabilir. Yoksullara ve bunların ihtiyaçlarına tamamen kayıtsız kalarak hep kendisine biriktiren bir kimse, Tanrı sevgisinin yüreğinde bulunmadığını açık bir şekilde göstermektedir. 3

Yine adını bilmediğimiz bir yazar da bu konuyu şu sözlerle özetliyor:

39 ile 52’nci ayetler arasında bulunan ve Ferisilerle Kutsal Yasa uzmanlarına karşı söylenen bu çetin sözler, unutulmamalıdır ki yine bir Ferisi’nin sofrasında oturulurken söylenmiştir (37’nci ayet). Ağzımızın tadı kaçmasın diye gerçeği göz göre göre geri çeviriyoruz. Utanıp yerin dibine gireceğimize sırıtıp gülüyoruz. Konuşacağımıza, dilimizi bıçak açmıyor. Tanrı’ya olan imanımızı bozacağımıza, yemek ziyafetinin tadını bozarsak kötü mü yapmış oluruz?

K. İsa Ferisileri Azarlıyor (11:42-44)

11:42   Ferisiler, insanın dışına bakan şekilci kimselerdi. Bunlar, şeriatın nanenin ondalığını verme konusuna kadar giden ayrıntılarında aşırı derecede titizdiler. Ancak, bunu yaparlarken öte yanda Tanrı’yla ve insanlarla olan ilişkilerinde bütünüyle dikkatsizdiler. Yoksulları ezerler, Tanrı’yı sevme görevlerini yerine getirmezlerdi. Rab İsa onları nanenin, sedef otunun ve her türlü sebzenin ondalığını verdikleri için kınamadı; tam tersine bu tür ayrıntılarda bu denli işgüzar olup yaşamın adalet ve Tanrı sevgisi gibi temel sorumluluklarını ihmal ettikleri için kınadı. Bunlar incir çekirdeğini bile doldurmayacak şeylere önem veriyorlar, ama asıl önemli konuları görmezlikten geliyorlardı. Başkaları tarafından görülebilecek işlerde mükemmel bir aşamaya ulaşmış olmalarına karşın, sadece Tanrı’nın görebileceği şeylerde bütünüyle sorumsuz ve kayıtsızdılar.

11:43   Bunlar kendilerini göstermeye, havralarda baş köşelere, en seçkin yerlere kurulmaya ve meydanlarda mümkün olduğu kadar çok ilgi çekmeye adeta bayılırlardı. Bu yüzden sadece biçimci oldukları için değil, aynı zamanda gururlarından dolayı da suçluydular.

11:44   Son olarak Rab onları mezarlara benzetti. Musa Peygamberin Şeriatına göre, bir mezara dokunan kimse yedi gün boyunca murdar sayılırdı (Say. 19:16). Dokunduğu anda bu şeyin bir mezar olduğunu bilmiyor olsa bile durum değişmez ve bu kişi murdar sayılırdı. Ferisiler dıştan kendilerinin çok dindar birer Tanrı adamı oldukları görünümünü verirlerdi. Ama üzerlerine bir levha asıp kendilerine yaklaşanların murdarlaşacaklarını belirtselerdi daha iyi olurdu. Çünkü bunlar gerçekten de mezarlar gibiydiler. İçleri çürüklük ve pislik doluydu. Kendilerindeki bu pis özellikleri, biçimciliği, dinciliği ve gururu başkalarına da bulaştırıyorlardı.

L. İsa Yasa Yorumcularını Azarlıyor (11:45-52)

11:45   Yasa uzmanları, Yasa’yı yorumlama ve açıklama alanlarında uzmanlaşmış yazıcılardı. Ne var ki bunların becerileri, başkalarına yapmaları gereken şeyleri söylemekle son buluyordu. Başkalarına söyledikleri bu şeyleri kendileri yerine getirmiyorlardı. Yasa yorumcularından birisi İsa’nın bu çetin sözlerinden gocunarak O’na, Ferisileri eleştirmekle kendilerini de eleştirmiş olduğunu anımsattı.

11:46   İsa bu durumu, yasa uzmanlarının bazı günahlarını yüzlerine çarpacağı bir fırsat olarak değerlendirdi. Her şeyden önce bunlar, insanlara taşınması güç her çeşit yükler yüklerler, ama onların bu yükleri taşımalarına asla yardımcı olmazlar, parmaklarını dahi kıpırdatmazlardı. Kelly’nin de ifade ettiği gibi, “Bunlar, taşımış oldukları önem için kendilerine borçlu oldukları insanları küçümsemekle ün salmışlardı.” 4 Tanıtmış oldukları kuralların birçoğu insan uydurması olup gerçek değeri ve anlamı olmayan konularla ilgiliydi.

11:47-48   Yasa yorumcuları iki yüzlü katildiler. Tanrı’nın peygamberlerine hayran kalmış gibi görünürlerdi. Gerçekten de bu konuda öylesine ileriye gitmişlerdi ki, Eski Antlaşma’nın peygamberleri için türbeler dahi yapmışlardı. Bu durum kuşkusuz onların eski peygamberlere değer vermiş olduklarını gösteriyordu göstermesine; ama Rab İsa bu görünümü başka bir gözle değerlendiriyordu. Dışta kendilerini İsrail’in peygamberlerini öldüren büyük dedelerinden ayrı tutuyor olsalar da, aslında kendilerinin de onlardan hiçbir farkı yoktu. Bir tarafta eski dönemde öldürülen peygamberleri için türbeler ve mezarlar yapmaya çalışıyorlar; ama öte taraftan Rab İsa’nın kendisini öldürmeyi tasarlıyorlardı. Bu tip kimseler Tanrı’nın sadık ve imanlı peygamberlerini ve elçilerini öldürmeye devam edeceklerdi. Nitekim bunun böyle olduğunu İncil’in Elçilerin İşleri kısmında ve Hıristiyanlık tarihinde açıkça görmekteyiz.

11:49   Bu ayet Matta 23:34 ile karşılaştırıldığında Tanrı’nın Bilgeliğinin gerçekten de İsa’nın Kendisi olduğu görülecektir. İsa burada, Tanrı’nın bilgeliğinin, “Ben onlara peygamberler göndereceğim…” dediğini aktarıyor. Matta’da ise bunu Eski Antlaşma’dan ya da diğer herhangi bir kaynaktan bir alıntı olarak değil; basitçe Kendisinin söylemiş olduğu bir söz olarak tanıtıyor (ayrıca Mesih’in “Tanrısal bilgelik” diye açıklandığı 1Ko. 1:30’a bkz.). Rab İsa, çağdaşı bulunduğu insanların arasına peygamberler ve elçiler göndereceğini söylerken, bu insanların gönderilecek olan peygamberler ve elçilere zulmedip onları öldüreceklerini de belirtti.

11:50-51   İsa, Habil’in kanından başlayarak sunakla tapınak arasında katledilen Zekeriya’nın kanına (2Ta.24:21) değin dünyanın kuruluşundan beri akıtılan bütün peygamberlerin kanının hesabını, çağdaşı olan insanlardan (bu kuşaktan) soracaktı (Yahudilere göre Eski Antlaşma kitaplarının diziliş sırasında son kitapçık Malaki değil, 2. Tarihler’dir. Buna göre İsa, Habil ve Zekeriya’dan söz ederek, o zamana kadar öldürülen bütün peygamberlerin kimler olduğunu anımsatıyordu. İsa bu sözleri söylerken, o zaman yaşayan kuşağın Kendisini çarmıh üzerinde ölüme mahkûm edeceğini, böylece Tanrı adamlarına eskiden beri yapageldikleri zulmü korkunç bir doruğa çıkaracağını çok iyi biliyordu. Tüm peygamberlerin kanından İsa’nın zamanında yaşayan kuşağın sorumlu tutulması, onların İsa’yı da öldürmeleri nedeniyledir.

11:52   Son olarak Rab İsa, Yasa uzmanlarını bilgi kapısının anahtarını alıp götürmekle, yani Tanrı bilgisini insanlardan gizlemekle suçladı. Bunlar Kutsal Yazılara sadık olduklarını ağızlarıyla söyledikleri halde, Kutsal Yazıların sözünü ettiği Kişi’yi kabul etmeye yanaşmıyorlardı. Böylece başkalarının da Mesih’e gelmesine engel oluyorlardı. İsa’yı kendileri kabul etmedikleri gibi, başkalarının da kabul etmesini istemiyorlardı.

M. Yasa Yorumcuları ile Ferisilerin Tepkisi (11:53-54)

11:53-54   Yazıcılarla Ferisiler, hiç kuşkusuz İsa’nın bu çetin Sözleri ve kınamaları karşısında küplere binmişlerdi. Bunun üzerine O’nu şiddetle sıkıştırarak birçok konuda suçlayabilmek amacıyla ağzını aramaya başladılar. O’nu yanıltarak, ölüm cezasına çarptırmaya yetecek kadar bir söz söyletebilmek amacıyla olası her yola başvurdularsa da, bunu başaramadılar. Böyle yapmakla sadece, ne tür bir karaktere sahip olduklarını İsa’nın ne kadar da iyi bilmiş olduğunu kendileri de onaylamış oluyorlardı.

 

Kutsal Kitap

1 İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirince öğrencilerinden biri, “Ya Rab”dedi, “Yahya’nın kendi öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret.”
2 İsa onlara, “Dua ederken şöyle söyleyin” dedi: “Baba, adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin.
3 Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver.
4 Günahlarımızı bağışla. Çünkü biz de bize karşı suç işleyen herkesi bağışlıyoruz. Ayartılmamıza izin verme.”
5 Sonra şöyle dedi: “Sizlerden birinin bir arkadaşı olur da gece yarısı ona gidip, ‘Arkadaş, bana üç ekmek ödünç ver. Bir arkadaşım yoldan geldi, önüne koyacak bir şeyim yok’ derse, öbürü içerden, ‘Beni rahatsız etme! Kapı kilitli, çocuklarım da yanımda yatıyor. Kalkıp sana bir şey veremem’ der mi hiç?
6 (SEE 11:5)
7 (SEE 11:5)
8 Size şunu söyleyeyim, arkadaşlık gereği kalkıp ona istediğini vermese bile, adamın yüzsüzlüğünden ötürü kalkar, ihtiyacı neyse ona verir.
9 “Ben size şunu söyleyeyim: Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır.
10 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.
11 “Aranızda hangi baba, ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse balık yerine yılan verir?
12 Ya da yumurta isterse ona akrep verir?
13 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, gökteki Baba’nın, kendisinden dileyenlere Kutsal Ruh’u vereceği çok daha kesin değil mi?”
14 İsa adamın birinden dilsiz bir cini kovuyordu. Cin çıkınca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde kaldı.
15 Ama içlerinden bazıları, “Cinleri, cinlerin önderi Baalzevul’un* gücüyle kovuyor” dediler.
16 Bazıları ise O’nu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler.
17 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır, kendi içinde bölünen ev çöker.
18 Şeytan da kendi içinde bölünmüşse, onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? Siz, benim Baalzevul’un gücüyle cinleri kovduğumu söylüyorsunuz.
19 Eğer ben cinleri Baalzevul’un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Sizi bu durumda kendi adamlarınız yargılayacak.
20 Ama ben cinleri Tanrı’nın eliyle kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.
21 “Tepeden tırnağa silahlanmış güçlü bir adam kendi evini koruduğu sürece, malları güvenlik içinde olur.
22 Ne var ki, ondan daha güçlü biri saldırıp onu alt ettiğinde güvendiği bütün silahları elinden alır ve mallarını yağmalayarak bölüştürür.
23 Benden yana olmayan bana karşıdır, benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir.
24 “Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar. Bulamayınca da, ‘Çıktığım eve, kendi evime döneyim’ der.
25 Eve gelince orayı süpürülmüş, düzeltilmiş bulur.
26 Bunun üzerine gider, kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur.”
27 İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O’na, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” diye seslendi.
28 İsa, “Daha doğrusu, ne mutlu Tanrı’nın sözünü dinleyip uygulayanlara!” dedi.
29 Çevredeki kalabalık büyürken İsa konuşmaya başladı. “Şimdiki kuşak kötü bir kuşaktır” dedi. “Doğaüstü bir belirti istiyor, ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.
30 Yunus nasıl Ninova halkına bir belirti olduysa, İnsanoğlu* da bu kuşak için öyle olacaktır.
31 Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşağın adamlarıyla birlikte kalkıp onları yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır.
32 Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır.”
33 “Hiç kimse kandil yakıp onu gizli yere ya da tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar.
34 Bedenin ışığı gözdür. Gözün sağlamsa, bütün bedenin de aydınlık olur. Gözün bozuksa, bedenin de karanlık olur.
35 Öyleyse dikkat et, sendeki ‘ışık’ karanlık olmasın.
36 Eğer bütün bedenin aydınlık olur ve hiçbir yanı karanlık kalmazsa, kandilin seni ışınlarıyla aydınlattığı zamanki gibi, bedenin tümden aydınlık olur.”
37 İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi* O’nu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.
38 İsa’nın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.
39 Rab ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur.
40 Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi?
41 Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olur.
42 “Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedefotunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi.
43 Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız.
44 Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.”
45 Kutsal Yasa uzmanlarından biri söz alıp İsa’ya, “Öğretmenim, bunları söylemekle bize de hakaret etmiş oluyorsun” dedi.
46 İsa, “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için parmağınızı bile kıpırdatmazsınız.
47 Vay halinize! Peygamberlerin anıtlarını yaparsınız, oysa onları sizin atalarınız öldürmüştür.
48 Böylelikle atalarınızın yaptıklarına tanıklık ederek bunları onaylamış oluyorsunuz. Çünkü onlar peygamberleri öldürdüler, siz de anıtlarını yapıyorsunuz.
49 İşte bunun için Tanrı’nın Bilgeliği şöyle demiştir: ‘Ben onlara peygamberler ve elçiler göndereceğim, bunlardan kimini öldürecek, kimine zulmedecekler.’
50 Böylece bu kuşak, Habil’in kanından tutun da, sunakla tapınak arasında öldürülen Zekeriya’nın kanına değin, dünyanın kuruluşundan beri akıtılan bütün peygamberlerin kanından sorumlu tutulacaktır. Evet, size söylüyorum, bu kuşak sorumlu tutulacaktır.
51 (SEE 11:50)
52 Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.”
53 İsa oradan ayrılınca, din bilginleriyle Ferisiler O’nu şiddetle sıkıştırarak birçok konuda ağzını aramaya başladılar.
54 Ağzından çıkacak bir sözle O’nu tuzağa düşürmek için fırsat kolluyorlardı.

1.Luka bunun kelimesi kelimesine ezbere söylenmemesi gerektiğini belirtirce­sine “Rab’bin Duası’nı” biraz değişik bir biçimde tanıtıyor.

2. Grekçe’deki şimdiki zaman emir kipi, bunun sürekli bir hareket olduğunu göstermektedir.

3. Harry A. Ironside, Addresses of the Gospel of Luke, s.390

4. William Kelly, An Exposition of the Gospel of Luke, s.199.

11