Matta 27

27
Matta Bölüm 27

 

J. Yüksek Kurul Önündeki Sabah Duruşması (27:1-2)

Yüksek Kurul önündeki dinî duruşmanın (mahkemenin) üçüncü basamağı sabahleyin oldu. Davalının beraat etmesi durumunun dışında hiçbir davanın aynı günde tamamlanmamış olması gerekti. “Merhamet duygularının oluşmasına zaman verebilmek için” kararın verilmesinden önce bir gecenin geçmesi gerekiyordu. Bu durumda ise dinî liderler herhangi bir merhamet duygusunu bastırmaya kararlı görünüyorlardı. Ne var ki, gece davaları usule aykırı olduğundan, kararlarına yasal geçerlilik vermek için sabahleyin toplandılar.

Roma yönetiminin altında, Yahudi liderlerinin ölüm cezası verme yetkileri yoktu. Bunun için İsa’yı aceleyle Romalı vali Pontiyus Pilatus’a götürdüklerini görüyoruz. Romalı olan her şeye karşı nefretleri yoğunken, daha büyük bir nefreti bastırmak için bu gücü “kullanmaya” istekliydiler. İsa’ya karşı muhalefet olma en büyük düşmanları bile birleştirir.

K. Yahuda’nın Pişmanlığı ve Ölümü (27:3-10)

27:3-4   Suçsuz birini ele vermekle günah işlediğini anlayan Yahuda parayı başkâhinlere ve ihtiyarlara geri götürdü. Birkaç saat önce şevkle işbirliği yapan baş suikastçılar şimdi bu konuyla daha fazla uğraşmayı istemediler. İhanetin ödüllerinden biri budur. Yahuda pişman oldu, ama bu kurtuluşa götüren gerçek bir tövbe değildi. Kendi suçunun sonucu olarak başına gelenlere üzülmüştü, ama yine de İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul etmede isteksizdi.

27:5   Yahuda umutsuzluk içinde paraları, yalnızca kâhinlerin gittiği, tapınağın içine fırlattı, sonra da gidip intihar etti. Bu anlatımı Elçilerin İşleri 1:18’le karşılaştırdığımızda, kendisini bir ağaca astığı, ipin ya da dalın kırıldığı ve bedenin uçuruma savrularak bağırsakların dışarı döküldüğü sonucuna varırız.

27:6   Mesih’i ele geçirmek için parayı ödeyen esas suçlu olan başkâhinler kan pahası olan bu parayı, fazla “ruhani” olduklarından tapınağın hazinesine koymak istemediler. Bu onları rahatsız etmişe benziyor. Rab’bin dediği gibi, çanağın dışını temizlerler, ama içi yalan, ihanet ve cinayetle doludur.

27:7-10   Bu parayı, murdar yabancıların gömülmesi için Çömlekçi Tarlasını satın alarak kullandılar. O zaman ne kadar çok yabancı ordunun gelip memleketlerini işgal edeceğini ve sokaklarına kan sıçratacaklarını pek kavrayamamışlardı. O zamandan beri suçlu halk için orası “Kan Tarlası” olmuştur.

Başkâhinler farkında olmadan Zekeriya’nın, gömme parasının çömlekçiden alınan yer için kullanılacağına dair peygamberliğini yerine getirdiler (Zek. 11:12-13). Zekeriya’nın metninin alternatif bir yorumunun olması ilginçtir: “çömlekçi” için “hazine” (RSV’ye bakın).

Kahinlerin kan parasını hazineye koymaya dair tereddütleri vardı, bu nedenle parayı tarlayla değiş tokuş etmek için çömlekçiye vererek diğer yorumdaki peygamberliği yerine getirdiler (Daily Notes of the Sripture Union).

Matta’nın bu peygamberliği Yeremya’ya atfetmesine rağmen, bunun Zekeriya kitapçığından olduğu bellidir. Onun, bunu Yeremya’dan alarak yazması, büyük olasılıkla Yeremya’nın peygamberlik listesinin başında yer almasına, Talmud geleneğine uygun oluşuna ve çok sayıdaki İbranice metnin tarihsel sırasıyla korunmuş olmasına dayanmaktadır. Benzer bir kullanım, İbrani Eski Antlaşma düzenindeki üçüncü bölümün tamamına adını veren Mezmurlar kısmının adının geçtiği Luka 24:44’de de görülür.

L. İsa’nın Pilatus’un Önüne İlk Çıkışı (27:11-14)

Yahudilerin İsa’ya karşı gerçek şikayetleri dinî idi. O’nu bu gerekçeyle yargıladılar. Ama dinî suçlamaların Roma mahkemesinde bir ağırlığı yoktu. Bunu bildikleri için, O’nu Pilatus’un önüne getirdiklerinde O’nu üç siyasî suçlamayla sıkıştırdılar (Luk.23:2): (1) İmparatorluğa karşı olan bir devrimciydi; (2) halkı vergi ödememesi için zorladı, bu nedenle imparatorluğun zenginliğini zayıflatıyordu; (3) Kral olduğunu iddia ederek imparatorun konumunu ve gücünü tehdit ediyordu.

Matta bölümünde, Pilatus’un O’nu üçüncü suçlamayla ilgili olarak sorguya çektiğini görüyoruz. Yahudilerin Kralı olup olmadığı sorulduğunda, olduğunu söyledi. Bu, Yahudi liderlerinin iftira atmasına ve kötü davranmasına neden oldu. Pilatus, Davalı’nın suskunluğuna çok şaştı, bunca suçlamaya rağmen sessizliğini koruyan birisini daha önce hiç görmemişti.

M. İsa mı, Barabas mı? (27:15-26)

27:15-18   Fısıh bayramında, Yahudileri yatıştırmak için Yahudi bir tutukluyu salıvermek Romalı yetkililerin adetiydi. Adam öldürmekten ve isyandan suçlu olan Barabas isimli uygun bir mahkûm vardı (Mar.15:7). Roma yönetimine karşı geldiğinden halk arasında popülerdi. Bunun için, Pilatus onlardan İsa ve Barabas arasında seçim yapmalarını istediğinde, seslerini ikincisi için yükselttiler. Vali buna hiç şaşmadı; genel görüşün, İsa’yı kıskanan başkâhinlerce kısmen şekillendirildiğini biliyordu.

27:19   Yargılama sık sık Pilatus’un karısından gelen haberciyle kesintiye uğradı. İsa’ya dokunmaması için kocasına ısrar etti: O’nun yüzünden çok sıkıntılı bir rüya görmüştü.

27:20-23   Başkâhinler ve ihtiyarlar, Barabas’ın serbest bırakılması ve İsa’nın ölümü için perde arkasında uğraşıyorlardı. Böylece, Pilatus onlara yine kimin salıverilmesini istediklerini sorduğunda, katili diye bağırdılar. Kararsızlık içinde bocalayan Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” diye sordu. Oy birliğiyle O’nun çarmıha gerilmesini istediler; bu valinin kavrayamayacağı bir tutumdu. Niçin çarmıha gerilecekti? Ne kötülük yapmıştı? Sakin bir tartışma için çok geçti; kalabalık histerisi kontrolü ele geçirmişti. “Çarmıha gerilsin!” diye bağırıp durdular.

27:24   Pilatus, halkın yatıştırılamayacağını ve bir kargaşanın başladığını düşündü. Bunun için kalabalığın önünde, Sanığın kanından sorumlu olmadığını bildirerek ellerini yıkadı. Ama su, tarihin en ağır adli hatasını oluşturan Pilatus’un suçunu hiçbir zaman affetmeyecektir.

27:25   Halk suçu düşünemeyecek kadar çılgındı ve sorumluluğu taşımaya istekliydi; “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” O zamandan beri İsrail halkı reddettikleri Mesih’in kanının korkunç suçundan acı çekerek gettolardan kıyımlara, toplama kampından gaz odalarına sürüklenmişlerdir. Hâlâ Yakup’un Sıkıntı Zamanı korkusuyla karşı karşıyadırlar: Matta 24 ve Esinleme 6-19’da betimlenen yedi yıllık sıkıntı. Reddettikleri İsa’yı Kral-Mesih’leri olarak kabul edinceye kadar lânet üzerlerinde olacaktır.

27:26   Pilatus onlar için Barabas’ı salıverdi ve o zamandan beri dünyaya Barabas ruhu egemen olmuştur. Katil tahttadır; adil Kral ise reddedilmiştir. O zamanki âdetlere göre suçlu olan kamçılanırdı. Büyük, deri bir kamçının içine sokulan keskin metal, sırtından aşağıya doğru sıyrılarak indiğinden, her vuruş bedenini parçalayıp kanın akmasına neden oluyordu. Şimdi yüreksiz valinin, çarmıha germeleri için İsa’yı askerlere teslim etmenin dışında yapabileceği bir şey yoktu.

N. Askerler İsa’yla Alay Ediyor (27:27-31)

27:27-28   Valinin askerleri İsa’yı vali konağına götürüp tüm taburu başına topladılar, yani yüzlerce asker. Bunu neyin izlediğini tahmin etmek çok zordur! Evrenin Yaratıcısı ve Taşıyıcısı, bayağı ve zalim askerlerden, değersiz günahkar insanlara kadar bir sürü kişinin sarf ettiği ağır hakaretlere dayandı. O’nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler. Bir kralın giysisini taklit etmek için bunu yaptılar. Ama bu kaftanın bizim için bir anlamı vardır. Kırmızı günahla birlikte anıldığından (Yşa.1:18), kaftanın benim günahlarımın İsa’nın üzerine konulduğunu resmettiğini düşünüyorum. Bu sayede Tanrı’nın doğruluk giysisinin de benim üzerine konulduğuna (2Ko.5:21) inanıyorum.

27:29-30   Dikenlerden bir taç örüp başına koydular. Onların kaba şakalarının ötesinde O’nun, bizim yücelik tacını takabilmemiz için dikenli tacı giydiğini anlıyoruz. Günah Kralı olarak O’nu aşağıladılar; ama biz O’na günahkârların Kurtarıcısı olarak tapıyoruz.

O’na bir de kamış verdiler, alay asası. Kamışı tutan elin dünyayı yöneten el olduğunu anlamadılar. İsa’nın çivi izi taşıyan eli şimdi evrenin yönetim asasını tutuyor.

Önünde diz çöktüler ve O’na Yahudilerin Kralı diye hitap ettiler. Bununla yetinmeyip dünyada şimdiye kadar yaşamış olan tek mükemmel Kişinin yüzüne tükürdüler. Sonra da kamışı alıp başına vurdular.

İsa bütün bunlara sabırla dayandı; bir tek söz söylemedi. “Yorulup cesaretinizi yitirmemek için günahkârların bunca karşı koymasına katlanmış Olan’ı düşünün” (İbr.12:3).

27:31   Sonunda O’na yine Kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germek üzere O’nu alıp götürdüler.

O. Kralın Çarmıha Gerilişi (27:32-44)

27:32   Rabbimiz çarmıhını bir süre Kendisi taşıdı (Yu.19:17). Daha sonra askerler Simun adındaki (Kuzey Afrika’daki Kirene’den) adama çarmıhı zorla taşıttılar. Bazıları onun Yahudi, bazıları da zenci olduğunu düşünür. Önemli olan onun çarmıhı taşımak gibi harika bir ayrıcalığa sahip olmasıdır.

27:33   Golgota Arami dilinde “Kafatası” demektir. Herhalde bu bölge ya kafatası şeklindeydi ya da infaz yeri olduğundan bu ismi almıştı. Tam yeri belli değildir.

27:34   Kazığa çakılmadan önce askerler İsa’ya, suçlu bulunanlara uyuşturucu olarak verilen ödle karışık şarap sundular. İsa bunu içmeyi reddetti. O’nun için günahının yükünü, acısını hafifletmeden tam anlamıyla taşımak gerekliydi.

27:35   Matta, çarmıha gerilmeyi sade ve duygusuz bir şekilde betimler. Dramatize etmeye çalışmaz, sansasyonel gazeteciliğe başvurmaz ve de ayrıntılar üzerinde durmaz. Sade bir şekilde gerçeği ifade eder: O’nu çarmıha gerdiler. Bununla birlikte, sonsuzluk bile bu sözcüklerin derin anlamını tüketmeyecektir.

Mezmur 22:18’de önceden bildirildiği gibi, askerler O’nun giysilerini paylaştılar ve dikişsiz mintanı almak için kura çektiler (bkz. Yu.19:23-24). Bu O’nun dünyadaki tek malıydı. Denney şöyle der: “Bu dünyada yaşanmış olan tek mükemmel yaşam, hiçbir şeye sahip olmayan ve geride giydiği giysilerden başka bir şey bırakmayan, O’nundur.”

27:36   Bu askerler, dünyanın küçük insanlarının temsilcileriydiler. Bunun tarihi bir an olduğunun farkında bile değillerdi. Eğer bunu bilmiş olsalardı, yalnızca orada oturup nöbet tutmayacaklardı; diz çöküp tapınacaklardı.

27:37   İsa’nın başının üzerine şunu yazdılar: BU, YAHUDİLERİN KRALI İSA’DIR. Suç yaftasının üzerindeki sözcükler dört Müjde’de biraz değişiktir. 1 Markos, “Yahudilerin Kralı”, der (Mar.15:26); Luka ise şöyle yazar: “Yahudilerin Kralı Budur” (Luk.23:38); ve Yuhanna, “Nasıralı İsa –Yahudilerin Kralı” der (Yu.19:19). Başkâhinler, sözlerin gerçeği ifade etmediğini, ama yalnızca sanığın iddiası olduğunu belirttiler. Ne var ki, Pilatus onlara karşı etkisini kullandı; gerçek, herkesin görmesi için İbranice, Latince ve Grekçe olarak oradaydı (Yu.19:19-22).

27:38   Tanrı’nın günahsız Oğlu iki haydudun arasında çarmıha gerildi, zaten Yeşaya 700 yıl önce O’nun günahkârlarla bir sayılacağını belirtmemiş miydi? (Yşa.53:12) İlk önce, iki haydut da O’na hakaret etti (ayet 44). Ama biri tövbe etti ve o anda kurtuldu; birkaç saat içinde Mesih’le birlikte cennetteydi (Luk.23:42-43).

27:39-40   Çarmıh Tanrı’nın sevgisini, insanın da ahlâk bozukluğunu gösterir. Oradan geçenler koyunları için ölmekte olan Çoban’la eğlenmek için duruyorlardı: “Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! Tanrı’nın Oğluysan, çarmıhtan in!” Bu, usçuluk felsefesi inançsızlığının dilidir. “Önce görelim sonra inanırız.” Aynı zamanda liberalizmin dilidir: “Çarmıhtan aşağı in – çarmıh engelini ortadan kaldır – o zaman inanırız.” William Booth, “Onlar, İsa aşağı inmiş olsaydı, inanmış olacaklarını iddia ettiler; oysa biz O’na orada kaldığı için inanıyoruz” dedi.

27:41-44   Başkâhinler, din bilginleri ve ihtiyarlar da koroya katıldılar. İstemeyerek yapılan bir seziyle, “Başkalarını kurtardı kendini kurtaramıyor” diye bağırdılar. Alay etmek için böyle diyorlardı; biz ise bunu bir hamt ilahisi olarak benimsiyoruz:

Bizzat kendisini kurtaramadı,
Çarmıhta ölmeliydi,
Yoksa günahkârların yakınına
Merhamet gelemezdi;
Evet, Tanrı’nın Oğlu Mesih’in kanı akmalı
Ki günahkârlar günahtan özgür kılınmalı
     — Albert Midlane

Rab’bin yaşamında olduğu gibi bu, bizim yaşamımızda da gerçektir. Kendimizi kurtarmaya çalışırken başkalarını kurtaramayız.

Dinî liderler, O’nun Kurtarıcı, İsrail’in Kralı, Tanrı Oğlu olduğu iddiasıyla alay ettiler. Onların lanetlemesine iki haydut bile katıldı. Dinî liderler Tanrı’larını alçaltma konusunda suçlularla birleştiler.

Ö. Üç Saatlik Karanlık (27:45-50)

27:45   İnsanların elinden çektiği acılar ve hakaretler şimdi yüz yüze kaldığı durumla kıyaslandığında küçük kalır. Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü; bu yalnızca Filistin’in değil, O’nun kutsal canının üzerine de çöktü. Bu süre içinde günahlarımızın tarif edilemez lanetine dayandı. Tanrı’nın günahlarımıza karşı olan öfkesi nedeniyle hak ettiğimiz sonsuz cehennem üç saate sığdırıldı. Bunu tam olarak anlayamayız.; Tanrı’nın günaha karşı adil taleplerini tatmin etmenin O’nun için ne demek olduğunu tümüyle bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey, bu üç saatle O’nun bedeli ödediği, borç işini hallettiği ve insanın kurtulması için gerekli işi tamamladığıdır.

27:46   Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?diye bağırdı. Bunun yanıtı Mezmurlar 22:3’de bulunur: “Oysa sen kutsalsın, İsrail’in övgüleri üzerine taht kuran sensin.” Tanrı kutsal olduğu için günahı görmezlikten gelemez. Tam tersine, cezalandırması gerekir. Rab İsa’nın bizzat kendi günahı yoktu, ama bizim günahlarımızın suçunu kendi üzerine aldı. Tanrı, Yargıç olarak aşağı baktığında bizim yerimize geçen günahsızın üstünde bizim günahlarımızı gördü ve Sevgili Oğlundan uzaklaştı. İşte İsa’nın yüreğini acıtan bu ayrılığı Bayan Browning, “İsa’nın haykırışı” adlı şiirinde anlatır:

Terk ettin!
Tanrı bizzat kendi özünden ayrılabilirdi;
Adem’in günahları âdil Baba ve Oğul arasına ayrılık getirdi:
İşte, İsa’nın haykırışı evrenini sarstı,
Yankılanmadan bir kerede yükseldi,
“Tanrım, terk edildim!”
    — Elizabeth Barrett Browning

27:47-48   İsa, “Eli, Eli…” diye bağırdığında, orada duranlardan bazıları O’nun İlyas’ı çağırdığını söylediler. İsimleri mi karıştırdılar yoksa alay mı ediyorlardı belli değil. Biri bir süngeri ekşimiş üzüm suyuna batırıp uzun bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. Mezmurlar 69:21’e göre, bu bir merhamet davranışı değil, tersine elemi arttırma şekliydi.

27:49   Genel tutum, Yahudi geleneğine göre İlyas’ın doğrunun yardımına gelip gelmeyeceğini bekleyip görmekti. Ama bu İlyas’ın gelme zamanı değildi (Mal.4:5); bu İsa’nın ölme zamanıydı.

27:50   İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. Yüksek sesle bağırması zayıflık içinde değil, güçlü bir şekilde öldüğünü gösterir. Ruhunu teslim etmesi gerçeği O’nun ölümünü diğer insanlarınkinden tümüyle ayırır. Biz ölmemiz gerektiği için ölürüz, oysa O seçtiği için öldü. Yuhanna 10:17-18’de, “Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var” dememiş miydi?

Evrenin Yaratıcısı
İnsan olarak insan için lanetlendi;
Koyduğu kanunların taleplerini,
En büyük bedelle ödedi.
Kutsal parmaklarının yaptığı dallar
Başına taç olmak için dikenlendi
Ellerini delen çiviler
Kendi yarattığı yerlerden kazıldı.
Yarattığı ormanlardan filizlenen ağaca bedeni asıldı.
Yarattığı tepede çakılı duran
Tahta bir çarmıh üzerinde öldü.
O’nun yer üzerine yaydığı gökler
Kendi başı üzerinde karardı.
O’nun sözüyle uzayda denge bulan güneş
Yüzünü O’ndan sakladı.
Değerli kanını akıtan mızrak
Tanrı’nın ateşinde tavlandı.
Bedeninin konduğu mezar,
Ellerinin yarattığı kayadan oyuldu.
Şimdi üzerinde bulunduğu taht.
Sonsuzluklar boyunca O’nundu.
Ama yeni bir görkem başını taçlandırıyor,
Ve her diz O’na eğilecektir.
F.W. Pitt

P. Perde Yırtıldı (27:51-54)

27:51   Son nefesini verdiği anda, tapınaktaki iki odayı ayıran kalın perde Görünmeyen bir El tarafından yukarıdan aşağıya dek yırtıldı. O zamana dek perde, başkâhinlerin dışında herkesi Tanrı’nın bulunduğu En Kutsal yerden ayırmıştı. Mabedin içine yalnızca bir kişi yılın sadece bir gününde girebilirdi.

İbraniler bölümünden perdenin İsa’nın bedenini temsil ettiğini biliyoruz. Yırtılması bedeninin ölüme verilişini resmeder. O’nun ölümü aracılığıyla, “İsanın, kendi kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır” (İbr.10:19-20). Şimdi en alçakgönüllü inanlı dua ve hamtla herhangi bir zamanda Tanrı’nın huzuruna girebilir. Ama bu ayrıcalığın ağır bir bedelle, İsa’nın kanıyla, satın alındığını unutmayalım.

Tanrı’nın Oğlu’nun ölümü doğada da büyük bir karışıklık yarattı; büyük kayaları yaran ve birçok mezarı açan bir deprem oldu.

27:52-53   Bu mezarlarda ölmüş olanların dirilip birçok kimseye görünerek Kudüs’e girişlerinin İsa’nın dirilişinden sonra olmasına dikkat edin. Kutsal Kitap, dirilen bu kutsalların tekrar ölüp ölmediği ya da Rab İsa’yla cennete gidip gitmedikleri konusunda bir şey demez.

27:54   Doğanın tuhaf çırpınmaları Romalı yüzbaşı ve adamlarını İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna dair ikna etti. Grekçe’de İngilizce’de olduğu gibi belirtme sıfatı, the yoktur, sözcük sırası gereken belirlemeyi yapar. 2 Yüzbaşı ne demek istedi? Bu, İsa Mesih’in Rab ve Kurtarıcı olarak itiraf edilmesi miydi, yoksa İsa’nın insandan daha üstün olarak tanınması mıydı? Emin değiliz. Bir huşu duygusunu ve doğanın rahatsızlığının bir şekilde İsa’yla çarmıha gerilenlerin ölümüyle değil, O’nun ölümüyle ilişkili olduğunu gösterir.

R. Sadık Kadınlar (27:55-56)

Burada, Rab’be sadakatle hizmet etmiş ve O’nu Celile’den Kudüs’e kadar izlemiş kadınlardan özel bir şekilde bahsedilir. Mecdelli Meryem, Yakup ile Yusuf’un annesi Meryem ve Zebedi’nin karısı Salome de oradaydı. Bu kadınların korku bilmez bağlılıkları özel bir parıltıyla kendini gösterir. Erkek öğrenciler canlarını kurtarmak için kaçtıklarında onlar Mesih’le kaldılar.

S. Yusuf’un Mezarına Gömülüş (27:57-61)

27:57-58   Yüksek Kurul üyesi olan, Yusuf adında zengin bir Aramatyalı Kurul’un İsa’yı Pilatus’a teslim etme kararını onaylamamıştı (Luk.23:51). O bu noktaya kadar gizli bir öğrenci olmuşsa da şimdi aldırış etmedi. Cesaretle Pilatus’a gitti ve Rabbinin bedenini gömmesine izin vermesini rica etti. Pilatus’un şaşkınlığını ve Yüksek Kurul üyesi birinin, çarmıha gerilmiş biri için böyle bir davranışta bulunmasının Yahudiler arasında yarattığı kızgınlığı kafamızda canlandırmaya çalışalım. Yusuf, İsa’nın bedenini gömdüğü zaman, gerçek anlamda ekonomik, sosyal ve dinî açıdan kendisini de gömdü. Bu davranış onu, Rab İsa’yı öldüren zihniyetten sonsuza dek ayırdı.

27:59-60   Pilatus izin verdi ve Yusuf cesedi sevgiyle temiz keten beze sararak, özel kokular ve bitki özleri koyarak mumyaladı. Sonra onu kayaya oydurmuş olduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişi, değirmen taşı şeklinde oyulmuş kenarda duran büyük bir taşla kapatıldı.

Yüzyıllarca önce Yeşaya şöyle demişti: “Kabrini kötülerin yanında yaptılar ve ölümünde zengin adamla beraberdi” (Yşa.53:9). Düşmanları şüphesiz O’nun bedenini Hinnom vadisinde yanarak kül edilmesi ya da tilkilerin yemesi için atmayı planlamışlardı. Ama Tanrı onların planlarını etkisiz kıldı ve O’nun zengin adamla beraber gömülmesini sağlamak için Yusuf’u kullandı.

27:61   Yusuf ayrıldıktan sonra, Mecdelli Meryem ve Yakup’la Yusuf’un annesi olan Meryem mezarın karşısında oturup nöbet tuttular.

Ş. Güvenlik Altındaki Mezar (27:62-66)

27:62-64   Hazırlık günü diye nitelenen Fısıh’ın ilk günü çarmıha germe günüydü. Ertesi gün başkâhinlerle Ferisiler huzursuzdular. İsa’nın yeniden dirilişiyle ilgili söylemiş olduklarını anımsayarak mezarın güvenlik altına alınmasını istemek için Pilatus’a gittiler. Sözde dirilmiş olduğu görünümünü yaratmak isteyen öğrencilerin cesedi çalmasını engelleyeceklerdi. Korkuları, bu olay olduğu takdirde sonuncu aldatmacanın ilkinden beter olacağıydı; yani O’nun dirilişiyle ilgili haber O’nun Mesih ve Tanrı’nın Oğlu olduğu iddiasından daha kötü olacaktı.

27:65-66   Pilatus onlara, “Bir manga asker alın, gidip mezarı istediğiniz gibi güvenlik altına alın” dedi. Bu, Romalı bir güvenlik görevlisinin onlara tahsis edilmiş olduğu anlamına gelebilir. Ya da “İsteğiniz yerine getirilecektir. Şimdi size bir koruma gönderiyorum” da olabilir. Acaba Pilatus’un sesinde, “istediğiniz gibi güvenlik altına alın” derken bir alay var mıydı? Ellerinden geleni yaptılar. Taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar, ama onların en iyi güvenlik sistemleri bile yeteri kadar iyi değildi. Unger şunları yazıyor:

Düşmanlarının “taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına alırken” gösterdikleri tedbirler (ayet 62-64) yalnızca Tanrı’nın, kötülerin planlarını etkisiz kılıp Kralın dirilişini tartışılmaz bir şekilde kanıtlamasıyla sonuçlandı. 3

 

Kutsal Kitap

1 Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar.
2 O’nu bağladılar ve götürüp Vali Pilatus’a teslim ettiler.
3 İsa’ya ihanet eden Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ileri gelenlere geri götürdü.
4 “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler.
5 Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı.
6 Paraları toplayan başkâhinler, “Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz” dediler.
7 Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlası’nı satın aldılar.
8 Bunun için bu tarlaya bugüne dek “Kan Tarlası” denilmiştir.
9 Böylece Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: “İsrailoğulları’ndan kimilerinin O’na biçtikleri değerin karşılığı olan Otuz gümüşü aldılar; Rab’bin bana buyurduğu gibi, Çömlekçi Tarlası’nı satın almak için harcadılar.”
10 (SEE 27:9)
11 İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali O’na, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” dedi.
12 Başkâhinlerle ileri gelenler O’nu suçlayınca hiç karşılık vermedi.
13 Pilatus O’na, “Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.
14 İsa tek konuda bile ona yanıt vermedi. Vali buna çok şaştı.
15 Her Fısıh Bayramı’nda* vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti.
16 O günlerde Barabba adında ünlü bir tutuklu vardı.
17 Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, “Sizin için kimi salıvermemi istersiniz, Barabba’yı mı, Mesih* denen İsa’yı mı?” diye sordu.
18 İsa’yı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu.
19 Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi.
20 Başkâhinler ve ileri gelenler ise, Barabba’nın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar.
21 Vali onlara şunu sordu: “Sizin için hangisini salıvermemi istersiniz?” “Barabba’yı” dediler.
22 Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” diye sordu. Hep bir ağızdan, “Çarmıha gerilsin!” dediler.
23 Pilatus, “O ne kötülük yaptı ki?” diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıha gerilsin!” diye bağrışıp durdular.
24 Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!”
25 Bütün halk şu karşılığı verdi: “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!”
26 Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabba’yı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.
27 Sonra valinin askerleri İsa’yı vali konağına götürüp bütün taburu başına topladılar.
28 O’nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler.
29 Dikenlerden bir taç örüp başına koydular, sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyerek O’nunla alay ettiler.
30 Üzerine tükürdüler, kamışı alıp başına vurdular.
31 O’nunla böyle alay ettikten sonra kaftanı üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germeye götürdüler.
32 Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar.
33 Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi.
34 (SEE 27:33)
35 Askerler O’nu çarmıha gerdikten sonra kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar.
36 Sonra oturup yanında nöbet tuttular.
37 Başının üzerine, BU, YAHUDİLER’İN KRALI İSA’DIR diye yazan bir suç yaftası astılar.
38 İsa’yla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydut da çarmıha gerildi.
39 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsa’ya sövüyor, “Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! Tanrı’nın Oğlu’ysan çarmıhtan in!” diyorlardı.
40 (SEE 27:39)
41 Başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler de aynı şekilde O’nunla alay ederek, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diyorlardı. “İsrail’in Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de O’na iman edelim.
42 (SEE 27:41)
43 Tanrı’ya güveniyordu; Tanrı O’nu seviyorsa, kurtarsın bakalım! Çünkü, ‘Ben Tanrı’nın Oğlu’yum’ demişti.”
44 İsa’yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O’na aynı şekilde hakaret ettiler.
45 Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.
46 Saat* üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.
47 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler.
48 İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi.
49 Öbürleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler.
50 İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti.
51 O anda tapınaktaki perde* yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı.
52 Mezarlar* açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi.
53 Bunlar mezarlarından çıkıp İsa’nın dirilişinden sonra kutsal kente* girdiler ve birçok kimseye göründüler.
54 İsa’yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, “Bu gerçekten Tanrı’nın Oğlu’ydu!” dediler.
55 Orada, olup bitenleri uzaktan izleyen birçok kadın vardı. Bunlar, Celile’den İsa’nın ardından gelip O’na hizmet etmişlerdi.
56 Aralarında Mecdelli Meryem, Yakup ile Yusuf’un annesi Meryem ve Zebedi oğullarının annesi de vardı.
57 Akşama doğru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsa’nın bir öğrencisiydi.
58 Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu.
59 Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı.
60 (SEE 27:59)
61 Mecdelli Meryem ile öteki Meryem ise orada, mezarın karşısında oturuyorlardı.
62 Ertesi gün, yani Hazırlık Günü’nden* sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus’un önünde toplanarak, “Efendimiz” dediler, “O aldatıcının, daha yaşarken, ‘Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim’ dediğini hatırlıyoruz.
63 (SEE 27:62)
64 Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.”
65 Pilatus onlara, “Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın” dedi.
66 Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

1. Eğer bütün alıntı olan kısımlar bir araya getirilse, “Bu, Yahudilerin Kralı, Nasıralı İsa’dır” anlamına gelir.

2. Grekçe’de fiilden önce gelen kesin, doğrulayan isimler genellikle harfi tariften yoksundur (“Colwell’un Kuralı”na bağlı olarak).

3. Merrill F. Unger, Unger’s Bible Handbook, s.491.