Markos 12

12
Markos Bölüm 12

 

E. Bağ Kiracıları Benzetmesi (12:1-12)

12:1   Rab İsa, onların sorusuna yanıt vermeyi reddetmiş olmakla birlikte, Yahudi yetkililerle uğraşmayı bitirmemişti. Tanrı’nın Oğlu’nu reddettikleri için onları iğneli sözlerle suçlayan benzetmeler anlattı. Bağ diken adam Tanrı’ydı. Bağ, İsraillilerin o zaman oturduğu ayrıcalıklı yerdi. Çit, İsraillileri diğer uluslardan ayıran ve onları ayrı bir halk olarak Rab için koruyan Musa’nın Yasasıydı. Bağcılar, Ferisiler, din bilginleri ve ihtiyarlar gibi dinî liderlerdi.

12:2-5   Tanrı İsrail halkından, arkadaşlık, kutsallık ve sevgi arayarak tekrar tekrar hizmetçilerini ve peygamberlerini gönderdi. Ama halk peygamberlere eziyet etti, hatta bazılarını da öldürdü.

12:6-8   Sonunda Tanrı sevgili Oğlu’nu gönderdi. O’nu muhakkak sayacaklardı. Ama saymadılar. O’na tuzak kurdular ve sonunda da öldürdüler. Böylece, Rab kendi ölümünü önceden bildirdi ve katillerini açığa çıkardı.

12:9   Tanrı bu kötü adamlarla ne yapacaktı? Onları yok edip ayrıcalıklı yerlerini başkalarına verecekti. Buradaki başkaları diğer uluslara ya da son günlerde tövbe etmiş İsraillilere işaret edebilir.

12:10-11   Bütün bunlar Eski Antlaşma’daki peygamberliklerin yerine gelmesiydi. Örneğin, Mezmur 118:22-23’üncü ayetlerde Mesih’in Yahudi liderler tarafından yapı planlarında reddedileceği önceden bildirilmişti. Bu Taş için hiç yerleri yoktu. Ama ölümünden sonra Tanrı tarafından ölümden diriltilecek ve üstünlük verilecekti. Tanrı’nın planında köşenin baş taşı yapılacaktı.

12:12   Yahudi liderler benzetmedeki amacı anladılar. 118’inci Mezmur’un Mesih’ten söz ettiğine inanıyorlardı. Şimdi Rab İsa’nın onu kendisine uyarladığını duydular. O’nu tutuklamak istediler, ama O’nun zamanı daha gelmemişti. Halk, İsa’nın yanında yer alabilirdi. Bunun için dinî liderler O’nu şimdilik bırakıp gittiler.

F. Sezar’ın Hakkı Sezar’a ve Tanrı’nın Hakkı Tanrı’ya (12:13-17)

12’inci bölüm Ferisiler, Hirodes yanlıları ve Sadukiler tarafından Rab’be yapılan saldırıları içerir. Bu bir sorular bölümüdür (9, 10, 14, 15, 16, 23, 24, 26, 28, 35, 37’nci ayetlere bakın).

12:13-14   Ezeli düşman olan Ferisilerle Hirodes yanlılarını bir araya getiren sebep Kurtarıcı’ya olan ortak düşmanlıklarıydı. O’na karşı kullanabilecekleri bir şeyi O’na söyletmek için çok uğraştılar. Bu nedenle O’na, Roma hükümetine vergi ödemenin Yasa’ya uygun olup olmadığını sordular.

Hiçbir Yahudi diğer ulusların yönetimi altında yaşamaktan hoşnut değildi. Ferisiler bundan son derece nefret ederken, Hirodes yanlıları daha hoşgörülü bir görüşü benimsemişlerdi. İsa açıkça Sezar’a vergi vermeyi onaylasaydı, Yahudilerin pek çoğunu kendisinden soğutacaktı. Sezar’a karşı konuşsaydı, bir hain olarak tutuklanması ve yargılanması için O’nu Romalı yetkililere yakalattıracaklardı.

12:15-16   İsa birine bir dinar getirmesini söyledi (Kendisinde bir dinar olmadığı görülüyor). Paranın üstünde, Yahudilere işgal edilmiş olduklarını anımsatan Tiberyus Sezar’ın resmi vardı. Neden bu durumdaydılar? Sadakatsizliklerinden ve günahlarından dolayı bu duruma düşmüşlerdi.

12:17 İsa onlara, “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını da Tanrı’ya verin” dedi. Başarısız kaldıkları nokta birincisinden çok ikincisindeydi. İsteksiz olmakla birlikte Romalılara vergilerini ödemişlerdi, ama Tanrı’nın yaşamlarındaki isteklerini önemsememişlerdi. Paranın üstünde Sezar’ın resmi vardı ve bu nedenle de Sezar’a aitti. İnsanda ise Tanrı’nın benzeyişi vardır. Tanrı insanı kendi benzerliğinde yarattı (Tek.1:26-27) ve bu nedenle de Tanrı’ya aittir.

İmanlı kişi kendisini yönetenlere itaat etmeli ve onu desteklemelidir. Ne yöneticilerinden kötü bir şekilde söz etmeli ne de hükümeti devirmeye çalışmalıdır. Vergisini ödemeli ve yetkili durumda olanlar için dua etmelidir. Daha büyük bir sadakatle bağlı olduğu Mesih’e karşı bir şey yapması istenirse, bunu reddetmeli ve cezasına dayanmalıdır. Tanrı’nın istekleri her zaman ön planda tutulmalıdır. Bu istekleri yaparken imanlı, dünyanın önünde daima iyi bir tanıklık sürdürmelidir.

G. Sadukiler ve Diriliş Bilmeceleri (12:18-27)

12:18   Sadukiler, zamanın liberalleri ya da usçularıydı. Bedensel diriliş düşüncesiyle alay ediyorlardı. Bunun için bu düşünceyi gülünç kılmaya çalışarak akıl almaz bir hikayeyle Rab’be geldiler.

12:19   İsa’ya, Musa’nın Yasasının İsrail’deki dul kadınlar için özel bir durum içerdiğini anımsattılar. Ailenin adını sürdürmek ve mal varlığını devam ettirmek için, Kutsal Yasa bir adamın çocuksuz olarak öldüğü durumda, kardeşinin onun dul karısıyla evlenmesini şart koşardı (Tes.25:5-10).

12:20-23   İşte burada bir kadının ardı ardına yedi kardeşle evlendiğini içeren acayip bir durum vardı. Kadın hepsinden sonra öldü diyerek can alıcı sorularını sormaya hazırlandılar! “Diriliş günü kimin karısı olacak?

12:24   Akıllı olduklarını sandılar, ama Kurtarıcı onlara hem dirilişi öğreten Kutsal Yazılar, hem de ölüyü dirilten Tanrı’nın gücü konusunda çok cahil olduklarını anlattı.

12:25   Önce evlilik ilişkilerinin cennette devam etmediğini bilmeleri gerekir… İmanlılar cennette birbirlerini tanıyacak, kadın ve erkek olarak özelliklerini kaybetmeyecekler, ama ne evlenecekler ne de evlendirilecekler. Bu bakımdan göklerdeki meleklere benzeyecekler.

12:26-27   Sonra Rabbimiz Eski Antlaşma’daki kitaplardan en çok Musanınkilere değer vermiş olan Sadukileri, Musa’nın alevlenen çalı olayına geri götürdü (Çık.3:6). Orada Tanrı kendisinden İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı olarak söz etti. Kurtarıcı bunu, Tanrı’nın ölülerin değil, yaşayanların Tanrısı olduğunu göstermek için kullandı.

Ama nasıl olur? Tanrı Musa’ya göründüğünde, İbrahim, İshak ve Yakup ölü değil miydi? Evet, bedenleri Hebron’daki Makpela tarlasının mağarasında gömülüdür. O zaman Tanrı nasıl yaşayanların Tanrısıdır?

Açıklaması şöyle görünüyor:

  1. Tanrı, diyar ve Mesih konusunda bu atalara söz vermişti.
  2. Bu vaatler onların yaşadıkları dönemde gerçekleşmedi.
  3. Tanrı yanan çalıda, Musa’ya konuştuğu zaman, bu kişilerin bedenleri mezardaydı.
  4. Yine de Tanrı, kendisinden yaşayanların Tanrısı olarak söz etti.
  5. İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a verdiği sözleri yerine getirmelidir.
  6. Bu nedenle, Tanrı’nın karakterinden bildiğimize göre diriliş tam bir gereksinimdir.

Bunun için Rab Sadukilerden ayrılırken şöyle demiştir: “Siz büyük bir yanılgı içindesiniz”.

Ğ. En Büyük Buyruk (12:28-34)

12:28   İsa’nın, kendisini eleştirenlerin sorularını ustaca yanıtlamasından etkilenen bir din bilgini O’na tüm buyrukların en önemlisinin hangisi olduğunu sordu. Bu dürüst bir soruydu ve bir bakıma yaşamın en temel sorusudur. Gerçekten insanın varlığının esas amacının az ve öz ifadesini istiyordu.

12:29   İsa, Yahudi amentüsü olan Şema’dan (Tesniye 6:4) alıntı yaparak başladı: “Dinle, ey İsrail! Tanrımız olan Rab tek Rab’dir.”

12:30   Sonra da insanın Tanrı’ya olan sorumluluğunu özetledi: O’nu bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev. Tanrı, insanın yaşamında en üstün yeri almalıdır. Tanrı’ya olan sevgiyle hiçbir sevginin rekabet etmesine izin verilemez.

12:31   On Emrin diğer yarısı da bize komşumuzu kendimiz gibi sevmemizi öğretir. Tanrı’yı kendimizden daha çok ve komşumuzu da kendimiz gibi sevmeliyiz. Bunun için gerçekten değeri olan yaşam, önce Tanrı’yla sonra da başkalarıyla ilgilidir. Maddesel şeylerden bahsedilmiyor.

12:32-33   Din bilgini, övülmeye değer bir açıklıkla Tanrı’yı ve komşuyu sevmenin geleneklerden çok daha önemli olduğunu ifade ederek aynı fikirde olduğunu gösterdi. Kişilerin geleneklerini yerine getirip içten gelen kutsallık olmaksızın dindarlık gösterisinde bulunabileceklerini anladı. Tanrı’nın insanın dışıyla olduğu gibi içiyle de ilgilendiğini kabul etti.

12:34  İsa bu fevkalade gözlemi duyunca, din bilginine Tanrı’nın Egemenliğinden uzak olmadığını söyledi. Egemenliğin gerçek kulları Tanrı’yı, arkadaşlarını ve kendilerini göstermelik dindarlıkla aldatmaya çalışmazlar. Tanrı’nın yüreğe baktığını anlayarak günahtan temizlenmek ve O’nu memnun edecek şekilde yaşayabilmek için güç almaya O’na giderler. Bundan sonra hiç kimse Rab İsa’yı, O’na üstü kapalı sorular sorarak tuzağa düşürmeye cesaret edemedi.

H. Davut’un Oğlu Davut’un Rabbidir (12:35-37)

Din bilginleri Mesih’in doğrudan Davut’un soyundan olacağını düşünmüşlerdi. Bu, gerçek olmasına rağmen, gerçeğin tümü değildi. Bu nedenle, Rab İsa tapınağın bahçesinde etrafında toplanmış olanlara şu soruyu sordu. Davut, Mezmur 110:1’de gelecek Mesih’ten Rabbi olarak söz etti. Bu nasıl olabilirdi? Mesih aynı zamanda nasıl hem Davut’un Oğlu, hem de Davut’un Rabbi olabilirdi? Bize göre bunun yanıtı açıktır. Mesih hem İnsan, hem de Tanrı olacaktı. Davut’un Oğlu olarak insan olacaktı. Davut’un Rabbi olarak da Tanrı olacaktı.

Oradaki Büyük kalabalık O’nu sevinçle dinliyordu. Öyle görünüyor ki, gerçeği tam olarak anlayamasalar bile kabul etmeye istekliydiler. Ferisiler ve din bilginlerinden hiç söz edilmiyor. Sessiz kalmaları bir kötülük tasarladıklarını işaret ediyor olabilir.

I. Din Bilginlerine Karşı Uyarı (12:38-40)

12:38-39   Din bilginlerinin yalnızca görünüşleri dindardı. Uzun kaftanlar içinde gösteriş yapmayı seviyorlardı. Bu onları halktan ayırıyordu ve onlara dindar bir görünüm veriyordu. Meydanlarda yüksek unvanlarla selamlanmaktan hoşlanıyorlardı. Bu onların egolarını besliyordu! Fiziksel konumun Tanrı’ya bağlılıkla bir ilişkisi varmış gibi havralarda seçkin yerleri arıyorlardı. Yalnızca dinî önem değil, sosyal seçkinlik de istiyorlardı. Şölenlerde baş köşelere kurulmak istiyorlardı.

12:40   İç dünyaları açgözlü ve ikiyüzlüydü. Bağış parasının Rab için olduğunu bahane ederek kendilerini zenginleştirmek için dulların malını ve geçim kaynaklarını çalıyorlardı! Yalnızca kafa şişiren sözlerden oluşan uzun duaları ezberden okuyorlardı. Kısacası özel olmayı (uzun kaftanlar); popüler olmayı (selamlanmayı); şöhreti (seçkin yerleri); önceliği (baş köşeleri); malı mülkü (dulların evlerini); dindarlık taslamayı (uzun duaları) seviyorlardı.

İ. Dul Kadının İki Bakır Parası (12:41-42)

Bu dul kadının bağlılığı din bilginlerinin hırsını gösteren canlı bir tezattır. Onlar dul kadınların evlerini hırsla yerken, o elinde bulunanın tümünü Rab’be verdi. Bu olay yine Rab’bin her şeyi bildiğini gösteriyor. Zenginlerin tapınaktaki bağış kutusuna büyük paralar atmalarını seyrederken, verdiklerinin bir özveriyi temsil etmediğini biliyordu. Onlar zenginliklerinden artanı attılar. Dul kadının verdiği iki bakır paranın onun geçinmek için elinde bulunanın tümü olduğunu bildiğinden, onun herkesten daha çok verdiğini söyledi. Parasal değer açısından çok az verdi. Ama Rab verme eylemini servetimizle ve geriye ne kadar bıraktığımızla ölçüyor. Bu, azmiktarda maddî varlığı olduğu halde elinde olanı O’na vermek üzere büyük isteği olanlar için büyük bir teşviktir.

Dul kadının sergilediği örneği izlemeden onun davranışını onaylayabilmemiz ve Kurtarıcı’nın kararıyla hemfikir olabilmemiz şaşırtıcıdır! İnandığımızı söylediğimize gerçekten inansaydık, biz de tam olarak onun yaptığını yapardık. Kadının armağanı, her şeyin Rab’be ait olduğunu, O’nun her şeye layık olduğunu, her şeye sahip olması gerektiği inancını ifade ediyordu. Bugün pek çok imanlı bu kadını, geleceği göz önüne almadığı için eleştirir. Bu bir tedbir ve sağduyu eksikliğini mi gösteriyordu? Bunun için insanlar tartışıp durur. Ama bu iman yaşamıdır: Şimdi her şeyimizi Tanrı’ya adayıp gelecek için de O’na güvenmeliyiz. Rab, önce Tanrı’nın Egemenliğinin ve O’ndaki doğruluğun ardından gidenlere tüm bunların verileceğine dair söz vermedi mi? (Mat.6:33)

Radikal mi? Devrimci mi? Mesih’in öğretişlerinin radikal ve devrimci olduğunu anlamazsak, O’nun hizmetinin önemini de kaçırmış oluruz.

 

Kutsal Kitap

1 İsa onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Adamın biri bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkmak için bir çukur kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı.
2 Mevsimi gelince bağın ürününden payına düşeni almak üzere bağcılara bir köle yolladı.
3 Bağcılar köleyi yakalayıp dövdü ve eli boş gönderdi.
4 Bağ sahibi bu kez onlara başka bir köle yolladı. Onu da başından yaralayıp aşağıladılar.
5 Birini daha yolladı, onu öldürdüler. Daha birçok köle yolladı. Kimini dövüp kimini öldürdüler.
6 “Bağ sahibinin yanında tek kişi kaldı, o da sevgili oğluydu. ‘Oğlumu sayarlar’ diyerek bağcılara en son onu yolladı.
7 “Ama bağcılar birbirlerine, ‘Mirasçı budur, gelin onu öldürelim, miras bizim olur’ dediler.
8 Böylece onu yakaladılar, öldürüp bağdan dışarı attılar.
9 “Bu durumda bağın sahibi ne yapacak? Gelip bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek.
10 Şu Kutsal Yazı’yı okumadınız mı?’Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rab’bin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!'”
11 (SEE 12:10)
12 İsa’nın bu benzetmede kendilerinden söz ettiğini anlayan Yahudi önderler O’nu tutuklamak istediler; ama halkın tepkisinden korktukları için O’nu bırakıp gittiler.
13 Daha sonra İsa’yı söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisiler’den ve Hirodes yanlılarından bazılarını O’na gönderdiler.
14 Bunlar gelip İsa’ya, “Öğretmenimiz” dediler, “Senin dürüst biri olduğunu, kimseyi kayırmadan, insanlar arasında ayrım yapmadan Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezar’a* vergi vermek Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi? Verelim mi, vermeyelim mi?”
15 Onların ikiyüzlülüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Beni neden deniyorsunuz? Bana bir dinar getirin bakayım.”
16 Parayı getirdiler. İsa, “Bu resim, bu yazı kimin?” diye sordu. “Sezar’ın” dediler.
17 İsa da, “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” dedi. İsa’nın sözlerine şaşakaldılar.
18 Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler İsa’ya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: ‘Eğer bir adam ölür, geride bir dul bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi onun karısını alıp soyunu sürdürsün.’
19 (SEE 12:18)
20 Yedi kardeş vardı. Birincisi evlendi ve çocuk bırakmadan öldü.
21 İkincisi aynı kadını aldı, o da çocuk sahibi olmadan öldü. Üçüncüsüne de öyle oldu.
22 Yedisi de çocuksuz öldü. Hepsinden sonra kadın da öldü.
23 Diriliş günü, ölümden dirildiklerinde kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.”
24 İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Ne Kutsal Yazılar’ı ne de Tanrı’nın gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi?
25 İnsanlar ölümden dirilince ne evlenir ne evlendirilir, göklerdeki melekler gibidirler.
26 Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Musa’nın Kitabı’nda, alevlenen çalıyla ilgili bölümde Tanrı’nın Musa’ya söylediklerini okumadınız mı? ‘Ben İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım’ diyor.
27 Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısı’dır. Siz büyük bir yanılgı içindesiniz.”
28 Onların tartışmalarını dinleyen ve İsa’nın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini* yaklaşıp O’na, “Buyrukların en önemlisi hangisidir?” diye sordu.
29 İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir.
30 Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’
31 İkincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”
32 Din bilgini İsa’ya, “İyi söyledin, öğretmenim” dedi. “‘Tanrı tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin.
33 İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan* ve kurbanlardan daha önemlidir.”
34 İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, “Sen Tanrı’nın Egemenliği’nden uzak değilsin” dedi. Bundan sonra kimse O’na soru sormaya cesaret edemedi.
35 İsa tapınakta öğretirken şunu sordu: “Nasıl oluyor da din bilginleri, ‘Mesih*, Davut’un Oğlu’dur’ diyorlar?
36 Davut’un kendisi, Kutsal Ruh’tan esinlenerek şöyle demişti: Rab Rabbim’e dedi ki, Ben düşmanlarını Ayaklarının altına serinceye dek Sağımda otur.’
37 Davut’un kendisi O’ndan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut’un Oğlu olur?” Oradaki büyük kalabalık O’nu zevkle dinliyordu.
38 İsa öğretirken şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının.
39 (SEE 12:38)
40 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.”
41 İsa tapınakta bağış toplanan yerin karşısında oturmuş, kutulara para atan halkı seyrediyordu. Birçok zengin kişi kutuya bol para attı.
42 Yoksul bir dul kadın da geldi, birkaç kuruş değerinde iki bakır para attı.
43 İsa öğrencilerini yanına çağırarak, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın kutuya herkesten daha çok para attı.
44 Çünkü ötekilerin hepsi, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, varını yoğunu, geçinmek için elinde ne varsa, tümünü verdi.”