Luka 22

22
Luka Bölüm 22

XI. İNSANOĞLU’NUN ACILARI VE ÖLÜMÜ (22:1 – 23:56)

A. İsa’yı Öldürmek İçin Düzen Kuruluyor (21:1-2)

22:1   Fısıh denilen Mayasız Ekmek bayramı burada Fısıh ile başlayan ve yedi gün süreyle mayasız ekmek yenilen dönemi tanımlamaktadır. Fısıh, Yahudi yıl sistemine göre birinci ay olan Nisan ayının on dokuzuncu günü kutlanırdı. Ayın on beşinden yirmi birinci günün bitimine kadar geçen yedi gün Mayasız Ekmek bayramı olarak bilinirdi. Ama birinci ayette geçen bu sözcük bütün bu bayram kutlamalarını içerisine almaktadır. Eğer Luka temel olarak Yahudilere hitaben yazdıysa, o zaman onun Mayasız Ekmek bayramı ile Fısıh arasındaki bağlantıdan söz etmesi için sebep kalmıyordu.

22:2   Başkâhinler ile din bilginleri, Rab İsa’yı ortadan kaldırmak için sürekli olarak bir fırsat arıyor; ancak halktan korktukları ve birçoklarının İsa’ya hâlâ büyük değer verdiklerini bildiklerinden, bunu fazla kargaşaya yol açmadan yapmaları gerektiğini düşünüyorlardı.

B. Yahuda İsa’yı Ele Vermek İçin Anlaşıyor (22:3-6)

22:3   Şeytan, Onikilerden biri olan İskariyot adıyla adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girmişti. Yuhanna 13:27’de bu olayın, Fısıh yemeğini yedikleri sırada İsa’nın ona bir parça ekmek verdikten sonra meydana gelmiş olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak diyebiliriz ki, bu olay ya aşamalı bir süreç içerisinde olmuştur, ya da Luka burada bu olayın tam olarak ne zaman olduğundan çok, bu olayın gerçek bir olay olarak gerçekleşmiş olduğu konusu üzerinde durmaktadır.

22:4-6   Yahuda, başkâhinler ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla bir anlaşma yapmıştı. İsa’yı herhangi bir ayaklanmaya yol açmadan rahatlıkla onların eline verebileceği dikkatli bir plan hazırlamıştı. Onlar bu planı olduğu gibi kabul ettiklerinden, kendisine para vermeye razı oldular. İncil’in başka bir kısmından öğrendiğimiz kadarıyla İsa’yı ele vermesi karşılığında kendisine otuz parça gümüş vermişlerdi. Böylece Yahuda İsa’yı ele vermek için o andan itibaren fırsat kollamaya başlamıştı.

C. Fısıh Hazırlıkları (22:7-13)

22:7   Bu ayetlerde sözü edilen çeşitli zaman dönemleriyle ilgili olarak birtakım sorunlar bulunmaktadır. Mayasız Ekmek günü bütün mayalı ekmeklerin Yahudi evlerinden dışarıya çıkarıldığı Nisan ayının on üçüncü günüdür.  Ama burada buna Fısıh kurbanının kesilmesi gereken gün dendiği için, Nisan ayının on dördüncü günü olmalıdır. Diğer bazı uzmanlarla birlikte Leon Morris, biri resmi olan, diğeri de İsa ile başkaları tarafından kullanılan iki takvim sisteminin bulunduğunu iddia etmektedir. 1 Son Perşembe gününde gelişen olayların burada başlayıp 53’üncü ayete kadar devam ettiği kanısındayız.

22:8-10   İsa Petrus ile Yuhanna’yı Fısıh yemeğini hazırlamaları için önceden Kudüs’e gönderdi. Onlara vermiş olduğu buyruk, yeryüzünde gelişen her şeyi bildiğini gösterdi. Buna göre kente girdiklerinde karşılarına su testisi taşıyan bir adam çıkacaktı. Böyle bir şey doğu toplumlarında pek rastlanmayan bir durumdu; çünkü suyu genellikle kadınlar taşırlardı. Bu adam burada, susuz canları Rab’le ruhsal paydaşlığa getiren Kutsal Ruh’u temsil etmektedir.

22:11-13   Rab sadece bu adamın nerede bulunduğunu ve nereye gideceğini değil; aynı zamanda bir ev sahibinin, Kendisi ve öğrencilerinin kalmaları için üst kattaki döşenmiş bir odasını verme konusunda istekli olduğunu da biliyordu. Bu ev sahibi belki de Rab’bi tanıyordu ve bütün malıyla mülkünü gönüllü olarak Rab’bin emrine hazır bir durumda tutuyordu. Burada sözü edilen konuk odası ile üst kattaki döşeli oda birbirinden farklı odalardır. Cömert ev sahibi onlara hizmet etmek için, öğrencilerin düşündüklerinden çok daha fazlasını sağlamıştı. İsa Beytlehem’de doğduğu zaman handa (kataluma) O’nun için hiçbir yer yoktu. Burada da İsa ev sahibinden Kendisi ve öğrencileri için bir konuk odası (kataluma) hazırlamasını istiyordu; ama sonra kendilerine çok daha iyisi verildi: Üst katta döşenmiş büyük bir oda.

Her şey O’nun söylediği gibi oldu; öğrencileri de Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.

Ç. Son Fısıh Yemeği (22:14-18)

22:14   Yahudiler, kusursuz kuzunun kanı aracılığıyla ölümden ve Mısır’dan görkemli bir şekilde kurtarılışlarının anısına Fısıh bayramını yüzyıllardır kutlamaktadırlar. Bu bayramı elçileriyle birlikte son kez kutlamak için (bkz. Çık.12) sofraya otururken bütün bu şeyler canlı bir şekilde Kurtarıcı’nın düşüncelerinden geçmiş olmalı. Çünkü O, kanı kısa bir zaman sonra Kendisine iman edecek bütün insanların kurtuluşu için akıtılacak olan gerçek Fısıh Kuzusu’ydu.

22:15-16   Bu defa ki Fısıh, İsa için çok büyük bir anlam taşıyordu. O, bu Fısıh yemeğini acı çekmeden önce yemeyi çok arzulamıştı (“dayanılmaz bir istek duydum” – KM yeni çevirisi). Zira bu Fısıh’ı görkemli egemenliğini kurmak için yeniden gelene dek bir daha tutamayacaktı. Gerçekten de bu sözler, dünyanın her yanında ve her çağındaki inanlılara, İsa’nın bizim kendisiyle birlikte sofrasında bulunmamızı ne kadar çok istediğini açıkça göstermektedir.

22:17-18   İsa, Fısıh sofrasının gelenekleri üzerine şarap kâsesini eline aldığı zaman, Baba’ya bunun için şükretti ve Bin Yıllık Krallığı başlayana kadar asmanın ürününden bir daha içmeyeceğini onlara bir kez daha anımsatarak elindeki kâseyi öğrencilerine uzattı. Fısıh yemeğiyle ilgili açıklamalar ve tanımlamalar 18’inci ayette son bulmaktadır.

D. Rab’bin Sofrası (22:19-23)

22:19-20   Son Fısıh kutlamasının hemen ardından Rab’bin Sofrası denilen Son Akşam Yemeği geliyordu. Rab İsa, öğrencileri Kendisinin ölümünü yüzyıllar boyu sürekli olarak anımsasınlar diye bu kutsal kutlamayı böylece kurumlaştırmış oluyordu. Bu sofraya oturduklarında İsa öğrencilerine ilkin, yakın bir zaman sonra onların uğrunda feda edilecek olan bedenini simgeleyen ekmeği verdi. Bundan sonra, çarmıh üzerinde kendileri uğruna akıtılacak olan değerli kanını simgeleyen, içi şarap dolu kâseyi verdi. Onlara şöyle dedi: “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” Bu, İsa’nın ilkin İsrail ulusuyla yapmış olduğu yeni antlaşmanın (bkz. Yer.31:31) yine Kendi kanıyla yapıldığı anlamına gelmektedir. Yeni Antlaşma’nın tam olarak gerçekleşmesi Rabbimizin yeryüzündeki Bin Yıllık egemenliği sırasında olacaksa da, imanlı olan bizler, bu antlaşmanın sağladığı bereket ve yararlardan şimdiden yararlanabilmekteyiz.

Bu noktada, ekmek ile şarabın Mesih’in bedeni ile kanını simgelemiş olduğunu söylemek doğrudur. Çünkü bu sofra yapıldığında Mesih’in bedeni henüz ölüme verilmemiş, kanı da akıtılmamıştı. İsa henüz akmamış kanını içmeleri için öğrencilerine nasıl verebilirdi? Bu nedenle bu simgelerin mucizevî bir şekilde birden gerçeğe dönüşüverdiğini iddia etmek saçmalık olur. Kan içmek ya da kanlı bir şey yemek Yahudi halkına Musa’nın yasalarında yasaklanmıştır. Bu nedenle öğrenciler, İsa’nın burada gerçek anlamda kendi öz kanından söz etmediğini; bunun sadece bu kanı simgeleyen bir belirti olduğunu söylediğini biliyorlardı.

22:21   Yahuda’nın son akşam yemeğinde hazır bulunduğu bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır. Bununla beraber Yuhanna 13’teki paralel metin hainin, İsa lokmayı yemeğe banıp kendisine verdikten sonra sofradan kalkarak odadan ayrıldığını anlatmaktadır. Bu olay Rab’bin Sofrası’nın kurumlaşmasından hemen önce meydana geldiği için birçokları, Rab ekmeği bölüp şarabı dolaştırdığı zaman Yahuda’nın sofrada bulunmadığını, çoktan ayrılıp gitmiş olduğunu düşünmektedir.

22:22   İsa’nın elem çekip öldürüleceği önceden belirlenmiş olsa da, bunun gerçek anlamda gerçekleşmesinde başrol oynayan Yahuda İskariyot, İsa’yı tamamen kendi isteğiyle ve kararıyla ele vermiştir. İşte İsa’nın, “O’nu ele veren adamın vay haline!” demesi bu nedenledir. Yahuda Onikiler’den biri olduğu halde gerçek bir inanlı değildi.

22:23   23’üncü ayet öğrencilerin bu şeyleri şaşkınlıkla karşıladığını ve kendilerinden şüphelendiklerini açıklamaktadır. Onlar bu işi yapacak adamın kim olabileceğini bilmiyorlardı.

E. Gerçek Büyüklük Hizmet Etmektir (22:24-30)

22:24-25   Rab’bin Sofrası’ndan hemen sonra öğrencilerin aralarında hangisinin en büyük olacağı konusunda bir çekişme çıkmış olması, insan yüreğinin bozukluğunu acı, ama gerçek bir şekilde göstermektedir! Bunun üzerine Rab İsa onlara, kendisinin büyüklük konusundaki değerlendirmesinin insanların değerlendirmelerinin tam tersi olduğunu anımsattı. Uluslar üzerinde egemenlik süren krallar genelde büyük insanlar olarak değerlendirilirdi. Öyle ki, insanlar onlara “iyiliksever” unvanını yakıştırırlardı. Oysa bu sadece bir unvandı; kendileri iyiliksever değil; tam tersine acımasız, sert diktatörlerdi. İyiliksever adıyla bilinirler; ancak kişilikleri bu unvana hiç yaraşmazdı.

22:26   Durum Kurtarıcı’yı izleyenler arasında böyle olmamalıydı. Büyük olmak isteyenler, en küçük olmalıydılar. Yöneten ya da baş olmak isteyenler de alçakgönüllülüğü takınarak herkese hizmet etmeliydiler. Bu devrimci öğretiş, küçükleri büyükler karşısında daha düşük kabul eden gelenekleri bütünüyle ters yüz ediyordu.

22:27   İnsan değerlendirmesi açısından bir sofrada misafir olarak bulunmak, sofraya hizmet etmekten daha büyük bir olay olarak kabul edilir. Ama Rab İsa insanların hizmetçisi olarak gelmiştir ve O’nun izinden gidenler O’nu bu uygulamasında da örnek almalıdırlar.

22:28-30   Rab’bin, öğrencilerini sınadığı zaman kendisiyle birlikte dayanmış olan kimseler olarak nitelemesi O’nun bir lütfuydu. Nitekim onlar biraz önce kendi aralarında kimin en büyük olacağı konusunda çekişiyorlardı. Çok kısa bir zaman sonra hepsi Rab’bi yalnız bırakarak kaçacaktı. Buna rağmen Rab onların, kendisini bütün yürekten sevdiğini ve kendi adı uğrunda çeşitli sıkıntılara göğüs gerdiğini biliyordu. Mesih yeryüzüne Davut’un tahtına oturmaya ve egemenlik sürmeye geldiği zaman onlara tahtlar üzerinde oturarak İsrail’in on iki oymağını yargılama ödülü verilecekti. Baba bu egemenliği Mesih’e nasıl kesin bir şekilde vaat etmişse, öğrencilerin yenilenmiş İsrail üzerinde Mesih’le birlikte egemenlik sürmesi de o denli kesin olacaktır.

F. İsa, Petrus’un Kendisini İnkâr Edeceğini Bildiriyor (22:31-34)

İnsanın imansızlık tarihinin en karanlık üç bölümünden sonuncusuna gelmiş bulunuyoruz. Bunların birincisi İsa’nın ele verilişiydi. İkincisi biraz önce gördüğümüz öğrencilerdeki bencil büyüklük arzusuydu. Şimdi ise Petrus’un korkaklığıyla karşılaşmaktayız.

22:31-32   Simun, Simun sözünün bu şekilde tekrar edilişi, Mesih’in bu kararsız öğrencisi için yüreğinde taşıdığı sevgi ve yumuşaklığı gösterir. Şeytan bütün öğrencileri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştı. İsa burada Petrus’la onların temsilcisi olarak konuşmaktadır. Ama Rab, imanını yitirmesin diye Simun için dua etmişti. Buradaki “Senin için dua ettim” sözü gerçekten çok büyük bir sözdür! Simun daha sonra O’na geri döndüğü zaman kardeşlerini güçlendirmeliydi. Bu dönüş kurtuluşa dönüş değil, döneklikten ya da düştüğü yerden ayağa kalkması ve tekrar Rab’le birlikte yürümesi demektir.

22:33-34   Petrus hiç yakışık almayan bir güvenle, İsa’yla birlikte zindana da ölüme de gitmeye hazır olduğunu söyledi. O böyle söylerken, Rab ona şu çarpıcı sözlerle karşılık verecekti: “Bu gece horoz ötmeden (sabah olmadan) sen beni tanıdığını üç kez inkâr edeceksin!”

Rab’bin Markos 14:30’da Petrus’un, Kendisini horoz iki kez ötmeden üç kez inkâr edeceğini söylediği yazılıdır. Matta 26:34; Luka 22:34 ve Yuhanna 13:38’de ise Rab’bin, Petrus’un horoz ötmeden önce üç kez inkâr edeceğini söylediğini okumaktayız. Bu belirgin çelişkiyi açıklığa kavuşturmanın kolay olmadığını söylememiz gerekiyor. Ama yine de akla yatkın bir açıklaması olmalıdır diye düşünüyoruz. Muhtemelen iki horoz ötüşü olmuş olabilir, biri gece yarısı, diğeri de daha sabah olmadan. Öte yandan İncil kayıtlarının Petrus’un inkârlarını altı ayrı açıdan ele aldığını da sırası gelmişken belirtelim. Bu inkârların kimlerin önünde yapıldığını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Genç bir kadının (Mat.26:69-70; Mar.14:66-68).
  2. Başka bir genç kadının (Mat.26:71-72).
  3. Çevredeki kalabalığın (Mat.26:73,74; Mar.14:70-71).
  4. Bir adamın (Luk.22:58).
  5. Başka bir adamın (Luk.22:59-60).
  6. Başkâhinin hizmetçilerinden birinin (Yu.18:26-27). Bu adam şu sözleri söylediğinden dolayı herhalde diğerlerinden farklı birisiydi: “Bahçede seni O’nunla birlikte görmedim mi?” (Yu.18:26).

G. Yeni Verilen Emirler (22:35-38)

22:35   İsa hizmetinin daha önceki bir döneminde öğrencilerini ellerinde en az şey bulunacak şekilde kesesiz, torbasız ve çarıksız olarak göndermişti. Gerek duyacakları basit şeyler onlara yetecekti. Gerçekten öyle olmuştu. Hiçbir eksiklerinin olmadığını açıkça itiraf ettiler.

22:36   Ama artık İsa onların arasından ayrılmak üzereydi; ve onların İsa’ya verdikleri hizmetlerinde yeni bir dönemeçten geçmeleri gerekiyordu. Karşılarına artık yoksulluk, açlık ve çeşitli tehlikeler çıkacak; bu yüzden gereksinim duydukları şeyleri karşılayabilmeleri için bir takım işler yapmaları gerekecekti. Artık her biri kesesini ve torbasını yanına almalı; kılıcı olmayan da abasını satıp kendisine bir kılıç satın almalıydı. Peki Kurtarıcı öğrencilerine bir kılıç satın almalarını söylerken ne demek istemişti? İsa onların kılıcı başkalarına karşı kullansınlar diye sahip olmalarını söylemiş olamaz. Böyle bir şey O’nun şu öğretişleriyle bağdaşamaz:

“Benim krallığım bu dünyadan değildir. Eğer krallığım bu dünyadan olsaydı yandaşlarım, Yahudilere teslim edilmemem için savaşırlardı.” (Yu.18:36).

“Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek” (Mat.26:52).

“Düşmanlarınızı sevin…” (Mat.5:44).

“Sağ yanağınıza vurana sol yanağınızı da çevirin” (Mat.5:39; ayrıca bkz. 2Ko.10:4).

Öyleyse İsa Mesih burada kılıç demekle neyi kastediyordu acaba?

  1. Bazıları O’nun burada Tanrı Sözü olan Ruh’un kılıcından söz ettiğini söylüyorlar (Ef.6:17). Bu görüş doğru olabilir. Ama o zaman kese, torba ve giysinin de ruhsal kapsamda ele alınması gerekmektedir.
  2. Williams, Romalılar 13:4’ü göstererek kılıcın, yönetimin adaleti sağlayan gücü olduğunu söylüyor.
  3. Lange, kılıcın düşmanlara karşı bir saldırı aracı olmayıp bir savunma aracı olduğunu belirtiyor. Ne var ki Matta 5:39’daki sözler, kılıcın salt savunma amacıyla bile olsa kullanılmamasını söylemektedir.
  4. Bazıları kılıcın sadece vahşi hayvanların saldırılarına karşı bir savunma aracı olarak kullanılabileceğini söylüyorlar. Bu görüş de doğru olabilir.

22:37   Öğrencilerin yanlarına kese, torba ve kılıç almalarının niçin gerekli olduğunu şimdi 37’nci ayet açıklıyor. Rab bu noktaya kadar onların geçici gereksinmelerini karşılayarak yanlarında bulunmuştu. Çok yakın bir zaman sonra, Yeşaya 53:12’deki peygamberlik sözünde bildirildiği gibi onlardan ayrılacaktı. O’nunla olan şeylerin bir sonu vardı; yani O’nun yeryüzündeki yaşamı ve hizmeti, suçlularla bir sayılmasıyla son bulacaktı.

22:38   Öğrenciler, Rab’bi bütünüyle yanlış anlamışlardı. Olası herhangi bir sorunun üstesinden gelmeye yeterli olacağı düşüncesiyle İsa’nın önüne iki kılıç çıkardılar. İsa bu yönde süregelen konuşmaları “yeter!” diyerek bir sonuca bağladı. Onlar İsa’ya karşı gelebilecek herhangi bir düşmanca saldırıyı bu şekilde geri çevirebileceklerini sanmışlardı. Oysa böyle bir düşünce, O’nun düşüncelerinden çok uzaktı!

Ğ. Getsemani’deki Sıkıntı (22:39-46)

22:39   Getsemani bahçesi Zeytin dağının batı eteklerinde yer alan bir zeytinlik bahçesiydi. İsa buraya sık sık dua etmek için giderdi ve tabii hain Yahuda ile birlikte diğer öğrencileri de bu yerin nerede olduğunu biliyorlardı.

22:40   Rab’bin Sofrası sona erdikten sonra İsa ile öğrencileri yukarı odadan ayrılarak bu bahçeye gittiler. Oraya vardıklarında İsa onları ayartılmamaları için dua etmeleri konusunda uyardı. İsa bu sözleri söylerken aklında bulunmuş olabilecek denenme, düşmanlar yaklaştığı zaman onların Tanrı’yı ve Mesih’ini terk etme yönünde görebilecekleri baskı olabilir.

22:41-42   Bundan sonra İsa öğrencilerinin yanından ayrılarak az öteye gitti, orada yalnız başına dua etmeye başladı. Şöyle dua etti: “Baba, senin isteğine uygunsa, bu kâseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin isteğin olsun.” Bu duayı şu şekilde anlıyoruz: Eğer günahkârların benim çarmıha gitmemden başka bir şekilde kurtulacakları bir yol varsa, bunu şimdi açıkla. Ne var ki Baba’dan bu isteğe herhangi bir yanıt gelmedi. Çünkü bundan başka bir yol yoktu!

Biz Mesih’in Getsemani Bahçesi’nde çektiği elemlerin, O’nun insan günahının karşılığını ödemek için yapmış olduğu işin bir parçasını oluşturduğunu kabul etmiyoruz. Kayıp insanlığı günahlarından kurtarmak için gerçekleştirilen kurtarma operasyonu, İsa çarmıh üzerindeyken geçen karanlık üç saat süresinde gerçekleşmiştir. Ama Getsemani, Golgota için bir hazırlık süreciydi. Orada Rabbimiz İsa Mesih’in günahlarımızla yüz yüze geleceğini düşünmesi O’nun derin bir elem duymasına yol açmıştı.

22:43-44   İsa’nın mükemmel insan yönü, çektiği elemlerdeki derin acıda görülmektedir. Gökten bir melek İsa’ya görünerek O’nu güçlendirdi. Bu gerçeği, terinin toprağa düşen kan damlalarına benzediğini söyleyerek dile getiren tek İncil yazarı Luka’dır. Bu son ayrıntı, titiz doktorun dikkatinden kolay kolay kaçamazdı.

22:45-46   İsa, dua ettiği yerden geri döndüğü zaman öğrencilerini üzüntüden uyumuş buldu. Bir kez daha onlara kalkıp dua etmelerini söyledi. Çünkü sıkıntılı dakikaları yaklaşmıştı ve onlar yetkililerin karşısında İsa’yı tanıdıklarını inkâr etme ayartısıyla karşılaşacaklardı.

H. İsa Ele Verilip Tutuklanıyor (22:47-53)

22:47-48   Tam bu sırada Yahuda, İsa’yı tutuklatmak amacıyla başkâhinler, ihtiyarlar ve tapınak muhafızlarından oluşan kalabalık bir grupla çıkageldi. Önceden yaptıkları anlaşmaya göre hain onlara İsa’yı, O’nu öperek gösterecekti. Stewart şu yorumda bulunuyor:

Yahuda Getsemani’de efendisini bir bağırmayla, bir tokatla ya da bıçaklayarak değil de, bir öpücük ile ele verdiği zaman bu, insan kötülüğünün ulaşabileceği en yüksek nokta, en berbat aşama olmuştur. 2

İsa büyük bir üzüntü içerisinde Yahuda’ya şu soruyu sordu: “Yahuda, İnsanoğlu’nu bir öpücükle mi ele veriyorsun?”

22:49-51   Öğrenciler olacakları anladıklarından, kendilerini savunmaya hazırlandılar. Gerçekten de öğrencilerinden birisi, ki bu Petrus’tu –başkâhinin kölesine vurarak sağ kulağını kesti. Bunun üzerine İsa, ruhsal bir savaşta dünyasal bir silah kullandığı için Petrus’u azarladı. İsa’nın saati gelmişti ve Tanrı’nın önceden belirlenen amaçları birer birer gerçekleşmeliydi. Sevgi dolu yüreğiyle İsa kulağı kesilen adamın kulağına dokunarak onu iyileştirdi.

22:52-53   İsa Yahudi önderlere ve görevlilere dönerek, onlara bir haydudun peşindeymiş gibi niçin Kendisini kılıç ve sopalarla izlediklerini sordu. Oysa her gün tapınakta onların arasında değil miydi? Tapınaktayken O’nu neden yakalamamışlardı? İsa bütün bu soruların yanıtını biliyordu. Zira artık bu saat onlarındı, karanlığın egemen olduğu saatti. Vakit ise Perşembe gününün gece yarısıydı.

Rab’bin, din adamları önündeki yargılanışı üç aşamalı olarak görülmektedir. İlkin O’nu Hanna’nın önüne çıkardılar. Sonra başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Son olarak da Yahudi Yüksek Kurulu olan Sanhedrin’in önünde durdurdular. Bu noktadan 65’inci ayete kadar gelişen olaylar Cuma günü saat 01.00 ile sabah saat 05.00 arasında meydana gelmiş olabilir.

I. Petrus, İsa’yı İnkâr Eder, Acı Bir Şekilde Ağlar (22:54-62)

22:54-57   İsa’yı tutuklayıp başkâhinin evine götürürlerken, Petrus onları uzaktan izliyordu. Avlunun içerisinde orta yerde ateş yakıp oturanların yanına gitti, onlarla birlikte oturarak ısınmaya çalıştı. Bu arada bir hizmetçi kız Petrus’u görünce onun İsa’nın izleyicilerinden birisi olduğunu söyledi. Petrus ise, acınacak bir halde İsa’yı tanıdığını inkâr etti.

22:58-62   Çok geçmeden bir kişi daha suçlayıcı parmağıyla Petrus’u göstererek onun Nasıralı İsa’nın izleyicilerinden biri olduğunu söyledi. Petrus bu suçlamayı yine inkâr etti. Yaklaşık bir saat sonra yine başka biri Petrus’un Celileli olduğunu ısrarla iddia etti. Petrus, diğerlerinde olduğu gibi İsa’yı tanıdığını inkâr ederek, bu adamın ne dediğini anlamadığını söyledi. Ama bu kez onun inkârı horozun ötüşüyle birlikte aniden kesilivermişti. Gecenin bu karanlık saatinde Rab arkasını dönüp Petrus’a baktığı zaman Petrus, İsa’nın kendisine, horoz ötmeden Kendisini tanıdığını üç kez inkâr edeceğini söylemiş olduğunu anımsadı. Tanrı Oğlu’nun bakışları, Petrus’u acı acı ağladığı dışarıdaki karanlığa götürdü.

İ. Askerler İnsanoğlu’yla Alay Ediyorlar (22:63-65)

22:63-65   İsa’yı göz altında tutan ve O’nunla alay eden adamlar Kudüs’teki tapınağın görevli muhafızlarıydılar. Tanrı’nın Kutsal evinin sözde koruyucusu olan bu adamlar şimdi İsa’yla alay ediyorlar ve O’nu dövüyorlardı. Gözlerini bağlayıp yüzüne vurdular ve Kendisine vuranın kim olduğunu söylemesini istediler. Onların yaptıkları bununla son bulmuyordu. Kendisine daha bir sürü küfür yağdırdılar. Günahkârların Kendisine yaptıkları bütün bu şeylere İsa sabırlı bir şekilde katlanış gösteriyor, dayanıyordu.

J. Sabahleyin Yahudi Yüksek Kurulu’nun Önündeki Yargılama (22:66-71)

22:66-69   Gün doğunca (saat 05.00 – 06.00) ihtiyarlar, İsa’yı Yüksek Kurul’un (Sanhedrin) önüne çıkardılar. Kurul’un üyeleri O’ndan kendisinin Mesih olup olmadığını açıkça söylemesini istediler. Mesih onların bu isteğini, bu konunun onlarla tartışmaya değmeyecek bir konu olduğunu söylercesine reddetti. Çünkü gerçeği her ne pahasına olursa olsun kabul etmeye açık ve hazır değildiler. Ancak önlerinde alçaltılmış bir şekilde duran bu Kişi’nin, bir gün kudretli Tanrı’nın sağında oturacağını (Mez.110.1) söyleyerek, onları bu konuda uyardı.

22:70-71   Sonra tümü birden O’na kendisinin Tanrı Oğlu olup olmadığını sordu. Bu soruyla ne demek istedikleri çok açıktı. Onlara göre Tanrı Oğlu demek, Tanrı’ya eşit olan Kişi demekti. İsa onların bu sorusunu inkâr etmedi; ama onları, “Söylediğiniz gibi, ben O’yum,” diyerek yanıtladı (bkz. Mar.14:62). İsa’nın bu yanıtı onlara yetmiş de artmıştı bile. Çünkü Kendisinin Tanrı’ya eşit olduğunu iddia ederek küfrettiğini kendi kulaklarıyla işitmişlerdi. Artık fazla tanıklığa ihtiyaç kalmamıştı. Ancak bir sorun vardı. Kendi şeriat yasaları uyarınca Tanrı’ya küfreden birinin öldürülmesi gerekiyordu. Ne var ki Yahudiler, Roma İmparatorluğu yönetimi altında olduklarından, kendilerinin suçluları ölüm cezasına çarptırma yetkisi bulunmuyordu. Bu nedenle İsa’yı Roma İmparatorluğu’nun Filistin valisi Pilatus’a götürdüler. Ama Pilatus küfür türünden dinsel bir suçlamayı göz önüne alacak kadar basit bir adam değildi. Bunu bildiklerinden, İsa’yı siyasal nedenler göstererek suçlamayı yeğlediler.

 

Kutsal Kitap

1 Fısıh* denilen Mayasız Ekmek Bayramı* yaklaşmıştı.
2 Başkâhinlerle din bilginleri İsa’yı ortadan kaldırmak için bir yol arıyor, ama halktan korkuyorlardı.
3 Şeytan, Onikiler’den* biri olup İskariot diye adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girdi.
4 Yahuda gitti, başkâhinler ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla İsa’yı nasıl ele verebileceğini görüştü.
5 Onlar buna sevindiler ve kendisine para vermeye razı oldular.
6 Bunu kabul eden Yahuda, kalabalığın olmadığı bir zamanda İsa’yı ele vermek için fırsat kollamaya başladı.
7 Fısıh* kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi.
8 İsa, Petrus’la Yuhanna’yı, “Gidin, Fısıh yemeğini yiyebilmemiz için hazırlık yapın” diyerek önden gönderdi.
9 O’na, “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.
10 İsa onlara, “Bakın” dedi, “Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin ve evin sahibine şöyle deyin: ‘Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor.’
11 (SEE 22:10)
12 Ev sahibi size üst katta, döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Orada hazırlık yapın.”
13 Onlar da gittiler, her şeyi İsa’nın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.
14 Yemek saati gelince İsa, elçileriyle birlikte sofraya oturdu ve onlara şöyle dedi: “Ben acı çekmeden önce bu Fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzulamıştım.
15 (SEE 22:14)
16 Size şunu söyleyeyim, Fısıh yemeğini, Tanrı’nın Egemenliği’nde yetkinliğe erişeceği zamana dek, bir daha yemeyeceğim.”
17 Sonra kâseyi alarak şükretti ve, “Bunu alın, aranızda paylaşın” dedi.
18 “Size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.”
19 Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın” dedi.
20 Aynı şekilde, yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.
21 Ama bana ihanet edecek kişinin eli şu anda benimkiyle birlikte sofradadır.
22 İnsanoğlu*, belirlenmiş olan yoldan gidiyor. Ama O’na ihanet eden adamın vay haline!”
23 Elçiler, aralarında bunu kimin yapabileceğini tartışmaya başladılar.
24 Ayrıca aralarında hangisinin en üstün sayılacağı konusunda bir çekişme oldu.
25 İsa onlara, “Ulusların kralları, kendi uluslarına egemen kesilirler. İleri gelenleri de kendilerine iyiliksever unvanını yakıştırırlar” dedi.
26 “Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun.
27 Hangisi daha büyük, sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Oysa ben aranızda hizmet eden biri gibi oldum.
28 Denendiğim zamanlar benimle birlikte dayanmış olanlar sizlersiniz.
29 Babam bana nasıl bir egemenlik verdiyse, ben de size bir egemenlik veriyorum.
30 Öyle ki, egemenliğimde benim soframda yiyip içesiniz ve tahtta oturarak İsrail’in on iki oymağını yargılayasınız.
31 “Simun, Simun, Şeytan sizleri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştır.
32 Ama ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir.”
33 Simun İsa’ya, “Ya Rab, ben seninle birlikte zindana da, ölüme de gitmeye hazırım” dedi.
34 İsa, “Sana şunu söyleyeyim, Petrus, bu gece horoz ötmeden beni tanıdığını üç kez inkâr edeceksin” dedi.
35 Sonra İsa onlara, “Ben sizi kesesiz, torbasız ve çarıksız gönderdiğim zaman, herhangi bir eksiğiniz oldu mu?” diye sordu. “Hiçbir eksiğimiz olmadı” dediler.
36 O da onlara, “Şimdi ise kesesi olan da, torbası olan da yanına alsın” dedi. “Kılıcı olmayan, abasını satıp bir kılıç alsın.
37 Size şunu söyleyeyim, yazılmış olan şu sözün yaşamımda yerine gelmesi gerekiyor: ‘O, suçlularla bir sayıldı.’ Gerçekten de benimle ilgili yazılmış olanlar yerine gelmektedir.”
38 “Ya Rab, işte burada iki kılıç var” dediler. O da onlara, “Yeter!” dedi.
39 İsa dışarı çıktı, her zamanki gibi Zeytin Dağı’na gitti. Öğrenciler de O’nun ardından gittiler.
40 Oraya varınca İsa onlara, “Dua edin ki ayartılmayasınız” dedi.
41 Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti: “Baba, senin isteğine uygunsa, bu kâseyi* benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.”
42 (SEE 22:41)
43 Gökten bir melek İsa’ya görünerek O’nu güçlendirdi.
44 Derin bir acı içinde olan İsa daha hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu.
45 İsa duadan kalkıp öğrencilerin yanına dönünce onları üzüntüden uyumuş buldu.
46 Onlara, “Niçin uyuyorsunuz?” dedi. “Kalkıp dua edin ki ayartılmayasınız.”
47 İsa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. Onikiler’den* biri, Yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. İsa’yı öpmek üzere yaklaşınca İsa, “Yahuda” dedi, “İnsanoğlu’na* bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?”
48 (SEE 22:47)
49 İsa’nın çevresindekiler olacakları anlayınca, “Ya Rab, kılıçla vuralım mı?” dediler.
50 İçlerinden biri başkâhinin kölesine vurarak sağ kulağını uçurdu.
51 Ama İsa, “Bırakın, yeter!” dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.
52 İsa, üzerine yürüyen başkâhinlere, tapınak koruyucularının komutanlarına ve ileri gelenlere şöyle dedi: “Niçin bir haydutmuşum gibi kılıç ve sopalarla geldiniz?
53 Her gün tapınakta sizinle birlikteydim, bana el sürmediniz. Ama bu saat sizindir, karanlığın egemen olduğu saattir.”
54 İsa’yı tutukladılar, alıp başkâhinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu.
55 Avlunun ortasında ateş yakıp çevresinde oturduklarında Petrus da gelip onlarla birlikte oturdu.
56 Bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrus’u gördü. Onu dikkatle süzerek, “Bu da O’nunla birlikteydi” dedi.
57 Ama Petrus, “Ben O’nu tanımıyorum, kadın!” diye inkâr etti.
58 Biraz sonra onu gören başka biri, “Sen de onlardansın” dedi. Petrus, “Değilim, arkadaş!” dedi.
59 Yaklaşık bir saat sonra yine bir başkası ısrarla, “Gerçekten bu da O’nunla birlikteydi” dedi. “Çünkü Celileli’dir.”
60 Petrus, “Sen ne diyorsun be adam, anlamıyorum!” dedi. Tam o anda, Petrus daha konuşurken horoz öttü.
61 Rab arkasına dönüp Petrus’a baktı. O zaman Petrus, Rab’bin kendisine, “Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.
62 (SEE 22:61)
63 İsa’yı göz altında tutan adamlar O’nunla alay ediyor, O’nu dövüyorlardı.
64 Gözlerini bağlayıp, “Peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?” diye soruyorlardı.
65 Kendisine daha bir sürü küfür yağdırdılar.
66 Gün doğunca halkın ileri gelenleri, başkâhinler ve din bilginleri toplandılar. İsa, bunlardan oluşan Yüksek Kurul’un* önüne çıkarıldı.
67 O’na, “Sen Mesih* isen, söyle bize” dediler. İsa onlara şöyle dedi: “Size söylesem, inanmazsınız.
68 Size soru sorsam, yanıt vermezsiniz.
69 Ne var ki, bundan böyle İnsanoğlu*, kudretli Tanrı’nın sağında oturacaktır.”
70 Onların hepsi, “Yani, sen Tanrı’nın Oğlu musun?” diye sordular. O da onlara, “Söylediğiniz gibi, ben O’yum” dedi.
71 “Artık tanıklığa ne ihtiyacımız var?” dediler. “İşte kendi ağzından duyduk!”

1.Leon Morris, The Gospel According to Luke, s.302-304.

2. Stewart, Life and Teaching, s.154.