Matta 28

28
Matta Bölüm 28

 

XV. KRALIN ZAFERİ (Bölüm 28)

A. Boş Mezar ve Diri Rab (28:1-10)

28:1-4   Pazar günü daha şafak sökmeden, iki Meryem mezarı görmeye gittiler. Oraya varırken, büyük bir deprem oldu. Rab’bin bir meleği gökten indi ve mezarın girişindeki taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Romalı nöbetçiler, görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi beyaz olan meleği görünce korkudan bayıldılar.

28:5-6   Melek kadınlara korkacak bir şeyin olmadığını söyleyerek onlara güven verdi. Aradıkları kişi söz verdiği gibi dirilmişti. “Gelin, O’nun yattığı yeri görün.” Taş, Rab’bin çıkması için değil, kadınların O’nun dirilmiş olduğunu görmeleri için bir yana yuvarlanmıştı.

28:7-10   Melek, sonra onları bu görkemli haberi O’nun öğrencilerine gidip bildirmeleri için vekil olarak tayin etti. Rab diriydi ve onları Celile’de karşılayacaktı. Haberi verdikten sonra tekrar boş mezara döndüler. İşte o zaman İsanın kendisi onlara “Selam size!” diyerek göründü. 1 O’nun ayaklarına sarılarak ve O’na tapınarak karşılık verdiler. O zaman İsa, kadınları öğrencilerinin O’nu Celile’de göreceklerini bildirmeleri için görevlendirdi.

B. Yalan Söylemeleri İçin Rüşvet Verilen Askerler (28:11-15)

28:11   Nöbetçi askerlerden bazıları kendilerine gelir gelmez olanları haber vermek için çekinerek başkâhinlere gittiler. Görevlerini yerine getirememişlerdi! Mezar boştu!

28:12-13   Dinî liderlerin şaşkınlığını kafamızda canlandırmak kolaydır. Kâhinler, stratejilerini ayrıntılı bir şekilde planlamak için ihtiyarlarla özel bir toplantı yaptılar. Umutsuzluk içinde, öğrencilerin İsa’nın bedenini nöbetçiler uyurken çalıp götürdükleri gibi, aslı olmayan bir masal anlatmaları için askerlere rüşvet verdiler.

Bu açıklama yanıttan çok, soru yaratır. Nöbette olmaları gereken askerler niçin uyuyorlardı? Öğrenciler askerleri uyandırmadan nasıl taşı yuvarlayabildiler? Askerlerin hepsi nasıl aynı anda uykuya dalabildi? Eğer uyuyor idiyseler, bedeni öğrencilerin çaldığını nereden biliyorlardı? Hikaye doğruysa, niçin bunu anlatmaları için askerlere rüşvet verildi? Eğer öğrenciler bedeni çalmışlarsa, niçin keten bezleri kaldırıp mendili dürmek için zaman harcadılar? (Luk.24:12; Yu.20:6-7)

28:14   Aslında askerlere, kendilerini suçlu duruma düşüren bir hikaye anlatmaları için rüşvet verildi; Roma kanunlarına göre nöbette uyumak ölümle cezalandırılırdı. Bunun için Yahudi liderler, onlara bu hikaye valinin kulağına gittiği takdirde onlar için araya gireceklerine dair söz verdiler.

Yüksek Kurul, gerçeğin kendini doğrularken, yalanın sayısız yalanlarla desteklenmesi gerektiğini öğreniyordu.

28:15   Buna rağmen bu söylenti bugüne dek birçok Yahudinin ve diğer ulusların arasında tekrarlanagelmiştir. Başka söylentiler de vardır. Wilbur Smith bunlardan ikisini şöyle özetler:

  1. Her şeyden önce kadınların yanlış mezara gitmiş olduğu öne sürülür. Bunun üzerinde bir dakika düşünün. Cuma günü öğleden sonrayla pazartesi sabahı arasında çok sevdiğiniz kişinin mezarını tanımada hata yapar mıydınız? Dahası bu Aramatyalı Yusuf’un mezarlığı değildi. Bu onun özel bahçesiydi. Orada başka mezar yoktu. Şimdi orada olmayan başka mezarların da olduğunu söyleyelim ve gözü yaşlı kadınların hata yapıp yanlış mezara gittiğini varsayalım. Bunu kadınların yaptığını düşünelim. Ama yumruğu kuvvetli Simun Petrus ve Yuhanna da, ki bunlar ağlamıyorlardı, mezara gittiler ve onu boş buldular. Onların da yanlış mezara gittiklerini düşünebilir misiniz? Bunun yanı sıra, mezara gidip onu boş bulduklarında, “O burada yok. Dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün” diyen bir melek vardı. Meleğin de yanlış mezara gittiğini düşünebilir misiniz? Buna rağmen zeki kişilerin bu teorileri geliştirdiğini unutmayın. Bu saçma bir teoridir!
  2. Bazıları da İsa’nın ölmeyip bayıldığını, bir şekilde bu nemli mezarda ayıldığını ve sonra da çıktığını öne sürerler. Mezarın girişi büyük bir taşla kapatılmıştı ve bu Roma hükümetinin mührüyle mühürlenmişti. Mezarın içinde olan bir kişi, mezarı iyice kapatan böylesine büyük bir taşı kesinlikle yuvarlayamazdı. O mezarın dışına kansız cansız bir hasta olarak çıkmadı. Rab İsa’nın dirilişinin yalın gerçeği, kanıtlanmış tarihsel bir gerçektir. Birçok inandırıcı kanıtlarla, eleminden sonra öğrencilerine kendini canlı olarak gösterdi. Kendine ait olanlara göründüğü şu özel durumları düşünün.
    1.   Mecdelli Meryem (Mar.16:9-11).
    2.   Kadınlar (Mat.28:8-10).
    3.   Petrus (Luk.24:34).
    4.   Emayus yolundaki iki öğrenci (Luk.24:13-32).
    5.   Tomas’ın dışındaki öğrenciler (Yu.20:19-25).
    6.   Tomas’ın da dahil olduğu öğrenciler (Yu.20:26-31).
    7.   Taberiye gölünün kenarında yedi öğrenci (Yu.21).
    8.   500’den fazla inanlı (1Ko.15:7).
    9.   Yakup (1Ko.15:7).
    10.   Zeytin dağında öğrencilere göründü (Elç.1:3-12).

İsa Mesih’e olan inancımızın sarsılmaz büyük temel taşlarından biri, Rab İsa Mesih’in dirilişinin tarihsel kanıtıdır. Burada siz ve ben durup iman için savaşıyoruz, çünkü çelişkiye düşemez bir duruma sahibiz. Yadsınabilir, ama çürütülemez. 2

C. Büyük Görev (28:16-20)

28:16-17   Diri Rab İsa, Celile’de ismi bildirilmeyen bir dağda öğrencilerine göründü. Bu, Markos 16:15-18’de ve 1.Korintliler 15:6’da kaydedilen aynı görünmedir. Ne harika bir birleşme! Elemleri sonsuza dek sona erdirildi. O yaşadığı için onlar da yaşayacaklardı. Onların önünde görkemli bedeniyle duruyordu. Bazılarının kafasında kuşku olmasına rağmen, yaşayan, sevecen Rab’be tapındılar.

28:18   Daha sonra Rab gökte ve yeryüzünde bütün yetkinin kendisine verilmiş olduğunu açıkladı. Bir bakıma, her zaman tüm yetkiye sahipti. Ama burada yeni yaratılışın Başı olarak yetkiden bahsediyordu. Ölümü ve dirilişinden beri Tanrı’nın O’na vermiş olduğu herkese sonsuz yaşam vermek için yetkisi vardı (Yu.17:2). Yaratılışın ilk doğanı olarak O’nun her zaman kurtarma gücü vardı. Şimdi kurtarma işini tamamlamıştır ve ölümden ilk dirilen olarak tüm yetkiye sahipti: “…her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan O’dur” (Kol.1:15, 18).

28:19-20   Yeni yaratılışın Başı olarak, egemenliğin şimdiki evresinde, Kralın reddedilmesiyle İkinci Gelişi arasındaki zaman, bütün inanlıların “uyması gereken” Yüce Görevi açıkladı.

Yüce Görev üç öneriyi değil, üç buyruğu kapsar:

  1. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin.” Bu bütün dünyanın Rab’be gelmesini öngörmez. Öğrenciler, müjdeyi açıklayarak, başkalarının Kurtarıcı’nın öğrencileri ya da izleyicileri olduklarını göreceklerdi: Her ulustan, oymaktan, halktan ve dilden.
  2. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin.” Vaftizi öğretmek ve uyulmasını bir buyruk olarak üsteleme sorumluluğu Mesih’in habercilerinindir. İnanlının vaftiz töreninde, inanlılar kendilerini Üçlü Birlik ile bir tutarlar. Tanrı’yı Babaları, İsa Mesih’i Rableri ve Kurtarıcıları ve Kutsal Ruh’u onların içinde bulunan, onları güçlendiren ve onlara öğreten olarak kabul ederler. 19’uncu ayetteki adıyla sözcüğü tekildir. Özde ve isimde bir, ama üç Kişi: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.
  3. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.” Yüce Görev müjdeyi yaymanın ötesine uzanır; sadece onların Rab’be gelmesine aracılık edip kendi kendilerine bırakmak yeterli değildir. Yeni Antlaşma’da bulunan Mesih’in buyruklarına uymaları öğretilmelidir. Öğrenciliğin özü Efendi gibi olmaktır ve bu da Sözün sistematik bir öğretişiyle ve Söze itaat etmeyle olur.

Sonra da Kurtarıcı dünyanın sonuna dek öğrencileriyle birlikte olacağına dair söz verdi. Yalnız ve yardımsız kalmayacaklardı. Görevleri ve yolculukları sırasında Tanrı’nın Oğlu’nun arkadaşlığını bileceklerdi.

Yüce Görev ile ilgili “bütün” ve “her” sözcüklerine dikkat edin: Bütün yetki, bütün ulusları, her şey, her an.

Bu nedenle, Müjde yüce Rabbimizden gelen görev ve teselliyle kapanır, Hemen hemen 2000 yıl sonra bile O’nun sözleri aynı şekilde inandırıcı, uygun ve uygulanabilirdir. Yüce Görev hâlâ tamamlanmamıştır.

O’nun son buyruğunu yerine getirmek için ne yapıyoruz?

 

Kutsal Kitap

1 Şabat Günü’nü* izleyen haftanın ilk günü*, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı* görmeye gittiler.
2 Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab’bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu.
3 Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı.
4 Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.
5 Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum.
6 O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün.
7 Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.’ İşte ben size söylemiş bulunuyorum.”
8 Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsa’nın öğrencilerine haber vermeye gittiler.
9 İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarılarak O’na tapındılar.
10 O zaman İsa, “Korkmayın!” dedi. “Gidip kardeşlerime haber verin, Celile’ye gitsinler, beni orada görecekler.”
11 Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler.
12 Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, “Siz şöyle diyeceksiniz: ‘Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O’nun cesedini çalıp götürdüler.’
13 (SEE 28:12)
14 Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.”
15 Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.
16 On bir öğrenci Celile’ye, İsa’nın kendilerine bildirdiği dağa gittiler.
17 İsa’yı gördükleri zaman O’na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi.
18 İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.
19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;
20 size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.”

1. “Sevinin” standart Grekçe selamlamaydı; Diriliş sabahı bunun kullanılması uygun görünüyor. Bu terim Türkçeye “Selam” olarak çevrilmiştir.

2. Wilbur Smith, “In the Study”, Moody Monthly, April, 1969.