Matta 18

Matta Bölüm 18

 

XI. KRAL ÖĞRENCİLERİNİ EĞİTİYOR (Bölüm 18-20)

A. Alçakgönüllülük Konusu (18:1-6)

18’inci bölüm büyüklük ve bağışlama üzerine bir konuşma olarak isimlendirilir. Kral, Mesih’in kulları olduklarını söyleyenler için uygun davranış kurallarının ana taslağını çizer.

18:1   Öğrenciler Göklerin Egemenliğini daima zenginlik ve esenliğin altın çağı olarak düşünmüşlerdi. Şimdi ondaki terfi durumlarına göz dikmeye başladılar. Kendi çıkarlarını gözeten ruh, şu soruyla kendini ifade etti: “Egemenliğinde en büyük kim?

18:2-3   İsa yaşayan bir nesne dersiyle karşılık verdi. Ortaya küçük bir çocuk koyarak, insanların Göklerin Egemenliğine girmek için yollarından dönüp küçük çocuklar gibi olmaları gerektiğini söyledi. Egemenliğin iç gerçeğinden bahsediyordu; içten bir inanlı olmak için kişi, kişisel büyüklük düşüncelerini bırakıp küçük bir çocuğun alçakgönüllü konumunu almalıdır. Bu, günahkâr ve değersiz olduğunu itirafla ve İsa Mesih’i tek umudu olarak kabul etmekle başlar. Bu tutum iman yaşamı boyunca devam etmelidir. İsa, öğrencilerinin kurtulmamış olduklarını belirtmiyordu. Yahuda’nın dışında hepsi O’na gerçekten iman ediyordu ve bu nedenle de aklanmışlardı. Ama henüz Kutsal Ruh’un gücüyle kuşanmamışlardı. Bundan dolayı da bugün bizde olan (ama kullanmamız gerektiği gibi kullanmıyoruz) gerçek alçakgönüllük gücünden yoksundular. Yollarından dönmek, egemenliğin gidişine uymak için bütün yanlış düşüncelerini değiştirmeleri gerektiği anlamına gelmektedir.

18:4   Göklerin Egemenliğinde, kim küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü olursa en büyük odur. Egemenlikteki standartların ve değerlerin dünyadakilerin tam tersi olduğu açıktır. Düşünme sistemimiz tersine dönmelidir; İsa Mesih’in düşüncelerine sahip olmalıyız (Flp.2:5-8).

18:5   Rab İsa burada neredeyse fark edilmez bir şekilde normal çocuk konusundan ruhsal çocuk konusuna geçer. Her kim O’nun adı uğruna O’nun mütevazı izleyicilerinden birini kabul ederse, Rab’bin kendisini kabul etmiş gibi ödüllendirilecektir. Öğrencilere ne yapılırsa Efendiye yapılmış sayılır.

18:6   Öte yandan, bir inanlıyı günaha düşürebilecek büyük suçlamaya maruz kalır; onun boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin dibine atılması onun için daha iyi olur. (Burada ifade edilen kocaman değirmen taşı, döndürülmek için bir hayvanı gerektirirdi; daha küçük olanı elle döndürülebilirdi.) Kişinin kendine karşı günah işlemesi yeteri kadar kötüdür, ama bir inanlının günah işlemesine neden olmak, onun saflığını mahvetmek, aklını başından almak ve adını lekelemektir. Şiddetli bir ölümle ölmek, başkasının saflığıyla oynamaktan daha iyidir!

B. Suça Sürüklenme Konusu (18:7-14)

18:7   İsa, tuzakların ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu açıklamaya devam etti. Dünya, beden ve Şeytan ayartmak ve saptırmak için ittifak halindedirler. Ama bir kişi kötü güçlerin temsilcisi olursa, onun suçu büyük olacaktır. Bundan dolayı Rab, bir Tanrı çocuğunu ayartmaktansa kendilerini disiplin etmekleri konusunda insanları uyardı.

18:8-9   Günah işleyen üye, el, ayak ya da gözse onu cerrahın bıçağına teslim etmek, Tanrı’nın başka bir kişinin yaşamındaki işini mahvetmesine izin vermekten daha iyidir. Uzvu eksik bir yaşam sürmek, bedenin bütün üyelerinin yerli yerinde olup da cehenneme gitmesinden daha iyidir. Rabbimiz cennette bazı bedenlerin uzuvlardan yoksun kalacağını söylemiyor, ama yalnızca inanlının gelecek yaşam için bu yaşamı bıraktığı zamanki fiziksel durumunu betimliyor. Dirilen bedenin tam ve kusursuz olacağına dair hiçbir kuşku yok.

18:10   Daha sonra Tanrı’nın Oğlu, O’nun küçüklerinden bir tekinin bile hor görülmesine karşı insanları uyardı; bu ister çocuk, isterse egemenliğe ait herhangi biri olsun. Onların önemini vurgulamak için Tanrı’nın huzurunda olan onların meleklerinin her zaman O’nun yüzünü gördüklerini ekledi. Buradaki melekler koruyucu meleklerdir (İbr.1:14’e bakın).

18:11   Kurtarıcımızın göreviyle ilgili bu ayet (bkz. Müjde’deki dipnot), birçok modern Kutsal Kitap çevirisinde olmamasına rağmen, bu bölümün doruğunu oluşturur ve geniş bir metin desteğine sahiptir. 1

18:12-13   Hem de bu küçükler müşfik Çoban’ın kurtarma işinin ürünleridir. Yüz koyundan biri yolunu şaşırsa bile, doksan dokuzunu bırakır ve buluncaya kadar kaybolanı arar. Yolunu şaşıran koyunun bulunması üzerine Çoban’ın duyduğu büyük sevinç, O’nun en küçüklere bile nasıl değer verdiğini ve saygı duyulması gerektiğini güzel bir biçimde resmeder.

18:14   Onlar yalnız melekler ve Çoban için değil, Baba Tanrı için de önemlidir. Bu küçüklerden hiçbirinin kaybolmasını istemez. Eğer onlar melekleri, Rab İsa’yı ve Baba Tanrı’yı meşgul edecek kadar önemliyse; o zaman ne kadar sevimsiz ya da mevkice aşağı olursa olsunlar, onları kesinlikle hor görmemeliyiz.

C. Günah İşleyenin Disiplin Konusu (18:15-20)

Bölümün kalan kısmı topluluk üyeleri arasındaki farklılıkların düzeltilmesi ve sınırsız bağışlamanın uygulanmasıyla ilgilidir.

18:15   Mesih inanlısının, kendisine karşı suç işleyen diğer inanlıya olan sorumluluğu ile ilgili kesin bilgiler verilir. İlk önce konu kişisel olarak iki kişi arasında halledilmelidir. Eğer kişi suçunu kabul ederse, barışma gerçekleşir. Sorun, bunu yapmamamızdır. Bu konuda dedikodu yaparız. O zaman konu söndürülmesi güç bir ateş gibi yayılır ve kavga artar. İlk basamağın, “ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın” olduğunu hatırlayalım.

18:16   Eğer suçlu kardeş dinlemezse, o zaman kendisine karşı suç işlenen kardeş onun düzelmesi için çalışarak yanına bir ya da iki kişi almalıdır. Bu, onun devam eden kırılmamışlığının dağ gibi yükselen ciddiyetini vurgular. Dahası, Kutsal Yazıların gerektirdiği yeterli tanıklığı sağlar: “Söylenen her şey iki ya da üç tanığın sözüyle doğrulansın” (Tes.9:15). Başkasının suçlanmasının iki ya da üç kişinin tanıklığıyla desteklenmesi gerektiği kuralına uymamak sonucu topluluğun karşısına çıkan sorunların boyutunu kimse ölçemez. Bir bakıma dünyevi mahkemeler sık sık inanlı topluluklardan daha doğru hareket etmektedirler.

18:17   Eğer suçlanan hâlâ itiraf etmeyi ve özür dilemeyi reddederse, durum inanlılar topluluğuna bildirilmelidir. Sorunu dinleyip çözmesi gereken yerin mahkeme değil, yerel topluluk olduğuna dikkat etmeliyiz. İnanlının diğer inanlıyı mahkemeye vermesi yasaktır (1Ko.6:1-8).

Davalı suçunu topluluk önünde kabul etmeyi reddederse, o zaman o bir putperest ya da vergi görevlisi yerine konur. Bu ifadenin en açık anlamı ona topluluk alanının dışında biri olarak bakılmasıdır. Bir inanlı gibi yaşamıyorsa da, gerçek bir inanlı olabilir ve bu nedenle de ona göre davranılmalıdır. Hâla evrensel toplulukta olmasına rağmen, yerel topluluğun ayrıcalıklarından yoksun kalmalıdır. Böyle bir disiplin ciddi bir harekettir; ve kişi bir süreliğine Şeytan’ın gücüne “bedenin yok olması ve Rab İsa’nın gününde ruhunun kurtulması için” teslim edilir (1Ko.5:5). Bunun amacı onu kendine getirmek ve günahını itiraf etmesini sağlamaktır. O noktaya ulaşılıncaya kadar, inanlılar ona nazikçe davranmalıdır, ama tutumlarıyla onun günahına göz yummadıklarını ve onunla bir inanlı olarak arkadaşlık edemeyeceklerini göstermelidirler. Topluluk, içten tövbe kanıtı gerçekleşir gerçekleşmez onu tekrar kabul etmeye hazır olmalıdır.

18:18   18’inci ayet önceki ayetle ilgilidir. Bir topluluk dua ederek ve Söz’e itaat ederek bir kişi üzerinde disiplin uyguladığında, bu hareket gökte de onaylanır. Disiplin altındaki kişi tövbe ederek günahını itiraf ettiğinde ve topluluk onu topluluğa geri aldığında, çözme hareketi de Tanrı tarafından onaylanır (Yu. 20:23’e bakın).

18:19   Şu soru ortaya çıkar: “Yukarıda tanımlandığı gibi bir topluluk bağlamadan ve çözmeden önce ne kadar büyük olmalıdır?” Yanıtı ise iki inanlı böyle konuları duayla ve Tanrı’nın kendilerini duyacağı güvenciyle Tanrı’ya getirmeleridir. 19’uncu ayet, duaya yanıtın genel vaadi olarak kullanılabilirken, içeriğinde topluluk disiplini konusunda dua etmeyi belirtir. Genel olarak ortak duayla ilişkin kullanıldığı zaman, dua hakkındaki öğretişin ışığı altında anlaşılmalıdır. Örneğin, dualarımız şöyle olmalıdır:

  1. Tanrı’nın esinlediği isteğe uygun olarak (1Yu.5:14,15).
  2. İmanla (Yak.1:6-8)
  3. İçtenlikle (İbr.10:22), vs.

18:20   20’inci ayet içeriğinin ışığı altında yorumlanmalıdır. Aslında en basit şekliyle Yeni Antlaşma topluluğunun oluşmasını ya da genel bir dua toplantısını değil, ama bir günahla ayrılan iki inanlının uzlaşmasını sağlamak amacıyla bir araya gelmeyi belirtir. Kanuni olarak Mesih’in merkez olduğu bütün inanlıların toplantılarına uygulanabilir, ama burada sözü edilen, belirli tipte bir toplantıdır.

“O’nun adıyla” toplanmak, O’nun yetkisiyle, O’nun kim olduğu kabul ederek ve O’nun Sözü’ne itaat ederek bir araya gelmek demektir. Hiçbir grup O’nun adıyla toplanan tek grup olduğunu iddia edemez, eğer öyle olsaydı O’nun varlığı yeryüzünde O’nun bedeninin küçük bir kısmında sınırlı olacaktı. Her nerede O’nu Rab ve Kurtarıcı olarak tanıyan iki ya da üç kişi toplanırsa, O orada onların arasında olur.

Ç. Sınırsız Bağışlama Konusu (18:21-35)

18:21-22   Bu noktada Petrus kendisine karşı günah işleyen kardeşini kaç kez bağışlaması gerektiği sorusunu ortaya attı. Yedi kezden fazlasını önererek alışılmadık bir lütuf gösterdiğini düşündü herhalde. İsa, “Yedi kez değil. Yetmiş kere yedi kez” karşılığını verdi. Tabii bu, 490 kez değil, “sayısız kez bağışlayacağız” anlamını taşır.

O zaman biri, “Yukarıda ana hatları çizilen basamaklardan geçmeye neden çalışayım? Neden suçluya önce yalnız, sonra bir ya da iki kişiyle gideyim ki? Bu da olmazsa sonra da onu neden topluluğa bildireyim? Neden hemen affedip bu işi bitirmeyeyim?” diye sorabilir.

Bunun yanıtı, bağışlama döneminin aşamalarıdır:

  1. Bir kardeş bana karşı bir suç ya da günah işlediğinde, onu hemen yüreğimde bağışlamalıyım (Ef.4:32). Bu beni acı doluluk ve bağışlamazlık ruhundan özgür kılar; durumu onun omuzlarında bırakır.
  2. Yüreğimde onu bağışlamışken, ona bağışlanmış olduğunu söylemem. Tövbe edinceye kadar herkesin önünde onu bağışlamak doğru değildir. Bu yüzden ona gitmeye ve itiraf etmeye yöneltmeyi umut ederek onu sevgiyle azarlamaya zorunluyum (Luk.17:3).
  3. Özür dileyip günahını itiraf eder etmez, ona bağışlandığını söylerim (Luk. 17:4).

18:23   Daha sonra İsa, karşılıksız olarak bağışlanan köleler ve bağışlamayan ruhu, sonuçlarına karşı uyarmak için Göklerin Egemenliğinin benzetmesini verir.

18:24-27   Hikaye bir kralın hesap defteriyle ilgilidir. Ona on bin talant borcu olan bir köle, borcunu ödeyemez durumdaydı, bu nedenle efendisi borcun ödenmesi için onun ve ailesinin köle olarak satılmasını buyurdu. Üzüntüden şaşkına dönen köle, fırsat verildiği takdirde ona hepsini ödemeye söz vererek kendisine süre tanınması için yalvardı.

Birçok borçlu gibi, zamanı olduğu takdirde neler yapabileceği konusunda çok iyimserdi (ayet 26). Celile’nin toplam yıllık geliri 300 talant ve bu adamın borcu ise 10.000 talanttı! Para miktarı abartılıdır. Bu abartı dinleyicileri şaşırtıp dikkatlerini çekmek ve Tanrı’ya olan müthiş borcumuzu vurgulamak içindir. Martin Luther, hepimizin İsa‘nın önünde dilenciler olduğumuzu söylerdi. O’na borcumuzu ödemeyi umut bile edemeyiz (Daily Notes of the Sripture Union).

Efendi, kölesinin pişman halini görünce, onun 10.000 talantlık borcunun hepsini bağışladı. Bu bağışlama adaletin değil, lütfun harika bir sonucudur.

18:28-30   Sonra bu köle kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleyle karşılaştı. Onu bağışlamak yerine, boğazına sarıldı ve parasının tamamen ödenmesini istedi. Talihsiz borçlu zamanın uzatılması için yalvardı, ama boşunaydı. Borcunu ödeyinceye kadar hapse atıldı: hapiste kaldığı sürece para kazanma şansı gittiğinden zor bir durum ortaya çıkar.

18:31-34   Bu tutarsız davranıştan dolayı çok üzülen öteki köleler, efendilerine durumu anlattılar. Merhametsiz köleye çok kızdı. Büyük borcunun bağışlanmış olmasına karşın, az miktardaki borcu bağışlamaya isteksizdi. Bu nedenle, borcu ödeninceye kadar hapse geri götürüldü.

18:35   Uygulaması açıktır. Tanrı Kral’dır. Bütün kölelerinin ödemeyecekleri kadar büyük günah borçları vardı. Yüce lütuf ve merhametle Rab borçları ödedi, tam ve karşılıksız af sağladı. Şimdi bir inanlının diğerine karşı suç işlediğini düşünün. Kendisinin milyarlarca lirayı tutan borcu bağışlanmıştır, ama kendisine birkaç bin lira borcu olanı bağışlamıyor. Kral böyle bir davranışın cezasız kalmasına izin verebilir mi? Kesinlikle hayır! Suçluya bu yaşamda ceza verilecektir ve Mesih’in Yargı Kürsüsünde kaybettiklerinin acısını çekecektir.

 

Kutsal Kitap

1 Bu sırada öğrencileri İsa’ya yaklaşıp, “Göklerin Egemenliği’nde en büyük kimdir?” diye sordular.
2 İsa, yanına küçük bir çocuk çağırdı, onu orta yere dikip şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, yolunuzdan dönüp küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz.
3 (SEE 18:2)
4 Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliği’nde en büyük odur.
5 Böyle bir çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur.
6 “Ama kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin dibine atılması kendisi için daha iyi olur.
7 İnsanı günaha düşüren tuzaklardan ötürü vay dünyanın haline! Böyle tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline!
8 “Eğer elin ya da ayağın günah işlemene neden olursa, onu kesip at. Tek el, tek ayakla yaşama kavuşman, iki elle, iki ayakla sönmez ateşe atılmandan iyidir.
9 Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tek gözle yaşama kavuşman, iki gözle cehennem ateşine atılmandan iyidir.
10 “Bu küçüklerden birini bile hor görmekten sakının! Size şunu söyleyeyim, onların göklerdeki melekleri, göklerdeki Babam’ın yüzünü her zaman görürler.”
11 (TEXT OMITTED)
12 “Siz ne dersiniz? Bir adamın yüz koyunu olsa ve bunlardan biri yolunu şaşırsa, doksan dokuzunu dağlarda bırakıp yolunu şaşıranı aramaya gitmez mi?
13 Size doğrusunu söyleyeyim, eğer onu bulursa, yolunu şaşırmamış doksan dokuz koyun için sevindiğinden daha çok onun için sevinir.
14 Bunun gibi, göklerdeki Babanız da bu küçüklerden hiçbirinin kaybolmasını istemez.”
15 “Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun.
16 Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al ki, söylenen her şey iki ya da üç tanığın sözüyle doğrulansın.
17 Onları da dinlemezse, durumu inanlılar topluluğuna* bildir. Topluluğu da dinlemezse, onu putperest ya da vergi görevlisi* say.
18 “Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğiniz her şey gökte de çözülmüş olacak.
19 Yine size şunu söyleyeyim, yeryüzünde aranızdan iki kişi, dileyecekleri herhangi bir şey için anlaşırlarsa, göklerdeki Babam dileklerini yerine getirir.
20 Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım.”
21 Bunun üzerine Petrus İsa’ya gelip, “Ya Rab” dedi, “Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?”
22 İsa, “Yedi kez değil” dedi. “Yetmiş kere yedi kez derim sana.
23 Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer.
24 Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi.
25 Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu.
26 Köle yere kapanıp efendisine, ‘Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim’ dedi.
27 Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi.
28 “Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, ‘Borcunu öde’ diyerek boğazına sarıldı.
29 Bu köle yüzüstü yere kapandı, ‘Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim’ diye yalvardı.
30 Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı.
31 Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar.
32 “Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. ‘Ey kötü köle!’ dedi. ‘Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım.
33 Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?’
34 Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti.
35 “Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır.”

1. NU metninde yer almıyor, ama el yazmalarının (M) çoğunda mevcuttur.