Matta 15

15
Matta Bölüm 15

 

D. Kirlenme İçeridendir (15:1-20)

Sık sık Matta’nın ilk bölümlerde kronolojik bir sıra izlemediği söylenir. Ama 14’üncü bölümün başından sonuna kadar olaylar genellikle oluş sırasına göre verilir.

15’inci bölümde de bir sıra ortaya çıkar. İlk olarak, Ferisilerin ve din adamlarının devam eden tartışması ve çekişmesi (ayetler 1-20) İsrail’in Mesih’i reddetmesini önceden görür. İkinci olarak Kenanlı kadının imanı (21-28) bu çağda Müjdenin diğer uluslara gideceğini resmeder. Ve son olarak da büyük kalabalıkların iyileşmesi (29-31) ve 4000 kişinin iyileşmesi (32-39) dünya çapında sağlık ve zenginlik, gelecekteki bin yıllık dönemi gösterir.

15:1-2    Din bilginleri ve Ferisiler Kurtarıcı’yı tuzağa düşürme çabalarında amansızdılar. O’nun öğrencilerini yemek yemeden önce ellerini yıkamadıkları için temiz olmamakla ve bu nedenle de atalarının geleneklerine saygı göstermediklerini söyleyerek suçlayan bazı din bilginleri ve Ferisiler Kudüs’ten geldi.

Bu olayı değerlendirmek için temiz ve murdar olma referanslarını anlamalıyız ve Ferisilerin yıkanmaktan neyi kastettiklerini anlamalıyız. Temiz ve murdar olma ile ilgili tüm kavramlar Eski Antlaşma’da başlar. Öğrencilerin suçlanma nedeni olan murdarlık tamamen törensel bir konuydu. Örneğin, bir kişi bir cesede dokunduysa ya da belirli şeyleri yediyse, törenin kutsallığını bozmuş olurdu: Tanrı’ya tapınmak adetlere göre uygun olmazdı. Tanrı’ya yaklaşmadan önce, Tanrı’nın Yasa’sı onun belli bir sıraya göre temizlenmeden geçmesini gerekli kılar.

Ama yaşlılar Yasa’ya göre olan temizliğe geleneği de eklemişlerdi. Örneğin bir Yahudinin, yemek yemeden önce yalnız ellerini değil, dirseğine kadar yıkanmaya özen göstermesinde ısrar ettiler. Eğer pazar yerinde bulunmuşsa, törensel bir banyo yapması gerekirdi. Bu nedenle, Ferisiler, öğrencilerin Yahudi geleneğince emredilen ayrıntılı yıkanmayı tutmada başarısız oldukları için eleştirdiler.

15:3-6   Rab İsa, bu kişilere basit bir şekilde atalarının geleneklerine değil, aslında Tanrı’nın buyruklarına karşı geldiklerini anımsattı. Kutsal Yasa insanlara gerekli olduğu takdirde maddi yardım da dahil olmak üzere anne ve babalarına saygı göstermelerini buyurdu. Ama din adamları ve Ferisiler (ve daha birçoğu) yaşlı anne ve babalarına destek olmak için para harcamak istemediler. Böylece bu sorumluluklarından kaçınacakları bir gelenek planladılar. Anne ya da babaları yardım istediği zaman, yapacakları tek şey şu sözleri ezberden söylemekti: “Size yardım etmek için verebileceğim para Tanrı’ya adanmıştır ve bundan dolayı onu size veremem.” Bu formülü ezberden söyledikten sonra, anne ve babalarına olan maddi yardım sorumluluğundan özgür kılınıyorlardı. Bu dolambaçlı geleneği izleyerek, anne ve babalarına bakmalarını buyuran Tanrı Sözü’nü geçersiz kılmış oldular.

15:7-9   Sözcüklere kurnazca ters anlam vererek Yeşaya 29:13’teki peygamberliği gerçekleştirdiler. Dudaklarıyla Tanrı’yı saydıklarını söylediler, ama yürekleri O’ndan uzaktı. Tapınmaları değersizdi, çünkü önceliği Tanrı’nın Sözü’nden çok insanların geleneklerine veriyorlardı.

15:10-11   İsa, halka dönerek son derece önemli bir bildiri yaptı. “İnsanı kirleten, ağzına giren değildir. Ağzından çıkandır insanı kirleten” dedi. Bu ifadenin devrim yaratan değerini güçlükle kavrayabiliriz. Levililer’e göre durum tam tersiydi. Yahudilerin geviş getirmeyen ve çatal tırnaklı olmayan hayvanların etinden yemeleri yasaklanmıştı. Pulu ve yüzgeci olmayan balığın etini yemelerine izin verilmiyordu. Tanrı hangi yiyeceğin temiz ve hangi yiyeceğin murdar olduğunu ayrıntılı bir şekilde bildirmişti.

Şimdi Yasa Koyucu, törensel kutsallık sisteminin tümünü yetkisini kullanarak feshetmek için hazırlık yapıyordu. Öğrencilerinin ellerini yıkamadan yedikleri yiyeceğin onları kirletmediğini söyledi. Aslında esas kirlenme din bilginleri ve Ferisilerin ikiyüzlülüğüydü.

15:12-14    Öğrencileri, Ferisilerin bu suçlamalarından dolayı gücendiklerini söyledikleri zaman, İsa onları tanrısal olarak dikilmeyen fidanlarla kıyaslayarak yanıtladı. Onlar buğdaydan çok delicelerdi. Onlar ve öğretişleri sonuçta kökten sökülecekti, yani yok olacaktı. Sonra da şunları ekledi: “Bırakın onları, onlar körlerin kör kılavuzlarıdır.” Ruhsal konularda yetkili olduklarını söylemelerine karşın, yönlendirdikleri insanlar gibi ruhsal gerçekler karşısında kördüler. Hem önderlerin hem de izleyicilerin çukura düşmeleri kaçınılmazdı.

15:15    Kuşkusuz öğrenciler daha önce öğrenmiş oldukları temiz ve murdar yiyecekler konusunun tersine çevrilmesiyle sarsıldılar. Onlar için anlaması güç ve kapalı hikaye gibi bir benzetmeydi. Petrus bir açıklama istediği zaman bu rahatsızlığı ifade etti.

15:16-17   Rab önce onların anlama konusunda bu kadar yavaş olmalarından dolayı duyduğu şaşkınlığını dile getirdi, sonra da gerçek kirlenmenin bedensel değil, ahlâksal olduğunu açıkladı. Aslında yenebilir yiyecekler temiz ya da murdar değildir. Hiçbir madde kendiliğinden kötü değildir; yanlış olan o maddenin kötüye kullanılmasıdır. İnsanın yediği yiyecek ağza girer, sindirim için mideye iner, sonra da özümsenmemiş kısmı dışarı atılır. Yiyecek Ahlâksal durumu değil, yalnızca bedeni etkiliyor. Bugün “Tanrı’nın yarattığı her şey iyidir; ve şükranla kabul olunursa, hiçbir şey reddedilmemelidir. Çünkü her şey Tanrı’nın sözü ve dua ile kutsal kılınır” (1Ti.4:4-5) düşüncesine sahibiz. Bu metin zehirli bitkiden bahsetmiyor tabii, ama insanın tüketmesi için Tanrı’nın hazırladığı yiyecekten bahsediyor. Hepsi iyidir ve şükranla yenmelidir. Eğer bir kişi bazı şeylere alerjisi varsa ya da bünyesi kaldırmıyorsa, onları yememelidir, ama genel olarak Tanrı’nın, yiyecekleri bizi bedensel olarak beslemek için kullandığına güvenerek yiyebiliriz.

15:18   Eğer yiyecek kirletmezse, o zaman kirleten nedir? İsa, “… ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur” dedi. Buradaki yürek, kanı pompalayan organ değil, insanın motivasyonunun ve arzularının çürük kaynağıdır. İnsanın ahlâksal doğasının bu kısmı kendisini saf olmayan düşüncelerle, sonra kötü sözcüklerle ve daha sonra da kötü davranışlarla gösterir.

15:19-20   İnsanı kirleten bazı şeyler kötü düşünceler, cinayet, zina, cinsel ahlaksızlık, hırsızlık, yalan tanıklık ve iftiradır (bu Yunanca sözcük küfür etmeyi de içerir).

Ferisiler ve din bilginleri, el yıkama törenlerinin kurallara göre yerine getirilmesi konusunda aşırı derecede dikkatliydiler. Ama iç yaşamları kirliydi. Önemsiz konulara çok önem verdiler, gerçekten önemli konuları ise küçümsediler. Öğrencilerin bazı geleneklere uyma konusundaki başarısızlıklarını eleştiriyorlardı, ama kendileri Tanrı’nın Oğlu’nu öldürmek için tuzak kuruyorlardı ve ayrıca 19’uncu ayette sıralanan bütün günahlardan suçluydular.

E. Diğer Uluslardan Biri İmanından Dolayı Bereketlenir (15:21-28)

15:21-22   İsa oradan ayrılıp Akdeniz kıyısındaki Sur ve Sayda bölgesine geçti. Bildiğimiz kadarıyla, bu halk arasındaki hizmeti süresince Yahudi bölgesinin dışına çıktığı tek zamandı. Fenike’de, Kenanlı bir kadın O’na cine tutsak kızını iyileştirmesi için yalvardı.

Bu kadının Yahudi olmadığını, diğer uluslardan biri olduğunu anlamak önemlidir. Bu kadın, Tanrı’nın neslinin bitmesi için damgaladığı ahlâksız Kenanlılar soyundandı. İsraillilerin itaatsizliğiyle bazıları Yeşu’nun altında Kenan’ın işgalinde yaşamayı başardılar ve bu kadın sağ kalanların neslindendi. Diğer uluslardan biri olarak, Tanrı’nın yeryüzünde seçilen halkının ayrıcalıklarından zevk alamadı. Umudu olmayan bir yabancıydı. Durumundan dolayı Tanrı’da ya da Mesih’te bir hakkı yoktu.

Konuşurken O’na, Yahudilerin Mesih’le ilgili konuşurken kullandıkları Rab, Davut Oğlu unvanlarıyla hitap etti. İsa, Davut Oğlu olmasına rağmen, diğer uluslardan birinin, O’na bu temelle yaklaşmaya hiç hakkı yoktu. Bu nedenle ona ilk önce hiç karşılık vermedi.

15:23    Öğrencileri yaklaşıp, “Sal şunu, gitsin!” diye rica ettiler. Onlara göre o bir dertti. O’na göre ise o sevindirici bir iman örneği ve lütfunun parlayacağı bir araçtı. Ama ilk önce onun imanını kanıtlamalı ve eğitmeliydi!

15:24-25   Ona diğer uluslar ve özellikle Kenanlılar için değil, yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunları için gönderildiğini anımsattı. Kadın bu apaçık retle umutsuzluğa kapılmadı. Davut Oğlu unvanını bırakarak, O’na “Ya Rab, bana yardım et!” diyerek tapındı. Eğer O’na bir Yahudi’nin Mesih’ine geldiği gibi gelemeseydi, Yaratıcı’sının bir yaratığı olarak gelecekti.

15:26   İmanının gerçekliğini daha çok araştırmak için, İsa ona, “köpekler” diye sayılan diğer uluslara ekmek vermek için Yahudi çocuklarının beslenmesini bir kenara bırakmanın doğru olmayacağını anlattı. Eğer bu bize çok sert geliyorsa, cerrahın acıtmak için değil, ama iyileştirmek için kullandığı ufak ve düz bıçağını hatırlayalım. O diğer uluslardan biriydi. Yahudiler, diğer uluslara yiyecek kırıntıları için sokaklarda sinsi sinsi gezinen köpekler gibi bakıyorlardı. Ne var ki, İsa burada küçük evcil köpeklere verilen sözcüğü kullandı. Soru şuydu: “O’nun merhametlerinin en küçüğünü almak için layık olmadığını kabul edecek miydi?”

15:27   Verdiği karşılık görkemliydi. O’nun betimlemesine tamamen katıldı. Değersiz diğer uluslardan birinin yerini alarak, kendisini O’nun merhametine, sevgisine ve lütfuna bıraktı. Aslında şöyle dedi: “Haklısın! Ben masanın altındaki küçük köpeklerden biriyim. Ama bazen kırıntıların sofradan düştüğünü fark ediyorum. Azıcık kırıntı almama izin vermeyecek misin? Kızımı iyileştirmene layık biri değilim, ama sana, bunu hak etmeyen kullarından biri olarak yapman için yalvarıyorum.”

15:28   İsa onu imanının büyüklüğünden dolayı övdü. İnanmayan “çocuklar” ekmeğe açlık duymazken, burada onun için yakaran, durumunu itiraf eden “küçük bir köpek” vardı. İman ödüllendirildi; kızı o saatte iyileşti. Rabbimizin uzaktan diğer uluslardan bir kızı iyileştirmesi gerçeği, Tanrı’nın sağ tarafında şimdiki görevinin, kendi eski halkının ulus olarak bir tarafa bırakıldığı bu çağ sırasında, diğer ulusları ruhsal yönden iyileştirmek olduğunu akla getirir.

F. İsa Büyük Kalabalıkları İyileştiriyor (15:29-31)

Markos 7:31’de Rab’bin Sur’dan ayrılarak Sayda yoluyla Dekapolis bölgesinin ortasından geçerek Celile gölüne geldiğini öğreniyoruz. Orada, Celile gölünün yakınında, kötürümleri, körleri, çolakları, dilsizleri ve daha birçoklarını iyileştirdi. Şaşıran kalabalık İsrail’in Tanrı’sını yüceltti. Buranın diğer ulusların mahallesi olduğu tahmin edilmektedir. İsa ve öğrencileriyle İsrail arasında ilişki kuran halk, doğru bir şekilde İsrail’in Tanrı’sının aralarında çalıştığı sonucunu çıkardı.

G. İsa Dört Bin Kişiyi Doyuruyor (15:32-39)

15:32   Dikkatsiz (ya da eleştiren) okurlar, bu olayla 5000 kişinin doyurulmasını karıştırarak Kutsal Kitap’ı teksir, çelişki ve yanlış hesaplamayla suçlarlar. Gerçek şu ki, iki olay oldukça farklıdır ve birbirini yalanlamaktan çok bütünler.

Rab’le geçirilen üç günün sonunda, kalabalığın yiyeceği bitti. İsa onların aç gitmelerine izin vermeyecekti, çünkü yolda bayılabilirlerdi.

15:33-34   Öğrencileri yine büyük bir kalabalığın doyurulması gibi olanaksız bir hizmet nedeniyle gerginleştiler; bu sefer yedi ekmekle birkaç küçük balıkları vardı.

15:35-36   5000 kişinin doyurulmasında olduğu gibi İsa halkı oturttu, yedi ekmekle balıkları aldı, şükredip bunları böldü ve dağıtmaları için onları öğrencilerine verdi. İsa öğrencilerinin yapabileceklerini yapmasını bekler; sonra müdahale eder ve onların yapamadığını yapar.

15:37-39   Halk doyduktan sonra, yedi küfe dolusu yemek artığı vardı. Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, dört bin erkekti.

Bir sonraki bölümde, iki doyurma mucizesiyle ilgili istatistiğin önemli olduğunu göreceğiz (16:8-12). Kutsal Kitap’taki anlatımın her ayrıntısı anlamlıdır. Rabbimiz halkı salıverdikten sonra, kayıkla Celile gölünün batı kıyısındaki Magadan bölgesine gitti.

 

Kutsal Kitap

1 Bu sırada Yeruşalim’den bazı Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, “Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?” diye sordular, “Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.”
2 (SEE 15:1)
3 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz?
4 Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‘Annene babana saygı göstereceksin’; ‘Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.’
5 Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz.
6 (SEE 15:5)
7 Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, Ama yürekleri benden uzak.
8 (SEE 15:7)
9 Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.'”
10 İsa, halkı yanına çağırıp onlara, “Dinleyin ve şunu belleyin” dedi.
11 “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.”
12 Bu sırada öğrencileri O’na gelip, “Biliyor musun?” dediler, “Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler.”
13 İsa şu karşılığı verdi: “Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.
14 Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.”
15 Petrus, “Bu benzetmeyi bize açıkla” dedi.
16 “Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?” diye sordu İsa.
17 “Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz?
18 Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur.
19 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır.
20 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.”
21 İsa oradan ayrılıp Sur ve Sayda bölgesine geçti.
22 O yöreden Kenanlı bir kadın İsa’ya gelip, “Ya Rab, ey Davut Oğlu, halime acı! Kızım cine tutuldu, çok kötü durumda” diye feryat etti.
23 İsa kadına hiçbir karşılık vermedi. Öğrencileri yaklaşıp, “Sal şunu, gitsin!” diye rica ettiler. “Arkamızdan bağırıp duruyor.”
24 İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diye yanıtladı.
25 Kadın ise yaklaşıp, “Ya Rab, bana yardım et!” diyerek O’nun önünde yere kapandı.
26 İsa ona, “Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir” dedi.
27 Kadın, “Haklısın, ya Rab” dedi. “Ama köpekler de efendilerinin sofrasından düşen kırıntıları yer.”
28 O zaman İsa ona şu karşılığı verdi: “Ey kadın, imanın büyük! Dilediğin gibi olsun.” Ve kadının kızı o saatte iyileşti.
29 İsa oradan ayrıldı, Celile Gölü’nün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu.
30 Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta getirdiler. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi.
31 Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrısı’nı yüceltti.
32 İsa öğrencilerini yanına çağırıp, “Halka acıyorum” dedi. “Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç aç evlerine göndermek istemiyorum, yolda bayılabilirler.”
33 Öğrenciler kendisine, “Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?” dediler.
34 İsa, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu. “Yedi ekmekle birkaç küçük balığımız var” dediler.
35 Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu.
36 Yedi ekmekle balıkları aldı, şükredip bunları böldü, öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar.
37 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar.
38 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, dört bin erkekti.
39 İsa, halkı evlerine gönderdikten sonra tekneye binip Magadan bölgesine geçti.