Luka 20

20
Luka Bölüm 20

D. İnsanoğlu’nun Yetkisi Sorgulanıyor (20:1-8)

20:1-2   Ne ilginç bir görüntü! Usta Öğretmen hiç yorulmak bilmeyen bir gayretle tapınakta iyi haberi duyurmakta; İsrail’in önde gelenleri de O’nun öğretme yetkisi olup olmadığını soruşturmaktaydılar. Onlara göre İsa, Nasıra kasabasının sıradan bir marangozuydu. İyi bir eğitim görmemişti. Bir ilahiyat okulundan aldığı akademik bir derecesi yoktu. Elinde ne gibi yetki belgeleri vardı? Başkalarına öğretme ve tapınaktan satıcıları kovma yetkisini O’na kim vermişti? Bunları bilmek istiyorlardı.

20:3-8   İsa onlara bir soru sorarak karşılık verdi. Soracağı bu soruyu doğru bir şekilde yanıtlasaydılar, o zaman kendisi de onların sorusunu yanıtlayacaktı. Yahya’nın vaftiz etme yetkisi Tanrı’dan mıydı, yoksa insanlardan mı? Bu soru karşısında kıskıvrak yakalanmışlardı. Eğer Yahya’nın, tanrısal yetkiyle vaaz ettiğini kabul edecek olsalar, bu kez kendilerine onun duyurmuş olduğu habere niçin tövbe ederek itaat etmedikleri, tanıtmış olduğu Mesih’i niçin kabul etmedikleri sorulacaktı. Öte yandan Yahya’nın da diğer profesyonel öğretmenlerden biri olduğunu söyleyecek olsalar, Yahya’yı Tanrı’nın bir peygamberi olarak kabul eden kalabalıkların öfkesiyle karşılaşacaklardı. Bu nedenle, “Yahya’nın bu yetkiyi nereden aldığını bilmiyoruz” dediler. İsa da onlara, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” diye karşılık verdi. Eğer Yahya ile ilgili bu kadar basit bir şeyi söyleyemiyorlarsa, Yahya’dan daha büyük olan Kişi’nin yetkisini sorgulamaya ne hakları vardı? Bu metin, Tanrı Sözü’nü öğretmek için gerekli olan en büyük şeylerden birinin, Kutsal Ruh’la dolu olmak olduğunu göstermektedir. Kutsal Ruh’la dolu olan bir kimse; yetkileri, almış oldukları diplomalar, dereceler ve ödüllerden kaynaklanan insanları kolayca alt edebilir.

Büyük bir olasılıkla kıskançlıktan kaynaklandığını söyleyebileceğimiz, “Diplomanı nereden aldın? Seni kim bu yetkiye getirdi?” türündeki eski sorular bugün de hâlâ sorulabilmektedir. Tanınmış bir ilahiyat fakültesinin sınıflarında pabuç eskitmemiş olan başarılı ve bereketli bir İncil vaizi, işgal etmiş olduğu mevkie gelmeyi hak edip etmediği ya da bu yere yaraşmadığı konularında başkaları tarafından her zaman eleştirilecektir.

E. Kötü Bağcılar Benzetmesi (20:9-18)

20:9-12   Tanrı’nın, İsrail ulusu üzerinde sürekli kan ağlayan yüreği buradaki kötü bağcılar benzetmesinde bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bu benzetmedeki bağını (İsrail’i) bağcılara (İsrail ulusunun liderlerine) kiralayan adam, Tanrı’dır (bkz. Yşa.5:1-7). Bu adam bağın ürününden kendisine pay vermeleri için bağcılara hizmetçilerini gönderiyor. Bu hizmetçiler İsrail’i tövbeye ve imana çağıran Yeşaya ve Vaftizci Yahya gibi Tanrı peygamberleriydiler. Ne var ki İsrail’in yöneticileri, peygamberlere her zaman elem çektirdiler ve onları öldürdüler.

20:13   Son olarak Tanrı, (tabii Mesih’in sayılmayacağını başta biliyor olsa da) belki O’nu sayarlar diye sevgili Oğlunu gönderdi. Burada dikkat edin, Mesih kendisini diğerlerinden ayırmaktadır: Onlar birer hizmetçi; Kendisi ise Oğul’dur.

20:14   Bağcılar, geçmiş tarihlerinde olduğu gibi Mirasçı’dan kurtulmaya kararlıydılar. “Miras bize kalsın” diyerek İsrail ulusunun yetkili tek liderleri ve öğretmenleri olmak istediler. Ellerindeki dinsel makamı İsa’ya teslim etmeye yanaşmadılar. O’nu öldürdükleri zaman İsrail’de kendilerine karşı duracak kimsenin kalmayacağını düşündüler.

20:15-17   Böylece, onu bağdan dışarı atıp öldürdüler. Bu noktada İsa, dinleyicilerine bağ sahibinin bu kötü bağcılara ne yapacağını sordu. Matta kitapçığında baş kâhinlerle ihtiyarlar bu soruyu, bağ sahibinin bu kişileri öldüreceğini söyleyerek yanıtladılar ve aynı zamanda kendi kendilerini de yargılamış oldular (Mat.21:41). Burada ise yanıtı Rab’bin kendisi veriyor: Gelip o bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecektir. Bu, Mesih’i reddeden Yahudilerin yok edileceği; Tanrı’nın bu ayrıcalıklı yere başkalarını getireceği anlamına gelmektedir. Buradaki “başkaları,” uluslar ya da son günlerdeki tövbeli ve yeniden doğuşlu Yahudi inanlılar olabilir. Yahudiler böyle bir düşünceyi duymak dahi istemediler. “Tanrı korusun!” diyerek tepki gösterdiler. Rab durumun böyle olacağını Mezmur 118:22’den alıntı yaparak doğruladı. Yahudi yapıcılar Mesih’i, yani Taş’ı reddetmişlerdi. Kendi düşünce ve tasarılarında İsa’ya hiçbir yer vermiyorlardı. Ama Tanrı O’nu en saygın yerde bulunan ve vazgeçilmez bir taş olan, köşenin baş taşı durumuna getirerek en önemli yeri işgal etmesini kesin bir şekilde kararlaştırmıştı.

20:18   18’inci ayette Mesih’in gelişlerinin her ikisinden de söz edilmektedir. 1 O’nun Birinci Gelişi yerde bulunan bir taşa benzetilmiştir. İnsanlar O’nun alçakgönüllülüğü ve sadeliğinden tökezlemişler ve O’nu reddettikleri için paramparça olmuşlardır. Ayetin ikinci bölümünde bu taş gökten düşen ve imansızları tuz buz eden bir taş olarak görünmektedir.

F. Sezar’ın Hakkını Sezar’a, Tanrı’nın Hakkını Tanrı’ya Vermek (20:19-26)

20:19-20   Din bilginleriyle başkâhinler, İsa’nın kendilerine karşı konuştuğunu anladıklarından, O’nu bir an önce yakalamak istediler. O’nu söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek ve böylelikle Romalı vali tarafından yargılanmasını sağlayabilmek amacıyla Rab’be muhbirler gönderdiler. Bu muhbirler ilkin O’nu Tanrı’ya her ne pahasına olursa olsun bağlı kaldığını ve insanlardan korkmadığını söyleyerek övdüler. Bu şekilde davranarak O’nun Sezar’a karşı bir şeyler söyleyeceğini umuyorlardı.

20:21-22   Sonra O’na, bir Yahudi’nin Sezar’a vergi vermesinin Kutsal Yasa’ya uygun olup olmadığını sordular. Eğer İsa bunun uygun olmadığını söyleyecek olursa, o zaman O’nu yasalara karşı gelmekle suçlayıp, yargılanması için Romalı yetkililere teslim edebileceklerdi. Yok, bunun uygun olduğunu söyleyecek olursa, o zaman da Hirodes yanlılarını karşısına alacak ve kendisini bu noktada büyük Yahudi kitlelerinin desteğinden yoksun bırakacaktı.

20:23-24   İsa, Kendisine karşı bir düzen kurulduğunun farkına varmıştı. Herhalde kendisinde olmadığından olsa gerek, Rab kendisine bir dinar gösterilmesini istedi. Onların bu parayı ellerinde bulundurup kullanmaları, Yahudi olmayan ulusların esareti altında bulunduklarını gösteriyordu. İsa onlara, “üzerindeki resim ve yazı kimin?” diye sordu. Onlar da “Sezar’ın” dediler.

20:25-26   Bunun üzerine İsa onları şu sözlerle susturdu: “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını da Tanrı’ya verin!” Öyle anlaşılıyordu ki onlar Sezar’a ait olan şeylerle ilgilendikleri kadar Tanrı’ya ait olan şeylerle ilgilenmiyorlardı. “Para Sezar’ın malı, sen de Tanrı’nın malısın. Bırak bütün dünya paraya sahip olsun – ama asıl önemlisi, bırak Tanrı yarattıklarına sahip olabilsin!” Yaşamda önemli şeyleri gözardı ederken önemsiz konularda vakit kaybetmek çok kolaydır. Bunun gibi, insan kardeşlerimize olan borçlarımızı kolayca ödeyebilirken, Tanrı’ya hak etmiş olduğu şeyleri ne yazıktır ki vermiyoruz.

G. Sadukiler ve Diriliş Konusundaki Görüşleri (20:27-44)

20:27   İsa’yı politik bir soruyla tuzağa düşürme düşünceleri suya düşünce, Sadukilerden bazıları, İsa’ya gelerek O’nu bu kez bir ilahiyat sorusuyla tuzağa düşürmek istediler. Bunlar ölmüş olan bedenlerin bir daha dirilebileceğini inkâr ediyorlar, aşırı benzetmeler yaparak diriliş konusundaki öğretişin saçma bir şey olduğunu göstermeye çalışıyorlardı.

20:28-33   Onlar İsa’ya, Musa’nın şeriatında bekâr bir adamın, evli olan kardeşinin çocuk bırakmadan ölmesi durumunda, soyadının devamı ve mal mülk hakkının korunabilmesi için kardeşinin dul kalan karısıyla evlenmesi gerektiğini söylediğini anımsattılar (Tes.25:5). Anlattıkları hikâyeye göre bir kadın arka arkaya yedi erkek kardeşle evlenmiş. Yedincisi de öldüğü halde kadın hâlâ çocuksuzmuş. Sonra kadın da ölmüş. “Buna göre, diriliş günü kadın bunlardan hangisinin karısı olacak?” sorusunu İsa’ya yönelterek, bunu nasıl yanıtlayacağını öğrenmek istiyorlardı. Üstelik yanıtlanması böylesine imkânsız bir soruyu tasarlayıp sorabildikleri için kendilerini çok akıllı görüyorlardı.

20:34   İsa onları evlilik ilişkisinin sadece bu dünyada olduğunu, cennette devam etmeyeceğini söyleyerek yanıtladı. İsa burada karı ve kocaların birbirlerini tanımayacağını söylemedi. Ancak onların cennette birbirleriyle olan ilişkileri bütünüyle başka bir boyutta olacaktı.

20:35   “O çağa … erişmeye layık görülenler” sözü, herhangi bir kimsenin cennete kendi başına layık olduğu anlamında değildir. Çünkü günahlıların erişebilecekleri tek layıklık, Rab İsa Mesih’in layıklığıdır. “Kendilerini yargılayıp suçlu çıkaranlar, Mesih’in söylediklerini doğrulayanlar ve her şeye sadece Mesih’in layık olduğunu kabul edenler; evet sadece bunlar layıktırlar.” 2 Burada geçen ölülerin dirilişi terimi, sadece inanlıların dirilişinden söz etmektedir. Aslında bu terim ölülerin arasından (Grekçe’de ek) dirilmek anlamına gelmektedir. Bütün ölülerin –imanlı ya da imansız– aynı anda hep birlikte dirilecekleri şeklinde bir öğretiş Kutsal Kitap’ta bulunmaz.

20:36   Göksel vatanda bulunmanın üstünlüğü 36’ncı ayette de sürdürülmektedir. Artık bir daha ölüm olmayacak, bu kapsamda insanlar meleklere benzer olacaklardır. Ayrıca Tanrı’nın çocukları olarak açıklanacaklardır. İmanlılar zaten Tanrı’nın oğulları ya da çocuklarıdırlar; ama bu oğulluk dışarıdakiler tarafından görülmemektedir. Cennette gözle görülür bir şekilde Tanrı’nın çocukları oldukları açıklanacaktır. Onların Birinci Dirilişe katılmaları şu gerçeği güvence altına almaktadır: “Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz” (1Yu.3:2). “Yaşamımız olan Mesih göründüğü zaman, biz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceğiz” (Kol.3:4).

20:37-38   İsa diriliş gerçeğini kanıtlamak için Musa’nın, Rab’bin kendisini İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı olarak adlandırmış olduğunu söylediği Çıkış 3:6’ya başvurdu. Eğer Sadukiler şöyle bir durup düşünecek olsalardı, şu şeyleri fark edeceklerdi: (1) Tanrı ölülerin değil, yaşayanların Tanrı’sıdır. (2) İbrahim, İshak ve Yakup çoktan ölmüşlerdi. Bunu şöyle sonuçlandırmamız gerekmektedir. Tanrı bu üçünü de ölümden diriltmiş olmalıdır. Tanrı’nın, yaşayanların Tanrısı olma özelliği dirilişi gerektirir. Rab, “Ben İbrahim’in Tanrısıydım” demedi, “Tanrısıyım”dedi.

20:39-44   Din bilginlerinden bazıları, İsa’nın bu sözlerinin doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak İsa sözlerini daha bitirmemişti. Bir kez daha Kutsal Yazılara başvurdu. Mezmur 110:1’de Davut, Mesih’e Rab diye hitap etmişti. Yahudiler, Mesih’in Davut’un oğlu olacağını genelde kabul ederlerdi. Mesih aynı anda Davut’un hem Rab’bi hem de oğlu nasıl olabiliyordu? Bu sorunun yanıtı Rab İsa’nın kendisiydi. O, İnsanoğlu olarak Davut’un soyundan geliyor; ama bununla birlikte Davut’un Yaratıcısı da oluyordu. Ancak onlar bunu göremeyecek kadar kördüler.

Ğ. Yazıcılara Karşı Uyarı (20:45-47)

20:45-47   Bundan sonra İsa kalabalıkları din bilginlerine, yani yazıcılara karşı uyardı. Bunlar uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanırlar, böylece kendilerini dindar gösterirlerdi. Meydanlardan geçerken selamlanmaya bayılırlardı. Şölenlerde ve havralarda en seçkin yerlere oturmaya can atarlardı. Uzun dualarla kötülüklerini örtmeye çalışan bu ikiyüzlüler, savunmasız dul kadınların mal ve mülklerini yerlerdi. Bu tür ikiyüzlülüklerin hepsi sert bir şekilde cezalandırılacaktır.

 

Kutsal Kitap

1 O günlerden birinde, İsa tapınakta halka öğretip Müjde’yi duyururken, başkâhinler ve din bilginleri*, ileri gelenlerle birlikte çıkageldiler.
2 O’na, “Söyle bize, bunları hangi yetkiyle yapıyorsun? Bu yetkiyi sana kim verdi?” diye sordular.
3 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ben de size bir soru soracağım. Söyleyin bana, Yahya’nın vaftiz* etme yetkisi Tanrı’dan mıydı, insanlardan mı?”
4 (SEE 20:3)
5 Bunu aralarında şöyle tartıştılar: “‘Tanrı’dan’ dersek, ‘Ona niçin inanmadınız?’ diyecek.
6 Yok eğer ‘İnsanlardan’ dersek, bütün halk bizi taşa tutacak. Çünkü Yahya’nın peygamber olduğuna inanmışlardır.”
7 Sonunda, “Nereden olduğunu bilmiyoruz” yanıtını verdiler.
8 İsa da onlara, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.
9 İsa sözüne devam ederek halka şu benzetmeyi anlattı: “Adamın biri bağ dikti, bunu bağcılara kiralayıp uzun süre yolculuğa çıktı.
10 Mevsimi gelince, bağın ürününden payına düşeni vermeleri için bağcılara bir köle yolladı. Ama bağcılar köleyi dövüp eli boş gönderdiler.
11 Bağ sahibi başka bir köle daha yolladı. Bağcılar onu da dövdüler, aşağılayıp eli boş gönderdiler.
12 Adam bir üçüncüsünü yolladı, bağcılar onu da yaralayıp kovdular.
13 “Bağın sahibi, ‘Ne yapacağım?’ dedi. ‘Sevgili oğlumu göndereyim. Belki onu sayarlar.’
14 “Ama bağcılar onu görünce aralarında şöyle konuştular: ‘Mirasçı budur; onu öldürelim de miras bize kalsın.’
15 Böylece, onu bağdan dışarı atıp öldürdüler. “Bu durumda bağın sahibi onlara ne yapacak?
16 Gelip o bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek.” Halk bunu duyunca, “Tanrı korusun!” dedi.
17 İsa gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: “Öyleyse Kutsal Yazılar’daki şu sözün anlamı nedir? ‘Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu.’
18 O taşın üzerine düşen herkes paramparça olacak, taş da kimin üzerine düşerse onu ezip toz edecek.”
19 İsa’nın bu benzetmeyi kendilerine karşı anlattığını farkeden din bilginleriyle başkâhinler O’nu o anda yakalamak istediler, ama halkın tepkisinden korktular.
20 İsa’yı dikkatle gözlüyorlardı. O’na, kendilerine dürüst süsü veren muhbirler gönderdiler. O’nu, söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek ve böylelikle valinin yetki ve yargısına teslim etmek istiyorlardı.
21 Muhbirler O’na, “Öğretmenimiz, senin doğru olanı söyleyip öğrettiğini, insanlar arasında ayrım yapmaksızın Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezar’a* vergi vermemiz Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi?” diye sordular.
22 (SEE 20:21)
23 Onların hilesini anlayan İsa, “Bana bir dinar gösterin” dedi. “Üzerindeki resim ve yazı kimin?” “Sezar’ın” dediler.
24 (SEE 20:23)
25 O da, “Öyleyse Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” dedi.
26 İsa’yı, halkın önünde söylediği sözlerle tuzağa düşüremediler. Verdiği yanıta şaşarak susup kaldılar.
27 Ölümden sonra dirilişi yadsıyan Sadukiler’den bazıları İsa’ya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: ‘Eğer bir adamın evli kardeşi çocuksuz ölürse, adam ölenin karısını alıp soyunu sürdürsün.’
28 (SEE 20:27)
29 Yedi kardeş vardı. Birincisi kendine bir eş aldı, ama çocuksuz öldü.
30 İkincisi de, üçüncüsü de kadını aldı; böylece kardeşlerin yedisi de çocuk bırakmadan öldü.
31 (SEE 20:30)
32 Son olarak kadın da öldü.
33 Buna göre, diriliş günü kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.”
34 İsa onlara şöyle dedi: “Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler.
35 Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir.
36 Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı’nın çocuklarıdırlar.
37 Musa bile alevlenen çalıyla ilgili bölümde Rab için, ‘İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’ deyimini kullanarak ölülerin dirileceğine işaret etmişti.
38 Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısı’dır. Çünkü O’na göre bütün insanlar yaşamaktadır.”
39 Artık O’na başka soru sormaya cesaret edemeyen din bilginlerinden bazıları, “Öğretmenimiz, güzel konuştun” dediler.
40 (SEE 20:39)
41 İsa onlara şöyle dedi: “Nasıl oluyor da, ‘Mesih* Davut’un Oğlu’dur’ diyorlar?
42 Çünkü Davut’un kendisi Mezmurlar Kitabı’nda şöyle diyor: Rab Rabbim’e dedi ki, Ben düşmanlarını Ayaklarının altına serinceye dek Sağımda otur.’
43 (SEE 20:42)
44 Davut O’ndan ‘Rab’ diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut’un Oğlu olur?”
45 Bütün halk dinlerken İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde başköşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının.
46 (SEE 20:45)
47 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.”

1. Bazıları bu taşın, gerçek bir kırıklıkla İsa’ya iman ederek kurtuluş bulan bir günahkâr olduğunu; Mesih’i reddedenin de, gelecekteki yargıda tuz buz edileceğini simgelediğini düşünmektedirler

2. Coates, Luke’s Gospel, s.252