Luka 17

17
Luka Bölüm 17

IX. İNSANOĞLU, ÖĞRENCİLERİNE ÖĞRETİDE BULUNUYOR (17:1 – 19:27)

A. Tökezlerin Gelmesi Konusu (17:1-2)

Bu bölümde işlenen düşüncelerin akışı ya da devamı belirsizdir. Öyle anlaşılıyor ki, sanki Luka burada birbirleriyle ilişkisiz konuları bir araya getirmektedir. Bununla birlikte Mesih’in, tökezlerin gelmesi konusu üzerinde yapmış olduğu konuşma, 16’ncı bölümün sonunda anlatılan zengin adamın öyküsüyle  bağlantılı olabilir. Lüks, rahatlık ve keyfiyet içerisinde bir yaşam sürmek, pek tabiidir ki imanda yeni olan başkaları için bir tökez unsuru oluşturabilir. Özellikle bir kimse çevresinde bir Mesih inanlısı olarak tanınıyorsa, onun sergilemiş olduğu yaşam diğerlerince de örnek alınacaktır. Rab İsa’nın gelecek vaat eden öğrencilerini yoldan çıkarıp onları maddeciliğe ve para sevgisine tutsak etmek çok ciddi bir olaydır.

Tabii, bu çok genel bir ilkedir. Örneğin küçükler, kendilerine dünyasal yaşamın teşvik edilmesiyle günaha düşebilirler. Seks alanındaki günahlara karıştırılmakla tökezleyebilirler. Kutsal Yazıların belirgin anlamlarını sulandıran öğretişlerden tökezleyebilirler. Onları basit iman yolundan, bağlılıktan ve kutsallıktan alıkoyan herhangi bir şey, onlar için bir tökez unsurudur.

İsa insanın doğasını ve yeryüzündeki koşulları iyi bildiğinden öğrencilerine şöyle dedi: İnsanı günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır. Ancak tökezlerin ister istemez geliyor olması, tökezleri getiren kimselerin suçluluğunu azaltmayacaktır. Böyle birisinin boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur. Bu denli çetin sözler sadece fiziksel ölümü değil, aynı zamanda sonsuz cehennem yargısını da görüntülemek amacıyla kullanılmıştır.

Rab İsa, burada bu küçüklerden biri demekle herhalde sadece çocuklardan söz etmek istememiştir. Bu söz imanda genç olan öğrencilerden de söz ediyor olabilir.

B. Bağışlayıcı Bir Ruha Duyulan Gereksinim (17:3-4)

İman yaşamında sadece başkalarına tökez olma tehlikesi bulunmaz. Bunun yanı sıra başkalarına kin besleme, hata yapan kişi özür dilediği halde onu affetmeme tehlikeleri de vardır. Rab bu ayetlerde bu konuyu ele alıyor. Yeni Antlaşma bu konuyla ilgili olarak şu işlemleri öğretir:

  1. Eğer bir Mesih inanlısı başka bir Mesih inanlısı tarafından kırılmış ve incitilmişse bu kişi yüreğinde hatalı olan kardeşini bağışlamalıdır (Ef.4:32). Böyle yapmak, bu kişinin kendi canını gelebilecek çeşitli sevgisizliklerden ve kötülüklerden özgür kılacaktır.
  2. Bundan sonra bu kişi kendi başına hatalı olan kardeşinin yanına gitmeli ve onu azarlamalıdır (17:3; Mat.18:15). Eğer tövbe ederse, o zaman o kişiye suçunu bağışladığınızı söyleyebilirsiniz. Eğer aynı günahı sürekli olarak işlediği halde yine de tövbe ettiğini söylüyorsa, bu kişi yine bağışlanmalıdır (ayet 4).
  3. Eğer gizlice yapılan azarlama etkisiz kalıyorsa, o zaman haksızlığa uğrayan inanlı, yanına birkaç tanık daha alıp o kişiye gitmelidir (Mat.18:16). Eğer o kişi bu tanıkları da dinlemek istemezse o zaman durum inanlılar topluluğunun önüne getirilmelidir. İnanlılar topluluğunu da dinlemek istemezse, sonuç olarak topluluktan uzaklaştırılmalıdır (Mat.18:17).

Azarlamalar ve diğer disiplin cezalarının verilmesindeki amaç, suç işleyen inanlıdan intikâm almak ya da onu küçük düşürmek değil; tersine bu kişinin Rab’le ve diğer inanlılarla olan ruhsal paydaşlığına geri getirilmesini sağlamaktır. Bütün azarlamalar ve uyarılar sevgiyle yapılmalıdır. Bir kimsenin tövbesinin gerçek olup olmadığını kestirmemiz mümkün değildir. Eğer suçlu olan bir kardeş bu suçundan döndüğünü, yani tövbe ettiğini ağzıyla söylüyorsa, onun bu sözünü kabul etmemiz gerekmektedir. Çünkü İsa bunu şu sözlerle açıkça ima etmektedir: Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size geri gelip, ‘Tövbe ediyorum’ derse onu bağışlayın. Çünkü Babamız da bize karşı aynen böyle lütufkâr davranmaktadır. O’nun önünde ne kadar hata yaparsak yapalım, “Eğer günahlarımızı açıkça söylersek, O güvenilirdir ve hakça davranır; öyle ki günahlarımızı bağışlar ve bizi her suçtan arıtır” türündeki güvencemiz hâlâ elimizdedir (1Yu.1:9).

C. İman Konusu (17:5-6)

17:5   Tek bir günde yedi defa bağışlama düşüncesi elçiler için imkânsız bir şey olmasa da, çok güç bir şey olarak görünmüştü. Onlar kendilerini başkalarına bu denli yüce bir inayet göstermeye yeterli görmüyorlardı. Bu nedenle Rab’den imanlarını artırmasını istediler.

17:6   Rab’bin onlara vermiş olduğu yanıta göre sorun, onların imanının çok ya da az oluşu değil; gerçek ve özellikli olup olmamasıydı. Yine sorun, biraz daha fazla iman kazanmak değil; bu var olan imanı çalıştırmaktı. Bizi kardeşlerimizi bağışlamaktan alıkoyan şey, kendi gururumuz ve kendimizi beğenmişliğimizdir. Bu gururun kökünün kazınması ve sökülüp dışarı atılması gerekmektedir. Eğer hardal tanesi kadar bir iman bir dut ağacını kökünden söküp denizin içine dikebiliyorsa, bizim kardeşimizi bağışlamaktan alıkoyan sertlik ve kibirlerimizi bundan çok daha kolay alt edebilecektir.

Ç. Yararlı Hizmetçiler Konusu (17:7-10)

17:7-9   Mesih’in gerçek bir hizmetçisinin gururlanacak hiçbir nedeni yoktur. Kendine değer vermek ya da kendini bir şey zannetmek eğilimi kökünden sökülerek dışarıya çıkartılmalı; bunun yerine yürekte tam bir alçalmışlık ve kırıklık yer almalıdır. İşte, buradaki yararlı hizmetçiler hikâyesinde bu dersi öğrenmekteyiz. Bu köle, bütün gün boyunca çift sürmüş ya da çobanlık etmiştir. Gün boyu süren ağır işlerin bitiminden sonra tarladan evine döndüğünde, efendisi ona sofraya oturmasını söylemez. Tersine ona önlüğünü bağlamasını ve yemeğini hazırlamasını emreder. Hizmetçiye kendi yemeğini yeme izni ancak bunları yaptıktan sonra verilebilir. Efendisi, hizmetçisine bu şeyleri yaptığı için teşekkür etmez. Çünkü bu şeyler zaten bir hizmetçinin yapması gereken şeylerdir. Zaten bir köle efendisinin malıdır ve en önemli görevi de koşulsuz itaat etmektir.

17:10   Bunun gibi öğrenciler de Rab İsa Mesih’in hizmetçileridir. Ruhları, canları ve bedenleriyle O’na aittirler. Çarmıhta olanlar ışığında, onların Kurtarıcı için yapabilecekleri hiçbir şey O’na yapmış olduğu şeylerin karşılığını vermeye yeterli değildir. Sonuç olarak bir öğrenci, kendisine Yeni Antlaşma’da emredilenleri yaptıktan sonra bile, kendisini sadece yapması gerekeni yapan değersiz bir kul olarak kabul etmelidir. Roy Hession’a göre bir hizmetçide aranan beş koşul şunlardır:

  1. Hizmetçi, kendi üzerine yüklenen diğer şeylerden başka, bir yenisini daha kabul etmeye istekli olmalıdır.
  2. Bunu yaptığı zaman, karşıdan teşekkür beklememelidir.
  3. Bütün bunları yaptıktan sonra, efendisini bencillikle suçlamamalıdır.
  4. Kendisinin değersiz bir hizmetçi olduğunu ikrar etmelidir.
  5. Alçakgönüllülük ve eziklik yolunda kendisine verilenleri yaparak ya da taşıyarak, zaten yapmakla görevli olduğu şeyden fazla bir şey yapmamış olduğunu kabul etmelidir. 1

D. İsa On Cüzamlıyı Temizliyor (17:11-19)

17:11   Nankörlük günahı, bir öğrencinin yaşamındaki tehlikelerden bir diğeridir. Bu nokta on cüzamlı hikâyesinde açıkça resmedilmektedir. Bu ayetlerde Rab İsa’nın Samiriye ile Celile arasındaki sınır bölgesinden geçerek Kudüs’e doğru yoluna devam ettiğini okuyoruz.

17:12-14   Köyün birine girerken, cüzamlı on adam İsa’yı gördü. Hastalıklı durumlarından dolayı O’na yaklaşamadılar; uzaktan seslenerek O’ndan kendilerini iyileştirmesini istediler. İsa onların imanını, gidip kendilerini kâhinlere göstermelerini söyleyerek ödüllendirdi. Buna göre adamlar kâhinlerin yanına varınca cüzamlarından iyileşmiş olacaklardı. Kâhinin onları iyileştirecek gücü ya da yetkisi yoktu; sadece iyileşmiş olduklarını ilân etme yetkisi vardı. Cüzamlılar Rab’bin sözüne itaat ederek kâhinlere giderlerken mucizevî bir şekilde hastalıklarından temizlendiler.

17:15-18   Bunların hepsinin iyileşebileceklerine imanı vardı; ancak Rab’be teşekkür etmek için içlerinden sadece biri geri döndü. Bu geri dönen biri de Yahudilerin hiç sevmedikleri ve kendileriyle hiçbir alışveriş yapmadıkları Samiriye kökenli birisiydi. Bu adam yüzüstü (gerçek tapınma biçimi) İsa’nın (gerçek tapınılacak Kişi) ayaklarına kapandı. İsa, ‘iyileşen cüzamlılar on kişi değil miydi?’ diye sordu. Oysa Tanrı’yı yüceltmek için içlerinden sadece bu yabancıdan başka dönen olmamıştı. Peki, diğer dokuzu neredeydi? Bunların hiç birisi Tanrı’yı yüceltmek için geri dönmemişti.

17:19   Rab İsa, Samiriyeli adama dönerek, “Ayağa kalk, git” dedi. “İmanın seni kurtardı.” Mesih’in gerçek zenginliklerini miras alanların sayısı on kişide sadece bir minnettar kişidir. İsa, bizim O’na geri dönüşümüzü (ayet 15) ve O’na sunmuş olduğumuz teşekkürü (ayet 16) taptaze bereketlerle karşılar. Burada geçen, “İmanın seni kurtardı” sözü, dokuzu sadece cüzamdan temizlenirken, onuncusunun aynı zamanda günahlarından da temizlendiğini belirtmektedir.

E. Egemenliğin Gelişi Konusu (17:20-37)

17:20-21   Ferisilerin egemenlikle ilgili sormuş oldukları soruda samimi olup olmadıklarını ya da bunu İsa’yla alay etmek için mi sorduklarını kestirmek biraz güç. Ama şunu biliyoruz ki diğer Yahudiler gibi Ferisiler de büyük bir güç ve yücelikle başlayacak olan egemenliğin gelişini bekliyorlardı. Bu nedenle dış belirtilerin ve büyük politik ayaklanmaların ortaya çıkmasını umuyorlardı. Kurtarıcı onlara şu karşılığı verdi: “Tanrı’nın Egemenliği göze görünür bir şekilde gelmez!” Yani en azından şimdiki biçimiyle. Tanrı’nın saltanatı dış belirtilerle birlikte gelmemiştir. Bu egemenlik burada ya da şurada diye gösterilebilen yersel ve geçici bir egemenlik değildi. Tam tersine Kurtarıcı, bu egemenliğin onların içinde olduğunu, daha doğrusu aralarında olduğunu söyledi. Rab İsa bu sözleri burada egemenliğin gerçekten de Ferisilerin içlerinde bulunduğu anlamında söylememiştir. Çünkü bu sertleşmiş iki yüzlü dincilerin yüreklerinde Egemen Mesih’e hiçbir yer yoktu. Ancak İsa burada Tanrı’nın Egemenliğinin, yani Kendisinin aralarında olduğunu söylüyordu. O İsrail’in gerçek Kralı’ydı ve herkesin görebilmesi için bu yöndeki yetkilerini göstererek mucizelerini gerçekleştiriyordu. Ne var ki Ferisilerin O’nu kabul etmeye hiç niyetleri yoktu. Bu nedenle onlar için Tanrı’nın Egemenliği kendi kendisini gösterdiği halde, onlar bunun hiç farkına bile varamamışlardı.

17:22   Rab, Ferisilerle konuşurken egemenliği çoktan gelen bir şey olarak tanımladı. Sonra öğrencilerine dönerek egemenliğin, Kendisinin İkinci Gelişi’nde kurulacak olan gelecekteki bir olay olduğunu söyledi. Ama ilkin Birinci Gelişi ile İkinci Gelişi arasında oluşacak dönemi tanımlama yoluna gitti. İsa öyle günlerin geleceğini, öğrencilerinin İnsanoğlu’nun günlerinden birini görmeyi özleyeceklerini, ama göremeyeceklerini söyledi. Yani onlar İsa’nın yeryüzündeyken onların arasında geçirmiş olduğu ve kendileriyle tatlı bir paydaşlıkta bulunduğu günlerden birini görmeyi arzulayacaklardı. O günler, onlar için bir anlamda, O’nun güç ve büyük yücelik içerisinde geleceği günün bir tür minyatürü niteliğindeydi.

17:23-24   Birçok sahte mesihler ortaya çıkacak ve yöneticiler Mesih’in gelmiş olduğunu ilan edecekler. Ama İsa’nın öğrencileri bu tür sahte uyarılara kapılarak aldanmamalıydılar. Çünkü Mesih’in İkinci Gelişi, şimşeğin çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna dek aydınlattığı gibi gözle görülür ve fark edilmemesi olanaksız bir olay olacaktı.

17:25   Rab İsa öğrencilerine bir kez daha anımsatarak, bütün bu olaylar gerçekleşmeden önce Kendisinin çok acı çekmesi ve o kuşak tarafından reddedilmesi gerektiğini söyledi.

17:26-27   Rab, egemenlik sürmek için yeryüzüne geri geleceği konusuna dönerek, bu görkemli olaydan önceki günlerin Nuh’un günlerine benzeyeceğini söyledi. Nuh’un günlerinde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Bunlar yanlış şeyler değildir. Çok normal, yasal insan etkinlikleridir. Ancak burada yanlış olan şey şuydu ki, insanlar sırf bu şeyler için yaşıyor ve yaşamlarında Tanrı’ya hiçbir yer vermiyorlardı. Nuh ile ailesi gemiye bindikten sonra tufan gelmiş ve insanlığın geri kalanını olduğu gibi yok etmişti. Bunun gibi Mesih’in İkinci Gelişi de, O’nun lütuf dolu kurtuluş armağanını reddedenlerin yargılanacakları bir gün olacaktır.

17:28-30   Rab, yeryüzüne İkinci Gelişi’nden önceki günlerin Lut’un yaşadığı günlere benzer olacağını burada bir kez daha yineliyordu. Uygarlık o zamanlarda da oldukça ilerlemiş sayılırdı. İnsanlar sadece yiyip içmiyor, aynı zamanda satın alıyor, satıyor, tohum ekiyor ve ev yapıyorlardı. İnsanların Tanrı’yı bir tarafa atıp yeryüzüne huzur ve zenginliğin altın çağını getirmeyi tasarladıkları insansal bir çabaydı bu. Lut’un karısı ve kızlarıyla birlikte Sodom’dan ayrıldığı gün gökten kükürt ve ateş yağmış ve bu kötü kenti yok etmişti. İnsanoğlu’nun ortaya çıkacağı gün de, durum aynı olacaktır. Kendilerini dünyanın zevklerine, bedenlerinin tutkularına, mal ve para sevdasına kaptıranların hepsi yok edileceklerdir.

17:31   Dünyasal şeylere bağlılığın insana çetin bir yıkım getireceği bir gün gelecektir. Bu kişi eğer damdaysa, evindeki mallarını kurtarmaya çalışmamalıdır. Eğer kendisi tarlada ise, evine geri dönmemelidir. Bunun yerine, göksel yargının geleceği bütün olası yerlerden kaçarak uzaklaşması gerekmektedir.

17:32   Lut’un karısı, Sodom kentinden her ne kadar zor kullanılarak çıkarıldıysa da, yüreği hâlâ orada kalmıştı. Bu, onun kentten çıkarken arkasını dönüp bakmış olmasından anlaşılmaktadır. Kendisi Sodom’un dışındaydı, ama Sodom yüreğinin dışında değildi. Sonuç olarak Tanrı, onu bir tuz direği haline getirerek yok etmişti (Tek.19:26).

17:33   Kendi ruhunu hiç düşünmeden sadece fiziksel güvenliğini gözeten ve kendi canını esirgemeyi isteyen herkes onu yitirecektir. Öte yandan, Rab’be sadık kaldığı gerekçesiyle bu sıkıntı döneminde canını yitiren kimse ise onu tüm sonsuzluk süresince gerçek bir anlamda koruyacaktır.

17:34-36 2 Rab’bin gelişi aynı zamanda bir ayrılma ya da ayırma zamanı olacaktır. Bir yatakta iki kişi yatıyor olacak, bunlardan biri yargılanmak için alınacak, öbürü ise, yani imanlı olan kimse Mesih’in egemenliğine girmesi için ayrılacaktır. Değirmende birlikte buğday öğüten iki kadın olacak; birisi, imansız olanı Tanrı’nın gazap fırtınası içerisinde alınıp götürülecek; öbürü, Tanrı’nın bir çocuğu ise, Mesih’in Bin Yıllık Krallığının bereketlerini yaşamak için bırakılacaktır.

Bir rastlantı olarak 34 ile 35’inci ayetler yeryuvarlağının kendi ekseni etrafındaki dönüşüyle uyum içerisinde bulunmaktadır. Sözü edilen etkinliklerden de anlaşılacağı gibi, yeryüzünün bir tarafının gece, diğer tarafının da gündüz oluşu, bu sözlerin yazılış tarihinden uzun yıllar sonra keşfedilmiş olan bilimsel bilgileri ortaya koymaktadır.

17:37   Öğrenciler Kurtarıcı’nın sözlerinden, Kendisinin İkinci Gelişinin imandan çıkmış bir dünyaya gökten inen çetin bir yargı niteliğinde olacağını iyice kavramışlardı. Bu nedenle Rab’be bu yargının nereye yöneleceğini sordular. Rab İsa bu soruyu, leş neredeyse, akbabaların da oraya üşüşeceklerini söyleyerek yanıtladı. Burada geçen akbabalar yaklaşan yargıyı simgelerler. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, her nerede bulunursa bulunsunlar, yeryüzündeki her çeşit imansızlığın ve Tanrı’ya karşı edilen isyanların üzerine acımasız bir yargı dökülecektir.

Rab İsa Mesih 17’nci bölümde öğrencilerini önlerinde karşılaşabilecekleri sıkıntı ve elemlere karşı uyarmaktadır. O’nun görkemli bir şekilde ortaya çıkışından önce, öğrencilerinin derin sıkıntılardan geçmesi gerekecektir. Kurtarıcı çeşitli benzetmeler kullanarak dua üzerinde yeni bazı öğretişlerde bulunuyor. Bundan sonraki kesimlerde dua eden bir dul kadın, dua eden bir Ferisi, dua eden bir vergi görevlisi ve yine dua eden bir dilenciyle karşılaşacak ve bunların her birinden kalıcı dersler çıkaracağız.

 

Kutsal Kitap

1 İsa öğrencilerine şöyle dedi: “İnsanı günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline!
2 Böyle bir kişi bu küçüklerden birini günaha düşüreceğine, boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur.
3 Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse, onu azarlayın; tövbe ederse, bağışlayın.
4 Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size gelip, ‘Tövbe ediyorum’ derse, onu bağışlayın.”
5 Elçiler Rab’be, “İmanımızı artır!” dediler.
6 Rab şöyle dedi: “Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına, ‘Kökünden sökül ve denizin içine dikil’ dersiniz, o da sözünüzü dinler.
7 “Hanginizin çift süren ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünde ona, ‘Çabuk gel, sofraya otur’ der?
8 Tersine ona, ‘Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla, ben yiyip içerken bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin’ demez mi?
9 Verdiği buyrukları yerine getirdi diye köleye teşekkür eder mi?
10 Siz de böylece, size verilen buyrukların hepsini yerine getirdikten sonra, ‘Biz değersiz kullarız; sadece yapmamız gerekeni yaptık’ deyin.”
11 Yeruşalim’e doğru yoluna devam eden İsa, Samiriye ile Celile arasındaki sınır bölgesinden geçiyordu.
12 Köyün birine girerken O’nu cüzamlı* on adam karşıladı. Bunlar uzakta durarak, “İsa, Efendimiz, halimize acı!” diye seslendiler.
13 (SEE 17:12)
14 İsa onları görünce, “Gidin, kâhinlere* görünün” dedi. Adamlar yolda giderken cüzamdan temizlendiler.
15 Onlardan biri, iyileştiğini görünce yüksek sesle Tanrı’yı yücelterek geri döndü, yüzüstü İsa’nın ayaklarına kapanıp O’na teşekkür etti. Bu adam Samiriyeli’ydi*.
16 (SEE 17:15)
17 İsa, “İyileşenler on kişi değil miydi?” diye sordu. “Öbür dokuzu nerede?
18 Tanrı’yı yüceltmek için bu yabancıdan başka geri dönen olmadı mı?”
19 Sonra adama, “Ayağa kalk, git” dedi. “İmanın seni kurtardı.”
20 Ferisiler İsa’ya, “Tanrı’nın Egemenliği ne zaman gelecek?” diye sordular. İsa onlara şöyle yanıt verdi: “Tanrı’nın Egemenliği göze görünür bir şekilde gelmez.
21 İnsanlar da, ‘İşte burada’ ya da, ‘İşte şurada’ demeyecekler. Çünkü Tanrı’nın Egemenliği içinizdedir.”
22 İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Öyle günler gelecek ki, İnsanoğlu’nun* günlerinden birini görmeyi özleyeceksiniz, ama görmeyeceksiniz.
23 İnsanlar size, ‘İşte orada’, ‘İşte burada’ diyecekler. Gitmeyin, onların arkasından koşmayın.
24 Şimşek çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu kendi gününde öyle olacaktır.
25 Ama önce O’nun çok acı çekmesi ve bu kuşak tarafından reddedilmesi gerekir.
26 “Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak.
27 Nuh’un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti.
28 Lut’un günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı.
29 Ama Lut’un Sodom’dan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti.
30 “İnsanoğlu’nun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır.
31 O gün damda olan, evdeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. Tarlada olan da geri dönmesin.
32 Lut’un karısını hatırlayın!
33 Canını esirgemek isteyen onu yitirecek. Canını yitiren ise onu yaşatacaktır.
34 Size şunu söyleyeyim, o gece aynı yatakta olan iki kişiden biri alınacak, öbürü bırakılacak.
35 Birlikte buğday öğüten iki kadından biri alınacak, öbürü bırakılacak.”
36 (TEXT OMITTED)
37 Onlar İsa’ya, “Bu olaylar nerede olacak, Rab?” diye sordular. O da onlara, “Leş neredeyse, akbabalar da oraya üşüşecek” dedi.

1.Roy Hession, The Calvary Road, s.49. Türkçesi Çarmıh Yolu, Müjde Ya­yıncılık.

2. En eski el yazısı metinlerle, yine el yazısı metinlerin çoğunluğunda 36. ayet bulunmamaktadır.