Markos 2

2
Markos Bölüm 2

 

G. Bir Felçlinin İyileştirilmesi (2:1-12)

2:1-4   Rab Kefernahum’a geldikten hemen sonra, kaldığı evin etrafına çok insantoplandı. Haber çok çabuk yayıldı ve insanlar Mucize Yapanı görmek istiyorlardı. Ne zaman Tanrı güçle hareket etse, insanlar bunu çekici bulur. Kurtarıcı sadık bir şekilde, onlar kapının etrafında toplanmışken, onlara Tanrı’nın sözünü anlattı. Kalabalığın en gerisinde dört kişinin döşek üzerinde taşıdığı bir felçli vardı. Kalabalık onun Rab İsa’ya yaklaşmasını engelledi. Genellikle başkalarını İsa’ya getirme sırasında engeller çıkabilir. Ama iman hünerlidir. Döşeği taşıyan dört kişi, felçliyi dışarıdaki merdivenlerden dama çıkardılar, damda bir delik açtılar ve onu Tanrı Oğlu’na yaklaştırmak için aşağı indirdiler (belki de ortada avlu -iç bahçe- vardı). Birisi bu dört iyi arkadaşa Şefkat, İşbirliği, Özgünlük ve Kararlılık adlarını taktı. Bu özellikleri gösteren bir arkadaş olmaya gayret etmeliyiz.

2:5   İsa, onların imanından etkilendi, …felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi. Bunu söylemesi tuhaf karşılandı. Konu günah değil, felçti, değil mi? Evet, ama İsa belirtilerinin ötesine geçip nedenlerine yöneldi. Bedeni iyileştirip canı ihmal etmeyecekti. Geçici duruma çare bulup sonsuz durumu düzeltmeden bırakmayacaktı. Bunun için, “günahların bağışlandı” dedi. Müthiş bir bildiriydi. Şimdi, yeryüzünde, bu yaşamda, adamın günahları bağışlandı. Yargı Gününe kadar beklemesine gerek kalmadı. Şimdi bağışlanmanın güvencesine kavuştu. Bu, Rab İsa’ya iman edenler için de geçerlidir.

2:6-7   Din bilginleri çabucak ifadenin önemini yakaladılar. Yalnızca Tanrı’nın günahları bağışlayabileceğini bilecek kadar Kutsal Kitap doktrinini öğrenmişlerdi. Bu nedenle, günahları bağışladığını ifade eden herhangi bir kişi Tanrı olduğunu iddia ediyor demekti. Bu noktaya kadar mantıkları doğruydu. Ama Rab İsa’nın Tanrı olduğunu kabul etmek yerine, yüreklerinde O’nu küfretmekle suçladılar.

2:8-9   İsa onların düşüncelerini okudu, ki bu da O’nun doğaüstü gücünün bir kanıtıdır. Onlara şu kışkırtıcı soruyu sordu: “Hangisi daha kolay, felçliye, ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa, ‘Kalk döşeğini topla ve yürü,’ demek mi?” Aslında birini söylemek diğerini söylemek kadar kolaydır. Ama aynı zamanda, insani açıdan konuşulursa birini yapmak diğerini yapmak kadar olanaksızdır.

2:10-12   Rab zaten felçlinin günahlarının bağışlandığını bildirmişti. Evet, ama bu gerçekten olmuş muydu? Din bilginleri felçlinin günahlarının bağışlandığını göremediler, bunun için inanmadılar. Felçlinin günahlarının gerçekten bağışlanmış olduğunu göstermek için Kurtarıcı din bilginlerine görebilecekleri bir şey verdi. Felçliye kalkmasını, döşeğini toplamasını ve yürümesini söyledi. Adam bunlara anında karşılık verdi. Herkes şaşakalmıştı. Böylesini daha önce hiç görmemişlerdi. Ama din bilginleri, karşı konulamaz kanıta rağmen, inanmadılar. İnanç isteği içerir; onlar inanmak istemediler.

Ğ. Levi’nin Çağrılması (2:13-17)

2:13, 14   İsa, göl kıyısında ders verirken vergi toplayan Levi’yi gördü. Levi’yi ilk Müjde’yi yazan Matta olarak tanıyoruz. O bir Yahudiydi, ama yaptığı işin, hor görülen Roma hükümeti için vergi toplama olduğu düşünüldüğünde, bunun hiç de Yahudi işi olmadığı belliydi! Böyle kişiler aslında fahişeler gibi toplumun ayaktakımı olarak hor görülürlerdi. Yine de Levi, Mesih’in çağrısını duyunca, her şeyi bıraktı ve O’nun ardından gitti. Onun gibi her birimiz de atik ve soru sormayan bir itaatte bulunabilelim. Bu büyük bir özveri gibi görünebilir, ama sonsuzlukta hiç de özveri olarak görünmeyecektir. Şehit edilen Müjdeci Jim Elliot’ın dediği gibi, “Kaybedemeyeceğini kazanmak için elinde tutamayacağını veren hiç de aptal değildir.”

2:15   Levi’nin evinde arkadaşlarını İsa’yla tanıştırabileceği bir ziyafet düzenlendi. Arkadaşlarının çoğu kendisi gibi vergi görevlisi ve günahkârdı. İsa, onlarla birlikte olma davetini kabul etti.

2:16   Din bilginleriyle Ferisiler O’nu ciddi bir hata yaparken yakaladıklarını sandılar. Doğrudan O’na gitmek yerine öğrencilerine gidip onların güvenlerini ve bağlılıklarını azaltmaya çalıştılar. Efendileri nasıl olur da vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içebilirdi?

2:17   İsa bunu işitti ve onlara sağlamların değil, yalnızca hastaların hekime ihtiyaçlarının olduğunu anımsattı. Din bilginleri sağlam olduklarını sandıklarından Büyük Hekime olan gereksinimlerini göremediler. Vergi görevlileri ve günahkârlar ise suçlarını ve yardıma olan gereksinimlerini kabul ettiler. İsa doğru kişileri değil, onlar gibi günahkârları çağırmaya geldi.

Burada bizim için de bir ders var. Kendimizi imanlıların olduğu çevreye kapatmamalıyız. Tanrısız olanlarla dost olmaya çalışarak onlara Rabbimizi ve Kurtarıcımızı tanıtmalıyız. Günahkârlarla dost olurken, tanıklığımızdan ödün verecek herhangi bir şey yapmamalıyız ve de kurtulmamış olanların bizi kendi seviyelerine (durumlarına) çekmelerine izin vermemeliyiz. Dostluğu, olumlu ruhsal yardıma yönlendirmede inisiyatifi ele almalıyız. Kişinin kendisini kötülük ve dünyadan ayırması daha kolay olurdu, ama İsa bunu yapmadı, dolayısıyla izleyicileri de yapmamalıdır.

Din bilginleri Rab’bi günahkârların dostu diye çağırarak O’nun adını lekeleyeceklerini sandılar. Ama maksatlı hakaretleri sevindirici bir övgüye dönüştü. Bütün kurtulanlar O’nu günahkârların dostu olarak memnuniyetle kabul ettiler ve bunun için de O’nu sonsuza kadar seveceklerdir.

H. Oruç Tutmayla İlgili Tartışma (2:18-22)

2:18   Yahya’nın öğrencileriyle Ferisiler dinî uygulama olarak oruç tuttular. Oruç, Eski Antlaşma’da derin bir üzüntünün ifadesi olarak kurumlaşmıştı. Ama anlamının çoğunu kaybedip dinsel bir rutin halini aldı. İsa’nın öğrencilerinin oruç tutmadığını fark ettiler. Belki de Rab’be bunun açıklamasını sorduklarında, yüreklerinde kıskançlığın ve kendine acımanın üzüntüsü vardı.

2:19-20   Rab, karşılık olarak, öğrencilerini bir güveyin davetlileriyle karşılaştırdı. Bizzat kendisi Güveydi. Aralarındaoldukça dışarıdan üzüntülerini göstermelerine gerek yoktu. Ama güveyin aralarından alınacağı günler geliyordu; işte o zaman oruç tutmaları için nedenleri olacaktı.

2:21   Rab, o anda eski çağla uyuşmayan Yeni Çağın gelişini ilan etmek için iki örneği sözlerine ekledi. İlk örnek çekmemiş kumaş parçasından yapılan bir yamayla ilgiliydi. Eski bir giysinin onarımında kullanıldığında, kaçınılmaz olarak çekecektir ve bir şey bozulmak zorunda kalacaktır. Eski kumaştan yapılan giysi yamadan daha dayanıksız olacaktır ve yamanın dikildiği yerden yırtılacaktır. İsa, Eski Dönemi eski giysiyle kıyasladı. Tanrı hiçbir zaman Mesih İnancını Museviliğin üzerine yamalamayı amaçlamadı; yeni bir hareketti. Oruçla ifade edilen Eski Çağın üzüntüsü, yerini Yeni Çağın sevincine bırakmalıdır.

2:22   İkinci örnek eski tulumdakiyeni şarapla ilgilidir. Eski tulum esneme gücünü kaybeder. Yeni şarap eski tuluma konursa, fermantasyonun oluşturduğu basınç tulumu patlatır. Yeni şarap, İsa Mesih’e olan imanın sevincini ve gücünü simgeler. Eski tulum Museviliğin şeklini ve törenlerini resmeder. Yeni şarap yeni tuluma gereksinim duyar. Yahya’nın öğrencileri ve Ferisilerin, Rab’bin izleyicilerini daha önce de uygulanmış olan hüzünlü oruç tutmaya esir etmelerinin bir faydası yoktu. Yeni yaşamın sevinci ve coşkusuna kendilerini ifade etmeleri için izin verilmelidir. Mesih İnancı, daima insanın onu dinî kurallarla karıştırmaya çalışmasından zarar görmektedir. Rab İsa bu ikisinin birbirine zıt olduğunu öğretti, yasa ve lütuf birbirine karşı iki olgudur.

I. Sept Günüyle İlgili Tartışma (2:23-28)

2:23-24   Bu olay, İsa’nın öğretmiş olduğu Musevi geleneğiyle müjdenin özgürlüğü arasındaki çatışmayı resmeder.

Bir Sept günü İsa ekinler arasından geçerken, öğrencileri yemek için başakları kopardılar. Bu Tanrı’nın Yasasını bozmadı. Ama kılı kırk yaran gelenekçi ihtiyarlara göre öğrenciler başakları “toplayarak” ve belki de ellerinde kabuğu çıkarmak için “ovuşturarak” Sept gününün kutsallığını bozmuşlardı!

2:25-26 Rab, onlara Eski Antlaşma’dan bir olayı kullanarak karşılık verdi. Davut, kral olarak kutsanmasına rağmen reddedilmişti ve hüküm sürme yerine bir keklik gibi avlanıyordu. Bir gün erzağı bitince, Tanrı’nın evine girdi ve adak ekmeklerini adamlarını ve kendisini doyurmak için kullandı. Genellikle, bu adak ekmeği kâhinlerin dışında herkese yasaktı, buna rağmen Tanrı, Davut’u böyle yaptığı için azarlamadı. Niçin? Çünkü İsrail’de hiçbir şey doğru değildi. Davut’a, hakkı olan krallığı verilmediği sürece, Tanrı genellikle onun yasak olanı yapmasına izin verdi.

Rab İsa’nın da durumu böyleydi. Kutsanmış olmasına karşın hüküm sürmüyordu. Öğrencilerinin giderken başakları toplamak zorunda kalmış olmaları gerçeği, İsrail’de her şeyin doğru olmadığını gösterdi. Bizzat Ferisiler İsa’yı ve öğrencilerini eleştirme yerine onlara konukseverlik göstermeliydiler.

Davut, adak ekmeğini yiyerek Yasa’yı çiğnemişse de, Tanrı tarafından azarlanmadı. Benzer durumda olan öğrenciler, ihtiyarların geleneklerinden başka bir şeyi çiğnememiş olduklarından, kesinlikle suçlu değildiler.

26’ıncı ayet, Davut’un adak ekmeğiniAviyatar’ın başkâhin olduğu zamandayediğini söylüyor. 1. Samuel 21:1’e göre Ahimelek o zaman kâhindi. Aviyatar da babasıydı. Başkâhinin Davut’a bağlılığı onu Yasa’ya olan bu alışılmamış aykırılığa izin vermesinde etkilemiş olabilir.

2:27-28   Rabbimiz konuşmasını, Sept gününün Tanrı tarafından insanın köleliği için değil, yararı için kurumlaştırıldığını Ferisilere anımsatarak bitirdi. “İnsanoğlu Sept gününün de Rabbidir” diye ekledi, yani Sept gününü zaten kendisi vermişti. Bu nedenle, o gün neye izin verip neyi yasaklayacağı konusunda karar vermeye yetkisi vardı. Sept günü kesinlikle, çok gerekli işleri ya da merhamete dayalı konuları engellemek için amaçlanmadı. Mesih İmanlıları Sept gününü tutmak zorunda değildirler. O gün İsrail halkına verildi. Mesih İmanlıları için özellik belirten gün, haftanın ilk günü olan Rab’bin Günüdür. Ne var ki, bu, kurallara tıpatıp uyarak nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağını katı bir şekilde belirleyen bir gün değildir. Daha çok imanlıların tapınabileceği, hizmet edebileceği, canlarının terbiyesine katılabileceği ve işe gitmediği ayrıcalıklı bir gündür. Kendimize sormamız gereken soru, “Rab’bin Gününde bunu yapmak yanlış mı?” değil, “Bu günü Tanrı’yı yüceltmek, komşumun bereketi ve ruhsal iyiliğim için nasıl en iyi şekilde kullanabilirim?” olmalıdır.

 

Kutsal Kitap

1 Birkaç gün sonra İsa tekrar Kefarnahum’a geldiğinde, evde olduğu duyuldu.
2 O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu.
3 Bu arada O’na dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler.
4 Kalabalıktan O’na yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler.
5 İsa onların imanını görünce felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi.
6 Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: “Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrı’ya küfrediyor! Tanrı’dan başka kim günahları bağışlayabilir?”
7 (SEE 2:6)
8 Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” dedi.
9 “Hangisi daha kolay, felçliye, `Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa, ‘Kalk, şilteni topla, yürü’ demek mi?
10 Ne var ki, İnsanoğlu’nun* yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!” dedi.
11 (SEE 2:10)
12 Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrı’yı övüyorlar, “Böylesini hiç görmemiştik” diyorlardı.
13 İsa yine çıkıp göl kıyısına gitti. Bütün halk yanına geldi, O da onlara öğretmeye başladı.
14 Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Levi’yi gördü. Ona, “Ardımdan gel” dedi. Levi de kalkıp İsa’nın ardından gitti.
15 Sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken, birçok vergi görevlisiyle* günahkâr O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu. O’nu izleyen böyle birçok kişi vardı.
16 Ferisiler’den* bazı din bilginleri, O’nu günahkârlar ve vergi görevlileriyle birlikte yemekte görünce öğrencilerine, “Niçin vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular.
17 Bunu duyan İsa onlara, “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var” dedi. “Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.”
18 Yahya’nın öğrencileriyle Ferisiler oruç tutarken, bazı kişiler İsa’ya gelip, “Yahya’nın ve Ferisiler’in öğrencileri oruç tutuyor da senin öğrencilerin neden tutmuyor?” diye sordular.
19 İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey aralarında olduğu sürece davetliler oruç tutar mı? Güvey aralarında oldukça oruç tutmazlar!
20 Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o gün oruç tutacaklar.
21 Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Yoksa yeni yama çeker, eski giysiden kopar, yırtık daha beter olur.
22 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa şarap tulumları patlatır, şarap da tulumlar da mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara doldurulur.”
23 Bir Şabat Günü* İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri yolda giderken başakları koparmaya başladılar.
24 Ferisiler İsa’ya, “Bak, Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorlar?” dediler.
25 İsa onlara, “Davut’la yanındakiler aç ve muhtaç kalınca Davut’un ne yaptığını hiç okumadınız mı?” diye sordu.
26 “Başkâhin Aviyatar’ın zamanında Davut, Tanrı’nın evine girdi, kâhinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini* yedi ve yanındakilere de verdi.”
27 Sonra onlara, “İnsan Şabat Günü için değil, Şabat Günü insan için yaratıldı” dedi.
28 “Bu nedenle İnsanoğlu* Şabat Günü’nün de Rabbi’dir.”