Luka 14

14
Luka Bölüm 14

K. Vücudu Su Toplamış Adamın İyileştirilmesi (14:1-6)

14:1-3   Bir Sept günü İsa, Ferisilerin ileri gelenlerinden biri tarafından evine, yemek yemeye çağrılmıştı. Bu davet samimi bir yürekle, misafirperverlikle değil, din liderlerinin Tanrı’nın Oğlu’nun yaşamında hata bulma umuduyla yapılmıştı. İsa’nın bulunduğu yerde istiskali, yani bütün vücudu su toplamış bir adam vardı. İsa onlara Sept gününde bir hastaya şifa vermenin Kutsal Yasa’ya uygun olup olmadığını sorarak, Kendisini eleştirenlerin neler düşündüklerini bir bir ortaya çıkardı.

14:4-6   Onlar İsa’nın bu sorusuna her ne kadar ‘hayır, uygun değildir’ demeye can atıyorlardıysa da, bu görüşlerini destekleyen bir nedenleri olmadığından ses çıkaramadılar. Bunun üzerine İsa, hasta adamı iyileştirerek salıverdi. İsa’ya göre bu bir merhamet işiydi. Tanrısal sevgi, etkinliklerine Sept günü de olsa, hiçbir zaman ara vermez (Yu.5:17). Sonra Yahudilere dönerek, içlerinde herhangi birinin oğlu ya da öküzü kuyuya düştüğü zaman, Sept günü bile olsa onu hemen oradan çıkardıklarını anımsattı. Böyle yapmaları kendi yararlarınaydı. Hayvan onlar için para demekti. Oysa hasta adamın durumuyla onlar hiç ilgilenmemişlerdi ve Rab İsa’yı bu adamı iyileştirdiği için yargılayacaklardı. Onlar Kurtarıcı’nın öne sürdüğü mantığı yanıtlayamasalar da, O’na olan kızgınlıklarında bir o derece daha ileriye gittiklerinden emin olabiliriz.

L. Yemeğe Çağrılan Hırslı Konuk Benzetmesi (14:7-11)

14:7-11   İsa Ferisi’nin evine girerken, belki de misafirlerin sofradaki en iyi yerleri kapmak için sağa sola koşuşturduklarını görmüştü. Bunlar saygınlık ve önem yerlerine oturmaya çalışıyorlardı. İsa’nın o evde Kendisinin de bir misafir olması, O’nun dürüst ve doğru bir şekilde konuşmasını engellemiyordu. İsa onları kendini öne sürme türündeki bu çabaya karşı uyardı. Yemeğe davet edildikleri zaman, baş köşe yerine arkada bir yere oturmalıydılar. Kendimize yüksek yerler arayacak olursak, önümüzde her zaman utanç içinde kalkıp en düşük yere kovulma olasılığı vardır. Eğer bizler Tanrı önünde gerçekten alçakgönüllüysek, o zaman bizim için gidecek tek bir yön kalmaktadır – o da yukarıya yüceltilmektir. İsa şeref yerine yavaş yavaş yaklaştırılmanın bunu hemen ele geçirip de sonra elden kaçırarak rezil olmaktan çok daha iyi olduğunu öğretti. İsa kendi haklarından vazgeçen canlı bir örnektir (Flp.2:5-8). O Kendisini alçalttı, ama Tanrı O’nu yükseltti. Kendisini yücelten herkes, Tanrı tarafından alçaltılacaktır.

M. Tanrı’nın Onurlandırdığı Konuklar (14:12-14)

14:12-14   Ferisilerin yöneticilerinden biri olan bu adam hiç kuşkusuz bu yemeğe toplumun önde gelenlerini de çağırmıştı. İsa bunu hemen fark etmişti. Toplumun sıradan insanlarından hiç birisi içeriye alınmamıştı. Bunun üzerine İsa, Mesih inancının en önemli ilkelerinden birisi olan sevimsizleri ve bize geri ödemeye güçleri olmayanları sevmemiz gerektiği ilkesini tanıttı. İnsanlar genellikle bu gibi durumlarda daima, sonuçta karşılık olarak kendilerini de çağırabilecek ve böylece kendilerine karşılığını verebilecek olan dostlarını, kardeşlerini, akrabalarını ve zengin komşularını çağırırlar. İnsanın bu şekilde davranabilmesi için göksel bir yaşama sahip olması gerekmez. Ama yoksullara, kötürümlere, sakatlara ve körlere sevgi gösterebilmek, gerçekten de doğaüstü bir olaydır. Tanrı bu sınıflardaki insanlara sevgi ve yakınlık gösterenlere vermek üzere özel bir ödül hazırlamıştır. Bu tür misafirlerin bize geri ödeyebilecek hiçbir şeyi olmadığı halde, Tanrı bunun karşılığının bize doğru kişiler dirildiği zaman verileceğine söz vermiştir. Bu tanımlama Kutsal Yazılarda bütün gerçek inanlıların da ölümden dirileceği ilk diriliş denen olaydır. Bu diriliş, hem inanlılar topluluğu olan kilise göğe alındığı zaman; hem de, bize göre Sıkıntı Döneminin sonunda olacaktır. Yani ilk diriliş sadece bir kez yaşanan bir olay değil, aşamalı olarak gerçekleşen bir olaydır.

N. Özürler Benzetmesi (14:15-24)

14:15-18   İsa’yla birlikte sofrada oturan misafirlerden biri, İsa’nın bu sözleri üzerine, Tanrı’nın Egemenliğinde yemek yiyecek bir kimsenin kim bilir ne kadar çok mutlu olacağını söyledi. Belki de bu adam İsa’nın biraz önce tanıtmış olduğu davranış ilkeleri karşısında gerçekten etkilenmişti. Ya da bu sözleri belki üzerinde hiç düşünmeden sadece laf olsun diye söylemiş de olabilir. Bunu tam olarak bilmiyoruz. İsa bu adamın sözlerini, Tanrı’nın Egemenliğinde yemek yemenin çok şahane bir şey olacağını; ancak yemeğe çağrılanların birçoğunun gelmemek için çeşitli özürler öne süreceklerini söyleyerek yanıtladı. İsa, Tanrı’yı burada büyük bir şölen hazırlayan ve şölene birçok konuk çağıran bir adama benzetiyor. Adam, yemek hazır olduğu zaman, davetlilere yemeğin hazır olduğunu duyurması için kölesini gönderdi. Bu bize Rab İsa’nın insanlığı kurtarmak için çarmıh üzerindeki görevini başarıyla tamamlamış olduğunu ve İncil çağrısının tamamlanmış olan bu işe dayalı olarak süregeldiğini anımsatmaktadır. Çağrılanlardan birisi özür olarak, bir tarla satın aldığını, bu nedenle gidip onu görmesi gerektiğini söyledi. Normal şartlarda bu adamın, tarla satın almadan önce, gidip bu tarlayı görmesi gerekirdi. Bunu yapmış olsa bile, bu sözleri söylemekle maddesel şeylere kendisine gelen lütuf çağrısından daha fazla önem verdiğini göstermiş oluyordu.

14:19-20   Bir diğeri beş çift öküz satın aldığını, bu nedenle de gidip onları denemesi gerektiğini söyledi. Bu adam, Rab’bin çağrısına verecekleri önceliği, işe, ticarete ya da mesleğe verenleri betimler. Üçüncüsü de kendisine bir eş aldığını (evlendiğini), bu nedenle de gelemeyeceğini söyledi. Aile bağları ve sosyal ilişkiler sık sık insanların İncil’in çağrısını kabul etmelerine engel olurlar.

14:21-23   Köle geri dönüp bütün bu gelişmeleri efendisine bildirince, efendisi bu kez onu kentin caddelerine, sokaklarına göndererek yoksulları, kötürümleri, körleri ve sakatları şölene davet etmesini söyledi. Bengel şöyle diyor: “Hem doğa, hem de Tanrı lütfu boş yerleri doldurmayı sever.” İlk çağrılanlar belki Yahudi halkının önderlerini betimliyor olabilir. Onlar İncil’in çağrısını reddedince, Tanrı aynı çağrıyı bu kez Kudüs kentindeki sıradan halka göndermiştir. Bunlardan birçoğu çağrıyı kabul edip geldikleri halde, efendinin evinde daha boş yer vardı. Bu nedenle efendi, uşağına yolları ve çit boylarını dolaşmasını, bulduklarını zorla getirmesini söyledi. Bu kuşkusuz İncil’in çağrısının uluslara duyuruluşunu betimlemektedir. Ancak uluslara götürülen bu çağrı, tarihteki haksız haçlı seferlerindeki gibi silah zoruyla değil, tartışma yoluyla yapılmalıdır. Efendinin evinin dolması için, onların içeriye sevgi dolu bir ikna gücüyle getirilmeleri gerekiyordu.

14:24   Sonuçta, ilk yapılan davetliler listesi, yemek yendiği zaman artık işe yaramaz bir durumdaydı. Çünkü başta çağrılanlardan hiç biri şölene gelmemişti.

O. Gerçek Öğrenciliğin Bedeli (14:25-35)

14:25   Büyük topluluklar Rab İsa’ya yoldaşlık ediyordu. Dünyanın önde gelen liderlerinin birçoğu böylesine aşırı bir ilgi görecek olsaydı, sevinçlerinden havaya uçarlardı. Ancak Rab, yürekte gerçek bir ilgiden yoksun olan ve sırf merak yüzünden peşine takılan insanlar istemiyordu. O, Kendisine bağlı ve ateşli bir şekilde yaşamaya istekli, gerektiğinde Kendisi uğrunda ölmeye hazır insanlar arıyordu. Bu nedenle şimdi öğrenciliğin çetin koşullarını tanıtarak kalabalığı elekten geçirmeye başlayacaktı. Rab İsa, ilkin insanları peşinden gelsinler diye Kendisine çekmiş, onlar Kendisini izlemeye başladıktan sonra da onları elekten geçirerek işe yaramayanı işe yarayandan ayıklamıştır. Gerçekten de burada olan şey budur.

14:26   Her şeyden önce İsa, peşinden gelenlerin gerçek birer öğrenci olabilmeleri için, Kendisini her şeyden çok sevmelerini söyledi. O hiçbir zaman bir insanın yüreğinde babasından, annesinden, karısından, çocuklarından, erkek kardeşleri ya da kız kardeşlerinden acı bir şekilde nefret etmesi (bkz. Müjde’deki dipnot) gerektiğini söylememiştir. Tam tersine, Mesih’e olan sevginin çok büyük olması gerektiğini, böylece (Mesih’in sevgisiyle karşılaştırıldığında) diğer bütün sevgilerden nefret edileceğini söylüyordu (bkz. Mat.10:37). Aile bağlarının, bir Mesih inanlısını, Rab’be tam bir bağlılıkla yürüyeceği yoldan saptırmasına izin verilmemelidir.

Gerçekten de, öğrenciliğin bu birinci koşulunun en zor yanı, “Hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa…” sözünde yatmaktadır. Bundan böyle, akrabalarımızı sadece daha az sevmemiz değil; kendi canımızdan bile nefret etmemiz gerekecektir! Kendi benliğimizin isteklerine göre yaşayacağımıza, Mesih’in isteklerine göre yaşamalıyız. Her davranışımızın bizi nasıl etkileyeceğini düşüneceğimize, davranışımızın Mesih’i ve O’nun yüceliğini nasıl etkileyeceğini büyük bir özenle hesaplamalıyız. Kişisel rahatımız ve güvenliğimiz konularındaki bütün düşüncelerimiz, Mesih’i yüceltmek ve adını duyurmak gibi büyük bir görev karşısında geri plana bırakılmalıdır. Kurtarıcımızın bu yöndeki sözleri çok kesindir. O, Kendisini ailemizden ve hatta kendi canımızdan bile daha çok sevmedikçe, O’nun öğrencisi olamayacağımızı söyledi. Bunun başka yolu yoktur.

14:27   İkinci olarak İsa, gerçek bir öğrencinin kendi çarmıhını yüklenip arkasından gelmesi gerektiğini öğretti. Burada sözü edilen çarmıh hastalık, üzüntü veya herhangi bir acı değildir. İsa’nın sözünü ettiği çarmıh, imanlı bir kimsenin Mesih’in adı uğruna gönüllü bir şekilde seçtiği utanç, elem, yalnızlık ve hatta ölüm gibi sıkıntılı yollardır. Çarmıhı bütün imanlılar taşıyamaz. Bir insan ismen Hıristiyan hayatı yaşayarak kendisini çarmıhın bu çetin yönlerinden kurtarabilir. Ama her şeyde Mesih için yaşamaya kararlı olursak, o zaman bizler de Tanrı Oğlu’nun yeryüzündeyken karşılaşmış olduğu şeytanî saldırılara hedef olacağız. İşte, çarmıh budur! Öğrenci, Mesih’in ardından gitmelidir. Yani kendisi de, Mesih’in yeryüzündeyken yaşadığı yaşama benzer bir yaşam yaşamalıdır. Öyle bir yaşam ki, kendini alçaltan, elem ve utanç çeken, denenme altında olan bir yaşam.

14:28-30   Bundan sonra Rab İsa, insanların kendi peşinden gelmeye koyulmalarından önce, bunun onlara neye mal olacağının hesabını yapmaları gerektiğini vurgulayan iki benzetme kullandı. İman yaşamını bir kule yapımına ve savaşa benzetti. Kule yapmak isteyen bir kimse önce oturur ve yapacağı masrafı hesaplar. Bunu tamamlayacak kadar parası yoksa, işe hiç girişmez. Yoksa temel atıp da işi devam ettiremeyip yarıda bırakırsa, durumu gören herkes, “bu adam inşaata başladı, ama bitiremedi” diyerek onunla eğlenmeye başlar. Durum, öğrencilik konusunda da böyledir. Öğrenciler, yaşamlarını Mesih’e bütün yürekleriyle adamak isteyip istemediklerine karar vermeli; bunun ilkin onlara neye mal olacağının hesabını yapmalıdırlar. Yoksa büyük bir hararet ve istekle başlayacaklar, ama çok geçmeden balon gibi sönüvereceklerdir. Onların bu durumlarını görenler de, iyi başlayıp fiyaskoyla bitirdiler diyerek onlarla alay edeceklerdir. Dünya yarım yürekli inanlılara sevgisizlik ve anlayışsızlıktan başka bir şey veremez!

14:31-32   Kendi ordusundan sayıca üstün bir orduya karşı savaşmaya gitmeyi düşünen bir kral, elinde bulunan az sayıdaki askerle düşmanı yenip yenemeyeceğini savaşa girmeden iyice hesaplamalıdır. Ya yenecekler ve karşı tarafı esir alacaklar, ya da yenilip kendileri esir düşeceklerdir. Durum öğrencilik yaşamında da aynıdır. Bunun üçüncü bir şıkkı yoktur. Ya biri, ya da diğeri olacaktır.

14:33   Herhalde 33’ncü ayet, bütün Kutsal Kitap’ın hiç sevilmeyen ayetlerinden biri olsa gerek. Şöyle diyor: “Aynı şekilde sizden kim varını yoğunu gözden çıkarmazsa, benim öğrencim olamaz.” Bu sözlerde yatan anlam gün gibi ortadadır. Bu sözler bir kimsenin her şeyi gözden çıkarmaya istekli olması gerektiğini değil; tersine, kesinlikle gözden çıkarması gerektiğini belirtirler. Rab İsa’ya, ne söylediğini bildiği konusunda hak vermeliyiz. Çünkü O, işin başka bir yolla asla yapılamayacağını anlamıştı. O, kendisine dünyadaki her şeyden çok değer verecek olan insanlar arıyor. Ryle şu gözlemde bulunuyor:

Kendisine iyilik yapan bir insan, Mesih uğrunda her şeyinden vazgeçen insandır. Bu insan pazarlıkların en iyisini yapan; bu dünyada birkaç yıl haçını taşıyan; ve gelecek dünyada sonsuz yaşama kavuşan insandır. Malların en iyisine sahiptir ve öldüğünde tüm zenginliğini kendisiyle birlikte mezarın ötesine de götürür. Şimdi burada lütuf altında nasıl zenginse, yarın öbür dünyada yücelik altında da zengin olacaktır. Ama en güzeli, Mesih’e iman etmekle elde ettiklerini hiçbir zaman kaybetmeyeceğidir. “Kendisinden alınmayacak olan iyi pay” işte budur. 1

14:34-35   Tuz, bir öğrenciyi simgeler. Rab için özverili ve inancına bağlı bir şekilde yaşayan kimselerin yararlı ve beğenilir bir özelliği vardır. Ama bu ayette tadını yitiren tuzdan söz edilmektedir. Bugün sofralarımızda kullandığımız tuz, saf tuz olduğu için tadını kaybetmez. Ama Kutsal Kitap’ın yazıldığı dönemlerde tuza çeşitli maddeler karıştırılırdı ve saf tuz bulmak hemen hemen olanaksızdı. Bu nedenle tuz kaybolabilir, kabın dibinde de işe yaramayan maddeler kalabilirdi. Bu işe yaramayan maddeler, adından da anlaşılacağı gibi işe yaramadığından, beş para etmezdi. Toprağı gübrelemeye bile yaramazdı. Atılması, ayaklar altında ezilmesi gerekirdi.

Bu, iman yürüyüşünde parlak bir başlangıç yapan, ancak daha sonra Rab’be vermiş olduğu sözlerden cayan bir öğrenciyi göstermektedir. Öğrencinin var olmasının tek temel nedeni vardır; eğer bu nedenin gerektirdiklerini yerine getiremeyecek olursa, o zaman bu kişi acınacak bir duruma düşebilir. Tuzun kaldırılıp sokağa atıldığını okuyoruz. Bu görünüm, kule kurmaya kalkışan, ancak sonuna kadar tamamlayamayan adamın tanıklığının ayaklar altında ezileceğini göstermektedir. Kelly, bu noktada şu gözlemde bulunuyor:

Başta iyi başlayıp da sonuçta fiyaskoyla bitirme tehlikesini gördük. Dünyada, kendisine değerini kazandıran özelliğini yitirdiğinde, tuz kadar işe yaramaz bir duruma düşen başka bir şey daha var mıdır? Tadını kaybeden tuz artık hiçbir işe yaramaz. Mesih’in öğrencisi olmaktan çıkan bir öğrenci de aynen böyledir. Bu kimse artık dünyanın amaçlarına uygun değildir ve Tanrı’nın amaçlarına yüz çevirmiş bir durumdadır. Dünyanın boşluk ve günahlarına girmek için yeterinden fazla ışık ve bilgiye sahiptir; ve kendisini Mesih’in yolunda tutacak olan gerçekten ve lütuftan yararlanamaz. Tuzluluğunu kaybeden tuz, hor görülmeye ve yargılanmaya mahkûmdur! 2

Rab İsa öğrencilik konusunda söylediklerini şu sözlerle noktaladı: “İşitecek kulağı olan işitsin!” Bu sözler, öğrenciliğin bu zor koşullarını herkesin dinlemeye istekli olmadığını göstermektedir. Ama bir kimse, ne pahasına olursa olsun İsa’nın peşinden gitmeye istekliyse, o zaman O’nu işitmeli ve peşinden gitmelidir.

John Calvin bir defasında şöyle demişti: “Mesih uğrunda her şeyden vazgeçtim; ve ne buldum, biliyor musunuz? Her şeyi! Evet, her şeyi Mesih’te buldum!” Henry Drummond da şu yorumda bulunmuştur: “Göklerin Egemenliğine giriş ücretsizdir, ama yıllık abone ücreti her şeyindir.”

 

Kutsal Kitap

1 Bir Şabat Günü* İsa Ferisiler’in ileri gelenlerinden birinin evine yemek yemeye gitti. Herkes O’nu dikkatle gözlüyordu.
2 Önünde, vücudu su toplamış bir adam vardı.
3 İsa, Kutsal Yasa uzmanlarına ve Ferisiler’e, “Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur, değil midir?” diye sordu.
4 Onlar ses çıkarmadılar. İsa adamı tutup iyileştirdi, sonra eve gönderdi.
5 İsa onlara şöyle dedi: “Hanginiz oğlu ya da öküzü Şabat Günü kuyuya düşer de hemen çıkarmaz?”
6 Onlar buna hiçbir karşılık veremediler.
7 Yemeğe çağrılanların başköşeleri seçtiğini farkeden İsa, onlara şu benzetmeyi anlattı: “Biri seni düğüne çağırdığı zaman başköşeye kurulma. Belki senden daha saygın birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, ‘Yerini bu adama ver’ diyebilir. O zaman utançla kalkıp en arkaya geçersin.
8 (SEE 14:7)
9 (SEE 14:7)
10 Bir yere çağrıldığın zaman git, en arkada otur. Öyle ki, seni çağıran gelince, ‘Arkadaşım, daha öne buyurmaz mısın?’ desin. O zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde onurlandırılmış olursun.
11 Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.”
12 İsa kendisini yemeğe çağırmış olana da şöyle dedi: “Bir öğlen ya da akşam yemeği verdiğin zaman dostlarını, kardeşlerini, akrabalarını ve zengin komşularını çağırma. Yoksa onlar da seni çağırarak karşılık verirler.
13 Ama ziyafet verdiğin zaman yoksulları, kötürümleri, sakatları, körleri çağır.
14 Böylece mutlu olursun. Çünkü bunlar sana karşılık verecek durumda değildirler. Karşılığı sana, doğru kişiler dirildiği zaman verilecektir.”
15 Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsa’ya, “Tanrı’nın Egemenliği’nde yemek yiyecek olana ne mutlu!” dedi.
16 İsa ona şöyle dedi: “Adamın biri büyük bir şölen hazırlayıp birçok konuk çağırdı.
17 Şölen saati gelince davetlilere, ‘Buyurun, her şey hazır’ diye haber vermek üzere kölesini gönderdi.
18 “Ne var ki, hepsi anlaşmışçasına özür dilemeye başladılar. Birincisi, ‘Bir tarla satın aldım, gidip görmek zorundayım. Rica ederim, beni hoş gör’ dedi.
19 “Bir başkası, ‘Beş çift öküz aldım, onları denemeye gidiyorum. Rica ederim, beni hoş gör’ dedi.
20 “Yine bir başkası, ‘Yeni evlendim, bu nedenle gelemiyorum’ dedi.
21 “Köle geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek kölesine, ‘Koş’ dedi, ‘Kentin caddelerine, sokaklarına çık; yoksulları, kötürümleri, körleri, sakatları buraya getir.’
22 “Köle, ‘Efendim, buyruğun yerine getirilmiştir, ama daha yer var’ dedi.
23 “Efendisi köleye, ‘Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş, bulduklarını gelmeye zorla da evim dolsun’ dedi.
24 ‘Size şunu söyleyeyim, ilk çağrılan o adamlardan hiçbiri benim yemeğimden tatmayacaktır.'”
25 Kalabalık halk toplulukları İsa’yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz.
26 (SEE 14:25)
27 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz.
28 “Aranızdan biri bir kule yapmak isterse, bunu tamamlayacak kadar parası var mı yok mu diye önce oturup yapacağı masrafı hesap etmez mi?
29 Çünkü temel atıp da işi bitiremezse, durumu gören herkes, ‘Bu adam inşaata başladı, ama bitiremedi’ diyerek onunla eğlenmeye başlar.
30 (SEE 14:29)
31 “Ya da hangi kral başka bir kralla savaşa gittiğinde, üzerine yirmi bin askerle yürüyen düşmana on bin askerle karşı koyabilir miyim diye önce oturup bir değerlendirme yapmaz?
32 Eğer karşı koyamayacaksa, öbürü henüz uzaktayken elçiler gönderip barış koşullarını ister.
33 Aynı şekilde sizden kim varını yoğunu gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz.
34 “Tuz yararlıdır. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha nasıl o tadı kazanabilir?
35 Ne toprağa, ne de gübreye yarar; onu çöpe atarlar. İşitecek kulağı olan işitsin.”

1. Ryle, Gospels, St. Luke, II:86.

2.Kelly, Luke, s.249.