Luka 18

18
Luka Bölüm 18

F. Kararlı Dul Kadın ile Yargıç Benzetmesi (18:1-8)

18:1   Kararlı dul kadın benzetmesi insanların hiç usanmadan, her zaman dua etmeleri gerektiğini öğretir. Bu, bütün dua türleriyle bütün insanlar açısından doğrudur. Ama burada kullanıldığı özel anlam, denenme zamanlarında Tanrı’ya kurtarması için edilen duadır. Aynı zamanda Mesih’in Birinci ile İkinci Gelişi arasında geçen bu uzun ve akıcı zaman süresince yüreksizlik göstermeden dua etmek demektir.

18:2-3   Benzetmede, insan kardeşlerine saygı duymayan ve Tanrı’dan korkmayan haksız bir yargıç anlatılmaktadır. Yine o kentte, kim olduğunu bilmediğimiz bir davacısı yüzünden haksızlığa uğramış dul bir kadın vardı. Bu dul kadın, kendisine adalet göstermesini beklediği yargıca sürekli gidip geliyordu. Çünkü bütün bu haksızlıklar artık çekilmez olmuştu ve tüm bunlardan kurtulmanın tek yolu yargıcın bu görevini yerine getirmesiydi.

18:4-5   Ne var ki bu yargıç, bu zavallı dul kadının durumu karşısında hiç kımıldamıyordu bile. Kadının göz göre göre haksızlığa uğramasına seyirci kalıyordu. Ancak kadının sürekli ve düzenli olarak yargıcın önüne gelip gitmesi, sonunda onu bir girişimde bulunmaya zorunlu kıldı. Kadının kararlılığı ve ısrarcı tutumu, kendi yararına bir kararın çıkmasıyla sonuçlandı.

18:6-7   Sonra Rab öğrencilerine dönerek, adaletsiz yargıcın, yüzsüzlüğü nedeniyle dul bir kadının yararına olan bir girişimde bulunduğunu; böyle bir kimse bunu yapabilmişse, adil olan Tanrı’nın kendi seçilmişlerinin hakkını çok daha büyük bir özenle gözeteceğini söyledi. Burada sözü edilen seçilmişler, özel bir anlamda Büyük Sıkıntı dönemi sırasında Yahudilerin geriye kalanları olabilir. Öte yandan bunun her çağda zulüm gören inanlılar olduğu da doğrudur. Tanrı’nın bu zulme müdahale etmemesinin nedeni, O’nun insanlara sabretmesi, içlerinden hiç birinin yok olup gitmesini istememesidir.

18:8   Tanrı’nın Ruhunun insanlarla bir daha çekişmeyeceği gün geliyor. O zaman Rab, izleyicilerine zulmedenleri cezalandıracaktır. Rab İsa bu benzetmeyi şu soruyla sonuçlandırdı: “İnsanoğlu geldiği zaman acaba yeryüzünde iman bulacak mı?” Bu herhalde dul kadının imanına benzer bir iman türü anlamına geliyor. Aynı zamanda bu, Rab yeryüzüne geri geldiğinde, kendisine sadık kalanların sayısının çok az olacağını göstermektedir. Bu arada her birimizin gece, gündüz Tanrı’ya seslenen bir imana kavuşmaya özlem duyması gerekmektedir.

G. Ferisi ile Vergi Görevlisi Benzetmesi (18:9-14)

18:9-12   Bundan sonraki benzetme, kendi doğruluklarına güvenen, ancak başkalarına tepeden bakan bazı insanlara yöneltilmiştir. Kurtarıcımızın birinci kişiye Ferisi demesi, O’nun toplumun hangi sınıfına yönelik konuştuğu konusunda bizde herhangi bir şüphe bırakmamaktadır. Bu Ferisi dıştan bakıldığında dua edip tapınıyor gibi görünüyor olsa da, aslında Tanrı’ya seslenmiyordu. Tam tersine kendi dindarlığıyla ve yaptıklarıyla övünüyordu. Kendisini Tanrı’nın ölçüleriyle kıyaslayıp ne kadar günahlı birisi olduğunu göreceğine, toplumun diğer fertleriyle kıyasladı ve onlardan daha iyi olduğunu sanarak gurura kapıldı. Duasında sık sık yinelediği birinci tekil şahıs zamiri olan ben sözcüğüne dikkat edin. Bu sözcük, Ferisi’nin yüreğindeki bencilliği ne güzel de sergiliyor değil mi?

18:13   Vergi görevlisi, Ferisi’nin tam tersiydi. Tanrı’nın önünde dururken kendisinin ne denli boş ve değersiz olduğunun farkına vardı. Kendini Tanrı’nın önünde alçaltıp bütün gururundan soyundu. Gözlerini göğe doğru kaldırmak bile istemedi, ancak göğsünü döverek, Tanrı’dan merhamet göstermesini istedi: “Tanrım, ben günahkâra merhamet et” dedi. Kendisini birçok günahlının arasındaki günahlılardan biri olarak değil; Tanrı’nın hiçbir şeyine layık olmayan günahkâr biri olarak değerlendirdi.

18:14   Rab İsa, kendisini dinleyenlere dönerek, onlara Tanrı’nın beğendiği ve kabul ettiği tövbe ile alçakgönüllülük ruhunun aynen böyle olması gerektiğini anımsattı. İnsanların hoşuna gitse de gitmese de, aklanmış (doğrulukla donatılmış) olarak evine dönen kimse Ferisi değil, bu vergi görevlisi olmuştur. Tanrı alçakgönüllüleri yükseltir, kendilerini yükseltenleri ise alçaltır.

Ğ. İsa ile Küçük Çocuklar (18:15-17)

Bu olay, bir önceki olayda gördüklerimizi, yani Tanrı’nın Egemenliğine girebilmemiz için kendimizi küçük bir çocuk gibi alçaltmamız gereğini bir o kadar daha vurgulamaktadır. Rab’den bereket alabilmeleri için anneler bebeklerini İsa’nın yanına getirmişlerdi ve bir anda İsa’nın çevresi bunlarla doluvermişti. Bunu gören öğrenciler, İsa’nın zamanını çaldıkları gerekçesiyle onları azarlamaya başladılar. Ama İsa onları azarladı ve yumuşak bir dille “Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir” diyerek küçük çocukların yanına gelmelerini istedi. “Küçük çocuklar öldüklerinde nereye giderler?” sorusu 16’ncı ayette açıklanmaktadır. Yani, cennete giderler! Rab bunu açık bir şekilde belirtmektedir. Ne demişti? – “Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir!

Çocuklar çok küçük yaştayken bile Rab’be gelip kurtulabilirler. Bu yaş durumu çocuktan çocuğa değişiklik gösterebilir. Ancak şu gerçek hiçbir zaman gözardı edilmemelidir: Eğer bir çocuk, hangi yaşta olursa olsun, Rab İsa’ya gelmek, O’na iman etmek istiyorsa, onun bu isteği reddedilmemeli, tam tersine ona anlayabileceği bir şekilde yardımcı olunarak Rab’be gelmesi sağlanmalı, bundan sonra da imanda güçlendirilerek yüreklendirilmelidir.

Küçük çocukların kurtulabilmeleri için yetişkin olmaları gerekmez. Oysa yetişkinlerin Tanrı’nın Egemenliğine girebilmesi için küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü ve onlarınki gibi basit bir imana sahip olmaları gerekmektedir.

H. Zengin Genç Yönetici (18:18-30)

18:18-19   Bu kısımda Tanrı’nın Egemenliğini küçük bir çocuk gibi kabul etmek istemeyen bir adam tanıtılmaktadır. Bir gün, ileri gelenlerden biri Rab İsa’ya gelerek O’na, “İyi Öğretmen” dedi. “Sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” Bunun üzerine İsa, bu adamı ilkin iyi öğretmen şeklindeki sözleri nedeniyle sorgulamaya başladı. Ona iyi olan tek kişinin sadece Tanrı olduğunu anımsattı. Rabbimiz burada kendisinin Tanrı olduğunu inkâr etmemekte; tam tersine bu adamı bu gerçeği açıkça söylemeye yöneltmektedir. Eğer İsa iyi ise, o zaman kendisi Tanrı olmalıdır; çünkü iyi olan bir kimse varsa, o da sadece Tanrı’dır.

18:20   Bundan sonra İsa, “sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” sorusunu ele aldı. Bizler sonsuz yaşamın miras alınmadığını ve iyi işlerle elde edilmediğini biliyoruz. Sonsuz yaşam, Tanrı’nın insanlara İsa Mesih aracılığıyla sunduğu bir armağandır. Rab İsa, bu adamı On Emir’e geri götürmekle, şeriatı tuttuğu takdirde kurtulabileceğini belirtmemiştir. Tam tersine İsa böyle yapmakla adama günahlarını göstermeyi amaçlıyordu. Rab İsa Mesih, şeriatın ikinci kısmını oluşturan ve insanlarla olan ilişkilerimizi belirleyen beş buyruktan söz ediyordu.

18:21-23   Şeriat yasalarının adamın yaşamında günahlarını kendisine gösterecek kadar etkili olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü bu adam gençliğinden beri bu yasaları tuttuğunu iddia ettiği halde, yaşamı hâlâ istenilen düzeyin çok gerisindeydi. İsa ona tek bir eksiğinin bulunduğunu söyledi. Bu adamın, komşularına karşı sevgisi eksikti. Eğer gerçekten de bütün bu emirleri yerine getirmiş olsaydı, o zaman her şeyini çoktan satacak ve parasını da yoksullara dağıtacaktı. Ama öyle yapmadı. Çünkü komşusunu kendisi gibi sevmiyordu. Sırf kendisi için yaşıyor, başkalarına karşı gerçek bir sevgi taşımıyordu. Adam bu sözleri duyunca çok üzüldü; çünkü son derece zengindi şeklindeki yoruma bakıldığında, gerçekten de öyle olduğu görülecektir.

18:24   İsa bu genç adamın durumuna baktıktan sonra, varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmelerinin çok zor olacağı konusunda bir yorum yaptı. Bu zorluk insanın zenginliğe, bunları sevmeden ve bunlara güvenmeden sahip olmasındandır. Zengin olup da parayı sevmeyen var mı? İşte zor olan nokta burada yatıyor. Zengin olacaksın, ama paraya tapmayacaksın.

Bütün bunlar, imansızlar için olduğu kadar imanlılar için de bir takım rahatsız edici sorular ortaya çıkarmaktadır. Başkaları İsa Mesih’in kurtuluş haberinden yoksun bir şekilde yok olup giderken bizler rahatlık ve zenginlik içerisinde uyuşuk bir durumdaysak, gerçek anlamda komşumuzu sevdiğimizden söz edebilir miyiz? Hayır!

18:25   Bundan sonra İsa “devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır” dedi. Bu söz üzerinde çeşitli açıklamalar yapılagelmiştir. Kimileri iğnenin deliğinin kent duvarlarındaki küçük bir kapı olduğunu, devenin buradan sadece diz çökmüş bir durumdayken geçebileceğini, dolayısıyla bunun çok zor bir iş olduğunu söylemektedirler. Oysa Doktor Luka, burada kesin bir şekilde operatörün dikiş iğnesinden söz etmekte ve Rab’bin bu sözleri yüzeyde göründüğü gibi belirgin bir şekilde anlaşılabilmektedir. Yani bir devenin iğne deliğinden geçmesi nasıl mümkün değilse, zengin bir kişinin de Tanrı’nın Egemenliğine girmesi o şekilde imkânsızdır. Öte yandan bunun, zengin bir kimsenin Tanrı’nın Egemenliğine kendi kişisel çabasıyla giremeyeceği anlamına geldiğini söylemek de yeterli değildir; çünkü yoksullar da kendi çabalarıyla egemenliğe giremezler. Egemenliğe girmenin zengin ya da yoksul olmakla herhangi bir ilişkisi yoktur. Bunun anlamı şudur: Zengin kişi, zenginliğini bir ilah durumuna getirdiği ve buna canının kurtuluşundan daha fazla önem verdiği sürece, bu kimsenin Tanrı Egemenliğine girebilmesi, kurtulabilmesi kesinlikle mümkün değildir. Sözü uzatmaya gerek yok. Bilindiği gibi kurtulanlar arasında zenginlerin sayısı çok azdır ve bunların da ilkin Tanrı önünde kendilerini alçaltıp kırmaları gerekmektedir.

18:26-27   Öğrenciler bütün bu söylenenler üzerinde düşünürlerken, “öyleyse bu durumda kim kurtulabilir?” diyerek merak etmeye başladılar. Onlar zenginliğin daima Tanrı’nın bereketinin bir belirtisi olduğunu kabul ederlerdi (Tes.28:1-8). Eğer zengin Yahudiler kurtulamıyorlarsa, kimler kurtulabilecekti? İsa buna karşılık olarak, Tanrı’nın insanların yapamayacağı şeyleri yapabildiğini söyledi. Başka bir deyişle Tanrı açgözlü, tamahkâr ve merhametsiz maddecileri eline alabilir, onların altına (maddeye) olan sevgilerini ortadan kaldırarak bunun yerine Rab’be olan derin bir sevgiyi yerleştirebilir. Bu göksel lütfun gerçekleştirdiği büyük bir mucizedir.

Bu arada bu kesimin Mesih inanlılarına oldukça düşündürücü birtakım sorular çıkardığını da belirtelim. Hizmetçi, Efendisinden üstün değildir; Rab İsa bizim suçlu ve günahkâr canlarımızı kurtarabilmek için kendi göksel zenginliğini terk etmiştir. O’nun yoksul olarak yaşadığı bir dünyada bizim zengin olarak yaşamamız uygun değildir. Canların taşıdığı değer, Mesih’in ikinci gelişinin çok yakın olması ve Mesih’in zorlayıcı sevgisi bizi maddesel her kaynağı Rab’bin işine yatırmaya yöneltmelidir.

18:28-30   Petrus, öğrencilerin Rab’bin ardından gidebilmeleri için evlerini ve ailelerini bıraktıklarını söylediği zaman Rab yanıt vererek, böyle fedakâr bir yaşamın bu dünyada kat kat fazlasıyla ödüllendirileceğini söyledi. 30’uncu ayetin ikinci kısmı olan “gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşacaktır” sözü, sonsuz yaşamın bu yaşamda insanın her şeyini bırakmasıyla kazanılacağını öğretmiyor. Tersine, burada cennetin bütün bereketlerinden tam olarak yararlanılacağından ve Göksel Egemenlikteki ödüllerin arttırılacağından söz edilmektedir. Yani bu, tövbe edilerek girilen ruhsal yaşamın tadına tam anlamıyla varmak demektir.

I. İsa Öleceğini ve Dirileceğini Yine Bildiriyor (18:31-34)

18:31-33   İsa, Onikileri bir yana çekip, onları Kendisinin yakında ne gibi şeylerle karşılaşacağını söyleyerek üçüncü defa uyardı (bkz. 9:22,44). Çekeceği acıların Eski Antlaşma peygamberlerinin yazdıklarının gerçekleşmesi olacağını bildirdi. Göksel öngörü altında, Kendisinin ulusların eline teslim edileceğini söyledi. “İsa pek tabii ki kimse görmeden sessizce, ya da bir kargaşalık ortamında taşlanarak daha kolay bir şekilde öldürülebilirdi.” 1 Ama eski dönem peygamberleri O’nun alaya alınacağını, üzerine tükürüleceğini ve ele verileceğini önceden bildirmiş olduklarından, bütün bunların aynen bu şekilde yerine gelmesi gerekiyordu. Evet, kamçılanarak öldürülecek, ancak üçüncü gün ölümden dirilecekti.

Bundan sonraki bölümler, İsa’nın şaşırtıcı bir şekilde önceden bildiği ve ‘bildirdiği’ olayların gerçekleşmesini anlatmaktadır:

  • Kudüs’e gidiyoruz (18:35-19:45).
  • İnsanoğlu uluslara teslim edilecek (19:47-23:1).
  • O’nunla alay edecekler, O’na hakaret edecekler (23:1-32).
  • O’nu öldürecekler (23:33-56).
  • Üçüncü gün ölümden dirilecek (24:1-12).

18:34   Ne var ki öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar. İsa’nın sözlerindeki anlam onlardan gizlenmişti. Onların bu noktada bu kadar saf olmalarını kolayca anlayamıyorsak da, herhalde onların bu sözleri anlayamamalarının nedeni şu olsa gerek: Öğrencilerin düşünceleri onları Roma’nın boyunduruğundan kurtaracak geçici bir kurtarıcının hayaliyle dopdolu olduğundan ve egemenliklerini bir an önce kurmak istediklerinden, bunun dışında kalan herhangi bir olasılığa düşüncelerinde kesinlikle yer vermek istemiyorlardı. Bizler de sık sık inanmak istediğimiz şeylere inanıyor; ön yargılarımıza uymadığı takdirde gerçeği bile göz göre göre reddetmiyor muyuz?

İ. Kör Dilencinin İyileştirilmesi (18:35-43)

18:35-37   Rab İsa artık Ürdün nehrinden geçerek Perea bölgesini terk ediyordu. Luka bundan sonraki olayın İsa’nın, Eriha’ya yaklaştığı bir zamanda meydana geldiğini yazıyor. Matta ile Markos ise, bu olayın Eriha’dan çıkarken meydana geldiğini yazmaktadırlar (Mat.20:29; Mar.10:46). Matta, olayda iki kör bulunduğunu, Luka ile Markos ise sadece tek bir kör bulunduğunu yazıyorlar. Luka burada yeni kentteki bir olaydan, Matta ile Markos ise eski kentteki olaylardan söz ediyor olabilir. Öte yandan bu kent yakınlarında körlerin gözlerinin açılmasıyla ilgili olarak birden fazla mucize yapılmış da olabilir. Gerçek açıklama her ne olursa olsun, bu yöndeki bilgilerimiz daha fazla ve ayrıntılı olsaydı, eminim konu üzerinde çelişki olarak nitelendirilen noktaların her biri ortadan kalkmış olurdu.

18:38   Kör dilenci her nasıl olmuşsa İsa’yı Mesih olarak kabul etmişti. Çünkü O’na Davut Oğlu! diye sesleniyor. Bu adam Rab’den kendisine acımasını, merhamet etmesini, yani gözlerini açmasını istedi.

18:39   Bazıları dilenciyi sussun diye azarladıysa da, o sürekli ve inatçı bir şekilde Rab İsa’ya seslenip bağırmaya devam etti. İnsanlar bir dilenciye aldırış dahi etmiyorlardı. Ama İsa onu dikkate aldı.

18:40-41   İsa durdu. Darby bu noktayı şu sözlerle güzel bir şekilde yorumluyor: “Yeşu bir zamanlar yalvararak göklerin güneşini durdurmuştu. Ama burada güneşin, ayın ve yıldızların Rab’bi, kör bir dilencinin yalvarışı üzerine olduğu yerde kalıyordu.” İsa’nın emriyle dilenciyi O’nun yanına getirdiler. İsa ona ne istediğini sordu. Dilenci hiç tereddüt etmeden ya da bir genellemede bulunmadan, gözlerinin görmesini istediğini söyledi. Bu adamın dileği ve duası kısa, belirgin ve iman doluydu.

18:42-43   Dilencinin imanı karşısında İsa, onun bu dileğini yerine getirdi. Adam o anda yeniden görmeye başladı. Sadece görmekle kalmadı, aynı zamanda Tanrı’yı yücelterek İsa’nın ardından gitti. Bu olaydan şu dersi çıkarabiliriz. Bizim için mümkün olmayan şeylerin Tanrı için mümkün olduğuna inanmaya cesaretimiz olsun. Çünkü büyük bir iman O’nu büyük çapta onurlandırmaktadır. Şairin yazdığı gibi;

Bir Kral’ın yanına geliyor,
O’ndan büyük şeyler diliyorsunuz,
O’nun gücü ve lütfu öylesine büyük ki,
O’ndan ne kadar çok isterseniz,
yine de çok istemiş olmuyorsunuz.
      — John Newton

 

Kutsal Kitap

1 İsa öğrencilerine, hiç usanmadan, her zaman dua etmeleri gerektiğini belirten şu benzetmeyi anlattı: “Kentin birinde Tanrı’dan korkmayan, insana saygı duymayan bir yargıç vardı.
2 (SEE 18:1)
3 Yine o kentte bir dul kadın vardı. Yargıca sürekli gidip, ‘Davacı olduğum kişiden hakkımı al’ diyordu.
4 “Yargıç bir süre ilgisiz kaldı. Ama sonunda kendi kendine, ‘Ben her ne kadar Tanrı’dan korkmaz, insana saygı duymazsam da, bu dul kadın beni rahatsız ettiği için hakkını alacağım. Yoksa sürekli gelip beni canımdan bezdirecek’ dedi.”
5 (SEE 18:4)
6 Rab şöyle devam etti: “Adaletsiz yargıcın ne söylediğini duydunuz.
7 Tanrı da, gece gündüz kendisine yakaran seçilmişlerinin hakkını almayacak mı? Onları çok bekletecek mi?
8 Size şunu söyleyeyim, onların hakkını tez alacaktır. Ama İnsanoğlu* geldiği zaman acaba yeryüzünde iman bulacak mı?”
9 Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi*, öbürü vergi görevlisi* iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı.
10 (SEE 18:9)
11 Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim.
12 Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’
13 “Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyordu.
14 “Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”
15 Bazıları bebekleri bile İsa’ya getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Bunu gören öğrenciler onları azarladılar.
16 Ama İsa çocukları yanına çağırarak, “Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın!” dedi. “Çünkü Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir.
17 Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği’ni bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.”
18 İleri gelenlerden biri İsa’ya, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu.
19 İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı’dır.
20 O’nun buyruklarını biliyorsun: ‘Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.'”
21 “Bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum” dedi adam.
22 İsa bunu duyunca ona, “Hâlâ bir eksiğin var” dedi. “Neyin varsa hepsini sat, parasını yoksullara dağıt; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle.”
23 Adam bu sözleri duyunca çok üzüldü. Çünkü son derece zengindi.
24 Onun üzüntüsünü gören İsa, “Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliği’ne girmesi ne kadar güç!” dedi.
25 “Nitekim devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği’ne girmesinden daha kolaydır.”
26 Bunu işitenler, “Öyleyse kim kurtulabilir?” dediler.
27 İsa, “İnsanlar için imkânsız olan, Tanrı için mümkündür” dedi.
28 Petrus, “Bak, biz her şeyimizi bırakıp senin ardından geldik” dedi.
29 İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği uğruna evini, karısını, kardeşlerini, annesiyle babasını ya da çocuklarını bırakıp da bu çağda bunların kat kat fazlasına ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.”
30 (SEE 18:29)
31 İsa, Onikiler’i* bir yana çekip onlara şöyle dedi: “Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz. Peygamberlerin İnsanoğlu’yla* ilgili yazdıklarının tümü yerine gelecektir.
32 O, öteki uluslara teslim edilecek. O’nunla alay edecek, O’na hakaret edecekler; üzerine tükürecek ve O’nu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.”
33 (SEE 18:32)
34 Öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar. Bu sözlerin anlamı onlardan gizlenmişti, anlatılanları kavrayamıyorlardı.
35 İsa Eriha’ya yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu.
36 Adam oradan geçen kalabalığı duyunca, “Ne oluyor?” diye sordu.
37 Ona, “Nasıralı İsa geçiyor” dediler.
38 O da, “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” diye bağırdı.
39 Önden gidenler onu azarlayarak susturmak istedilerse de o, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.
40 İsa durup adamın kendisine getirilmesini buyurdu. Adam yaklaşınca İsa, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu. O da, “Ya Rab, gözlerim görsün” dedi.
41 (SEE 18:40)
42 İsa, “Gözlerin görsün” dedi. “İmanın seni kurtardı.”
43 Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı’yı yücelterek İsa’nın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı’ya övgüler sundu.

1. Ryle, Gospels, St. Luke, II:282