Matta 12

12
Matta Bölüm 12

D. İsa Sept Gününün Rabbidir (12:1-8)

12:1   Bu bölüm yoğunlaşan reddetme bunalımını kaydeder. Ferisilerin artan kötülüğü ve düşmanlığı taşmak için hazırdır. Taşmayı sağlayan konu Sept günü sorusudur.

Bu belirli Sept gününde İsa ve öğrencileri ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri başakları koparıp yemeye başladılar. Yasa onlara, komşularının ekinlerine girdikleri zaman ekine orak salmadıkları sürece elleriyle koparmalarına izin veriyordu (Tes.23:25).

12:2   Ama Yasayla ilgili küçük kusurları bulmaya çalışan Ferisiler, Sept günü kuralının çiğnendiğini söyleyerek onları suçladılar. Suçlama nedenleri ifade edilmemesine rağmen öğrencileri şunlarla suçlamaları mümkündür: (1) başakları koparmakla; (2) başakları ellerinde ufalamakla; (3) buğdayı kabuğundan ayırmakla.

12:3-4   İsa, onların saçma şikayetlerine karşılık olarak, onlara Davut’un hayatından bir olayı anımsattı. Bir keresinde sürgünde iken adamlarıyla birlikte çöle gittiler ve kâhinlerin dışında yemesi yasak olan on iki adak ekmeğini yediler. Ne Davut ne de adamları kâhindi, ama yine de bunu yaptıkları için Tanrı onları hiçbir zaman suçlamadı. Niçin suçlamadı?

Bunun nedeni, Tanrı’nın yasasının hiçbir zaman sadık halkına zorluk vermesi için planlanmamış olmasıydı. Sürgünde olmak Davut’un suçu değildi. Günahkâr bir halk onu reddetmişti. Eğer hakkı olan yer kendisine verilmiş olsaydı, adamlarıyla birlikte adak ekmeğini yemek zorunda kalmayacaktı. İsrail’de günah olduğundan dolayı Tanrı yasak olan başka bir harekete izin verdi.

Durumun benzerliği açıktır. İsrail’in krallığı Rab İsa’nın hakkıydı, ama halk O’nu kral olarak kabul etmeyecekti. Eğer hakkı olan yer kendisine verilmiş olsaydı, öğrencileri bu şekilde Sept gününde ya da haftanın herhangi bir gününde buğdayları yemezlerdi. Tarih kendini tekrar ediyor. Rab öğrencilerini azarlamadı çünkü yanlış bir şey yapmadılar.

12:5   İsa, Ferisilere kâhinlerin hayvanları öldürüp takdim etmeyle ve birçok hizmette bulunmakla Sept günüyle ilgili buyruğu çiğnediklerini (Say. 28:910), ama Tanrı’nın işiyle uğraştıklarından suçsuz olduklarını anımsattı.

12:6   Ferisiler kâhinlerin her Sept günü yasayı çiğnemeden çalıştıklarını biliyorlardı. O zaman tapınaktan daha üstün olan Kişinin huzurunda böyle davranan öğrencileri niçin eleştirmeleri gerekiyordu? İtalik harflerle basılan Kişi yerine şöyle denebilir: “Burada tapınaktan daha üstün bir şey var.” Bu “şey” Kral’ın Kişiliğinde bulunan Tanrı’nın Egemenliğidir.

12:7   Ferisiler hiçbir zaman Tanrı’nın yüreğini anlamadılar. Hoşeya 6:6’da şöyle dedi: “Ben kurban değil, merhamet isterim.” Tanrı merhameti dini kuralların önüne koyuyor. Tanrı, Sept gününde halkının kendilerine fiziksel sıkıntı verecek kadar katı bir şekilde yasayı (günü) tutmalarından çok başakları koparıp, açlıklarını bastırmalarını görmeyi tercih eder. Eğer Ferisiler yalnızca bunu anlayabilmiş olsalardı, öğrencileri suçlamazlardı. Ama onlar dışardan görünen titizliğe, insanların iyiliğinden daha çok değer verdiler.

12:8   Daha sonra Kurtarıcı şunları ekledi: “Çünkü İnsanoğlu Sept gününün de Rabbidir.” Her şeyden önce yasayı kurumlaştırmış olan O idi, bu nedenle onun gerçek anlamını en iyi şekilde yorumlayacak olan da O idi. E.W. Rogers şöyle dedi:

Burada, Kutsal Ruh tarafından öğretilen Matta Rab İsa’nın birçok ismini ve görevlerini titizlikle yeniden gözden geçiriyor gibi görünüyor; İnsanoğlu, Sept gününün de Rabbi; Uşağım; Sevdiğim; Davut Oğlu; tapınaktan daha üstün; Yunus’tan daha üstün; Süleyman’dan daha üstün. O’nu kabul etmeyi reddeden günahın büyük kötülüğünün ve O’nun haklarıyla uyum sağladığını göstermek için böyle yapıyor. 1

İsa’nın Sept gününde eli sakat birini iyileştirme olayına geçmeden önce, Sept günüyle ilgili olan Kutsal Yazıların öğretişini kısaca yeniden gözden geçirmek için duralım.

SEPT GÜNÜ ÜZERİNE ARASÖZ

Haftanın yedinci günü (cumartesi) Sept günüydü ve her zaman öyle olacaktır.

Tanrı altı günlük yaratma işinden sonra yedinci gün dinlendi (Tek.2:2). O zaman insana Sept gününü tutmasını buyurmadı, her ne kadar her yedi günün bir gününün dinlenme günü prensibini planlamış olsa bile.

İsrail halkına On Emir verildiği zaman Sept gününü tutmaları buyruldu (Çık.20:8-11). Sept günü yasası diğer dokuz emirden farklıydı; bu törensel bir yasaydı, oysa diğerleri ahlaki idi. Sept gününde çalışmanın yanlış olmasının tek nedeni Tanrı öyle söylediği içindir. Diğer emirleri ise temel olarak yanlış olmalarıyla ilgiliydi.

Sept gününde çalışmanın yasak olması hiçbir zaman Tanrı’nın işine (Mat. 12:5), gerekli işlere (Mat.12:3-4) ya da merhamet işlerine (Mat.12:11-12) uygulanmak üzere planlanmadı. On Emir’den dokuzu Yeni Antlaşma’da yasa değil, ama Mesih inanlılarının lütuf altında yaşamaları için açıklama olarak tekrarlanmıştır. İnanlılara tutmaları için söylenmeyen tek emir Sept günüyle ilgili olandır. Pavlus, inanlıların bunu tutmada başarısız olmaları durumunda yargılanmamalarını öğretir (Kol.2:16).

Mesih inanlıları için ayrı bir özelliği olan gün haftanın ilk günüdür (pazar). Rab İsa o gün ölümden dirildi (Yu.20:1), bu da kurtarma işinin tamamlanmış ve tanrısal onayı almış olmasının kanıtıdır. Gelecek iki Rab’bin gününde, Rab öğrencileriyle buluştu (Yu.20:19, 26). Kutsal Ruh haftanın ilk gününde verildi (Elç.2:1; Lev.23:15-16), ilk öğrenciler (inanlılar), Rab’bin ölümünü ifade eden Rab’bin Sofrası için o gün toplandılar (Elç.20:7), Tanrı tarafından, Rab’bin işi için inanlıların bir miktar parayı alıkoyup biriktirmesi için tayin edilen bir gündür (1Ko.16:1-2).

Sept günü ya da yedinci gün çalışmayla geçen bir haftanın sonunda başladı; Rab’bin Günü ya da Pazar günü ise haftaya kurtuluş işinin tamamlanmış olmasından kaynaklanan dinlendirici bilgiyle başlar. Sept günü ilk yaratılışın anımsatıcısıydı; Rab’bin Günü ise yeni yaratılışla bağlantılıdır. Sept günü sorumluluk günüydü; Rab’bin Günü ise ayrıcalık günüdür.

İnanlılar, Rab’bin Günü kurtuluş kazanmak, kutsallığı başarmak ya da ceza korkusundan kurtulmak için bir araç olarak “tutmazlar.” O günü kendileri için kendini veren Kişiye olan sevgi bağlarından dolayı ayırırlar. O gün yaşamın günlük olaylarından ve rutininden özgür olup, o günü Mesih’e hizmet etmek ve tapınmak için özel bir şekilde ayırabiliriz.

Sept gününün Rab’bin Günü’ne dönüşmüş olduğunu söylemek doğru olmaz. Sept günü cumartesidir ve Rab’bin Günü ise pazardır. Sept günü gelecek olayların bir gölgesiydi; aslı ise Mesih’tir (Kol.2:16-17). Mesih’in dirilişi yeni bir başlangıca damga vurdu ve Rab’bin Günü bu başlangıcı belirtir.

İsa, Kutsal Yasa’nın altında yaşayan sadık bir Yahudi olarak Sept gününü tuttu (Ferisiler bunun tersini iddia edip O’nu suçlasalar bile). Sept gününün Rab’bi olarak onu kabuk tutmuş olmasına rağmen, yanlış kurallardan ve düzenden özgür kıldı.

E. İsa Sept Günü Hastayı İyileştiriyor (12:9-14)

12:9   İsa ekinlerden ayrılıp onların havrasına gitti. Luka, bize orada İsa’yı suçlamak için fırsat kollayan din bilginleri ve Ferisilerin O’nu gözetlediklerini anlatır (Luk.6:6-7).

12:10   Havranın içinde eli sakat bir adam vardı; Ferisilerin ona yardım etmedeki güçsüzlüklerinin sessiz bir tanıklığıydı. Şimdiye kadar ona hiç aldırmamışlardı. Ama aniden İsa’yı yakalamada bir araç olarak onlar için değerli oldu. Kurtarıcı’nın her zaman insan acısını dindirmek için hazır olduğunu biliyorlardı. Eğer Sept gününde iyileştirirse, o zaman O’nu cezalandırılacak bir suçtan dolayı yakalayacaklarını düşündüler. Bu nedenle yasal bir tartışma konusu başlattılar: “Sept günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur?”

12:11   Kurtarıcı onlara Sept günü çukura düşen koyunlarından birini tutup çıkarıp çıkarmayacaklarını sorarak yanıt verdi. Elbette çıkaracaklardı! Ama niçin? Belki bahaneleri merhamet olurdu, ama göz önüne alınan diğer nokta koyunun parasal değeri olabilirdi ve Sept gününde bile maddi kayba uğramayı istemeyeceklerdi.

12:12   Rabbimiz onlara insanın koyundan ne kadar daha çok değerli olduğunu anımsattı. Bir hayvana merhamet göstermek doğruysa, bir insana Sept gününde iyilik yapmak daha az doğru olamaz!

12:13-14   İsa, Yahudi önderleri açgözlülük çukurunda yakaladıktan sonra, sakat eli iyileştirdi. Adama elini uzatmasını söylerken, iman ve insan isteği harekete çağrıldı. İtaat etme iyileşmeyle ödüllendirildi. Harika Yaratıcı sayesinde sakat el, öbürü gibi eski sağlam durumuna geliverdi. Güçlerinin ve yardım etmeye eğilimli olmadıkları adamın iyileştirilmesinden dolayı Ferisilerin mutlu olabileceklerini sanırsınız. Ama tam tersine İsa’ya çok öfkelendiler ve O’nu yok etmek için anlaştılar. Eğer onların sakat bir elleri olsaydı, haftanın herhangi bir gününde iyileştirilmekten mutlu olurlardı.

F. Herkesi İyileştirme (12:15:21)

12:15-16   İsa düşmanlarının düşüncelerini bildiği için oradan ayrıldı. Yine de gittiği her yerde kalabalıklar toplandı ve hastalar nerede toplanırsa hepsini iyileştirdi. Ama onları mucizevi iyileştirmesini yaymamaları için uyardı; bunu kendisini tehlikelerden korumak için değil, ama kendisini popüler bir devrimci kahraman yapacak herhangi bir hareketten sakınmak için yaptı. Tanrısal zamanlamaya uyulmalıydı. O’nun devrimi Romalıların kanını dökerek değil, ama bizzat kendi kanını dökerek gelecekti.

12:17-18   O’nun sevgi dolu görevi Yeşaya 41:9; 42:1-4’teki peygamberliğin yerine gelmesiydi. Peygamber, Mesih’i yumuşak huylu bir fatih olarak önceden bildi. İsa’yı Yehova’nın seçtiği Kulu, Tanrı’nın canının hoşnut olduğu sevgili olarak resmediyor. Tanrı Ruhu’nu O’nun üzerine koyacaktı; bu İsa’nın vaftizinde yerine gelen bir peygamberliktir. Ve O’nun işi İsrail sınırlarının dışına ulaşacaktı; O adaleti diğer uluslara ilan edecekti. Bu son nokta İsrail’in “HAYIRI” büyürken daha etkili oluyor.

12:19   Yeşaya, Mesih’in çekişip bağırmayacağını ve yollarda O’nun sesinin duyulmayacağını önceden bildirdi. Bir başka deyişle, o halkı tahrik eden bir politikacı olmayacaktı. Mc Clain şunları yazıyor:

Tanrı’nın “kulu” Kral, haklı yerine alışılmış dünyevi şiddet yollarıyla, politik demagojiyle ya da hizmetindeki doğaüstü gücün yollarıyla erişmeyecektir. 2

12:20   Ezilmiş kamışı kırmayacaktı ya da tüten fitili söndürmeyecekti. Amacına ulaşmak için imkanları kıt olanları ya da yoksun bırakılmış olanları çiğnemeyecekti. Yüreği kırık olan, baskı altında olan kişiyi cesaretlendirip kuvvetlendirecekti. Küçük bir iman kıvılcımını bile aleve döndürmek için yelpazeleyecekti. Görevi, adaleti zafere ulaştırana kadar devam edecekti. Alçakgönüllüyü ve başkalarına olan sevgi dolu ilgisi, insanların nefreti ve nankörlüğüyle yok olmayacaktı.

12:21   Uluslar da O’nun adına ümit bağlayacak. Yeşaya’da bu ifade şöyle dile getirilmiştir. “Kıyı halkları O’nun Yasasına umut bağlayacaklar” ama anlam aynıdır. Adalar diğer ulusları ifade eder. Onlar, O’nun sadık kulları olabilmek için O’nun Krallığını bekleyenler olarak resmedilir. Kleist ve Lilly, Yeşaya’dan alınan bu alıntıyı şöyle överler:

Kitabın değerli taşlarından biri, Mesih’in üstün güzelliğinin bir resmi… Yeşaya, Mesih’in Baba ile olan birlikteliğini, uluslara öğretmek için görevini, insan elemiyle uğraşan yumuşaklığını ve büyük zaferini resmediyor: dünyada O’nun Adından başka ümit yoktur. Dünyanın Kurtarıcısı Mesih kuru, cansız terimlerle değil, ama zengin giysiler içinde doğuya özgü tasvirlerle ifade edilir. 3

G. Bağışlanmayan Günah (12:22-32)

12:22-24   İsa cine tutsak kör ve dilsiz birini iyileştirdiği zaman, halk ciddi bir şekilde O’nun Davut’un Oğlu, İsrail’in Mesih’i olabileceğini düşünmeye başladı. Bu Ferisileri öfkelendirdi. İsa’ya sempatiyle yaklaşan herhangi bir öneriye dayanamayan Ferisiler, mucizenin cinlerin reisi Beelzebub’un gücüyle yapılmış olduğu suçlamasıyla patladılar. Kötülük belirten bu iddia, İsa’nın cinlerin reisi olduğunu söyleyen ilk açık suçlamaydı.

12:25-26   İsa, onların düşüncelerini okuduktan sonra, onların aptallıklarını göstermek için şu yolu izledi. Kendi içinde bölünmüş hiçbir egemenliğin, kentin ya da evin başarıyla devam edemeyeceğine işaret etti. Eğer Şeytan’ın cinlerini Şeytan’ın gücüyle kovuyor olsaydı, o zaman Şeytan kendisine karşı çalışıyor olacaktı. Bu tamamen saçmalıktı.

12:27   Rabbimizin Ferisiler için ikinci bir utandırıcı cevabı vardı. Duayla cinleri çıkaran bazı Yahudi arkadaşları cinleri kovmak için güçleri olduğunu iddia ediyorlardı. İsa onların iddialarını ne kabul etti ne de yadsıdı, ama bunu, eğer kendisi cinleri Beelzebub’un gücüyle kovuyorsa o zaman Ferisilerin adamlarının da (duayla cinleri kovanlar) öyle yapmış olduklarına işaret etmek için kullandı. Ferisiler bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceklerdi, ama konuşmanın mantığından kaçamadılar. Bizzat kendi arkadaşları, onları kendilerinin Şeytan’ın temsilcileri olarak duayla cinleri çıkardıklarını belirttikleri için suçlayacaklardı. Scofield şunları söyledi:

Ferisiler, oğullarını (adamlarını) ilgilendiren Şeytan’ın gücüyle ilgili herhangi bir ifadeye kızmakta hazırdılar, ama göz önüne aldıkları sebep, örneğin Mesih’in cinleri Beelzebub’un gücüyle çıkarması gibi olursa, bizzat kendi oğulları (adamları) onları tutarsız olmakla suçlayacaktı; çünkü cinleri kovan güç Şeytan’a aitse, o zaman bu gücü kullanan her kimse o gücün kaynağıyla müttefik olur. 4

Benzer etkileri farklı nedenlere atfederken mantıklı olamıyorlardı.

12:28   Elbette ki, İsa cinleri Tanrı’nın Ruhuyla kovuyordu. Yeryüzünde İnsan olarak yaşadığı tüm yaşamı Kutsal Ruh’un gücüyle gerçekleştirdi. O Yeşaya’nın önceden bildirdiği Ruhla dolu Mesih’ti (Yşa.11:2; 42:1; 61:1-3). Bu nedenle Ferisilere, “ben cinleri Tanrı’nın Ruhuyla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir” dedi. Bu bildiri ezici bir darbe olsa gerek. Teoloji bilgileriyle övünüyorlardı, işte Tanrı’nın Egemenliği üzerlerine gelmişti, çünkü Kral aralarındaydı ve onlar O’nun orada olduğunu bile anlayamamışlardı.

12:29   Rab İsa, Şeytan’a müttefik olmaktan ziyade Şeytan’ın fatihiydi. Bunu güçlü adam hikayesiyle aydınlatıyor. Güçlü adam Şeytan’dır. Evi ise yönetime hâkim olduğu alandır. Malları ise cinlerdir. Güçlü adamı bağlayan, evine giren ve malını soyan Kişi İsa’dır. Aslında Şeytan’ı bağlama işi basamaklı (evreli) bir iştir. İsa’nın halka hizmet etmesiyle başladı. İsa’nın ölümü ve dirilişiyle kesin olarak garantilendi. Kralın bin yıllık egemenliğinde daha belirli bir şekilde olacağı doğrudur (Esi.20:2 ) Sonuçta, Şeytan ateş gölüne atıldığı zaman, bu sonsuzlara dek gerçek olacaktır (Esi.20:10). Şimdi Şeytan bağlı gibi görünmüyor; hâlâ belli bir gücü kullanıyor. Ama onun kötü sonu kesindir ve zamanı kısadır.

12:30   Sonra İsa, “Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” dedi. Ferisilerin küfretmeleri onların Rab’bin yanında olmadıklarını gösterdi; bu nedenle O’na karşıydılar. Harmanı O’nunla toplamayı reddederek, ekinleri dağıtıyorlardı. Aslında bizzat kendileri Tanrı’nın işini engellemeye çalışan Şeytan’ın kullarıyken, İsa’yı Şeytan’ın gücüyle cinleri kovmakla suçladılar.

İsa, Markos 9:40’da “Bize karşı olmayan, bizden yanadır” dedi. Matta 12:30’daki sözlerinin tersini söylüyor gibi görünüyor. Matta’dakinin kurtuluş konusuyla ilgili olduğunu anlarsak, sorun çözülür. Bir kişi ya Mesih’ledir ya da O’na karşıdır; tarafsızlık söz konusu değildir. Markos’daki konu ise hizmettir. İsa’nın öğrencileri (izleyicileri) arasında büyük farklılıklar vardır: yöresel topluluklar, yöntemler ve doktrinlerin yorumlanması gibi farklılıklar. Ama buradaki kural şudur: Eğer bir kişi Rab’be karşı değilse, Rab’dedir ve bundan dolayı saygı görmelidir.

12:31-32   Bu ayetler, İsa’nın İsrail önderleriyle olan uğraşmalarındaki krize (soruna) işaret eder. İsa onları yaptığı mucizeleri Kutsal Ruh’un gücünden ziyade Şeytan’ın gücüyle yaptığı suçlamasıyla, yani Kutsal Ruh’a küfrederek bağışlanamayacak günah işledikleri için suçlar. Aslında bu, Kutsal Ruh’u cinlerin reisi Beelzebub diye adlandırmakla aynı şeydi.

Günahın ve küfrün diğer şekilleri için bağışlama vardır. Kişi İnsanoğlu’na karşı bile konuşabilir ve bağışlanabilir. Ama Kutsal Ruh’a küfretmek, ne bu çağda ne de gelecek çağda (bin yıllık dönemde) bağışlanmayacak bir günahtır. İsa bu çağda dediği zaman, yeryüzündeki görev günlerini söylüyordu. Bağışlanamaz günahın bugün işlenip işlenemeyeceği konusu tartışılır, çünkü İsa’nın mucize yapan bedensel hali mevcut değildir.

Bağışlanamaz günah, Müjde’yi reddetmekle aynı değildir; bir kişi Kurtarıcı’yı yıllarca reddedebilir sonra tövbe edip iman eder ve kurtulur (Eğer imansızlık içinde ölürse tabii ki bağışlanmadan kalır). Bağışlanamaz günah doğru yoldan tekrar günaha dönmekle de aynı değildir; bir inanlı Rab’den uzaklaşabilir ve sonra yine Tanrı’nın ailesindeki birliğe dönebilir.

Birçok kişi bağışlanamaz günahı işlediklerinden endişe ederler. Bu günah bugün bile işlenmiş olsa, o kişinin endişesi, ondan suçlu olmadığının delilidir. Bu günahı işlemiş olanlar Mesih’e olan muhalefetlerinde sert ve merhametsizdiler. Kutsal Ruh’u aşağılamalarıyla ilgili hiç pişmanlık duymadılar ve Oğul’un ölümünü planlamada da hiç tereddüt etmediler. Ne pişmanlık ne de tövbe gösterdiler.

H. Ağaç Meyvesinden Tanınır (12:33-37)

12:33   Ferisiler bile Rab’bin cinleri kovarak iyilik yaptığını kabul etmek zorundaydılar. Yine de O’nu kötü olmakla suçladılar. O da burada onların tutarsızlığını açığa çıkarıyor ve diyor “Karar verin. Eğer bir ağaç iyiyse, meyvesi de iyidir ve eğer bir ağaç kötüyse, meyvesi de kötüdür.” Meyve kendisini veren ağacın kalitesini yansıtır. O’nun hizmetinin meyvesi iyi olmuştu. Hastaları, körleri ve sağırları iyileştirdi, cinleri kovdu ve ölüleri diriltti. Kötü bir ağaç böyle iyi meyve verebilir miydi? Tam anlamıyla imkânsız! O zaman niçin O’nu kabul etmeyi inatla reddettiler?

12:34-35   Bunun nedeni engerekler soyundan olmalarıydı. İnsanoğlu’na karşı olan kötülükleri, kötü yüreklerinden taşan zehirli sözlerle belirtildi. 5 İyilikle dolu bir yürek, lütuf ve doğruluk sözleri çıkarır. Kötü bir yürek ise kendisini sövmeyle, acılıkla ve kötü muamele etmeyle ifade eder.

12:36   İsa, insanların söyledikleri her boş söz için hesap vereceklerini söyleyerek onları (ve bizi) ciddi bir şekilde uyardı. Çünkü insanların konuştukları sözler yaşamlarının doğru bir ölçüsüdür ve mahkumiyet ya da beraat için uygun bir temel oluştururlar. Tanrı’nın Kutsal Oğlu’na karşı kullandıkları çirkin ve hor gören sözler için Ferisilerin mahkumiyeti ne kadar büyük olacaktır!

12:37   Kendi sözlerinizle aklanacak yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.” İnanlıların durumunda, dikkatsiz konuşmanın cezası Mesih’in ölümüyle ödenmiştir; bununla birlikte, itiraf edilmemiş ve bağışlanmamış dikkatsiz konuşmalarımız Mesih’in Yargı Yerinde armağan kaybıyla sonuçlanacaktır.

İ. Yunus Peygamberin Belirtisi (12:38-42)

12:38   İsa’nın o kadar çok mucize yapmış olmasına rağmen din bilginleri ve Ferisiler O’ndan, Mesih olduğunu kanıtlarsa iman edeceklerini ima eden doğaüstü bir belirti isteme cüreti gösterdiler! Ama ikiyüzlülükleri apaçıktı! O kadar çok mucizenin sonunda inanmamışlarsa, bir fazlasıyla niçin ikna olsunlardı? İnanma için koşul olarak doğaüstü belirtiler isteme tutumu Tanrı’yı hoşnut etmez. İsa’nın Tomas’a dediği gibi, “Görmeden iman edenlere ne mutlu!” (Yu.20:29). Tanrı’nın egemenliğinde görme, inanmayı izler.

12:39   Rab onlara kötü ve vefasız kuşak olarak hitap etti; kötüydüler çünkü bizzat kendi Mesih’lerine karşı kasten kördüler, vefasızdılar çünkü Tanrı’larına ruhsal olarak sadık değillerdi. Mutlak tanrısallığı ve mükemmel insanlığı eşsiz bir Kişide birleştiren Yaratıcı-Tanrı’ları aralarında onlara konuşarak duruyordu, yine de O’ndan bir belirti istemeye cüret ettiler.

12:40   Onlara, bizzat Kendi ölümüne, gömülmesine ve dirilişine işaret ederek Yunus peygamberin belirtisinin dışında hiçbir belirtinin verilmeyeceğini özet olarak anlattı. Yunus’un balık tarafından yutulup sonra da kusulması (Yu. 1:17; 2:10) tecrübesi Rab’bin ölümünü ve dirilişini önceden canlandırdı. O’nun ölüler arasından dirilişi, İsrail halkına O’nun görevinin doruğu, sonu olacaktı.

Yunus’un üç gün üç gece o koca balığın karnında kalması gibi, Rabbimizin önceden bildirdiğine göre O da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktı. Bu bir sorun yaratır. Genel inanışa göre, eğer İsa cuma öğleden sonra gömüldüyse ve pazar sabahı tekrar dirildiyse, O’nun üç gün üç gece mezarda kaldığı nasıl söylenebilir? Yahudilerin hesaplamasına göre yanıt şudur: bir gün veya gecenin bir kısmı tam süre olarak sayılır. “Bir gece ve gündüz bir onah eder ve onahın bir kısmı da tümü gibidir” (Yahudi deyimi).

12:41   İsa, Yahudi önderlerinin suçunu iki tezatla resmetti. Birincisi, diğer uluslardan olan Ninovalılar çok daha az ayrıcalığa sahiptiler, ama yine de onlara gönderilen Yunus peygamberin çağrısını duydukları zaman derin bir üzüntüyle tövbe ettiler. Yunus’tan daha üstün bir Kişi olan Tanrı’nın beden almış Oğlu’nu kabul etmede başarısız olan İsa’nın günündeki kişileri suçlamak için yargı gününde kalkacaklardır.

12:42   İkincisi ise Yahudi ayrıcalığının sınırı dışında diğer uluslardan biri olan Şeba kraliçesinin, Süleyman’la görüşmek için büyük bir zahmet ve masrafla Güney’den yolculuk etmesiydi. İsa’nın zamanındaki Yahudilerin O’nu görmek için yolculuk etmelerine hiç gerek yoktu; O, zaten cennetten onların küçük mahallesine, onların Kral-Mesih’i olmak için yolculuk etmişti. Süleyman’dan çok daha üstün olmasına rağmen, yine de onların yaşamlarında O’nun için hiç yer yoktu. Diğer uluslardan bir kraliçe yargı gününde onları dikkatsiz ahlâksızlıklarından dolayı suçlayacaktır.

Rabbimiz, bu bölümde tapınaktan daha üstün (ayet 6), Yunus’tan daha büyük (ayet 41) ve Süleyman’dan daha büyük (ayet 42) olarak gösterilmiştir. O, en büyükten daha büyüktür ve en iyisinden çok daha iyidir.

J. Kötü Bir Ruhun Geri Dönmesi (12:43-45)

12:43-44   İsa, benzetme şeklinde inanmayan İsrail’in geçmişinin, şimdiki durumunun ve geleceğinin özetini veriyor. Kişi İsrail halkını, kötü ruh da halkın Mısır’daki kölelik zamanından Babil’deki esirlik (geçici de olsa İsraillilerin putperestliğini iyileştirdi) zamanını tanımlayan putperestliği temsil eder. Kötü ruh kişinin içinden çıkmış gibidir. Esirliğin sonundan bugüne kadar Yahudi halkı putlara tapmamıştır. Boş, süpürülmüş ve düzeltilmiş bir ev gibiler.

1900 yıldan fazla bir zaman önce, Kurtarıcı o boş eve girmeye çalıştı. Evi işgal etmeye hakkı olan Kişiydi, evin Efendisiydi, ama halk, devamlı O’nun içeri girmesine izin vermeyi reddetti. Putlara tapmamalarına rağmen, gerçek Tanrı’ya da tapmayacaklardı.

Boş ev, ruhsal boşluğu anlatır; sonu belli olan tehlikeli bir durumdur. Düzeltme yeterli değildir. Kurtarıcı’yı olumlu bir şekilde kabul etmek gerekir.

12:45   Gelecekte putperestlik ruhu, kendisinden daha kötü yedi ruhun eşliğinde eve geri dönmeye karar verecektir. Yedi, mükemmelliğin ya da bütünlüğün sayısı olduğundan, bu da herhalde putperestliğin tam olarak gelişmişliğini gösterir. Bu, gelecekte inancını değiştiren halkın Sahte Mesih’e tapacağı Büyük Sıkıntı zamanını işaret eder. Günahkâr bir kişiye eğilmek ve ona Tanrı olarak tapmak, halkın geçmişindeki suçundan daha kötü bir putperestlik şeklidir. Ve böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur. İman etmeyen İsrail, Büyük Sıkıntı’nın korkunç yargılamasından elem çekecektir ve elemleri Babil’deki Esirliği geçecektir. Halkın putperest kısmı, Mesih’in İkinci Gelişinde tamamen yok edilecektir.

Bu kötü kuşağın da başına gelecek olan budur.” Tanrı’nın Oğlu’nu İlk Gelişinde reddeden, inancını değiştirmeyip Mesih’i kabul etmeyen (kuşak) soy, O’nun İkinci Gelişindeki şiddetli yargılamadan elem çekecektir.

K. İsa’nın Annesi ve Kardeşleri (12:46-50)

Bu ayetler İsa’nın ailesinin gelip O’nunla konuşmak gibi görünüşte sıradan bir olayı betimler. Niçin oraya gelmişlerdi? Markos bize bir ipucu verebilir. İsa’nın bazı arkadaşları O’nun aklını kaçırmış olduğuna karar verdiler (Mar.3:21, 31-35) ve belki de ailesi sessizce O’nu götürmeye geldi (Yu.7:5’e bakın). Annesinin ve kardeşlerinin dışarıda O’nunla konuşmak isteyerek durduklarını duyunca, Rab, “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?” diye sorarak karşılık verdi. Sonra da eliyle öğrencilerini göstererek, “Göklerdeki Babamın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur” dedi.

Bu şaşırtıcı bildiri ruhsal bir öneme gebedir; İsa’nın İsrail’le uğraşmasında belli bir dönem noktasını gösterir. Meryem ve oğulları İsrail halkını, İsa’nın kan bağını temsil etti. Şimdiye kadar, görevini genellikle İsrail evinin kaybolmuş koyunlarıyla sınırlamıştı. Ama bizzat kendi halkının O’nu kabul etmeyeceği açıkça belli oluyordu. Ferisiler, Mesih’lerine boyun eğme yerine O’nu Şeytanın kontrolü altında olmakla suçladılar.

Bu nedenle İsa şimdi yeni bir düzeni ilan ediyor. Bundan böyle, İsrail’le bağları O’nun görevini yönlendiren bir faktör olmayacaktı. Merhametli yüreğinin soyuna göre hemşehrileri olanlar için yalvarmaya devam edecek olmasına rağmen, 12’inci bölüm İsrail’le açık bir kopmaya işaret verir. Sonuç şimdiden bellidir. İsrail O’nu kabul etmeyecektir, bu nedenle o da O’nu kabul edeceklere dönecektir. Ruhani önem, kan bağının yerine geçecektir. Tanrı’ya itaat etme Yahudi ya da diğer uluslarda erkekleri ve kadınları O’nunla önemli bir ilişkiye getirecektir.

Bu olayı geçmeden önce İsa’nın annesiyle ilgili iki noktadan bahsedelim. Birincisi, Meryem’in, O’nun huzuruna çıkma konusunda özel bir ayrıcalığa sahip olmadığı bellidir.

İkincisi ise İsa’nın kardeşlerinden bahsedilmesi Meryem’in her zaman bakire kaldığı öğretişine darbe vurmaktadır. Onların Meryem’in oğulları olması kuvvetle muhtemeldir ve bu nedenle de Rabbimizin kardeşleridir (anne bir). Bu görüş Kutsal Yazılardaki şu ayetlerle kuvvetlenir: Mez.69:8; Mat.13:55; Mar. 3:31, 32; 6:3; Yu.7:3-5; Elç1:14; 1Ko.9:5; Gal.1:19.

 

Kutsal Kitap

1 O sıralarda, bir Şabat Günü* İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri acıkınca başakları koparıp yemeye başladılar.
2 Bunu gören Ferisiler İsa’ya, “Bak, öğrencilerin Şabat Günü yasak olanı yapıyor” dediler.
3 İsa onlara, “Davut’la yanındakiler acıkınca Davut’un ne yaptığını okumadınız mı?” diye sordu.
4 “Tanrı’nın evine girdi, kendisinin ve yanındakilerin yemesi yasak olan, ancak kâhinlerin yiyebileceği adak ekmeklerini* yedi.
5 Ayrıca kâhinlerin her hafta tapınakta Şabat Günü’yle ilgili buyruğu çiğnedikleri halde suçlu sayılmadıklarını Kutsal Yasa’da okumadınız mı?
6 Size şunu söyleyeyim, burada tapınaktan daha üstün bir şey var.
7 Eğer siz, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuzları yargılamazdınız.
8 Çünkü İnsanoğlu* Şabat Günü’nün de Rabbi’dir.”
9 İsa oradan ayrılıp onların havrasına gitti.
10 Orada eli sakat bir adam vardı. İsa’yı suçlamak amacıyla kendisine, “Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur?” diye sordular.
11 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Hanginizin bir koyunu olur da Şabat Günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz?
12 İnsan koyundan çok daha değerlidir! Demek ki, Şabat Günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur.”
13 Sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı. Eli öteki gibi yine sapasağlam oluverdi.
14 Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsa’yı yok etmek için anlaştılar.
15 İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Birçok kişi ardından gitti. İsa hepsini iyileştirdi.
16 Kim olduğunu açıklamamaları için onları uyardı.
17 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “İşte Kulum, O’nu ben seçtim. Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum O’dur. Ruhum’u O’nun üzerine koyacağım, O da adaleti uluslara bildirecek.
18 (SEE 12:17)
19 Çekişip bağırmayacak, Sokaklarda kimse O’nun sesini duymayacak.
20 Ezilmiş kamışı kırmayacak, Tüten fitili söndürmeyecek, Ve sonunda adaleti zafere ulaştıracak.
21 Uluslar da O’nun adına umut bağlayacak.”
22 Daha sonra İsa’ya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi. Adam konuşmaya, görmeye başladı.
23 Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. “Bu, Davut’un Oğlu* olabilir mi?” diye soruyorlardı.
24 Ferisiler bunu duyunca, “Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevul’un* gücüyle kovuyor” dediler.
25 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır. Kendi içinde bölünen kent ya da ev ayakta kalamaz.
26 Eğer Şeytan Şeytan’ı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir?
27 Eğer ben cinleri Baalzevul’un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak.
28 Ama ben cinleri Tanrı’nın Ruhu’yla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.
29 “Bir kimse güçlü adamın evine girip malını nasıl çalabilir? Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir.
30 “Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir.
31 Bunun için size diyorum ki, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak; ama Ruh’a edilen küfür bağışlanmayacaktır.
32 İnsanoğlu’na* karşı bir söz söyleyen, bağışlanacak; ama Kutsal Ruh’a karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda, ne de gelecek çağda bağışlanacaktır.
33 “Ya ağacı iyi, meyvesini de iyi sayın; ya da ağacı kötü, meyvesini de kötü sayın. Çünkü her ağaç meyvesinden tanınır.
34 Sizi engerekler soyu! Kötü olan sizler nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yürekten taşanı söyler.
35 İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır.
36 Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler.
37 Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.”
38 Bunun üzerine bazı din bilginleri ve Ferisiler, “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz” dediler.
39 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir.
40 Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu* da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır.
41 Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır.
42 Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır.
43 “Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar, ama bulamaz.
44 O zaman, ‘Çıktığım eve, kendi evime döneyim’ der. Eve gelince orayı bomboş, süpürülmüş, düzeltilmiş bulur.
45 Bunun üzerine gider, yanına kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağın başına gelecek olan da budur.”
46 İsa daha halka konuşurken, annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durmuş, O’nunla konuşmak istiyorlardı.
47 Birisi İsa’ya, “Bak, annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seninle görüşmek istiyorlar” dedi.
48 İsa, kendisiyle konuşana, “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?” karşılığını verdi.
49 Eliyle öğrencilerini göstererek, “İşte annem, işte kardeşlerim!” dedi.
50 “Göklerdeki Babam’ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”

1. E.W. Rogers, Jesus the Christ, s.65-66.

2. Mc Clain, Kingdom, s.283.

3. Kleist and Lilly, The New Testament Rendered from the Original Greek with Expanded Notes, s.45.

4. Ella E. Pohle. C.I. Scofield’s Question Box, s.97.

5. Eleştirici metnin ve metinlerin çoğunun “yüreğinden”i metin dışı bırakmasına rağmen, anlaşılır.