Markos 8

8
Markos Bölüm 08

 

P. Dört Bin Kişinin Doyurulması (8:1-10)

8:1-9 Bu mucize beş bin kişinin doyurulmasına benziyor, ama farklılıkları görmek için aşağıdaki tabloya bakın:

 

BEŞ BİN KİŞİ DÖRT BİN KİŞİ
1 Halk Yahudiydi Yu.6:14-15’e bakın Halk büyük bir olasılıkla diğer uluslardandı Dekapolis’te oturuyorlardı
2 Kalabalık İsa’yla bir gün beraber olmuştu 6:34 Bu kalabalık İsa’yla üç gün beraber oldu 8:2
3 İsa beş ekmekle iki balık kullandı Mat.14:17 Yedi ekmekle birkaç küçük balık kullandı 8:5-7
4 Beş bin erkek, artı kadınlar ve çocuklar doyuruldu Mat.14:21 Dört bin erkek, artı kadınlar ve çocuklar doyuruldu Mat.15:38
5 Artıklar on iki sepeti doldurdu Mat.14:20 Artıklar yedi küfe ya da sepeti doldurdu 8:8

Elinde ne kadar az varsa, o kadar çok şey başardı ve o kadar çok arttı. 7’inci bölümde sofradan diğer uluslardan bir kadına düşen ekmek kırıntılarına değindik. Burada ise diğer uluslardan oluşan büyük bir kalabalık bol bol doyuruldu. Erdman şöyle der:

Bu dönemdeki ilk mucize, gereksinim içinde olan diğer uluslar için sofradan ekmek kırıntılarının düşebileceğini ima etti; burada bunlar, kendi halkı tarafından reddedilen İsa’nın yaşamını dünya için vereceği ve tüm uluslar için Yaşam Ekmeği olacağının belirtisidir.1

Dört bin kişiyi doyurma gibi olaylara önemsiz tekrarlar olarak bakmak tehlikeli bir yaklaşımdır. Kutsal Kitap çalışmasına, Kutsal Yazıların her bir sözcüğünün ruhsal bir gerçekle dolu olduğu ve şimdi “bunu kavramalıyız” inancıyla yaklaşmalıyız.

8:10   İsa ve öğrencileri kayıkla Celile gölünün batı kısmındaki Dalmanuta denilen yere geçtiler.

R. Ferisiler Gökten Bir Belirti istiyor (8:11-13)

8:11   Ferisiler gökten bir belirti istemek için O’nu bekliyorlardı. Körlükleri ve arsızlıkları çok büyüktü. Bütün belirtilerin en büyüğü önlerinde duruyordu: Rab İsa’nın bizzat kendisi. İsa, gökten gelmiş olan gerçek bir belirtiydi, ama O’nu doğru değerlendiremediler. O’nun eşsiz sözlerini duydular, harika mucizelerini gördüler, görünmez Tanrı’nın görüntüsü olan Adam ile karşılaştılar, ama yine de ruhsal körlükleri nedeniyle gökten bir belirti istediler.

8:12-13   Kurtarıcı’nın içten bir ah çekmesi şaşırtıcı değildir! Dünya tarihinde ayrıcalıklı bir kuşak olduysa, bu Ferisilerin içinde olduğu Yahudi kuşağıydı. Yine de Mesih’in görünmüş olduğu en açık kanıta karşı kördüler ve yeryüzünden ziyade gökten bir mucize istediler. İsa, “Daha fazla belirti olmayacak. Fırsatınız vardı” diyordu. Yine kayığa binip doğu yönündeki karşı kıyıya geçti.

S. Ferisilerin ve Hirodes’in Mayası (8:14-21)

8:14-15   Yolculuk sırasında öğrenciler yanlarına ekmek almayı unutmuşlardı. İsa onları Ferisilerin mayasına ve Hirodes’in mayasına karşı uyardığında, hâlâ Ferisilerle karşılaşmasını (konuşmasını) düşünüyordu. Kutsal Kitap’ta maya daima yavaşça ve sessizce yayılıp dokunduğu her şeyi etkileyen bir çeşit kötülüktür. Ferisilerin mayası ikiyüzlülüğü, geleneklere bağlılığı, kendini üstün görmeyi ve bağnazlığı kapsar. Ferisiler dışarıdan böyle görünmeyi başardılar, ama içten çürük ve kötüydüler. Hirodes’in mayası şüpheciliği, ahlaksızlığı ve dünyasallığı içerebilir. Hirodes yanlıları bu günahlarla göze çarpıyorlardı.

8:16-21   Öğrenciler can alıcı noktayı tamamen kaçırdılar. Düşünebildikleri tek şey yiyecekti. Bu nedenle dokuz soruyu ardı ardına onlara yöneltti. İlk beşinde, duygusuzluklarından dolayı onlara sitem etti, son dört soruda ise onlarla olduğu sürece gereksinimlerinin sağlanması konusunda kaygılandıkları için onları azarladı. Beş ekmekle beş bin kişiyi doyurmamış mıydı? On iki sepet dolusu artık kalmamış mıydı? Evet! Yedi ekmekle dört bin kişiyi doyurmamış mıydı? Yedi küfe artık toplanmamış mıydı? Evet bunları yapmıştı. O zaman kayıktaki bir avuç öğrencinin gereksinimlerini bol bol karşılayabileceğini niçin anlamadılar? Evrenin Yaratıcısının ve Devam Ettiricisinin kayıkta onlarla beraber olduğunu kavrayamadılar mı?

Ş. Beytsayda’da Kör Bir Adam İyileştiriliyor (8:22-26)

Yalnızca Markos bölümünde bulunan bu mucize birkaç ilginç soruyu da beraberinde getirir. Birincisi, İsa adamı iyileştirmeden önce neden köyün dışına çıkardı? Adama neden yalnızca dokunarak iyileştirmedi? Tükürük gibi göreneklere uymayan bir yolu neden kullandı? Niçin adam hemen mükemmel bir görüm kazanmadı?2 (Bu, Müjdelerde yer alan adım adım gerçekleştirilmiş tek iyileştirmedir). Son olarak, İsa neden adamın mucizeyi köyde anlatmasını yasakladı? Rabbimiz egemendir ve bize faaliyetlerinin hesabını vermek zorunda değildir. Biz anlamasak bile yaptığı her şeyin geçerli bir nedeni vardır. Her yürek değiştirme (O’na gelme) farklı olduğu gibi, her iyileştirme eylemi de farklıdır. Bazıları O’na gelir gelmez olağanüstü bir ruhsal görüş kazanırlar. Diğerleri ilk önce bulanık görürler, ama daha sonra tam anlamıyla kurtuluşun güvencesine varırlar.

T. Petrus’un Büyük Tanıklığı (8:27-30)

Bu bölümün son iki paragrafı bizi onikilerin eğitiminin doruk noktasına getirir. İsa’nın öğrencileriyle gelecekteki yolu paylaşabilmesi ve onları Tanrı’ya bağlılık ve fedakarlıkla dolu bir yaşamda izlemeleri için davet etmeden önce, İsa’nın kim olduğuna dair derin ve kişisel değerlendirmelerinin olmasına ihtiyaç vardı. Bu bölüm bizi öğrenci olmanın can alıcı noktasına getirir. Belki de bu, bugün İsa Mesih inancının düşünce ve uygulamasında en çok ihmal edilen alandır.

8:27-28   İsa ve öğrencileri kuzeyde sakin bir yer aradılar. Filipus Sezariye’sine giderken, halkın O’nun hakkındaki fikrini sorarak konuyu açtı. Genel olarak, halk O’nun büyük biri olduğunu kabul ediyordu. Vaftizci Yahya, İlyas ya da peygamberlerden birinin düzeyindeydi. Ama insanın saygısı aslında saygısızlıktır. Eğer İsa Tanrı değilse, o zaman bir dolandırıcı, deli ya da bir efsanedir. Başka bir olasılık yoktur.

8:29-30   Rab, sonra öğrencilere amaçlı olarak O’nunla ilgili değerlendirmelerini sordu. Petrus hemen O’nun Mesih, yani Meshedilmiş Olan olduğunu söyledi. Petrus bunu biliyordu, ama yaşantısındaki olaylardan sonra şimdi derin ve kişisel bir inancı vardı. Yaşam hiçbir zaman aynı olamazdı. Petrus asla bir daha ben merkezci bir tutumla doyum sağlayamazdı. Eğer İsa Mesih ise, o zaman Petrus tamamen kendini vererek O’nun için yaşamalıydı.

U. Hizmetkar Ölüp Dirileceğini Önceden Bildiriyor (8:31-38)

Şimdiye kadar Yehova’nın Hizmetkarı’nı sürekli olarak başkalarına hizmet eden bir yaşamda izledik. O’nu düşmanları tarafından nefret edilirken ve arkadaşları tarafından yanlış anlaşılırken gördük. Dinamik güçle, ahlaki mükemmellikle, derin sevgiyle ve alçakgönüllülükle dolu bir yaşamı gördük.

8:31   Ama Tanrı’ya hizmet etme yolu elem çekmeye ve ölüme götürür. Bunun için Kurtarıcı öğrencilerine açıkça (1) Elem çekmesi; (2) Reddedilmesi; (3) Öldürülmesi; (4) Dirilmesi gerektiğini anlattı. O’na göre yüceliğe giden yol, önce çarmıhtan ve mezardan geçecekti. F.W. Grant’ın söylediği gibi: “Hizmet etmenin anlamı kendini feda etmektir.”

8:32-33   Petrus, İsa’nın elem çekmesi ve ölmesi gerektiği düşüncesini kabul edemedi; bu onun Mesih anlayışına tersti. Hem de Rab’bi ve Efendisinin düşmanları tarafından öldürüleceğini düşünmek istemedi. Böyle bir şeyi ileri sürdüğü için O’nu azarladı. O zaman İsa Petrus’a şöyle dedi: “Çekil önümden Şeytan! Senin düşüncelerin Tanrı’nın değil, insanın düşünceleridir.” İsa, Petrus’u ne Şeytan olmakla ne de Şeytan’ın onun içinde olmasıyla suçluyordu. Demek istediği şuydu: “Şeytan’ın konuşacağı gibi konuşuyorsun. O her zaman bizi tam olarak Tanrı’ya itaat etmekten alıkoymaya çalışır. Tahta kolay bir yoldan gitmemiz için bizi ayartır.” Petrus’un sözleri öz ve içerik açısından şeytaniydi; Rab’bin kızmasına neden olan şey de buydu. Kelly bunu şöyle yorumlar:

Rabbimizi böylesine tahrik eden şey ne idi? Hepimizin karşı karşıya kaldığı tuzak: Benliği kurtarma arzusu, kolay bir yolu çarmıha tercih etme. Doğal olarak zorluktan, utançtan ve reddedilmeden kaçmayı istediğimiz; böyle bir dünyada gerekli olan Tanrı’nın isteğini yapma eleminden çekindiğimiz; yeryüzünde sakin ve saygın bir yolu, yani her iki dünyanın da en iyisine sahip olmayı tercih ettiğimiz doğru değil mi? İnsanın bu tuzağa düşmesi ne kadar kolay! Petrus, Mesih’in bütün bu elemle dolu yoldan geçmesi gerektiğini anlayamadı. Orada olmuş olsaydık, daha kötüsünü söylemiş ya da düşünmüş olabilirdik. Petrus’un siteminde derin bir insani sevgi vardır. O da Kurtarıcı’yı içtenlikle sevdi. Ama kendi içinde hala Rab’be teslim etmediği dünyasal bir şeyler vardı.3

İsa’nın önce öğrencilerine bakıp sonra, “Çarmıha gitmezsem, bunlar nasıl kurtulabilir?” dercesine Petrus’u azarladığına dikkat edin.

8:34   İsa onlara aslında şunu söylemek istedi: “İnsanlar kurtulabilsin diye elem çekip öleceğim. Eğer ardımdan gelmek isterseniz her türlü bencil dürtüyü inkâr ederek iftira, elem ve ölümle karşılaşabileceğiniz yolu seçmelisiniz ve ardımdan gelmelisiniz. Kişisel rahatlığı, sosyal zevki, dünyasal bağları, büyük hırsları, maddi zenginliği ve yaşamın kendisini bile bırakmak zorunda kalabilirsiniz.” Bu gibi sözler bize lüks ve rahatlık içinde yaşamamızın doğru olduğuna nasıl inanabileceğimizi düşündürür. Materyalizmi, bencilliği ve yüreklerimizin soğukluğunu nasıl haklı çıkarabiliriz? O’nun sözleri bizi kendini inkâr eden, teslim eden, elem çeken özverili yaşamlara çağırıyor.

8:35   Her zaman yaşamımızı kurtarma denenmesi vardır: Her şeyin merkezi olan benlikle rahatça yaşamak, geleceği güvence altına almak, kendi seçimlerimizi yapmak gibi. Kişinin yaşamını kaybetmesinde bundan daha kesin bir yol yoktur. Mesih, kendimizi O’na ruhta, canda ve bedende adayarak O’nun ve Müjde’nin uğruna yaşamlarımızı vermemiz için bizi çağırıyor. Dünyanın Müjde’yi duyması için yaşamımızı O’nun kutsal hizmetinde geçirmemizi ve gerekirse vermemizi istiyor. Yaşamımızı kaybetmenin anlamı budur. Yaşamımızı kurtarmanın bundan daha emin bir yolu yoktur.

8:36-37   Bir imanlı, yaşamı boyu dünyanın bütün zenginliğini kazansa bile bunun ona ne yararı olurdu? Yaşamını Tanrı’nın yüceliği ve kaybolanların kurtuluşu için kullanma fırsatını kaçırmış olurdu. Bu onun için kötü bir pazarlık olurdu. Yaşamlarımız dünyanın verdiği her şeyden çok daha değerlidir. Yaşamlarımızı Mesih için mi, yoksa benlik için mi kullanacağız?

8:38   Rabbimiz, genç öğrencilerinden bazılarının öğrencilik yolunda utanç korkusuyla tökezleyebileceğini anladı. Bu nedenle onlara kendisinden ve sözlerinden dolayı utanç duyanların, tekrar güçle geldiğinde daha büyük bir utançla elem çekeceklerini anımsattı. Ne düşünce! Rabbimiz yakında tekrar yeryüzüne geldiğinde, bu defa utandırılma içinde değil, Kendi görkemi ve Babasının görkemi içinde, kutsal meleklerle birlikte gelecek. Göz kamaştırıcı bir parlaklık olacak. O zaman kendisinden utananlardan utanacak. “Bu vefasız ve günahkâr kuşakta… benden utanan” sözleri yüreklerimize yer etsin. Vefasızlık ve günahlı bir özelliğe sahip olan dünyada günahsız Kurtarıcı’dan utanmak ne kadar yersiz bir şey!

 

Kutsal Kitap

1 O günlerde yine büyük bir kalabalık toplanmıştı. Yiyecek bir şeyleri olmadığı için İsa öğrencilerini yanına çağırıp, “Halka acıyorum” dedi. “Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok.
2 (SEE 8:1)
3 Onları aç aç evlerine gönderirsem, yolda bayılırlar. Hem bazıları uzak yoldan geliyor.”
4 Öğrencileri buna karşılık, “Böyle ıssız bir yerde bu kadar kişiyi doyuracak ekmeği insan nereden bulabilir?” dediler.
5 İsa, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu. “Yedi tane” dediler.
6 Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu. Sonra yedi ekmeği aldı, şükredip bunları böldü, dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar.
7 Birkaç küçük balıkları da vardı. İsa şükredip bunları da dağıtmalarını söyledi.
8 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar.
9 Orada yaklaşık dört bin kişi vardı. İsa onları evlerine gönderdikten sonra öğrencileriyle birlikte hemen tekneye binip Dalmanuta bölgesine geçti.
10 (SEE 18:9)
11 Ferisiler* gelip İsa’yla tartışmaya başladılar. O’nu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler.
12 İsa içten bir ah çekerek, “Bu kuşak neden bir belirti istiyor?” dedi. “Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşağa hiçbir belirti gösterilmeyecek.”
13 Sonra onları orada bırakıp yine tekneye bindi ve karşı yakaya yöneldi.
14 Öğrenciler ekmek almayı unutmuşlardı. Teknede, yanlarında yalnız bir ekmek vardı.
15 İsa onlara şu uyarıda bulundu: “Dikkatli olun, Ferisiler’in mayasından ve Hirodes’in* mayasından sakının!”
16 Onlar ise kendi aralarında, “Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor” şeklinde tartıştılar.
17 Bunun farkında olan İsa, “Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz?” dedi. “Hâlâ akıl erdiremiyor, anlamıyor musunuz? Zihniniz köreldi mi?
18 Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz, beş ekmeği beş bin kişiye bölüştürdüğümde kaç sepet dolusu yemek fazlası topladınız?” “On iki” dediler.
19 (SEE 8:18)
20 “Yedi ekmeği dört bin kişiye bölüştürdüğümde kaç küfe dolusu yemek fazlası topladınız?” “Yedi” dediler.
21 İsa onlara, “Hâlâ anlamıyor musunuz?” dedi.
22 İsa ile öğrencileri Beytsayda’ya geldiler. Orada bazı kişiler İsa’ya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar.
23 İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve, “Bir şey görüyor musun?” diye sordu.
24 Adam başını kaldırıp, “İnsanlar görüyorum” dedi, “Ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.”
25 Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açtı, baktı; iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamıştı.
26 İsa, “Köye bile girme!” diyerek onu evine gönderdi.
27 İsa, öğrencileriyle birlikte Filipus Sezariyesi’ne bağlı köylere gitti. Yolda öğrencilerine, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.
28 Öğrencileri O’na şu karşılığı verdiler: “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.”
29 O da onlara, “Siz ne dersiniz, sizce ben kimim?” diye sordu. Petrus, “Sen Mesih’sin*” yanıtını verdi.
30 Bunun üzerine İsa bu konuda kimseye bir şey söylememeleri için onları uyardı.
31 İsa, İnsanoğlu’nun* çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince* reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.
32 Bunları açıkça söylüyordu. Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı.
33 İsa dönüp öteki öğrencilerine baktı; Petrus’u azarlayarak, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi. “Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.”
34 Öğrencileriyle birlikte halkı da yanına çağırıp şöyle konuştu: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.
35 Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjde’nin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır.
36 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur?
37 İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?
38 Bu vefasız ve günahkâr kuşağın ortasında, kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da, Babası’nın görkemi içinde kutsal meleklerle birlikte geldiğinde o kişiden utanacaktır.”

1. Charles R. Erdman, The Gospel Of Marks, s.116.

2. Mükemmel gözlerle doğmuş bir bebeğin gözlerini odaklamayı öğrenmesi gerektiği gibi, adamın da mükemmel bir görüş kazanması mümkündür.

3. Kelly, Mark, s.136.