Matta 11

11
Matta Bölüm 11

VII. ARTAN MUHALEFET VE REDDETME (Bölüm 11-12)

A. Vaftizci Yahya Hapsediliyor (11:1-19)

11:1   Onikileri İsrail halkına özel bir görevle geçici bir süre gönderdikten sonra, İsa öğrencilerin daha önce yaşamış oldukları Celile kentlerinde ders vermek ve Tanrı sözünü duyurmak üzere oradan ayrıldı.

11:2-3   Yahya bu zamana kadar Hirodes tarafından hapsedilmişti. Moral bozukluğu ve yalnızlık içinde tereddüt etmeye başladı. İsa gerçek Mesih’se niçin habercisinin hapiste zayıf düşmesine izin vermişti? Birçok büyük Tanrı adamı gibi Yahya da bir süreliğine, imanı kıt olma durumundan acı çekiyordu. Bu yüzden iki öğrencisini İsa’ya, gerçekten O’nun peygamberlerin söz verdiği kişi olup olmadığını ya da Gelecek olan başka birini mi beklemeleri gerektiğini sordurmak için gönderdi.

11:4-5   İsa önceden söylenen Mesih’in yapacağı mucizeleri yaptığını Yahya’ya anımsatarak karşılık verdi: Körlerin gözleri açılıyor (Yşa.35:5), kötürümler yürüyor (Yşa.35:6), cüzamlılar temiz kılınıyor (Yşa.53:4, Mat.8:16, 17); sağırlar işitiyor (Yşa.35:5); ölüler diriliyor (daha önceden Mesih’in yapacağı söylenmemişti; önceden söylenen mucizelerden daha büyük olanıydı). Hem de İsa Yahya’ya Yeşaya 61:1’deki Mesih’le ilgili peygamberliğin Müjdenin yoksullara duyurularak yerine geldiğini anımsattı. Sıradan dini liderler dikkatlerini sık sık zenginler ve aristokratlar üzerinde yoğunlaştırırlar. Mesih ise Müjde’yi yoksullara getirdi.

11:6   Daha sonra Kurtarıcı şunları ekledi: “Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!” Bu başka dudaklarda çok egoistçe bir övünme olacaktı, İsa’nın dudaklarında O’nun mükemmel kişiliğinin geçerli bir ifadesi olur. Askeri bir general gibi görünme yerine Mesih mütevazı bir Marangoz olarak geldi. O’nun yumuşaklığı, alçakgönüllülüğü ve kibirsizliği güçlü, askeri Mesih’ten çok farklıydı. Bedensel arzularla yönlendirilen insanlar O’nun krallık talebine kuşku duyabilirler. Ama Tanrı’nın bereketi, ruhsal anlayışla Nasıralı İsa’yı vaat edilen Mesih olarak tanıyanların üzerinde olacaktı.

6’ncı ayet Vaftizci Yahya’nın azarlanışı gibi yorumlanmamalıdır. Zaman zaman herkesin imanı doğrulanmaya ve kuvvetlendirilmeye gereksinim duyar. Kısa süreli kuşku duymak bir şeydir, devamlı Rab İsa’nın gerçek kimliğinde sendelemek başka bir şeydir. Hiçbir bölüm insanın tüm yaşam hikayesini içermez. Yahya’nın yaşamını bütün olarak alırsak bir sadakat ve dayanma kaydı görürüz.

11:7-8   Yahya’nın öğrencileri İsa’nın güven veren sözleriyle ayrılır ayrılmaz Rab, Vaftizciyi öven parlak sözlerle halka döndü. Bu aynı kalabalık Yahya’nın vaaz ettiği çöle akın etmişti. Niçin? Her geçen insan düşüncesi rüzgarıyla sallanan bir adamın zayıf ve kararsız kalışını görmek için mi? Kesinlikle değil! Yahya, sessiz kalmaktansa acı çekmeyi ve yalan söylemektense ölmeyi yeğleyecek, somutlaşmış bir vicdana sahip olan korkusuz bir vaizdi. Lüks bir yaşantı içinde zarif giyimli bir saray mensubunu görmek için mi gitmişlerdi? Kesinlikle değil! Yahya, maddeci kişileri rahatsız eden sade yaşamıyla, basit bir Tanrı adamıydı.

11:9   Bir peygamber görmeye mi gitmişlerdi. Evet, Yahya bir peygamberdi, aslında peygamberlerin en büyüğüydü, Rab burada onun karakter, güzel konuşma ya da ikna edebilme gücü açısından daha büyük olduğunu söylemedi; Kral-Mesih’in habercisi olma durumundan dolayı daha büyüktü.

11:10   10’uncu ayette Malaki 3:1’deki peygamberliğin yerine geldiği açıkça belirtilmiştir Rab’den önce gelen haberci, O’nun gelişi için halkı hazırlayacaktı. Diğer kişiler Mesih’in Gelişine dair peygamberlik etmişlerdi, ama Yahya O’nun asıl gelişini bildirmek için seçildi. Şöyle denir, “Yahya Mesih için yolu açtı ve daha sonra da Mesih için yoldan çekildi.”

11:11   “Göklerin Egemenliğinde en küçük olan, ondan üstündür” ifadesi, İsa’nın, Yahya’nın karakterinden değil, ayrıcalığından konuştuğunu kanıtlar. Göklerin Egemenliğinde en küçük olan kişi mutlaka Yahya’dan daha iyi bir karaktere sahip olacak demek değildir. Ama onun daha büyük ayrıcalığı vardır. Egemenliğin vatandaşı olmak onun gelişini bildirmekten daha büyüktür. Rab’bin yolunu hazırlamada Yahya’nın ayrıcalığı büyüktü, ama Egemenliğin bereketlerinden zevk almak için yaşamadı.

11:12   Yahya’nın görevinin başından tutukevindeki durumuna kadar Göklerin Egemenliği şiddetten acı çekmişti. Ferisiler ve din bilginleri gayretle Egemenliğe karşı çıkmışlardı. Kral Hirodes Egemenliğe karşı gelmek için habercisini yakalatarak kendi payına düşeni yapmıştı.

Zorlu kişiler de onu ele geçirmeye çalışıyor.” Bu ifade iki yorum gerektirir. Birincisi, Egemenliğin düşmanları Egemenliği yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Yahya’yı reddetmeleri bizzat Kralın Kendisinin ve böylece Egemenliğin reddedileceğini önceden belirtti. Ama bu, Kralın gelişine hazır olanların ilâna gayretle karşılık vermeleri ve girmek için her kası germeleri anlamına da gelebilir. Luka 16:16’daki anlam budur: “Kutsal Yasa ve peygamberlerin devri Yahya’nın zamanına dek sürdü. O zamandan bu yana Tanrı’nın Egemenliği müjdeleniyor ve herkes oraya zorla girmeye çalışıyor.” Burada Egemenlik, her çeşit insanın içeriye girmek için dışardan saldırdığı kuşatılmış bir kent olarak resmediliyor. Belirli bir ruhsal zorlama gereklidir.

Kişi hangi anlamı benimserse benimsesin, esas fikir, Yahya’nın Tanrı’nın sözünü duyurmasının, ciddi tepkiler doğursa da geniş bir çevrede etkili oluşudur.

11:13   ”Yahya’ya dek tüm peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler.” Yaratılış’tan Malaki’ye kadar olan kitap Mesih’in gelişini önceden bildirdi. Yahya tarih sahnesine çıktığı zaman, onun eşsiz rolü yalnızca peygamberlik etme değildi; Mesih’in İlk Gelişiyle ilgili tüm peygamberliklerin yerine gelişini bildirme idi.

11:14   Malaki, Mesih’in görünmesinden önce haberci olarak İlyas’ın geleceğini önceden bildirmişti (Mal.4:5-6). Eğer halk İsa’yı Mesih olarak kabul etmek isteseydi, Yahya İlyas rolünü gerçekleştirirdi. Yahya, İlyas’ın tekrar beden almış hali değildi: Yuhanna 1:21’de İlyas olmadığını söyledi. Ama İlyas’ın ruhu ve gücüyle Mesih’in önünden gitti (Luk.1:17).

11:15   Herkes Vaftizci Yahya’yı takdir etmedi ve de onun görevinin derin anlamını anlamadı. Bu nedenle Rab şunları ekledi. “Kulağı olan, işitsin!” Bir başka deyişle dikkat etsin. Bunun önemine dikkat edin. Eğer Yahya İlyas’la ilgili peygamberliği yerine getirseydi o zaman İsa söz verilen Mesih olurdu! İsa Vaftizci Yahya’ya itibar ederek, Tanrı’nın Mesih’i olduğu iddiasını tekrar doğruluyordu. Birini kabul etmek diğerinin de kabul edilmesine götürecekti.

11:16-17   Ama İsa’nın konuştuğu kuşak ikisini de kabul etmeyle ilgilenmedi. Kral-Mesih’lerinin Gelişini görmek ayrıcalığına sahip Yahudiler ne İsaya ne de habercisine karşı hiç merak duymadılar. Bir çeşit bilmece gibiydiler. İsa, onları herhangi bir öneriyle tatmin olmayı reddeden çarşı meydanlarında oturan aksi çocuklarla kıyasladı. Eğer arkadaşları onların oynaması için kaval çalmak isteselerdi, reddederlerdi. Eğer arkadaşları cenaze oyunu oynamak isteselerdi, dövünmeyi reddederlerdi.

11:18-19   Yahya, inancı doğrultusunda dünya zevklerinden vazgeçen bir kişi olarak geldi ve Yahudiler onu cinli olmakla suçladılar. Öte yandan İnsanoğlu normal bir tarzda yedi ve içti. Eğer Yahya’nın sofuluğu onları rahatsız ettiyse, İsa’nın normal yeme alışkanlığından memnun olacaklardı. Ama hayır! O’na obur, ayyaş, vergi görevlileri ve günahkârların dostu dediler. Elbette İsa hiçbir zaman aşırı derecede yiyip içmedi; suçlamaları tamamen uydurmaydı. Vergi görevlilerinin ve günahkârların dostu olduğu doğrudur, ama onların demek istediği anlamda değil. Günahkârlarla, onları günahlarından kurtarmak için dost oldu, ama hiçbir zaman onların günahlarını paylaşmadı ve de onaylamadı.

“Ne var ki bilgelik, ortaya koyduğu işlerle doğrulanır.” Elbette ki Rab İsa, Bilgeliğin ta kendisiydi (1Ko.1:30). İnanmayan kişiler O’na iftira atsalar da, o yaptığı işlerde ve izleyicilerinin yaşamlarında doğrulanır. Büyük bir Yahudi kalabalığı O’nu Kral-Mesih olarak kabul etmeyi reddetseler de, O’nun iddiaları mucizeleri ve sadık öğrencilerinin ruhsal görünümlerinin değişmesiyle tamamen gerçekleşmişti.

B. Tövbe Etmeyen Celile Kentlerinin Vay Haline (11:20-24)

11:20   Büyük ayrıcalık büyük sorumluluk getirir. Horazin, Beytsayda ve Kefernahum’dan daha çok ayrıcalığa sahip başka kentler yoktu. İnsan şekline girmiş olan Tanrı’nın oğlu onların tozlu patikalarında yürümüştü, kayrılan halka öğretmişti ve mucizelerinin çoğunu onların duvarları içinde yapmıştı. Bu çok kuvvetli kanıta rağmen, tövbe etmeyi inatla kabul etmemişlerdi. Dolayısıyla, Rab’bin onların başına gelecek en ciddi cezayı söylemesi çok şaşırtıcı değildir.

11:21   Horazin ve Beytsayda ile başladı. Bu kentler Kurtarıcı Tanrı’larının sevecen temennilerini duymuşlardı, buna rağmen kasten O’nu geri çevirdiler. Putperestlik ve işledikleri zina ve kötülüklerden dolayı Tanrı’nın yargısı altında kalmış olan Sur ve Sayda kentleri aklına geldi. Eğer onlar İsa’nın mucizelerini görme ayrıcalığına sahip olsalardı, kendilerini en derin şekilde alçaltırlardı. Bu nedenle yargı gününde onların durumu Horazin ve Beytsayda’nınkinden daha iyi olacaktı.

11:22   ”Yargı gününde daha dayanılır olacak” sözü cehennemde ceza derecelerinin olacağını gösterir, tıpkı cennette ödül derecesi olacağı gibi (1Ko. 3:12-15). İnsanları cehenneme gönderen tek günah, İsa Mesih’e boyun eğmeyi reddetmedir (Yu.3:36). Ama cehennemde çekilecek acının derinliği ayrıcalıkların hakaretle reddedilmesine ve düşkünlük gösterilen günahlara bağlıdır.

11:23-24   Kefernahum gibi kayrılan çok az kent olmuştur. Nasıra’daki reddedilmesinden sonra İsa’nın kenti oldu (9:1; Mar.2:1-12) ve Mesih olduğunun reddedilemez kanıtları olan olağanüstü mucizelerinin bazıları orada gerçekleşti. Homoseksüelliğin başkenti olan Sodom bu kadar ayrıcalığa sahip olsaydı, tövbe etmiş olurdu ve kurtulurdu. Ama Kefernahum’un ayrıcalığı daha büyüktü. Halk tövbe etmiş olmalı ve kıvançla Rab’bi tanımalıydı. Ama Kefernahum fırsat gününü kaçırdı. Sodom’un sapıklık günahı büyüktü, fakat hiçbir günah Kefernahum’un Tanrı’nın Kutsal Oğlu’nu reddetmesinden daha büyük değildir. Bu nedenle, yargı gününde Sodom, Kefernahum kadar şiddetle cezalandırılmayacaktır. Ayrıcalıkta göğe çıkarılan Kefernahum, yargıda ölüler diyarına indirilecektir. Eğer bu Kefernahum için gerçekse, Kutsal Kitapların bol olduğu, Müjde’nin yayımlandığı ve çok az ya da hiç bahanenin olmadığı yerler için çok daha fazla gerçektir.

Rabbimizin zamanında Celile’de dört önemli kent vardı: Horazin, Beytsayda, Kefernahum ve Taberiya. İlk üç şehre vay haliniz derken, Taberiya’ya demedi. Sonuç neydi? Horazin ve Beytsayda tamamen yok oldu, öyle ki tam yerleri bile bilinmiyor. Kefernahum’un yer durumu da olumlu değil. Taberiya ise hâlâ ayakta duruyor. Bu peygamberliğin fevkalade yerine gelmesi, Kurtarıcı’nın her şeyi bilmesinin ve Kutsal Kitabın esinlenmiş olmasının bir kanıtını daha oluşturur.

C. Kurtarıcı’nın Reddedilmeye Karşı Tepkisi (11:25,30)

11:25-26   Celile’nin üç kentinin, Tanrı’nın Mesih’ini ne görecek gözleri ne de sevecek yürekleri vardı. İsa bu tutumlarının gelecekte daha önemli şeyleri reddedeceklerinin habercisi olduğunu biliyordu. Onların pişman olmayışlarına nasıl tepki gösterdi? Acılık, hor görme ya da kincilikle değil. Daha ziyade hiçbir şeyin mutlak amacına engel olamayacağı için sesini Tanrı’ya şükrederek yükseltti. “Baba, göğün ve yerin Rab’bi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim.”

Mümkün olan iki yanlış anlamadan sakınmalıyız. Birincisi, İsa, Celile kentlerinin kaçınılmaz yargılanmasına elbette ki sevinmiyordu. İkincisi, Tanrı’nın patronluk taslayarak ışığı bilge ve akıllılardan sakladığını ima etmiyordu.

Kentlerin, Rab İsa’yı iyi karşılamak için ellerinde bütün fırsatları vardı. O’na kasten boyun eğmeyi reddettiler. Işığı reddettikleri zaman, Tanrı ışığı onlara vermedi. Ama Tanrı’nın planları başarısız olmayacaktır. Eğer aydınlar inanmazsa, o zaman kendisini alçakgönüllü yüreklere gösterecektir. Aç olanları iyiliklerle doyurur ve zenginleri ise elleri boş çevirir (Luk.1:53).

Kendilerini Mesih’e gereksinim duymayacak kadar bilge ve anlayışlı görenler, yargılayan körlükle üzülürler. Bilge eksikliklerini kabul edenler ise “bilgeliğin ve bilginin tüm hazinelerinin saklı olduğu” (Kol.2:3) O’nun aydınlığını alırlar. İsa Baba’ya, bazıları O’nu kabul etmese de, kabul edecek olanları kutsadığı için şükretti. Muazzam inançsızlığa rağmen Tanrı’nın hükmünü gösterdiği plan ve amacında teselli buldu.

11:27   Her şey Mesih’e Babası tarafından emanet edilmişti. Bunu başkası söyleseydi küstah bir iddia olurdu, ama Rab İsa’dan gelen gerçeğin basit bir ifadesidir. O zaman yoğunlaşan muhalefetle her şey O’nun kontrolü altında gibi görünmedi; buna rağmen bu gerçekti. Yaşamının programı karşı konulamayacak şekilde en sonraki muhteşem zafere doğru ilerliyordu. “Oğul’u, Baba’dan başka kimse tanımaz.” Mesih’in Kişiliğinde akıl ermez bir gizem vardır. Tanrılığın ve insanlığın bir Kişide birleşmesi insan aklına tereddüt ettiren sorunlar çıkarır. Örneğin, ölüm sorunu vardır. Tanrı ölemez. İsa Tanrı olmasına rağmen öldü. Yine de O’nun tanrısal ve insani doğası ayrılmaz. Bununla beraber O’nu tanıyabilmemize, sevebilmemize ve O’na güvenebilmemize rağmen, O’nu tam olarak yalnızca Baba’nın anlayabileceği bir anlam vardır.

İsminin yüce gizemleri
Yaratıkların kavramasını aşar
Yalnızca Baba (muhteşem hak!)
Oğul kavrayabilir.
Tanrı kuzusu buna layıksın!
Her diz sana eğilmelidir.
Josiah Conder

Oğul’dan ve Oğul’un Baba’yı tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Baba’yı tanımaz.” Baba da esrarlıdır. Eninde sonunda yalnızca Tanrı Tanrı’yı anlayacak kadar büyüktür. İnsan O’nu kendi gücü ya da aklıyla tanıyamaz. Ama Rab İsa seçtiklerine Baba’yı tanıtabilir ve tanıtır. Oğul’u tanıyan, Baba’yı tanır (Yu.14:7).

Bütün bunları söyledikten sonra, 27’nci ayeti açıklamaya çalışırken bizim çok üstümüzde olan gerçeklerle uğraştığımızı itiraf edelim. Aynada silik bir görüntü gibi görüyoruz. Sonsuzlukta bile sınırlı akıllarımız tam olarak Tanrı’nın büyüklüğünün değerini bilemeyecektir ya da Tanrı’nın insan şeklinde vücut bulma sırrını anlayamayacaktır. Baba’nın yalnızca Oğul’un seçtiklerine tanıtılacağını okuduğumuz zaman, birkaç kişinin kayırıldığı keyfi bir seçimin olacağı kanısına kapılabiliriz. Bir sonraki ayet böyle bir yoruma karşı önceden tedbir alır. Rab İsa bütün yorgun ve yükleri ağır olanların kendisine rahatlamak için gelmeleri amacıyla evrensel bir davetiye çıkarıyor. Bir başka deyişle, Baba’yı tanıtmak için seçtiği kişiler O’na Rab ve Kurtarıcı olarak güvenenlerdir. Bu bitmek tükenmek bilmeyen yumuşak yürekliliğin davetiyesini incelerken, bunun, kayrılan Celile kentleri tarafından İsa’nın bariz bir şekilde reddedilmesinden sonra yayımlanmış olduğunu hatırlayalım. İnsanın nefreti ve inatçılığı O’nun sevgisini ve lütfunu ortadan kaldırmadı. A.J. Mc Clain şöyle dedi:

İsrail halkı, tanrısal yargının büyük sıkıntısına doğru ilerlemesine rağmen, Kral son sözlerinde bile kişisel kurtuluş kapısını tamamen açıyor. Ve bununla, yargının eşiğinde bile bir lütuf Tanrı’sı olduğunu kanıtlıyor. 1

11:28   Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! İsa’ya tam anlamıyla gelmek için kişinin günahın ağırlığıyla yüklü olduğunu kabul etmesi gerekir. Yalnızca kaybolduklarını kabul edenler kurtulabilir. Rab İsa Mesih’e olan imanı Tanrı’ya tövbe etme izler.

Bana… İman objesi kilise, iman bildirgesi ya da rahip değildir, ama yaşayan Mesih’tir. Kurtuluş bir Kişi’dedir. İsa’ya inananlar, Tanrı’nın onları kurtarabileceği kadar kurtulurlar.

Gelin… Gelmek iman etmektir (Elç.16:31); kabul etmektir (Yu.1:12); yemek yemektir (Yu.6:35); içmektir (Yu.7:37); yönelmektir (Yşa.45:22); itiraf etmektir (1Yu.4:2); işitmektir (Yu.5:24,25); kapıdan içeri girmektir (Yu.10:9); kapıyı açmaktır (Esi.3:20); O’nun giysisinin eteğine dokunmaktır (Mat.9:20-21); ve Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşam armağanını kabul etmektir (Rom.6:23).

Ben size huzur veririm. Buradaki rahatlamanın bir armağan olduğuna dikkat edin; kazanılmamıştır ve hak edilmemiştir. Bu, Mesih’in Golgota’daki Çarmıhta kurtarma işini bitirmiş olduğunu anlamış olmaktan gelen kurtuluşun rahatlığıdır. Bunu izleyen kişinin günahlarının hepsinin bir kerede ödendiğini bilip Tanrı’nın ikinci bir ödeme talep etmeyeceğini anlama da vicdanın rahatlığıdır.

11:29   29’uncu ve 30’uncu ayetlerde davetiyenin konusu kurtuluştan hizmete geçer.

Ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm. Sert ve kibirli Ferisilerin tersine, gerçek Öğretmen yumuşak huylu ve alçakgönüllüdür. O’nun boyunduruğunu takınanlar en mütevazı yeri almayı öğreneceklerdir.

Boyunduruğumu takının, Kişinin yaşamının kontrolünü O’na teslim etmesi ve O’nun isteğine boyun eğmesi demektir (Rom.12:1-2).

Ve Benden öğrenin, O’nun Rabliğini yaşantımızın her alanında kabul edersek, O da bizi kendi yollarında eğitir.

Böylece canlarınız huzur bulur. Buradaki vicdanın rahatlığı değildir, ama Tanrı ve insanın önünde en mütevazı yeri alarak bulunan yürek rahatlığıdır. Hem de kişinin büyük adam olmaya çalışmayı bıraktığı anda Mesih’in hizmetinde yaşadığı rahatlıktır.

11:30   Boyunduruğum kolay taşınır ve vereceğim yük hafiftir. Yine Ferisilerle arasında göze çarpan bir tezat vardır. İsa onlarla ilgili olarak şunları söyledi: “Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının omuzlarına koyarlar da, kendileri bu yükleri taşımak için parmaklarını bile kıpırdatmak istemezler” (Mat.23:4). İsa’nın boyunduruğu kolay taşınır; insanı yıpratmaz. Birisi, İsa’nın marangoz dükkanının dışında bir levhası olmuş olsaydı, şu yazılmış olabilirdi der: “Boyunduruklarım tam uyar.”

Vereceğim yük de hafiftir. Bu demek değildir ki, iman yaşamında hiç sorunlar, denemeler, işler ya da üzüntüler olmayacaktır. Ama bunlara tek başımıza dayanmak zorunda kalmayacağımız anlamına gelir. Bize zor zamanlarda yeterli lütuf veren Kişinin boyunduruğuna bağlıyız. O’na hizmet etmek kölelik değil, mükemmel özgürlüktür. J.H Jowett şunları söyledi:

İnanlı için en büyük hata yaşamının yükünü tek kişilik havutta taşımaya çalışmasıdır. Tanrı hiçbir zaman insanın yükünü tek başına taşımasını planlamadı. Bu nedenle Mesih yalnızca boyunduruk ile ilgilenir! Boyunduruk, iki taneden oluşan bir boyun koşum takımıdır ve Rab iki taneden Biri olmak için yalvarır. Zor görevleri paylaşmak istiyor. İman hayatında esenliğin ve zaferin sırrı, ağırlık veren “bireysel” tasmadan ayrılıp Efendinin rahatlatıcı “boyunduruğunu” kabul etmede bulunur. 2

 

Kutsal Kitap

1 İsa, on iki öğrencisine bu buyrukları verdikten sonra onların kentlerinde öğretmek ve Tanrı sözünü duyurmak üzere oradan ayrıldı.
2 Tutukevinde bulunan Yahya, Mesih’in yaptığı işleri duyunca, O’na gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu: “Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?”
3 (SEE 11:2)
4 (SEE 11:2)
5 Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor.
6 Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!”
7 Yahya’nın öğrencileri ayrılırken İsa halka Yahya’dan söz etmeye başladı. “Çöle ne görmeye gittiniz?” dedi. “Rüzgarda sallanan bir kamış mı?
8 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı? Oysa pahalı giysi giyenler, kral saraylarında bulunur.
9 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi peygamberden de üstündür.
10 ‘İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum; O önden gidip senin yolunu hazırlayacak’ diye yazılmış olan sözler onunla ilgilidir.
11 Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahya’dan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliği’nde en küçük olan ondan üstündür.
12 Vaftizci Yahya’nın ortaya çıktığı günden bu yana Göklerin Egemenliği zorlanıyor, zorlu kişiler onu ele geçirmeye çalışıyor.
13 Yahya’ya dek bütün peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler.
14 Eğer bunu kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlyas odur.
15 Kulağı olan, işitsin!
16 “Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Çarşı meydanlarında oturup arkadaşlarına, ‘Size kaval çaldık, oynamadınız; Ağıt yaktık, dövünmediniz’ diye seslenen çocuklara benziyorlar.
17 (SEE 11:16)
18 Yahya geldiği zaman oruç tutup içkiden kaçındı, ona ‘cinli’ diyorlar.
19 İnsanoğlu* geldiği zaman yiyip içti. Bu kez de diyorlar ki, ‘Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri* ve günahkârlarla dost oldu!’ Ne var ki bilgelik, ortaya koyduğu işlerle doğrulanır.”
20 Sonra İsa, mucizelerinin çoğunu yapmış olduğu kentleri, tövbe etmedikleri için şöyle azarlamaya başladı: “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul* kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.
21 (SEE 11:20)
22 Size şunu söyleyeyim, yargı günü sizin haliniz Sur ve Sayda’nın halinden beter olacaktır!
23 Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin! Çünkü sende yapılan mucizeler Sodom’da yapılmış olsaydı, bugüne dek ayakta kalırdı.
24 Sana şunu söyleyeyim, yargı günü senin halin Sodom bölgesinin halinden beter olacaktır!”
25 İsa bundan sonra şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim.
26 Evet Baba, senin isteğin buydu.
27 “Babam her şeyi bana teslim etti. Oğul’u, Baba’dan başka kimse tanımaz. Baba’yı da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu tanıtmak istediği kişilerden başkası tanımaz.
28 “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm.
29 Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur.
30 Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.”

1. Alva J. Mc Clain, The Greatness of the Kingdom. s.311.

2. J.H. Jowett, Our Daily Bread’den alıntı.