Matta 16

16
Matta Bölüm 16

 

Ğ. Ferisilerle Sadukilerin Mayası (16:1-12)

16:1   Teolojik konularda geleneksel muhalif gruplar olan Ferisilerle Sadukiler doktrine ait iki ucu temsil ediyorlardı. Ama Kurtarıcıya çelme takma ortak amacında birleşirken aralarındaki düşmanlığı bir kenara bıraktılar. O’nu sınamak için gökten bir belirti göstermesini istediler. O’nu uzlaşma durumuna getirmek için ayartmaya çalışıp çalışmadıkları tam belli değil. Gökten bir belirti isteyerek belki O’nun önceki mucizelerinin karşıt bir kaynağını belirtiyorlardı. Belki de gökte doğaüstü bir belirti görmek istiyorlardı. İsa’nın bütün mucizeleri yeryüzünde olmuştu. Gökte de mucize yapabilir miydi?

16:2-3    Gök konusuna devam ederek karşılık verdi. Akşamleyin gökyüzünün rengi kızıl olduğunda, ertesi gün havanın iyi olacağını tahmin ediyorlardı. Sabahleyin gökyüzünde kızıllık ve bulut olunca, o gün fırtına olacağını da bilirlerdi. 1 Gökyüzünü görünüşüne göre yorumlama hünerleri vardı, ama belirli zamanlarla ilgili belirtileri yorumlayamıyorlardı.

Bu belirtiler nelerdir? Mesih’in gelişini haber veren peygamber, Vaftizci Yahya kişiliğinde görünmüştü. Daha önce hiç kimsenin yapmadığı ve Mesih’in kendi huzurlarında yaptığı mucizeler daha önce bildirilmişti. Belirli zamanların bir diğer belirtisi de Mesih’in Yahudiler tarafından reddedileceğinin ve Müjdenin diğer uluslara yayılacağının, yani bütün bunların peygamberliğin gerçekleşmesi olduğu belliydi. İtiraz kabul etmez kanıta rağmen, tarih oluşması ya da peygamberliğin yerine gelmesi konusunda hiç anlayışları yoktu.

16:4   Ferisiler ve Sadukiler, bizzat O aralarında iken belirti isteyerek kendilerinin kötü ve ruhsal olarak vefasız bir kuşak olduklarını açığa vurdular. Onlara Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecekti. 12:39’da açıklandığı gibi bu, Mesih’in üçüncü günde dirilmesi olacaktı. Kötü ve vefasız bir kuşak Mesih’lerini çarmıha gerecekti, ama Tanrı O’nu ölümden diriltecekti. Doğru önderleri olarak O’na boyun eğmeyi reddedenlerin sonunun belirtisi bu olacaktı.

Paragraf kötülüğü belirten sözcüklerle biter: “Sonra İsa onları bırakıp gitti.” Bu sözcüklerin ruhsal iması hepimiz için geçerlidir.

16:5-6   Öğrenciler gölün doğu yakasında Rab’le tekrar birleşince yanlarına ekmek almayı unutmuşlardı. Bu nedenle İsa onları, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından kaçınmaları için uyararak selamladı. Onlar da O’nun “Yahudi önderlere erzak için gitmeyin!” dediğini sandılar. Zihinlerinin yiyecekle meşgul olması, ruhsal bir dersin tasarlandığı yerde harfi harfine, doğal bir açıklamayı aramalarına neden oldu.

16:7-10   İsa’nın onların yanında binlerce kişiyi doyurmuş olması gerçeğine rağmen yiyecek yetersizliğinden dolayı kaygılanıyorlardı. Böylece onlarla beraberken gerçekleşen iki mucizevi olayı yeniden inceledi. Tanrısal matematik ve tanrısal beceriklilikle ilgili olarak ortaya çıkan ders şu: İsa daha az malzemeyle daha çok kişiyi doyurdu ve daha çok yiyecek arttı. Yalnızca beş ekmek ve iki balık olduğu zaman 5000’den fazla kişiyi doyurdu ve on iki sepet yiyecek arttı. Daha çok ekmek ve balıkla yalnızca 4000’den fazlasını doyurdu ve yedi küfe yiyecek arttı. Eğer sınırlı kaynaklarımızı O’nun hizmetine koyarsak, O onları miktarlarına göre ters orantılı olarak çoğaltır. “Tanrı işin içinde ise, az çoktur.”

Burada 5000 kişinin doyurulması olayında geçen sepet için farklı bir sözcük kullanılır. 2 Buradaki olayda kullanılan yedi küfenin daha önceki olayda kullanılan on iki küfeden daha büyük olduğu düşünülür. Ama vurgulanan ders aynıdır: Sonsuz kaynağı ve gücü olan Kişi ile birlikte olduğumuz zaman niçin açlık ve eksikliklerimiz için kaygılanalım?

16:11-12   Rab, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından konuşurken, ekmeğe değil ama kötü doktrin ve davranışa işaret ediyordu. Luka 12:1’de Ferisilerin mayası ikiyüzlülük olarak tanımlanır. Tanrı’nın Sözü’nü en ince ayrıntısına kadar tuttuklarını söylediler, ama itaatleri yüzeysel ve dışardandı. İçlerinde kötü ve çürüktüler.

Sadukilerin mayası ise akılcılıktı. Zamanın serbest düşüncelileri (din konularında), bugünkü liberaller gibi, kuşkuların ve yalanlamaların sistemini kurmuşlardı. Meleklerin ve ruhların varlığını, bedenin dirilişini, canın ölümsüzlüğünü ve sonsuz yargıyı yadsıdılar. Bu şüphecilik mayası, eğer hoş görülürse, yayılacak ve mayanın tüm hamurun içine girdiği gibi içe girecektir.

X. KRAL ÖĞRENCİLERİNİ HAZIRLIYOR (16:13-17:27)

A. Petrus’un Büyük İkrarı (16:13-20)

16:13-14    Filipus Sezariyesi, Celile gölünün yirmi beş mil kuzeyinde ve Ürdün’ün beş mil doğusundaydı. İsa çevredeki köylere geldiği zaman (Mar.8:27) bir olay genel olarak O’nun öğretişinde oluşan bir zirve olarak kabul edilir. Bu zamana kadar öğrencilerini Kişiliğinin gerçek anlayışına doğru yönlendirmekteydi. Bunu başardıktan sonra, şimdi Yüzünü azimle çarmıha gitmek için çeviriyordu.

İsa, öğrencilerine halkın O’nun kimliğiyle ilgili olarak ne söylediklerini sordu. Yanıtlar Vaftizci Yahya’dan İlyas’a, Yeremya’ya ve diğer peygamberlerden biri olmaya kadar gitti. Birçok kişiye göre O birçoğunun arasındaydı. İyi ama En iyisi değil. Büyük ama En Büyüğü değil. Bir peygamber ama En Büyüğü değildi.

Bu görüş hiçbir zaman yeterli olmayacaktı. O’nu zayıf bir övgüyle suçladılar. Eğer O, yalnızca sıradan bir insan olsaydı sahtekâr olurdu, çünkü Baba Tanrı ile eşit olduğunu iddia ediyordu.

16:15-16   Bundan dolayı öğrencilerine O’nun kim olduğuna inandıklarını sordu. Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” dedi. Bir başka deyişle İsrail’in Mesih’i ve Tanrı’nın Oğlu idi.

16:17-18   Rabbimiz Yunus oğlu Simun’u kutsadı. Balıkçı, Rab İsa’nın bu kavramına akılla ya da doğuştan bir bilgelikle gelmemişti; Baba Tanrı tarafından doğaüstü bir şekilde ona açıklanmıştı. Ama Oğul’un da Petrus’a söyleyeceği önemli bir şeyi vardı. Bundan dolayı İsa, “Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus’sun ve Ben topluluğumu bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının (cehennemin) kapıları ona karşı direnemeyecek” dedi. Hepimiz bu ayetin etrafında neredeyse Müjde’deki diğer ayetlerden daha çok tartışmanın girdap gibi döndürüldüğünü biliyoruz.

Soru; “Kaya kim ya da nedir?” Problem kısmen Petrus ve kaya sözcüklerinin Yunanca’da benzer olmasından kaynaklanır, ama anlamları farklıdır. İlki petros, bir taş ya da gevşek kaya anlamına gelir; ikincisi, petra, çıkıntılı kaya anlamına gelir. Bundan dolayı İsa’nın gerçekte söylediği şu idi. “… sen Petrus’sun (taş) ve ben topluluğumu bu kayanın üzerine kuracağım.” Kilise topluluğunu bir taşın değil, bir kayanın üzerine kuracağını söyledi.

Eğer Petrus kaya değilse, o zaman nedir? Eğer içeriğe dayanırsak, açık olan yanıt kayanın, Petrus’un, Mesih’in yaşayan Tanrı’nın Oğlu olduğu itirafıdır ki, topluluk (kilise) bu gerçek üzerine kuruludur. Efesliler 2:20 topluluğun, köşe taşı olarak İsa Mesih üzerine kurulu olduğunu öğretir. “Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine bina edildiniz” ifadesi onlara değil, Rab İsa Mesih’le ilgili olarak öğretişlerinde kurulan temele işaret eder.

1.Korintliler 10:4’te Mesih’ten “Kaya” diye söz edilir. Bu konuya Morgan şu sözleriyle oldukça yardımcı olur:

O’nun Yahudilere konuştuğunu anımsayın. Kaya sözcüğünün mecazi anlamını İbranice Kutsal Yazılarda izlersek, hiçbir zaman insanı değil, ancak Tanrı’yı simgelemek için kullanıldığını görürüz. Bunun sonucu olarak burada, Filipus Sezariye’de, Topluluğun üzerine kurulduğu kişi Petrus değildir. İsa kinayeli sözlerle oyun oynamazdı. Tanrısallığı simgeleyen İbranice örneği aldı ve “Topluluğumu Tanrı’nın kendisinin, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’in üstüne kuracağım” dedi. 3

Petrus da hiçbir zaman kendisinden topluluğun temeli olarak söz etmedi. İki defa Mesih’ten Taş olarak (Elç.4:11, 12; 1Pe.2:4-8) bahsetmiştir, ama mecazi anlam farklıdır; taş temel değil, köşe taşıdır.

Topluluğumu kuracağım.” Burada topluluğun (ekklesia = kilise) Kutsal Kitap’ta ilk defa kullanıldığını görüyoruz. Eski Antlaşma’da yoktur. İsa bu sözleri söylediği zaman topluluk hâlâ gelecekteydi; Pentikost gününde kuruldu. Yahudi ve diğer uluslardan olan Mesih’teki bütün inanlılardan oluşmaktadır. Mesih’in gelini ve bedeni olarak bilinen farklı bir toplum olup, emsalsiz bir göksel çağrıya sahiptir.

İsrail ve Göksel Egemenlik konularının önemli olduğu Matta Müjde’sinde Kilise topluluğunun tanıtılmasını pek beklemezdik. Ne var ki, İsrail’in Mesih’i reddetmesi dolayısıyla bir ara zaman (topluluk çağı), O’nun çarmıhtaki ölümünden başlayarak, ikinci gelişindeki buluşmaya kadar devam edecektir. O zaman Tanrı, İsrail’le ulus olarak ilgilenmeye yeniden başlayacaktır (bkz. Rom. 11:11-32). Bunun için Tanrı’nın kiliseyi burada, İsrail’in Mesih’i reddetmesinin hemen ardından, özel dönemler (dispensations) programında bir sonraki basamak olarak tanıtması uygundur.

Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek” iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi, Ölüler diyarının kapıları, topluluğa karşı başarısız bir saldırıda resmedilir, topluluk üstüne gelen bütün saldırılara direnecektir. Ya da topluluğun kendisi saldırıya karşı koyarken ve zaferle çıkarken resmedilebilir. Her iki durumda da, ölüm güçleri yaşayan inanlıların değişmesiyle ve Mesih’te olan ölülerin dirilmesiyle yok edilecektir.

16:19   ”Göklerin Egemenliğinin anahtarlarını sana vereceğim” demesi Petrus’un insanları cennete kabul etmek için kendisine yetki verildiği anlamına gelmez. Bu, Mesih inanlısı olduklarını iddia eden herkesi, Kralla müttefik olduklarını söyleyen herkesin bulunduğu yeryüzü alanındaki Göklerin Egemenliğiyle ilgilidir. Anahtarlar girişi gösterir. Bu alanın kapısını açan anahtarlar Büyük Görevde (Mat.28:19) önerilir: öğrenci yetiştirme, vaftiz etme ve öğretme (Vaftiz olma kurtulma için gerekli değildir, ama Krala bağlılıklarını açıkça söyledikleri bir başlangıç törenidir). Petrus anahtarları ilk önce Pentikost Gününde kullandı. Anahtarlar yalnızca ona değil, tüm öğrencilerin temsilcisi olarak ona verildi. (Aynı sözün herkese verildiği Mat.18:18’e bakın).

Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.” Bu ve Yuhanna 20:23’deki ayet bazen Petrus’a ve ondan sonra gelen elçilere günahların bağışlanması konusunda yetki verildiğini öğretmek için kullanılır. Bunun böyle olamayacağını biliyoruz; yalnızca Tanrı günahları bağışlayabilir.

Bu ayeti anlamanın iki yolu vardır. Birincisi, öğrencilerin bağlamada ve çözmede bugün bizde olmayan bir güce sahip olduğu anlamına gelebilir. Örneğin, Pavlus Korint’te günahının sonucu olarak disiplin altına alınan adamı tövbe ettiği için bağışlarken (2Ko.2:10), Petrus onların günahlarını Hananya ve Safira üzerinde öyle bir bağladı ki ani bir ölümle cezalandırıldılar (Elç.5:1-10).

Ya da bu ayet, öğrenciler yeryüzünde her neyi bağlayıp çözdülerse, gökte zaten bağlanıp ve çözülmüştür anlamına gelebilir. Bu nedenle, Ryrie “Öğrenciler bu şeyleri açıklarken, öğrenciler değil gök, bütün bağlama ve çözme işinde inisiyatifi ele alır” der. 4

Bu ayetin bugün gerçek olduğu tek yol, bildirme anlamındadır. Bir günahkâr günahlarından gerçek anlamda tövbe ettiği ve İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul ettiği zaman, bir Mesih inanlısı o kişinin günahlarının bağışlandığını bildirebilir. Bir günahkâr Kurtarıcı’yı reddettiği zaman, bir Mesih inanlısı onun günahlarının hâlâ devam ettiğini bildirebilir. William Kelly şunları yazar: “Ne zaman Topluluk Rab’bin adıyla hareket etse ve gerçekten O’nun isteğini yapsa, Tanrı’nın damgası onların işlerinin üzerindedir.”

16:20   Yine Rab İsa’nın öğrencilerini Kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememeleri için uyardığını görüyoruz. İsrail’in inançsızlığından dolayı böyle bir haberden iyilik çıkmazdı. Popüler bir hareketin O’na Kral olarak taç giydirmeye çalışmasından zarar gelebilirdi; zamansız bir hareket Romalılar tarafından insafsızca ezilirdi.

Bu bölümün İsa’nın görevinde dönüm noktası olduğunu söyleyen Stewart şunları yazar:

“Filipus Sezariyesi’ndeki gün, Müjdelerin dönüm noktasını işaret eder. Bu noktadan sonra akıntılar başka yönde akmaya başlar. İsa’yı tahta götürecek gibi görünen ilk günlerindeki popülerlik şimdi geride kalmıştır. Akıntı Çarmıha yönelir… Sezariye’de İsa ayırma hattında durur gibi durdu. Arkasında geldiği yolu gördüğü ve önünde O’nu bekleyen karanlık ve ürkütücü yolun olduğu doruk gibiydi. Mutlu günlerin hâlâ devam ettiği güneş battıktan sonraki parlaklığın olduğu yere ve sonra çevresine göz attı, ardından gölgeye doğru yürüdü. Yolu Golgota idi”. 5

B. Öğrencilerini Ölümü Ve Dirilişi İçin Hazırlıyor (16:21-23)

16:21   Şimdi öğrenciler İsa’nın Mesih, yaşayan Tanrı’nın Oğlu olduğunu kavramışlardı ve doğrudan O’nun ölümü ve dirilişi ile ilgili ilk sözlerini dinlemeye hazırdılar. Şimdi O’nun amacının hiçbir zaman başarısız olamayacağını biliyorlardı; kazanan taraftaydılar; ne olursa olsun zafer temin edilmişti. Böylece Rab haberi hazır yüreklere verdi. Kudüs’e gitmesi, ihtiyarlar, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerekiyordu. Bu haber herhangi bir hareketin sona ermesi için yeterliydi, ancak son ifade her şeyi değiştirdi: üçüncü gün dirilmesi gerekiyor. Esas fark yaratan buydu!

16:22   Petrus, Efendisinin böyle bir davranışa dayanması düşüncesiyle hiddetlendi. O’nun yolunu kapatırcasına O’nu yakaladı ve karşı çıktı: “Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!”

16:23   Bu Rab İsa’nın azarlamasına neden oldu. O, dünyaya günahkârlar için ölmeye gelmişti. O’nu bu amaçtan engelleyen herhangi bir şey ya da herhangi bir kişi Tanrı’nın isteğiyle uyum içinde olamazdı. Bu nedenle Petrus’a şöyle dedi: “Çekil önümden Şeytan! Sen yolumda engelsin. Senin düşüncelerin Tanrı’nın değil, insan düşünceleridir.” İsa, Petrus’a Şeytan derken, onun cine tutsak ya da Şeytan’ın kontrolü altında olduğunu belirtmiyordu. Yalnızca Petrus’un hareketlerinin ve sözlerinin Şeytan’dan (ki düşman demektir) beklenebilecek şeyler olduğunu söylemek istedi. Golgota’ya karşı protesto ederek Kurtarıcı için bir engel oluşturdu.

Mesih inanlısından haçını yüklenip Rab İsa’yı izlemesi istenir, ama yolda haç hayal gibi belirince, içerden bir ses “Tanrı korusun! Kendini kurtar” der. Ya da belki de sevdiklerimizin sesi bizi itaat yolundan saptırmaya çalışır. Böyle zamanlarda biz de “Çekil önümden Şeytan! Sen yolumda engelsin” demeliyiz.

C. Gerçek Öğrencilik İçin Hazırlanma (16:24-28)

16:24   İsa şimdi O’nun öğrencisi olmanın neleri kapsadığını yalın bir şekilde ifade ediyor: kendini inkâr etme, çarmıhı yüklenme ve O’nu izleme. Kendini inkâr etmek, feragat etmeyle aynı değildir; O’nun kontrolüne tamamen teslim olup kendi bedeninde hiçbir hakkın olmaması demektir. Çarmıhı yüklenmek, O’nun için utanca, eleme ve belki de şehitliğe dayanmaya istekli olmak demektir; günaha, bedene ve dünyaya ölmektir. O’nu izlemek, O’nun yaşadığı gibi alçakgönüllülüğü, fakirliği, şefkati, sevgiyi, lütfu ve diğer tanrısal erdemleri yaşamak demektir.

16:25   Rab öğrencilikte olacak iki engeli sezer. Birincisi kişinin kendini rahatsızlıktan, acıdan, yalnızlıktan ya da kayıptan kurtarması gibi doğal ayartıdır. Diğeri ise zengin olmaktır. Birincisi, İsa yaşamlarına bencil amaçlarla dört elle sarılanları hiçbir zaman doyum bulamayacaklarına dair uyardı; yaşamlarını hiçbir şey düşünmeden, ödeyecekleri bedeli hesaplamadan, O’na bırakanlar niçin yaşadıklarını anlayacaklar.

16:26   İkinci ayartı olan zengin olma mantıksızdır. İsa “farz edin ki” dedi. “bir adam işinde o kadar başarılı oldu ki tüm dünyayı kazandı. Bu delice olan arama onun zamanını ve enerjisini o kadar emecek ki yaşamının esas amacını şaşıracaktır. Her şeyi arkada bırakıp ölünce ve sonsuzluğu boş ellerle geçirecek olduktan sonra bu kadar para kazanmanın faydası ne olacaktı? İnsan para kazanmaktan daha büyük bir iş için yeryüzündedir. Kralının işlerini temsil etmek için çağrılmıştır. Eğer buna aldırmazsa, her şeyi kaybeder.

24’üncü ayette, İsa onlara en kötü şeyi anlattı. Hıristiyanlığın (iman yaşamının) özelliği budur; başlangıçta en kötüsünü bilirsiniz. Ama hiçbir zaman zenginlikleri ve bereketleri keşfetmek son bulmaz. Barnhouse bunu çok iyi ifade eder:

Kişi, Kutsal Yazılarda ürkütücü olan her şeyi görünce, sürpriz olarak gelebilecek saklı hiçbir şey kalmaz. Bu yaşamda ya da gelecek olanda öğreneceğimiz her yeni şey sevinç getirecektir. 6

16:27   Rab şimdi eleminin ardından gelecek olan görkemi anımsatıyor. İnsan aklının üstünde olan Babası’nın görkemi içinde melekleriyle yeryüzüne geri döneceği zamanki, İkinci Gelişine işaret ediyor. O zaman O’nun için yaşayanlara karşılıklarını verecektir. Başarılı bir yaşama sahip olmanın tek yolu kişinin kendisini görkemli zamana göre ayarlaması, o zaman gerçekten neyin önemli olduğuna karar vermesi ve sonra da bütün gücüyle onun arkasından gitmesidir.

16:28   Daha sonra orada bulunanlar arasında O’nun kendi egemenliği içinde geldiğini görmeden ölümü tatmayacak olanların olduğunu şaşırtıcı bir şekilde ifade etti. Elbette ki sorun bütün öğrencilerin ölmesine rağmen, Mesih’in güç ve görkemi içinde gelip egemenliğini kurmamış olmasıdır. Bölümün bitmesine önem vermezsek ve bir sonraki bölümün ilk sekiz ayetini O’nun şaşırtıcı ifadesinin açıklaması olarak düşünürsek, sorun çözülür. Bu ayetler Dağdaki Görünümün Değişmesi olayını betimler. Orada Petrus, Yakup ve Yuhanna İsa’nın görünümünün değiştiğini gördüler. Aslında Mesih’in egemenliğinin görkeminden parçalar görme ayrıcalıkları vardı.

Mesih’in görünümünün değişmesini O’nun gelecek egemenliğinin ön resmi olarak düşünürsek, haklı olduğumuz anlaşılacaktır. Petrus olayı, “Rabbimiz İsa Mesih’in kudreti ve gelişi” (2Pe.1:16) olarak betimler. Rab İsa’nın kudreti ve gelişi İkinci Gelişini belirtir. Yuhanna bunu, “… O’nun yüceliğini Baba’nın biricik Oğlu olarak yüceliğini gördük” (Yu.1:14) diye anlatır. Mesih’in İlk Gelişi aşağılanma içinde geçti; İkinci Gelişi görkemli olacaktır. Bu nedenle, 28’inci ayetteki ön bildiri Dağda gerçekleşti; Petrus, Yakup ve Yuhanna İnsanoğlu’nu mütevazı Nasıralı olarak değil, görkemli Kral olarak gördüler.

 

Kutsal Kitap

1 Ferisiler’le Sadukiler* İsa’nın yanına geldiler. O’nu denemek amacıyla kendilerine gökten bir belirti göstermesini istediler.
2 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Akşam, ‘Gökyüzü kızıl olduğuna göre hava iyi olacak’ dersiniz.
3 Sabah, ‘Bugün gök kızıl ve bulutlu, hava bozacak’ dersiniz. Gökyüzünün görünümünü yorumlayabiliyorsunuz da, zamanın belirtilerini yorumlayamıyor musunuz?
4 Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.” Sonra İsa onları bırakıp gitti.
5 Öğrenciler gölün karşı yakasına geçerken ekmek almayı unutmuşlardı.
6 İsa onlara, “Dikkatli olun, Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının!” dedi.
7 Onlar ise kendi aralarında tartışarak, “Ekmek almadığımız için böyle diyor” dediler.
8 Bunun farkında olan İsa şöyle dedi: “Ey kıt imanlılar! Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz?
9 Hâlâ anlamıyor musunuz? Beş ekmekle beş bin kişinin doyduğunu, kaç sepet dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz? Yedi ekmekle dört bin kişinin doyduğunu, kaç küfe dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz?
10 (SEE 16:9)
11 Ben size, ‘Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının’ derken, ekmekten söz etmediğimi nasıl olur da anlamazsınız?”
12 Ekmek mayasından değil de, Ferisiler’le Sadukiler’in öğretisinden kaçının dediğini o zaman anladılar.
13 İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: “Halk, İnsanoğlu’nun* kim olduğunu söylüyor?”
14 Öğrencileri şu karşılığı verdiler: “Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.”
15 İsa onlara, “Siz ne dersiniz” dedi, “Sizce ben kimim?”
16 Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin*” yanıtını verdi.
17 İsa ona, “Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!” dedi. “Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır.
18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus’sun ve ben kilisemi* bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.
19 Göklerin Egemenliği’nin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.”
20 Bu sözlerden sonra İsa, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememeleri için öğrencilerini uyardı.
21 Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.
22 Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. “Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!” dedi.
23 Ama İsa Petrus’a dönüp, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi, “Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.”
24 Sonra İsa, öğrencilerine şunları söyledi: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.
25 Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır.
26 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?
27 İnsanoğlu*, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir.
28 Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.”

1. Bu hava koşulları, elbette ki Kuzey Amerika ve İngiltere için değil, İsrail için geçerlidir!

2. 5000 kişiden kalan on iki kophinoi, 4000 kişiden kalan yedi spurides’ten daha azı içine almış olabilir.

3. G.Campbell Morgan, The Gospel According to Matthew, s.211.

4. Charlas C. Ryrie, editör, The Ryrie Study Bible, New King James Version, s.1506.

5. James S. Stewart, The Life and Teaching of Jesus, s.106.

6. Donald G. Barnhouse, Words Fitly Spoken, s.53.