Matta 26

26
Matta Bölüm 26

 

XIV. KRAL’IN ELEMİ VE ÖLÜMÜ (Bölüm 26-27)

A. İsa’yı Öldürme Tasarısı (26:1-5)

26:1-2   Bu Müjde’de dördüncü ve son kez Rabbimiz öğrencilerini ölmesi gerektiğine dair önceden uyardı (16:21; 17:23; 20:18). Fısıh bayramıyla çarmıha gerilmesi arasında kısa bir zaman ilişkisi olacağını belirtti: “Biliyorsunuz, iki gün sonra Fısıh bayramıdır, ve İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.” O yıl Fısıh bayramı gerçek anlamını bulacaktı. “Fısıh Kuzusu” nihayet gelmişti ve kısa bir süre sonra öldürülecekti (bkz. 1Ko.5:7).

26:3-5   İsa bu sözleri söylerken, başkâhinler, din bilginleri ve halkın ihtiyarları Kayafa adındaki başkâhinin sarayında planlarını hayata geçirmek için toplanıyorlardı. O’nu gizlice yakalayıp öldürmek istediler, ama bayramda böyle bir şeyin akıllıca olmayacağını düşündüler; halk, O’nun öldürülmesine şiddetle karşı çıkabilirdi. İsrailli dinî liderlerin, Mesih’lerinin öldürülmesi için düzen kurmada ön sırayı almaları inanılmaz bir şeydir. O’nu tanımada ve tahta çıkarmada önde olmalıydılar. Tam tersine O’nun düşmanlarının öncü kolunu oluşturdular.

B. İsa Beytanya’da Meshediliyor (Yağlanıyor) (26:6-13)

26:6-7   Bu olay, kahinlerin hainliğinin, öğrencilerin küçük şeylerle uğraşmasının ve Yahuda’nın ihanetinin ortasında sevindirici bir ferahlama sağlar. İsa Beytanya’da cüzamlı Simun’un evindeyken, yanına bir kadın geldi ve kaymaktaşından bir kap içindeki çok pahalı bir yağı O’nun başına döktü. Bu pahalı bir fedakârlıktı. Rab İsa’ya olan bağlılığının derinliğini sanki O’na lâyık hiçbir şeyin olmadığını göstererek ifade etti.

26:8-9   Öğrenciler, özellikle Yahuda (Yu.12:4-5), bu davranışı büyük bir savurganlık olarak nitelediler. Yağın parası yoksullara verilmiş olsaydı, daha iyi olabilirdi diye düşündüler.

26:10-12   İsa onların çarpık düşüncesini düzeltti. Kadının davranışı savurganca değil, güzeldi. Bu kadarla kalmayıp zamanlaması da mükemmeldi. Her an yoksullara yardım edilebilir. Çünkü dünya tarihinde Kurtarıcı yalnızca bir kere gömülmesi için yağla meshedilebilirdi. O an gelmişti ve bu anı yalnızca o kadın yakalamıştı. Rab’bin ölümüyle ilgili ön bildirilere inanarak bunun şimdi ya da hiç olmayacağını anlamış olmalı. Onun haklı olduğu ortaya çıkmıştır. O’nun bedeninin gömülmesinden sonra yağla meshetmeyi planlamış olan kadınlar bunu dirilişten dolayı yapamadılar (Mar.16:1-6).

26:13   Rab İsa onun bu basit sevgi hareketini ölümsüzleştirdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, bu müjde dünyanın her neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.” Gerçek tapınma hareketi cennetin bahçelerini güzel kokularla doldurur ve Rab’bin zihnine silinmez bir şekilde kaydedilir.

C. Yahuda’nın İhaneti (26:14-16)

26:14-15   O sırada Onikilerden biri (Rab İsa ile yaşamış, O’nunla dolaşmış, O’nun mucizelerini görmüş, O’nun eşsiz öğretişlerini duymuş ve günahsız bir yaşamın mucizesine tanık olmuş öğrencilerden biri) İsa’nın, “ekmeğimi yiyen… yakın dostum” (Mez.41:9) diyebileceği kişi – işte Tanrı’nın Oğlu’na karşı ihanet eden buydu. Yahuda İskariyot başkâhinlere gitti ve Efendisini otuz gümüşe satmak için anlaştı. Kahinler parayı hemen orada verdiler; aşağılık anlaşmanın bedeli olan bu parayla günümüzde orta kalitede bir kot pantolon alınabilir.

Simun’un evinde İsa’yı yağla mesheden kadınla Yahuda arasındaki karşıtlığa dikkat etmek çarpıcıdır. Kadın, Kurtarıcı’ya çok değer verdi. Yahuda ise bunu İsa’dan esirgedi.

26:16   İsa’dan iyilikten başka bir şey görmeyen Yahuda, korkunç pazarlıktaki rolünü oynamak için fırsat kollamaya başladı.

Ç. Son Fısıh Yemeği (26:17-25)

26:17   Mayasız Ekmek bayramının ilk günüydü; mayaların evlerden kaldırıldığı zamandı. Öğrencilerini Kudüs’e Fısıh yemeğini hazırlamaları için gönderirken Rab’bin kafasından bir sürü düşünce geçmiş olmalı. Yemeğin her ayrıntısının ıstıraplı bir anlamı olacaktı.

26:18-20   İsa, öğrencilerini belirlenen evi gösterecek adsız bir adamı aramaları için gönderdi. Belki de açıklamanın belirsizliği suikastçıların işini engellemek için planlanmıştı. İsa’nın bireylerle ilgili bilgisi tamdı. Bu kişilerin nerede oturdukları ve O’nunla işbirliği yapmak isteyip istemediklerine ilişkin her şeyi bildiğini görüyoruz. Şu sözlerine dikkat edin: “Öğretmen diyor ki zamanım yaklaştı. Fısıh bayramını, öğrencilerimle senin evinde kutlayacağım.” Yaklaşan ölümünü sakin bir biçimde karşıladı. Kusursuz bir nezaketle yemeği planladı. Evini son Fısıh yemeği için veren isimsiz adama ne mutlu!

26:21-24   İsa, yemek yerlerken Onikilerden birinin Kendisini ele vereceğine ilişkin şok yaratıcı sözler sarf etti. Öğrencileri üzüntü, keder ve kendine güvensizlik kapladı. Teker teker, “Rab, beni demek istemedin ya?” diye sordular. Yahuda’nın dışında herkes sorduktan sonra, İsa onlara, bu kişinin ekmeği kendisiyle birlikte sahana bandırmış olan kişi olduğunu söyledi. O zaman Rab eline bir lokma ekmek alarak etin suyuna bandırdı ve onu Yahuda’ya verdi (Yu.13:26) – sevginin ve arkadaşlığın özel bir belirtisi. Öğrencilerine, O’na olacaklara karşı konulamayacağını anımsattı. Ama bu, haini sorumluluktan kurtarmadı; o adam hiç doğmamış olsaydı onun için daha iyi olurdu. Yahuda, Kurtarıcı’yı satmayı bilerek seçti ve bu nedenle de kişisel olarak sorumlu tutuldu.

26:25   Yahuda, en sonunda açıkça o kişinin kendisi mi olduğunu sorduğunda, İsa “Evet” dedi.

D. Rab’bin İlk Sofrası (26:26-29)

Yuhanna 13:30’da Yahuda’nın lokmayı aldıktan hemen sonra dışarı çıktığını ve gece olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Rab’bin Sofrası kurulduğunda, onun orada olmadığı sonucunu çıkarıyoruz (gerçi bu noktada epey anlaşmazlık vardır).

26:26   Kurtarıcı son Fısıh yemeğini yerine getirdikten sonra, şimdi bizim Rab’bin Sofrası olarak bildiğimiz sofrayı gerçekleştirdi. Temel unsurlar olan ekmek ve şarap, Fısıh yemeğinin bir parçası olarak zaten masadaydı; İsa onlara yeni bir anlam yükledi. İlk önce eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü. Öğrencilerine ekmeği verirken, “Alın, yiyin, bu benim bedenimdir” dedi. Bedeni daha çarmıha gerilmemiş olduğundan, bedenini temsil eden ekmeği kullanırken mecazen konuştuğu açıktır.

26:27-28   Kâse için de aynısı geçerlidir; kâse içindekini ifade etmek için kullanılır. Kâsenin içinde, Yeni Antlaşma kanını temsil eden asmanın ürünü vardı. Karşılıksız olan lütfun Yeni Antlaşması O’nun değerli kanının birçoklarının günahlarının bağışlanması için akıtılmasıyla onaylanacaktı. O’nun kanı herkesin günahına af sağlayacak kadar yeterliydi. Ama burada birçokları uğruna akıtıldığı yazılır, çünkü yalnızca inananların günahlarını kaldırmakta etkiliydi.

26:29   Kurtarıcı daha sonra öğrencilerine, asmanın bu ürününden onlarla birlikte yeryüzüne hüküm sürmek için geri gelinceye kadar tekrar içmeyeceğini anımsattı. O zaman şarabın yeni bir anlamı olacaktı; Babasının egemenliğinin kutluluğunu ve sevincini anacaktı.

Rab’bin Sofrası için mayalı ya da mayasız ekmek mi, mayalı ya da mayasız şarap mı kullanmamız gerekir sorusu sık sık sorulur. Rab’bin mayasız ekmek ve mayalı şarap (o günlerde bütün şaraplar mayalıydı) kullandığına dair hemen hemen hiç kuşku yoktur. Mayalı ekmeğin özelliği (maya günahın resmidir) bozacağını savunanlar, aynı şeyin şarabın mayalanması için de geçerli olduğunu anlamalıdırlar. Simgelerle meşgul olup Rab’bin Kendisini göremememiz bir trajedidir. Pavlus, ekmeğin kendisinin değil, ruhsal anlamının önem taşıdığını vurguladı. “Çünkü kurban kuzumuz olan Mesih kurban edilmiştir. Bunun için eski mayayla, kin ve kötülük mayasıyla değil, içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeğiyle bayram edelim” (1Ko.5:7-8). Önemli olan ekmekteki maya değil, yaşamlarımızdaki mayadır.

E. Kendilerine Güvenen Öğrenciler (26:30-35)

26:30   Rab’bin Sofrasının ardından, küçük grup bir ilahi söyledi; herhalde Mezmurlar 113-118’den alınan “Büyük Hamt” ilahisiydi. Sonra Kudüs’ten ayrılıp Kidron deresini geçtiler ve Getsemani Bahçesine bakan Zeytin dağının batı yakasına çıktılar.

26:31   Rab İsa, yeryüzündeki görevi boyunca, öğrencilerini önlerindeki yolla ilgili olarak devamlı uyarmıştı. Onlara o gece kendilerini O’ndan ayıracaklarını söyledi. Fırtınanın yaklaşmaya başladığını görünce onları korku kaplayacaktı. Canlarını kurtarmak için Efendilerini terk edeceklerdi. Zekerya’nın peygamberliği yerine gelecekti: “Çobanı vuracağım, sürüdeki koyunlar da darmadağın olacak” (Zek.13:7).

26:32   Ama İsa onları umutsuz bırakmadı. Gerçi kendilerinden O’nun yandaşları olduklarından dolayı utanacaklardı, ama İsa onları hiçbir zaman terk etmeyecekti. Ölümden dirildikten sonra onlarla Celile’de buluşacaktı. Hiçbir zaman yolda bırakmayan, harika bir Arkadaş!

26:33-34   Petrus düşünmeden, başkaları O’nu bıraksa bile, onun asla böyle bir şey yapmayacağına ilişkin Rab’be söz vermek için araya girdi. İsa “asla” sözcüğünü “bu gece… üç kez” diyerek düzelti. Horoz ötmeden önce, aceleci öğrenci, Efendisini üç kez inkâr edecekti.

26:35   Hâlâ bağlılığı konusunda itiraz eden Petrus Mesih’i inkâr etmektense O’nunla ölmeyi tercih ettiğinde ısrar etti. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söylediler. İçtendiler; dediklerini yürekten söylediler. Ama tam olarak kendi yüreklerini bilmiyorlardı.

F. Getsemani Bahçesindeki Istırap (26:36-46)

Hiç kimse, Getsemani Bahçesiyle ilgili anlatıma kutsal yerde yürüdüğünü kavramadan yaklaşamaz. Bunun üzerine yorum yapmaya çalışan herhangi bir kişi büyük bir suskunluk ve huşu duygusu içinde kalır. Guy King’in yazdığı gibi: “Olayın göksel karakteri, kişide herhangi bir şekilde ona dokunarak bozacağı korkusuna neden olur.”

26:36-38   Getsemani’ye (zeytin fıçısı ya da zeytin ezmesi anlamında) girdikten sonra İsa, on bir öğrencisinden sekizine oturmalarını ve beklemelerini söyledi; sonra da Petrus ve Zebedi’nin iki oğlunu bahçenin iç kısmına götürdü. Bu, farklı öğrencilerin Kurtarıcı’nın acısını anlayıp paylaşmakta farklı yeteneklerinin olduğunu akla getirebilir.

Kederlenmeye ve ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. Petrus, Yakup ve Yuhanna’ya açık bir şekilde canının ölüm derecesinde kederli olduğunu söyledi. Bu, kuşkusuz bizim günahlarımızın kurbanı olacağını sezinlediğinden, kutsal canının günaha karşı duyduğu tiksintiydi. Günahkârlar olarak, Günahsız Olanın, bizim için günahları yüklenmesinin ne anlama geldiğini kavrayamayız (2Ko.5:21).

26:39   Üç öğrenciyi bırakarak bahçede biraz ilerlemesi şaşırtıcı değildir. Hiç kimse O’nun acısını paylaşamazdı ya da O’nun duasını edemezdi: “Baba, mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.

Bu duanın gönülsüzlüğü ya da geri dönme arzusunu ifade ettiğini düşünmeyelim diye, Yuhanna 12:27-28’deki sözlerini anımsayalım: “Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saatte geldim. Baba, adını yücelt!” Bunun için, kâsenin mümkünse O’ndan uzaklaştırılması için dua ederken, çarmıha gitmekten kurtarılmasını istemiyordu. Dünyaya gelişinin esas amacı buydu.

Dua retorikti, yani yanıt bulmak amacıyla tasarlanmadı, yalnızca bize bir ders vermek içindi. İsa aslında şöyle diyordu: “Baba, günahkârların benim çarmıha gitmemin dışında kurtulabileceği başka bir yol varsa, onu şimdi göster! Ama bütün bunlara rağmen Senin isteğinin dışında hiçbir şeyi istemediğimin bilinmesini istiyorum.”

Yanıt neydi? Hiç yanıt yoktu; gökler suskundu. Bu dokunaklı suskunlukla, Tanrı’nın suçlu günahkarları aklaması için Mesih’in, günahsız Kurtarıcı’nın, bizim yerimize ölmesinin dışında başka bir yol olmadığını biliyoruz.

26:40-41   Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Ruhları istekliydi, ama bedenleri güçsüzdü. Kendi dua yaşamlarımızı düşününce, onları suçlamaya cüret edemeyiz; dua etmekten çok uyumayı biliyoruz ve akıllarımız uyanık kalmak yerine başka yerlerde dolaşıyor. Rab, Petrus’a söylediği gibi kaç kez bize şunları söylemek zorunda kalıyor: “Benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız mı? Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız.

26:42   Baba’nın isteğine boyun eğdiğini ifade etmek için ikinci kez uzaklaşıp dua etti. Elem ve ölüm kâsesini son damlasına kadar içecekti.

İsa, ister istemez dua yaşamında yalnızdı. Öğrencilerine dua etmeyi öğretti ve onların huzurunda dua etti, ama hiçbir zaman onlarla birlikte dua etmedi. Kişiliğinin ve görevinin eşsizliği, dua yaşamını başkalarıyla paylaşmasına engel oldu.

26:43-45   Öğrencilerine ikinci kez geldiğinde, yine uyuyorlardı. Üçüncüsü de bunun gibiydi: O dua etti, onlar da uyudu. O zaman onlara, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz? İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu günahkârların eline veriliyor” dedi.

26:46   O’nunla uyanık kalıp dua etme fırsatı kaçtı. Hainin ayak sesleri duyulmaya başladı. İsa, düşmandan kaçmak için değil, yüzyüze gelmek için. “Kalkın, gidelim” dedi.

Bahçeden ayrılmadan önce, bir kez daha O’nun ağlayış sesini duymak, O’nun kederini düşünmek ve O’na tüm yüreğimizle teşekkür etmek için duralım.

G. İsa Getsemani’de Ele Veriliyor ve Tutuklanıyor (26:47-56)

Günahsız Kurtarıcı’nın, bizzat kendi öğrencilerinden biri tarafından ele verilişi, tarihin en şaşırtıcı anormalliklerinden biridir. İnsanın günâhkar olmasının dışında, Yahuda’nın mazur gösterilemez ihanetinin nedenini açıklayamayız.

26:47   İsa on bir öğrencisiyle henüz konuşurken Yahuda yanında kılıçlı sopalı bir kalabalıkla geldi. Silahların Yahuda’nın fikri olmadığı kesin; Kurtarıcı’nın hiç karşı koyduğunu ya da şiddete karşılık verdiğini görmemişti. Belki de silahlar, herhangi bir kaçışa fırsat vermeden O’nu yakalamaya çalışan başkâhinlerin ve halkın ihtiyarlarının ne kadar kararlı olduklarının simgesiydi.

26:48   Yahuda, kalabalığın İsa’yı öğrencilerden ayırmasına yardım etmek için İsa’yı öpecekti. Sevginin evrensel simgesi, en aşağılık bir şekilde kötüye kullanılacaktı.

26:49   Yahuda Rab’be yaklaşıp, “Selam Rabbi!” diyerek O’nu öptü. Bu metinde öpmek için iki ayrı sözcük kullanılır. 48’inci ayetteki öpmek sözü her zaman kullanılan sözcüktür. Ama 49’uncu ayetteki sözcük, duyguları saklamadan ifade etmek olarak kullanılır.

26:50   İsa, ağır başlı ve etkileyici bir suçlamayla, “Arkadaş, bunun için mi geldin?” diye sordu. Sorunun, Yahuda’ya üstünden kaynar sular dökülmesi gibi geldiği kuşkusuzdur, ama şimdi olaylar hızla ilerliyordu. Kalabalık dalgalandı ve Rab İsa’yı çok geçmeden yakaladılar.

26:51   Öğrencilerden biri (Yu.18:10’dan onun Petrus olduğunu biliyoruz) kılıcını çekti ve başkâhinin kölesinin kulağını uçurdu. Petrus’un kulağı hedef almış olması mümkün değildir; öldürücü bir saldırıyı planlamış olması kuşkusuzdur. Karar vermesi gibi nişan almasının da zayıf olması Tanrı’dandı.

26:52   Burada Rab İsa’nın ahlaki yüceliği pırıl pırıl parlıyor. İlk önce Petrus’u azarladı: “Kılıcını yerine koy! Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.” Mesih’in egemenliğinde zaferler dünyasal araçlarla kazanılmaz. Ruhsal savaşta silahlı güce başvurmak felaketi davet etmek olur. Bırakın egemenliğin düşmanları kılıçlarını kullansınlar; sonunda yenilgiyle karşılaşacaklardır. Mesih’in askerleri, duaya, Tanrı’nın Sözüne ve Ruh’la dolu yaşamın gücüne baş vursunlar.

Yuhanna 18:10’dan İsa’nın kulağını iyileştirdiği kölenin adının Malkus olduğunu öğreniyoruz. Lütfun harika bir gösterisi değil mi? Kendisinden nefret edenleri sevdi ve yaşamı peşinde koşanlara şefkat gösterdi.

26:53-54   Eğer İsa kalabalığa direnmeyi istemiş olsaydı, Petrus’un zayıf kılıcıyla sınırlandırılmamış olurdu. İstediği anda on iki tümenden fazla melek (36.000’den 72.000’e kadar) kendisine gönderilirdi. Ama bu yalnızca tanrısal tasarıyı engellemiş olurdu. O’nun ele verileceğini, elemini, çarmıha gerileceğini ve dirileceğini önceden bildiren Kutsal Yazıların yerine gelmesi gerekiyordu.

26:55   İsa, sonra kalabalığa O’nun peşinden silahlarla gelmelerinin ne kadar yersiz olduğunu anımsattı. Onlar, hiçbir zaman O’nun şiddete başvurduğunu ya da zorlamaya bulaştığını görmemişlerdi. Aksine her gün tapınakta oturan sakin bir Öğretmen olmuştu. O zaman O’nu kolayca yakalayabilirlerdi, ama yakalamamışlardı. Şimdi niçin kılıç ve sopalarla geliyorlardı? İnsani açıdan davranışları mantıksızdı.

26:56   Buna rağmen Rab, insanın kötülüğünün yalnızca Tanrı’nın belirlenmiş tasarısının yerine gelmesine yardım ettiğini gördü. “Bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.” Efendileri için bir kurtuluşun olmadığını anlayan öğrencilerin hepsi panik içinde O’nu bırakıp kaçtı. Eğer onların korkaklıkları mazur görülemezse, bizimki hiç mazur görülemez. Henüz içlerinde Kutsal Ruh yoktu; oysa bizde var.

H. İsa Kayafa’nın Önünde (26:57-68)

26:57   Rab İsa’nın iki önemli duruşması vardı: Yahudi liderlerinin önündeki dinî duruşma ve Romalı yetkililerin önündeki sivil duruşma. Dört Müjde’deki hikayelerin birleşimi her duruşmanın üç basamağı olduğunu gösterir. Yuhanna’nın Yahudi duruşmasıyla ilgili hikâyesi, İsa’nın önce Kayafa’nın kayınbabası Hanna’nın önüne çıkarıldığını aktarır. Matta’nınki ise başkâhin Kayafanın evindeki ikinci basamakla başlar. Yahudilerin Yüksek Kurulu orada toplanmıştı. Genellikle suçlanan kişilere savunmalarını hazırlamaları için fırsat verilirdi. Ama deliye dönmüş olan dinî liderler, adaletli bir duruşmayı İsa’dan esirgeyerek, O’nu hapis ve adaletten hızla uzaklaştırdılar (Yşa.53:8).

Bu özel gecede, Yüksek Kurulu (Sanhedrin) oluşturan Ferisiler, Sadukiler, din bilginleri ve ihtiyarlar uymaları gereken kuralları tamamen bir kenara bıraktılar. Geceleri ve herhangi bir Yahudi şöleninde toplanmamaları gerekirdi. Yalancı tanıklık yapmaları için tanıklara rüşvet vermemeleri gerekirdi. Ölüm cezası, bir gece geçmeden yerine getirilmemeliydi. Ve tapınak bölgesindeki ‘Taş Bina’da toplanmadan verdikleri kararlar bağlayıcı olmazdı. Yahudi kurumu, İsa’dan kurtulmayı öylesine çok istiyordu ki, kendi kanunlarına karşı gelme alçaklığında tereddüt etmedi.

26:58   Kayafa, başkanlık eden yargıçtı. Görünüşe göre Yüksek Kurul hem jüri hem de savcı olarak, usule aykırı bir iş yaptı. İsa Davalıydı. Petrus ise seyirciydi, arada emniyet veren bir uzaklık vardı; sonucu görmek için nöbetçilerin yanına oturdu.

26:59-61   Yahudi liderleri, İsa’ya karşı yalancı tanık bulmada zorlandılar. Hukuki işlemde yer alan önceki yükümlülüklerini yerine getirmiş olsalardı ve masumluğuna dair kanıt aramış olsalardı, daha başarılı olurlardı. Sonunda iki yalancı tanık, İsa’nın sözlerinin tahrif edildiği bir hikâye ürettiler: “Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım” (Yu.2:19-21). Tanıklara göre, Kudüs’teki tapınağı yıkıp sonra da yeniden kuracağına dair gözdağı vermişti. Aslında O bizzat kendi ölümünü ve sonraki dirilişini önceden bildiriyordu. Yahudiler bu ön bildiriyi O’nu öldürmek için bir bahane olarak kullandılar.

26:62-63   Rab İsa bu suçlamalar sırasında hiçbir şey söylemedi: “Kırkıcılar önünde dilsiz duran koyun gibi ağzını açmadı” (Yşa.53:7). O’nun suskunluğuna sinirlenen başkâhin bir şey söylemesi için O’nu zorladı; Kurtarıcı hâlâ yanıt vermekten sakınıyordu. O zaman başkâhin O’na şöyle dedi: “Yaşayan Tanrı hakkı için sana yemin ettiriyorum, söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih sen misin?” Musa’nın Yasa’sı, başkâhinin bir Yahudiye yemin ettirmesi durumunda onun tanıklık etmesini gerektiriyordu (Lev.5:1).

26:64   Yasa’ya itaat eden bir Yahudi olarak İsa yanıt verdi: “Söylediğin gibidir.” Sonra da Mesihliğini ve tanrısallığını daha kuvvetli bir şekilde öne sürdü: “Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu’nun, kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.” Söylediklerinin özü şuydu: “Dediğiniz gibi Tanrı’nın oğlu Mesih benim. Yüceliğim şu an insan bedeninde saklıdır; yalnızca bir insan olarak görünüyorum. Beni, alçaltıldığım günlerde görüyorsunuz. Ama siz Yahudilerin Beni, yüceltilmiş Olan, Tanrı’nın sağında her bakımdan eşit bir şekilde oturan ve göğün bulutları üzerinde gelen olarak göreceğiniz gün yaklaşıyor.”

64’üncü ayetteki ilk sen 1 Kayafa’yı belirtir. Mesih’in görkemli görünüşü zamanında yaşayıp O’nun Tanrı’nın Oğlu olduğunu açıkça görecek olan İsraillilerin temsilcileri olacak Yahudileri belirten ikinci (ve üçüncü) siz ise çoğuldur.

Lenski şunları yazıyor: “İsa’nın hiçbir zaman kendisini ‘Tanrı’nın Oğlu’ olarak isimlendirmediği iddiası ara sıra yapılır. Burada (ayet 64) daha azı olmadığına dair yemin ediyor.” 2

26:65-67   Kayafa can alıcı noktayı kaçırmadı. İsa, Daniel’in Mesih’le ilgili peygamberliğinde bahsettiği kişiydi: “Gece rüyetlerinde gördüm, ve işte, İnsanoğlu’na benzer biri göklerin bulutları ile geldi. Günleri eski olana kadar geldi ve onun önüne kendisini yaklaştırdılar.” Başkâhinin tepkisi, İsa’nın kendisini Tanrı ile eşit kıldığını öne sürdüğünü anladığını kanıtlar (Yu.5:18). Tanığın küfrettiğinin belirtisi olarak kahinlik giysilerini yırttı. Yüksek Kurul’u alevlendirici sözleri İsa’yı suçlu gibi gösterdi. Kurula kararı sorulduğunda, “Ölümü hak etti” diye cevap verdiler.

26:68   Duruşmanın ikinci basamağı, jüri üyelerinin sanığın yüzüne tükürüp yumruklamalarıyla ve sonra da Mesih olarak gücünü kendisine vuranları göstererek kullanması için alaylarla bitti. Yargılama biçimi hiç de yasal değildi, üstelik utanç vericiydi!

I. Petrus İsa’yı İnkâr Ediyor ve Acı Acı Ağlıyor (26:69-75)

26:69-72   Petrus’un en karanlık saati gelmişti. Dışarıda, avluda otururken, genç bir kız yanına geldi ve onu İsa’yla birlikte olmakla suçladı. Onun inkârı ise hazır ve etkindi: “Senin neden söz ettiğini anlamıyorum.” Belki daha çok göze batmamak için avlu kapısının önüne çıktı. Ama onun Nasıralı İsa ile birlikte olduğunu orada bulunanlara söyleyen başka bir kız vardı. Bu sefer Petrus o adamı tanımadığına dair yemin etti. “O adam” onun Efendisiydi.

26:73-74   Az sonra orada duranlardan birkaçı gelip, “Gerçekten sen de onlardansın. Lehçen seni ele veriyor” dediler. Basit bir inkâr artık yeterli değildi; bu sefer lanet okuyup yemin ederek tanımadığını doğruladı. “O adamı tanımıyorum!” Huzur kaçırıcı bir zamanlamayla horoz öttü.

26:75   Tanıdık ses yalnızca zamanın sessizliğini değil, Petrus’un yüreğini de deldi. Gururu iyice kırılan öğrenci, Rab’bin sözlerini hatırlayarak dışarı çıkıp acı acı ağladı.

Müjdelerde inkârın zamanlaması ve sayısı konusunda çelişki gibi görünen bir durum vardır. Matta, Luka ve Yuhanna’da İsa’nın sözleri şöyle aktarılır: “Bu gece horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin” (Mat.26:34; Luk.22:34; Yu.13:38). Markos’ta ön bildiri şöyle: “…horoz iki kez ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin” (Mar.14:30).

Biri gece, diğeri şafakta olmak üzere öten birden fazla öten horozun olması mümkündür. Hem de Müjdelerin, Petrus’un en az altı değişik inkârını kaydetmesi mümkündür. Mesih’i şu kişilerin önünde inkar etti: (1) genç bir kadın (Mat.26:69,70; Mar.14:66-68); (2) başka bir genç kadın (Mat.26:71,72; Mar. 14:69,70); (3) orada duran kalabalık (Mat.26:73,74; Mar.70-71); (4) bir adam (Luk.22:58); (5) başka bir adam (Luk.22:59-60); (6) başkâhinin kölelerinden biri (Yu.18:26-27). Bu son kişinin diğerlerinden farklı olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu kişi, “Bahçede, seni O’nunla birlikte görmedim mi?” sözlerini sarf etti. Diğerleri bunun söylendiğini aktarmıyor.

 

Kutsal Kitap

1 İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, “İki gün sonra Fısıh Bayramı* olduğunu biliyorsunuz” dedi, “İnsanoğlu* çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.”
2 (SEE 26:1)
3 Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar.
4 İsa’yı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular.
5 Ama, “Bayramda olmasın ki, halk arasında kargaşalık çıkmasın” diyorlardı.
6 İsa Beytanya’da cüzamlı* Simun’un evindeyken, yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu yağ getirmişti. İsa sofrada otururken, kadın yağı O’nun başına döktü.
7 (SEE 26:6)
8 Öğrenciler bunu görünce kızdılar. “Nedir bu savurganlık?” dediler.
9 “Bu yağ pahalıya satılabilir, parası yoksullara verilebilirdi.”
10 Söylenenleri farkeden İsa, öğrencilerine, “Kadını neden üzüyorsunuz?” dedi. “Benim için güzel bir şey yaptı.
11 Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım.
12 Kadın bu güzel kokulu yağı, beni gömülmeye hazırlamak için bedenimin üzerine boşalttı.
13 Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.”
14 O sırada Onikiler’den* biri -adı Yahuda İskariot olanı başkâhinlere giderek, “O’nu ele verirsem bana ne verirsiniz?” dedi. Otuz gümüş tartıp ona verdiler.
15 (SEE 26:14)
16 Yahuda o andan itibaren İsa’yı ele vermek için fırsat kollamaya başladı.
17 Mayasız Ekmek Bayramı’nın* ilk günü öğrenciler İsa’nın yanına gelerek, “Fısıh* yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.
18 İsa onlara, “Kente varıp o adamın evine gidin” dedi. “Ona şöyle deyin: ‘Öğretmen diyor ki, zamanım yaklaştı. Fısıh Bayramı’nı, öğrencilerimle birlikte senin evinde kutlayacağım.'”
19 Öğrenciler, İsa’nın buyruğunu yerine getirerek Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.
20 Akşam olunca İsa on iki öğrencisiyle yemeğe oturdu.
21 Yemek yerlerken, “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek” dedi.
22 Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, “Ya Rab, beni demek istemedin ya?” diye sormaya başladılar.
23 O da, “Bana ihanet edecek olan” dedi, “Elindeki ekmeği benimle birlikte sahana batırandır.
24 İnsanoğlu*, kendisi için yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğlu’na ihanet edenin vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.”
25 O’na ihanet edecek olan Yahuda, “Rabbî*, yoksa beni mi demek istedin?” diye sordu. İsa ona, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi.
26 Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.”
27 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi.
28 “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.
29 Size şunu söyleyeyim, Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.”
30 İlahi söyledikten sonra dışarı çıkıp Zeytin Dağı’na doğru gittiler.
31 Bu arada İsa öğrencilerine, “Bu gece hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz” dedi. “Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Çobanı vuracağım, Sürüdeki koyunlar darmadağın olacak.’
32 Ama ben dirildikten sonra sizden önce Celile’ye gideceğim.”
33 Petrus O’na, “Herkes senden ötürü sendeleyip düşse de ben asla düşmem” dedi.
34 “Sana doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.”
35 Petrus, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem” dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.
36 Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi.
37 Petrus ile Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı.
38 Onlara, “Ölesiye kederliyim” dedi. “Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.”
39 Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Baba” dedi, “Mümkünse bu kâse* benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.”
40 Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrus’a, “Demek ki benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız!” dedi.
41 “Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.”
42 İsa ikinci kez uzaklaşıp dua etti. “Baba” dedi, “Eğer ben içmeden bu kâsenin uzaklaştırılması mümkün değilse, senin istediğin olsun.”
43 Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü.
44 Onları bırakıp tekrar uzaklaştı, yine aynı sözlerle üçüncü kez dua etti.
45 Sonra öğrencilerin yanına dönerek, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu* günahkârların eline veriliyor.
46 Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!”
47 İsa daha konuşurken, Onikiler’den* biri olan Yahuda geldi. Yanında, başkâhinlerle halkın ileri gelenleri tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı büyük bir kalabalık vardı.
48 İsa’ya ihanet eden Yahuda, “Kimi öpersem, İsa O’dur, O’nu tutuklayın” diye onlarla sözleşmişti.
49 Dosdoğru İsa’ya gidip, “Selam, Rabbî*!” diyerek O’nu öptü.
50 İsa, “Arkadaş, ne yapacaksan yap!” dedi. Bunun üzerine adamlar yaklaştı, İsa’yı yakalayıp tutukladılar.
51 İsa’yla birlikte olanlardan biri, ani bir hareketle kılıcını çekti, başkâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu.
52 O zaman İsa ona, “Kılıcını yerine koy!” dedi. “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.
53 Yoksa Babam’dan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İstesem, hemen şu an bana on iki tümenden* fazla melek gönderir.
54 Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?”
55 Bundan sonra İsa kalabalığa dönüp şöyle seslendi: “Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız.
56 Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.” O zaman öğrencilerin hepsi O’nu bırakıp kaçtı.
57 İsa’yı tutuklayanlar, O’nu başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bilginleriyle ileri gelenler de orada toplanmışlardı.
58 Petrus, İsa’yı uzaktan, ta başkâhinin avlusuna kadar izledi. Sonucu görmek için içeri girip nöbetçilerin yanına oturdu.
59 Başkâhinlerle Yüksek Kurul’un* öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı.
60 Ortaya birçok yalancı tanık çıktığı halde, aradıklarını bulamadılar. Sonunda ortaya çıkan iki kişi şöyle dedi: “Bu adam, ‘Ben Tanrı’nın Tapınağı’nı yıkıp üç günde yeniden kurabilirim’ dedi.”
61 (SEE 26:60)
62 Başkâhin ayağa kalkıp İsa’ya, “Hiç yanıt vermeyecek misin?” dedi. “Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?”
63 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O’na, “Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum, söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih* sen misin?” dedi.
64 İsa, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi. “Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu’nun*, Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.”
65 Bunun üzerine başkâhin giysilerini yırtarak, “Tanrı’ya küfretti!” dedi. “Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? İşte küfürü işittiniz.
66 Buna ne diyorsunuz?” “Ölümü hak etti!” diye karşılık verdiler.
67 Bunun üzerine İsa’nın yüzüne tükürüp O’nu yumrukladılar. Bazıları da O’nu tokatlayıp, “Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?” dediler.
68 (SEE 26:67)
69 Petrus ise dışarıda, avluda oturuyordu. Bir hizmetçi kız yanına gelip, “Sen de Celileli İsa’yla birlikteydin” dedi.
70 Ama Petrus bunu herkesin önünde inkâr ederek, “Neden söz ettiğini anlamıyorum” dedi.
71 Sonra avlu kapısının önüne çıktı. Onu gören başka bir hizmetçi kız orada bulunanlara, “Bu adam Nasıralı İsa’yla birlikteydi” dedi.
72 Petrus ant içerek, “Ben o adamı tanımıyorum” diye yine inkâr etti.
73 Orada duranlar az sonra Petrus’a yaklaşıp, “Gerçekten sen de onlardansın. Konuşman seni ele veriyor” dediler.
74 Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, “O adamı tanımıyorum!” dedi. Tam o anda horoz öttü.
75 Petrus, İsa’nın, “Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.

1. Grekçe tekil zamiri su vurgulama için ayrıntılarıyla açıklanır. İkinci çoğul siz humin ve üçüncüsü fiilin sonundaki opsesthe’yi verir.

2. R.C.H. Lenski, The Interpretation of St. Matthew’s Gospel, s.1064.