Luka 8

8
Luka Bölüm 8

G. Bazı Kadınlar İsa’ya Hizmet Ediyor (8:1-3)

8:1-3   İncil kayıtlarında, Rabbimizin yaşamı ve hizmetleriyle ilgili olaylardan sadece küçük bir bölümünün anlatılmış olduğunu anımsamakta yarar vardır. Kutsal Ruh, bu kayıtlarda bulunmasını istediği bazı konuları belirlemiş, geri kalan birçoğunu ise atlamıştır. Bu ayetlerde İsa Mesih’in, öğrencileriyle birlikte Celile’de köy kent dolaşıp hizmet gördüğünü anlatan yalın sözlerle karşılaşıyoruz. İsa, Tanrı’nın Egemenliğiyle ilgili iyi haberi vaaz edip duyururken, Kendisi tarafından bereketlenen bazı kadınlar O’na muhtemelen yemek pişirme ve barınak sağlama konularında yardımcı oluyorlardı. Örneğin, bunların arasında Mecdelli Meryem vardı. Kimilerine göre bu kadın, Mecdel kasabasından gelme asalet unvanı olan bir kadındır. Bunu tam olarak bilmiyoruz. İncil kayıtlarında bu konuda herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Meryem, Rab İsa tarafından gerçekleştirilen büyük bir mucizeyle içindeki yedi kötü ruhtan kurtarılmış bir kadındı. Yine bu kadınların yanında, kocası Hirodes’in kâhyası olan Kuza’nın karısı Yoanna, Suzanna ve daha birçok kadın bulunmaktaydı. Bu imanlı kadınların Rabbimize yaptıkları hizmetler İncil kayıtlarında gözden kaçırılmamış, bunlara yer verilmiştir. Bu kadınlar ellerinde olanları İsa’yla paylaşırlarken, bu cömertlik ve misafirperverliklerinin gelecek kuşaklardaki inanlılar tarafından okunacağını nereden bilebilirlerdi ki?

Rabbimizin halka yönelik açık hizmetlerinin ana konusu, Tanrı’nın Egemenliği ile ilgili iyi haberdi. Tanrı’nın Egemenliği, Tanrı’nın krallığının tanındığı gözle görülen ya da görülmeyen alemdir. Matta bu terime “Göklerin Egemenliği” adını veriyorsa da, bu kavram da temel olarak aynı düşünceyi dile getirir. Buna göre bu kavramlar, “Yüce Olan’ın, insanların krallığı üzerinde egemenlik sürdüğü” (Dan.4:17) ya da “göklerin egemenlik sürdüğü” (Dan.4:26) anlamına gelir.

Yeni Antlaşma’da Tanrı’nın Egemenliğinin çeşitli aşamalarda olduğu gözlenir:

  1. İlkin, vaftizci Yahya Tanrı’nın Egemenliğinin yaklaştığını duyurdu (Mat.3:1,2).
  2. Tanrı’nın Egemenliği, daha sonra, Kral denen Kişinin içerisinde bulunuyordu. “Tanrı’nın Egemenliği aranızdadır” (Luk.17:21). İsa’nın duyurmuş olduğu egemenliğin iyi haberi buydu. O, Kendisini İsrail’in Kralı olarak öne sürdü (Luk.23:3).
  3. Bundan sonra Tanrı’nın Egemenliği İsrail ulusu tarafından reddedildi (Luk.19:14; Yu.19:15).
  4. Tanrı’nın Egemenliği bugün bir sır biçimindedir (Mat.13:11). Kral olan Mesih geçici olarak yeryüzünde egemenlik sürmüyorsa da, O’nun egemenliği, insanların yüreklerinde tanınmaktadır. Bir anlamda bugün egemenlik, gerçek bir şekilde yeniden doğmadıkları halde Tanrı’nın yönetimini kabul ettiklerini söyleyenleri de kapsamı içerisine almaktadır. Dıştan kabul etmiş gözükenler, konusu İncil’de ekinci ile tohum (Luk.8:4-15); buğday ile deliceler (Mat.13:24-30); ve ağa takılan balık (Mat.13:47-50) benzetmelerinde görülmektedir. Ama daha derin ve daha gerçek anlamda Tanrı’nın Egemenliği, sadece “yeniden doğanlardan” (Yu.3:3) ya da “dönenlerden” (Mat.18:3) oluşmaktadır. Bu da egemenliğin ruhsal (iç) yönüdür (bkz. Mat.3:1-2’deki çizelge).
  5. Tanrı’nın Egemenliği bir gün burada, yeryüzünde resmen kurulacak ve kralların Kralı ve efendilerin Efendisi olan Rab İsa Mesih bin yıl süreyle egemenlik sürecektir (Esi.11:15; 19:16; 20:4).
  6. Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in sonsuz krallığı diye bilinen olgunun almış olacağı son durum (2Pe.1:11). Bu egemenlik sonsuzlukta var olacak olan egemenliktir.

Ğ- Ekinci Benzetmesi (8:4-15)

8:4-8   Ekinci benzetmesi, egemenliğin bugünkü durumunu tanımlar. Tanrı’nın Egemenliğinin, bunu kabul ettiklerini söyleyenlerle, bunu gerçekten kabul etmiş olanlardan oluştuğunu öğretir. Tanrı Sözü’nü nasıl işittiğimiz konusunda bize yapılan çetin uyarının temelini oluşturur. Kutsal Yazıların vaaz edilişini ya da öğretilişini işitmek, öyle basit ve hafif bir şey değildir. Bu sözleri ilk defa duyanlar, hiç duymayanlar karşısında daha çok sorumlu tutulurlar. Duymuş oldukları sözleri öbür kulağından dışarı atacak ya da bunlara itaat etmenin gereksiz olduğunu düşünecek olurlarsa, o zaman böyle yapmakla kendi fermanlarını kendileri yazmış olurlar. Ama işitip itaat edecek olurlarsa, o zaman kendilerini, Tanrı’dan daha çok ışık alabilecekleri bir duruma getirmiş olurlar. Burada büyük bir kalabalığa anlatılan bu benzetme, daha sonra öğrencilere açıklanıyor.

Benzetmede bir ekinci, ekincinin tohumları ve tohumların atıldığı dört değişik tip toprak ve dört değişik sonuç anlatılmaktadır.

Toprak Tipi Sonuç
1. Yol kenarı Ayak altında çiğnenip göğün kuşlarına yem olmuş.
2. Kayalık yer Susuzluktan kuruyup gitmiş.
3. Dikenli yer Dikenler tohumla birlikte yeşererek onu boğmuş.
4. İyi toprak Büyüyünce yüz kat ürün vermiş.

Rab, benzetmeyi şu sözlerle tamamladı: “İşitecek kulağı olan işitsin!” Diğer bir deyişle, eğer Tanrı’nın Sözü’nü duymuşsanız, bu Söz’e ne tür bir karşılık vereceğiniz konusunda çok dikkatli olun. Tohumun çok ürün verebilmesi için iyi toprağa düşmesi gerekmektedir.

8:9-10   Öğrencileri bu benzetmenin ne anlama geldiğini sordukları zaman, Rab İsa, Tanrı Egemenliğinin sırlarının herkes tarafından anlaşılamayacağını söyledi. Öğrenciler güvenip itaat etme konusunda istekli oldukları için, onlara Mesih’in öğretişlerini anlama yeteneği verilecekti. Ama İsa, Kendisini gerçekte sevmeyenler hiçbir şey anlamasınlar; gördükleri halde görmesinler ve duydukları halde anlamasınlar diye birçok gerçeği benzetmeler halinde anlatıyordu. Onlar bir anlamda görüp duyabiliyorlardı. Örneğin İsa’nın bir ekinci ile tohum hakkında konuştuğunu biliyorlardı, ama benzetmenin altında yatan dersleri anlayamıyorlardı. Kendi kalplerinin sert, pişmanlıktan uzak ve dikenli olduğunu fark etmiyorlar, bu nedenle de duymuş oldukları bu sözlerden hiçbir bereket alamıyorlardı.

8:11-15   Rab bu benzetmeyi sadece öğrencilere açıkladı. Onlar kendilerine verilen diğer öğretişleri zaten kabul ettiklerinden, onlara şimdi daha fazlası verilecekti. İsa, tohumun Tanrı’nın Sözü, yani Tanrı’nın gerçeği, Kendi öğretişi olduğunu açıkladı.

Yol kenarındakiler sözü işitmesine işitirler, ama çok yüzeysel ve yapmacık bir ilgiyle işitirler. İşittikleri sözler yaşamlarının sadece dış yüzeyinde kalır. Bu nedenle İblis (havadaki kuşlar) kolayca gelebilir ve işitilen bu sözleri, inanıp kurtulmasınlar diye alıp götürür.

Kayalık yerdekiler de Söz’ü işitirler, ama Söz’ün kendi içlerinde işlemesine izin vermezler. Tövbe etmedikleri için tohum susuz kalır, büyümesi için teşvik edilmez; bu nedenle de kuruyup yok olurlar. Bunlar belki başta imanı sevinçle kabul ettiklerini dahi söylemişlerdir; ama bu söyledikleri yaşamlarında hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Yaşam varmış gibi görünseler de, hiçbir kök salmamışlardır. Denenmeler ve sıkıntılar geldiği zaman iman tanıklığını bırakıp Mesih’i hiç tanımadıklarını söylerler.

Dikenli yerdekiler de Söz’ü büyük bir sevinçle kabul edip, belli bir zaman devam eden, ancak bir süre sonra geri dönerek gerçek imanlı olmadıklarını kanıtlayan kimselerdir. Yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri ön plana çıkar. Böylece Tanrı Söz’ü onların arasında boğulup yok olur gider.

İyi toprakta bulunup Söz’ü işitenler, yürekleri sağlam ve iyi olan gerçek Mesih inanlılarını simgeler. Bunlar Söz’ü sadece kabul etmekle kalmaz, Söz’ün, yaşamlarına biçim vermesine de fırsat tanırlar. Bunlar öğrenmeye hazır, söz dinler, gerçek iman karakterini geliştiren ve Tanrı için ürün getiren inanlılardır.

Darby bu bölümde öğretilmek istenen dersi şu sözlerle özetliyor:

Eğer işitmeyle, bir şeyi elde etmiş ve bunu elde ettiğim için sadece sevinmeyip, kendi malım gibi bütünüyle sahip olmuşsam, o zaman bu şey canımın bir parçası olur; ve ben gider, bunlardan birçoğunu getiririm. Çünkü gerçek, canımın bir parçası olmuşsa, o zaman birçok gerçeği daha gidip getirecek kapasite ve bunları yerleştirecek yer var demektir. 1

H. İşitenlerin Taşıdığı Sorumluluk (8:16-18)

8:16   İlk bakışta bu kesim ile bundan önce anlatılanlar arasında fazla bir bağlantı yokmuş gibi görünüyor. Ama aslında bu ayetlerde sürekli bir düşünce akımı bulunmaktadır. Kurtarıcı, öğrencilerinin Kendisinin öğrettiklerini ne şekilde değerlendirmeleri gerektiği üzerinde durmaktadır. Rab burada Kendisini kandil yakan, bunu bir kapla ya da yatağın altına koyarak gizlemeyen, herkesin bu ışığı görebilmesi için ışığı kandilliğe yerleştiren bir adama benzetiyor. Tanrı’nın Egemenliğiyle ilgili ilkeleri öğrencilere öğretmekle İsa lambayı yakıyordu. Onlar bu ışığı ne yapmalıdırlar?

Önce bunu herhangi bir kapla örtmemelidirler. Matta 5:5; Markos 4:21 ve Luka 11:33’te kaptan bir tahıl ölçeği olarak söz edilmektedir. Elbette bu, tarım ürünlerini ölçerken kullanılan birimlerden biriydi. Bu nedenle lambayı tahıl ölçeğinin altında saklamak, kişinin tanıklığını karartmasını ya da dünyasal işlerin çokluğu nedeniyle bu tanıklığının hiç görünmemesi olarak tanımlanabilir. Bu nedenle lambayı ölçeğin üstüne koymak daha iyi olur. Yani, Mesih İnancını, iman yaşamını herkesin gözü önünde yaşayın. Her ne iş yapıyorsanız, bu işinizi Müjde’yi duyurabileceğiniz bir kürsü olarak değerlendirin.

İkinci olarak, öğrenciler lambayı yatağın altına saklamamalıdırlar. Yatak, çoğu zaman akla rahatlığı, dinlenmeyi, tembelliği ve gönül eğlendirmeyi getirir. Bütün bu şeyler, ışığın parlamasını nasıl da engeller! İsa’nın bir öğrencisiysen, ışığı şamdana yerleştir. Yani gerçeği, herkesin kolayca görebileceği bir şekilde yaşa ve duyur!

8:17   Bu ayete göre Kurtuluş haberinin, çeşitli dünyasal meşguliyetlerimiz ya da tembelliğimiz yüzünden örtülmesine yol açıyorsak, o zaman bizim hatamız ve ihmalimiz de açıkça gözler önüne serilecektir. Gizlenen gerçek açığa, bunun bir sır olarak saklanmış olduğu da aydınlığa çıkarılacaktır.

8:18   Bu nedenle nasıl dinlediğimize çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Eğer gerçeği başkalarına anlatma konusunda sadakat gösterirsek, o zaman Tanrı bize yeni ve daha derin gerçeklerini açıklayacaktır. Öte yandan bunun tam tersini yapacak olursak, yani Kurtuluş haberini ve Tanrı’yla ilgili diğer gerçekleri başkalarına anlatma konusunda isteksizsek, o zaman Tanrı, elimizde bulunduğunu sandığımız gerçekleri dahi elimizden alacaktır. Kullanmadığımız şeyi elimizde tutamayız. G. H. Long şu yorumda bulunuyor:

Öğrenciler anlamaya istekli, iman edip itaat etmeye hazır bir düşünceyle dinliyorlardı. Diğerleri ise ya yaşamlarından bezmiş bir şekilde, ya meraklarını gidermek için ya da çetin bir muhalefet oluşturabilmek umuduyla dinliyorlardı. Öğrencilere öğrenmeleri için daha yeni bilgiler verilirken, diğerleri kendilerinde bulunduğunu sandıkları bilgilerden de yoksun kalacaklardı. 2

Eğer elimizde tutmak istiyorsak,
Yukarıdan gelen iyi şeyleri;
O zaman hep diğerleriyle paylaşmalıyız
Bütün bu elimizdekileri.
Eğer vermezsek, elimizde de kalmayacak.
İşte böyledir sevgi yasası; Kim anlayacak?
—R. C. Trench (serbest çeviri).

I. İsa’nın Gerçek Annesi ile Gerçek Kardeşleri (8:19-21)

8:19-21   Konuşmasının bu noktasına vardığında İsa’ya, annesiyle kardeşlerinin kendisini görmek için dışarıda beklediklerini söylediler. Çünkü kalabalıktan ötürü O’na yaklaşamadılar. İsa buna yanıt olarak, kendisiyle olan gerçek bir bağın, doğal bağlara ya da herhangi bir sülaleye bağlı olmaya değil; Tanrı’nın sözünü duyarak uygulamaya bağlı olduğunu söyledi. İsa, Tanrı’nın Söz’ü karşısında titreyen, bu Söz’ü alçakgönüllülükle kabul eden ve tam olarak bu Söz’e itaat eden herkesi kendi ruhsal ailesinin bir üyesi olarak görmektedir. İsa’nın bedensel ailesi, buradaki olayda kalabalık yüzünden İsa’ya yaklaşamamıştı. Oysa O’nun ruhsal ailesi olan bizleri, hiçbir kalabalık O’na yaklaşmaktan alıkoyamaz!

İ. İnsanoğlu Fırtınayı Durduruyor (8:22-25)

8:22   Bu bölümün geri kalan kısımlarında İsa’yı, olaylar, cinler, hastalıklar ve hatta ölüm üzerindeki yetkisini kullanırken görmekteyiz. Bütün bunlar O’nun Sözü’ne itaat ettiği halde, her nedense insan itaat etmiyor.

Celile denizinde fırtınalar bir anda çıkıverdiğinden, böyle bir durumda açık sularda kayık içerisinde bulunmak oldukça tehlikeli olabilmektedir. Bununla birlikte bu olayda ortaya çıkan fırtına, dünyanın Kurtarıcısı olacak Kişi’yi, bu işi daha başarmadan yok edebilmek amacıyla Şeytan tarafından gönderilmiş de olabilir.

8:23   Fırtına çıktığı zaman İsa uyuyordu. İsa’nın uyuması, O’nun gerçek insan yönünü kanıtlayan unsurlardan birini oluşturur. İsa konuştuğu zaman fırtına uykuya daldı. Fırtınanın durması da, İsa’nın mutlak Tanrılığını kanıtlayan unsurlardan biridir.

8:24   Öğrenciler, kendi canlarının derdine düşmüş olduklarını göstererek Kurtarıcı’yı uykusundan uyandırdılar. İsa Kendisine olan büyük bir güvenle rüzgârı ve dalgaları azarladı ve her taraf bir anda sütliman oldu. İsa Celile denizine o gün ne yaptıysa, bugün de yaşamları sıkıntı ve dertlerle kabarmış bulunan insanlara aynı şeyi yapabilir.

8:25   İsa öğrencilerine, “Nerede imanınız?” diye sordu. Onların hiçbir endişeye kapılmamaları gerekiyordu. O’nu uyandırmalarına gerek yoktu. “Okyanusların, yeryüzünün ve gökyüzünün Ustası’nın içinde yattığı kayığı hangi şaşkın sular yutabilirdi ki?” Kayıkta İsa Mesih ile bulunmak, kesin bir güvenlik ve esenlik içinde olmak demektir.

Öğrenciler, Efendilerinin gücünün nerelere kadar ulaşabileceğini tam olarak kavrayamamışlardı. Onların İsa’yla ilgili anlayışları yarım ve eksikti. Fırtına ve dalgaların İsa’ya itaat etmesi öğrencileri  şaşkınlık içinde bıraktı. Öğrenciler bizden farklı değildiler. Bizler de yaşamın korkunç fırtınaları karşısında korkuya ve umutsuzluğa kapılıyoruz. Sonra Rab yardımımıza koşup bizi kurtarınca da, O’nun gücü karşısında şaşkınlıktan ağzımız açık kalıyor. Ve o zaman kendi kendimize, “Keşke O’na daha çok güvenseydik!” diyoruz.

J. Gerasa Bölgesindeki Cinlinin İyileştirilmesi (8:26-39)

8:26-27   İsa ile öğrencileri kıyıya vardıklarında, kendilerini Gerasa 3 bölgesinde buldular. Karaya çıktıkları zaman cinlere tutsak bir adamla karşılaştılar. Markos ile Luka bu olayda cine tutsak tek kişi olduğundan söz ederken, Matta iki kişi olduklarını söylemektedir. Tutarsızlık gibi görünen bu anlatım farklılığı, bu ikisinin birbirinden ayrı zamanlarda gerçekleşmiş olaylar olabileceğini, ya da yazarlardan birinin olayla ilgili çok daha ayrıntılı bilgiler vermiş olabileceğini gösteriyor. Cine tutsak adamın durumunda şu özellikler göze çarpıyor: Adam uzun zamandan beri giysi giymiyor, insanlardan uzakta, mezarlık mağaralarda yaşıyordu.

8:28-29   Adam, İsa’yı görünce, O’na yalvararak kendisini yalnız bırakmasını istedi. Tabii bu zavallı adamın içinde konuşan güç, kötü ruhun kendisiydi.

Cine tutulmak gerçek bir olaydır. Bazılarının sandığı gibi bunlar sıradan, basit psikolojik etki ya da baskı değillerdir. Kötü ruhlar, insanın içine yerleşen, düşünce, konuşma ve davranışlarını denetimleri altına alan doğaüstü varlıklardır. Bu olayda gördüğümüz kötü ruhlar, adamın aşırı derecede şiddete başvurmasına neden oluyorlardı. Bu şiddet öylesine aşırı oluyordu ki, böyle bir anda kendisini dizginlemek için bağlanan zincirleri dahi parçalıyor ve cinlerin etkisiyle ıssız yerlere sürülüyordu. Bu tek kişinin içerisinde 2000 başlık domuz sürüsünü mahvetmeye yetecek sayıda cin bulunduğunu hatırlayacak olursak (Mar. 5:13), zincirleri parçalayıp dağıtması bizi hiç şaşırtmamalıdır.

8:30-31   Adamın adı Lejyon’du. Müjde’de bu sözcük Tümen olarak çevrilmiştir. Çünkü bir tümen kalabalığındaki cinler, adamın içerisine yerleşmişlerdi. Bu cinler, İsa’nın Yüce Tanrı’nın Oğlu olduğunu anlamışlardı. Sonlarının yaklaştığının farkına vardıklarından, İsa’nın bu işi hiç geciktirmeden yerine getireceğini biliyorlardı. Bu nedenle dipsiz derinliklere gitmelerini buyurmasın diye İsa’ya yalvarmaya başladılar.

8:32-33   Cinler adamın içinden dışarıya kovulduktan sonra, orada dağın yamacında otlamakta olan domuzların içine gönderilmelerini istediler. Onlara bu izin verildi. Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler. Sonuçta bu domuz sürüsü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atladı ve hepsi birer birer boğuldu. Bugün bazı kimseler Rab İsa’yı başka birine ait olan şeyleri mahvetmekle suçlamaktadır. Ancak burada şu unutulmamalıdır: Eğer domuz güdücüleri Yahudiyse, o zaman bu kimseler bu pis işi yapmakla zaten Şeriat yasalarını açık bir biçimde çiğnemiş oluyorlardı. Domuz güdücülerinin Yahudi ya da diğer uluslardan gelip gelmemeleri burada önemli değildir. Önemli olan şey şudur: Bu adamların, bir kişi dahi olsa, insana iki bin domuza verdikleri değerden çok daha büyük bir değer vermeleri gerekirdi.

8:34-39   Bu olayla ilgili haberler çevreye bir anda yayılmaya başladı. Büyük kalabalıklar İsa’yı görmek için bir araya toplanınca, cinlerden kurtulmuş olan adamın giyinmiş ve aklı başına gelmiş olduğunu gördüler. Olayı görenler, cinlere tutsak olan adamın nasıl kurtulduğunu halka anlattılar. O zaman Gerasalılar çok korktular ve hemen İsa’nın, yanlarından ayrılmasını istediler. Bu insanlar domuzlarını, kendi canlarından ve Kurtarıcı’dan daha çok seviyorlardı. Darby bu olayla ilgili şu gözlemlerde bulunuyor:

Dünyadakiler, kendi rahatlarını arzulayarak, İsa’nın yanlarından ayrılmasını rica ediyorlar. Çünkü Tanrı’nın huzuru ve gücü onları rahatsız ederken, bir tümen kalabalığındaki cinlerin etkisi altında kendilerini rahat hissediyorlar. İsa çekilip gidiyor. İyileştirilen adam İsa’nın yanında bulunmak istiyor. Ama İsa onu, yaşamış olduğu Tanrı lütfuna ve gücüne tanıklık yapsın diye geri gönderiyor. 4

Bundan sonra İsa Dekapolis’i ziyaret etti. Orada halk İsa’yı büyük bir sevinçle karşıladı (Mar.7:31-37). Onların bu sevgi gösterisi, cinlerden kurtarılan bu adamın güvenilir tanıklığının bir sonucu olamaz mı?

K. Hastanın İyileştirilmesi, Ölü Kızın Diriltilmesi (8:40-56)

8:40-42   İsa Celile denizinin karşı kıyısına geri döndü. Orada kendisini başka bir kalabalık sevinçle karşıladı. Havra yöneticisi olan Yair adlı bir adam İsa’yı özellikle görmek istiyordu; çünkü on iki yaşındaki kızı ölmek üzereydi. İsa’yı görür görmez hemen ayaklarına kapandı ve hemen kendisiyle gelmesi için O’na yalvardı. Ama kalabalıkların çokluğu O’nu sıkıştırarak ilerlemesine engel oluyordu.

8:43   Bu kalabalığın arasında on iki yıldır kanaması olan çekingen, ama aynı zamanda çaresiz bir kadın bulunuyordu. Doktor Luka, bu kadının varını yoğunu hekimlere harcamış olduğunu; ancak bütün bu tedavilerden hiçbir yarar görmediğini söylüyor (Markos bu anlatıma, kadının bunca hekime gitmesine rağmen daha da kötüleşmiş olduğunu ekliyor).

8:44-45   Kadın, İsa’da şifa verme gücünün bulunduğunu hissettiğinden, kalabalığın arasında yavaş yavaş ilerleyerek İsa’nın bulunduğu yere yaklaştı. Hemen İsa’nın arkasında eğilip Yahudi giysilerinin kenarında bulunan püsküle, ya da eteğe dokundu (Yahudi giysileriyle ilgili olarak Say.15:38-39 ve Tes.22:12’ye bakabilirsiniz). O anda kadının kanaması kesildi. İyileşmişti. Bir an önce oradan sıvışıp kaçmayı tasarlıyordu. Ama onun bu tasarısı İsa’nın şu sorusuyla hemen engellendi: “Bana kim dokundu?” Petrus ile diğer öğrenciler bunun saçma bir soru olduğunu düşündüler; çünkü kalabalık İsa’yı her yandan sarmış, sıkıştırıyordu. Birçokları O’na dokunuyor, itiyor ya da sıkıştırıyordu.

8:46   Ama İsa bu dokunmanın diğerlerinin dokunmasından çok farklı olduğunu fark etmişti. Bir inanlının dediği gibi, “Beden sırf kalabalık yapar; oysa iman dokunur.” İsa kendisine imanın dokunmuş olduğunu biliyordu; çünkü içinden (kadını iyileştiren) bir gücün akıp gittiğini hissetmişti. Bu, İsa’nın bir önceki gücünden biraz daha güçsüz kaldığı anlamında değil; iyileştirme işinin kendisine bir şeylere mal olduğu anlamındadır. Yani harcanan, kullanılan, işe dönüşen güç vardı ortada.

8:47-48   Yaptığını gizleyemeyeceğini anlayan kadın titreyerek geldi, İsanın ayaklarına kapandı ve herkese, O’na neden dokunduğunu ve o anda nasıl iyileştiğini anlattı. Kadının halkın önünde yaptığı bu tanıklık, imanının İsa tarafından övülmesiyle ve kendisine verilen esenlik vaadiyle ödüllendirildi. İsa kendisine imanla dokunanları daima fark eder ve onları daima bereketler. O’na herkesin önünde tanıklık edenlerin Kurtuluş güvenceleri güçlendirilecektir.

8:49   Kanaması bulunan kadının iyileştirilmesi olayı uzun sürmemişti; ama yine de, birilerinin Yair’e gelip kızının ölmüş olduğunu, bu nedenle de Öğretmen’in yardımına artık bir ihtiyaçları kalmadığını söylemesine yetecek kadar zaman almıştı. İsa’ya hastaları iyileştirebileceği konusunda imanları vardı; ama bir ölüyü diriltebileceği konusunda hiç imanları yoktu.

8:50   Ancak, İsa bu kadar kolay bir şekilde vazgeçecek değildi. Teselli, cesaret ve vaat dolu sözlerle cevap vererek Yair’e şöyle dedi: “Korkma, sadece iman et, kızın kurtulacak.”

8:51-53   İsa eve varır varmaz, kızın anne ve babasıyla birlikte Petrus, Yuhanna ve Yakup’u da yanına alarak kızın yattığı odaya girdi. Herkes ümitsizlik ve çaresizlikten dolayı ağlarken, onlara susmalarını; çünkü kızın ölmeyip sadece uyuduğunu söyledi. Onlar ise İsa’yla alay etmeye başladılar. Zira kızın ölmüş olduğundan yüzde yüz emindiler.

Acaba kız gerçekten ölmüş müydü? Yoksa komada olduğu gibi sadece derin bir uykuda mıydı? Yorumcuların büyük çoğunluğu kızın ölü olduğu görüşünde birleşiyorlar. Bunlar İsa’nın, Lazar’dan söz ederken, ölü olduğu anlamında uyuyor dediğini ileri sürmektedirler. Sir Robert Anderson adlı bir yorumcu kızın aslında gerçekten ölmediği görüşündedir. 5 Bu yöndeki görüşlerini şu şekilde açıklar:

  1. İsa, “kızın iyi olacağını” (İncil - KM) söylemişti. İsa’nın burada kullanmış olduğu sözcük, bu bölümün 48’inci ayetinde de kullanmış olduğu, ancak bir diriliş ilişkisinde değil de sadece şifa ilişkisinde kullanmış olduğu sözcükle aynıdır. Bu sözcük Yeni Antlaşma’da ölülerin diriltilişi ilişkisinde hiçbir zaman kullanılmamıştır.
  2. İsa, Lazar olayında uyumayla ilişkili farklı bir sözcük kullanmıştır.
  3. İnsanlar kızın öldüğünü düşünüyordu; ama İsa kızın gerçekten de uyumakta olduğunu bile bile, onu ölümden diriltiyormuş gibi davranarak, insanların saygınlığını kazanamazdı.

Anderson, konunun sadece kime inanıp inanmamayı istediğinize bağlı olduğunu söylüyor. İsa kızın sadece uyuduğunu söylemişti. Diğerleri ise onun çoktan ölmüş olduğunu bildiklerini düşünüyorlardı.

8:54-56   İsa ona, “kızım, kalk!” diye seslendi. O da hemen ayağa kalktı. İsa kızı anne ve babasına kavuşturduktan sonra onları da mucizeyi başkalarına anlatmamaları için uyardı. O, halkın geçici heyecan ve boş merak konusu olmayı ya da ün kazanmayı kesinlikle düşünmüyordu.

Böylece İsa’nın halka yönelik hizmetinin ikinci yılı bitmiş bulunuyor. 9. bölüm, Onikiler’in gönderilişi konusuyla başlayarak İsa’nın üçüncü hizmet yılını anlatmaktadır.

 

Kutsal Kitap

1 Bundan kısa bir süre sonra İsa on iki öğrencisiyle birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrı’nın Egemenliği’ni duyurup müjdeliyordu.
2 Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodes’in* kâhyası Kuza’nın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçokları İsa’yla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.
3 (SEE 8:2)
4 Büyük bir kalabalığın toplandığı, insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada İsa şu benzetmeyi anlattı: “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu.
5 (SEE 8:4)
6 Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti.
7 Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu.
8 Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi.” Bunları söyledikten sonra, “İşitecek kulağı olan işitsin!” diye seslendi.
9 İsa, bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, “Tanrı Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi” dedi. “Ama başkalarına benzetmelerle sesleniyorum. Öyle ki, ‘Gördükleri halde görmesinler, Duydukları halde anlamasınlar.’
10 (SEE 8:9)
11 “Benzetmenin anlamı şudur: Tohum Tanrı’nın sözüdür.
12 Yol kenarındakiler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alır götürür.
13 Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler.
14 Dikenler arasına düşenler, sözü işiten ama zamanla yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir.
15 İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler.”
16 “Hiç kimse kandil yakıp bunu bir kapla örtmez, ya da yatağın altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar.
17 Çünkü açığa çıkarılmayacak gizli hiçbir şey yok; bilinmeyecek, aydınlığa çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur.
18 Bunun için, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, kendisinde var sandığı bile elinden alınacak.”
19 İsa’nın annesiyle kardeşleri O’na geldiler, ama kalabalıktan ötürü kendisine yaklaşamadılar.
20 İsa’ya, “Annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seni görmek istiyorlar” diye haber verildi.
21 İsa haberi getirenlere şöyle karşılık verdi: “Annemle kardeşlerim, Tanrı’nın sözünü duyup yerine getirenlerdir.”
22 Bir gün İsa öğrencileriyle birlikte bir tekneye binerek onlara, “Gölün karşı yakasına geçelim” dedi. Böylece kıyıdan açıldılar.
23 Teknede giderlerken İsa uykuya daldı. O sırada gölde fırtına koptu. Tekne su almaya başlayınca tehlikeli bir duruma düştüler.
24 Gidip İsa’yı uyandırarak, “Efendimiz, Efendimiz, öleceğiz!” dediler. İsa kalkıp rüzgarı ve kabaran dalgaları azarladı. Fırtına dindi ve ortalık sütliman oldu.
25 İsa öğrencilerine, “Nerede imanınız?” dedi. Onlar korku ve şaşkınlık içindeydiler. Birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgara, suya bile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor!” dediler.
26 Celile’nin karşısında bulunan Gerasalılar’ın memleketine vardılar.
27 İsa karaya çıkınca kentten bir adam O’nu karşıladı. Cinli ve uzun zamandan beri giysi giymeyen bu adam evde değil, mezarlık mağaralarda yaşıyordu.
28 Adam İsa’yı görünce çığlık atıp önünde yere kapandı. Yüksek sesle, “Ey İsa, yüce Tanrı’nın Oğlu, benden ne istiyorsun?” dedi. “Sana yalvarırım, bana işkence etme!”
29 Çünkü İsa, kötü ruha adamın içinden çıkmasını buyurmuştu. Kötü ruh adamı sık sık etkisi altına alıyordu. Adam zincir ve kösteklerle bağlanıp başına nöbetçi konulduğu halde bağlarını paralıyor ve cin tarafından ıssız yerlere sürülüyordu.
30 İsa ona, “Adın ne?” diye sordu. O da, “Tümen*” diye yanıtladı. Çünkü onun içine bir sürü cin girmişti.
31 Cinler, dipsiz derinliklere gitmelerini buyurmasın diye İsa’ya yalvarıp durdular.
32 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Cinler, domuzların içine girmelerine izin vermesi için İsa’ya yalvardılar. O da onlara izin verdi.
33 Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler. Sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.
34 Domuzları güdenler olup biteni görünce kaçtılar, kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar.
35 Bunun üzerine halk olup biteni görmeye çıktı. İsa’nın yanına geldikleri zaman, cinlerden kurtulan adamı giyinmiş ve aklı başına gelmiş olarak İsa’nın ayakları dibinde oturmuş buldular ve korktular.
36 Olayı görenler, cinli adamın nasıl kurtulduğunu halka anlattılar.
37 O zaman Gerasa yöresinden gelen bütün kalabalık büyük bir korkuya kapılarak İsa’nın yanlarından ayrılmasını rica ettiler. O da geri dönmek üzere tekneye bindi.
38 Cinlerden kurtulan adam İsa’nın yanında kalmak için O’na yalvardı. Ama İsa, “Evine dön, Tanrı’nın senin için neler yaptığını anlat” diyerek onu salıverdi. Adam da gitti, İsa’nın kendisi için neler yaptığını bütün kentte duyurdu.
39 (SEE 8:38)
40 Karşı yakaya dönen İsa’yı halk karşıladı. Çünkü herkes O’nu bekliyordu.
41 O sırada, havra yöneticisi olan Yair adında bir adam gelip İsa’nın ayaklarına kapandı, evine gelmesi için yalvardı.
42 Çünkü on iki yaşlarındaki biricik kızı ölmek üzereydi. İsa oraya giderken kalabalık O’nu her yandan sıkıştırıyordu.
43 On iki yıldır kanaması olan bir kadın da oradaydı. Varını yoğunu hekimlere harcamıştı; ama hiçbiri onu iyileştirememişti.
44 İsa’nın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu ve o anda kanaması kesildi.
45 İsa, “Bana kim dokundu?” dedi. Herkes inkâr ederken Petrus, “Efendimiz, kalabalık seni çepeçevre sarmış sıkıştırıyor” dedi.
46 Ama İsa, “Birisi bana dokundu” dedi. “İçimden bir gücün akıp gittiğini hissettim.”
47 Yaptığını gizleyemeyeceğini anlayan kadın titreyerek geldi, İsa’nın ayaklarına kapandı. Bütün halkın önünde, O’na neden dokunduğunu ve o anda nasıl iyileştiğini anlattı.
48 İsa ona, “Kızım” dedi, “İmanın seni kurtardı. Esenlikle git.”
49 İsa daha konuşurken havra yöneticisinin evinden biri geldi. Yöneticiye, “Kızın öldü” dedi, “Artık öğretmeni rahatsız etme.”
50 İsa bunu duyunca havra yöneticisine şöyle dedi: “Korkma, yalnız iman et, kızın kurtulacak.”
51 İsa adamın evine gelince Petrus, Yuhanna, Yakup ve kızın annesi babası dışında hiç kimsenin kendisiyle birlikte içeri girmesine izin vermedi.
52 Herkes kız için ağlıyor, dövünüyordu. İsa, “Ağlamayın” dedi, “Kız ölmedi, uyuyor.”
53 Kızın öldüğünü bildikleri için İsa’yla alay ettiler.
54 O ise kızın elini tutarak, “Kızım, kalk!” diye seslendi.
55 Ruhu yeniden bedenine dönen kız hemen ayağa kalktı. İsa, kıza yemek verilmesini buyurdu.
56 Kızın annesiyle babası şaşkınlık içindeydi. İsa, olanları hiç kimseye anlatmamaları için onları uyardı.

1. J. N. Darby, The Gospel of Luke, s.61.

2. G. H. Lang, The Parabolic Teaching of the Scripture, s.60.

3. NU metni bunu burada ve 37. ayette Gerasalılar diye belirtir.

4. Darby, Synopsis, III:340

5. Sir Robert Anderson, Misunderstood Texts of the New Testament, s.51.