Matta 13

13
Matta Bölüm 13

VIII. KRAL, İSRAİL’İN REDDİ ÜZERİNE EGEMENLİĞİN GEÇİCİ YENİ BİÇİMİNİ AÇIKLIYOR (Bölüm 13)

Tanrı’nın Egemenliğinin Benzetmeleri

Matta kitapçığının odak noktasına geldik. Rab, artık Yahudi olarak doğmanın değil, Tanrı’ya, Baba’ya itaat etmenin önemli olduğu ruhsal bağların, dünyasal bağların yerine geçtiğine işaret etti. Din bilginleri ve Ferisiler, Kral’ı reddederek ister istemez Göklerin Egemenliğini de reddetmişlerdir. Rab İsa, şimdi bir dizi benzetmeyle, reddedilişi ile sonuçta Rab’lerin Rab’bi ve kralların Kralı olarak görüneceği zaman arasındaki sürede Egemenliğin olacağı yeni biçimle ilgili benzetmeler veriyor. Bu benzetmelerden altısı şu sözlerle başlar: “Göklerin Egemenliği …benzer.”

Bu benzetmeleri doğru görüş açısıyla görmek için, 3’üncü bölümde anlatılan Göklerin Egemenliğini yeniden inceleyelim. Göklerin Egemenliği, Tanrı’nın yönetiminin (kabul edildiği) tanındığı alandır. İki görünüşü vardır:

  1. dış gerçeklik, Tanrı’nın yönetimini tanıdığını söyleyenleri kapsar ve
  2. iç gerçek ise yalnızca İsa Mesih’i Rab olarak kabul ederek Egemenliğe girenleri kapsar. Göklerin Egemenliği beş evrede bulunur:

    1. Önceden bildirildiği Eski Antlaşma evresi;
    2. Kral’ın Kişiliğinde “yakın” ya da mevcut olan evre;
    3. Kral’ın reddedilip cennete dönmesinden sonra yeryüzünde O’na ait olduklarını açıklayanları kapsayan geçici evre;
    4. Bin Yıllık dönemde Egemenliğin görünmesi ve
    5. Sonuç olarak sonsuzlara dek sürecek olan Göklerin Egemenliği.

Egemenlikle ilgili her Kutsal Kitap referansı bu evrelerden birine göredir. 13’üncü bölümde konuşulan üçüncü evre olan geçici evredir. Bu evre sırasında Egemenliğin iç gerçeği (gerçek Mesih inanlıları), Pentikost’tan Rab’bin İkinci Gelişindeki buluşmaya kadar, kilise ile aynı olan kişileri yazar. Göklerin Egemenliği ve kilise arasındaki tek özdeşlik budur; yoksa aynı değildirler. Şimdi bu bilgilerin ışığında benzetmelere geçelim.

A. Tohum Benzetmesi (13:1-9)

13:1   İsa, cinli kişileri iyileştirdiği evden çıktı ve Celile gölünün kıyısında oturdu. Birçok Kutsal Kitap öğrencisi, evi İsrail halkının ve gölü diğer ulusların resmi olarak anlarlar. Bu nedenle, Rab’bin hareketi İsrail’le olan kopmayı simgeler; bu geçici evre sırasında Göklerin Egemenliği uluslara duyurulacaktır.

13:2   Kıyıda büyük bir kalabalık toplanırken, kendisi bir kayığa bindi ve onlara benzetmelerle öğretmeye başladı. Benzetme, ruhsal ya da ahlâki bir öğretişi vurgulayan ve her zaman anlamı hemen belli olmayan hikayedir. Aşağıdaki yedi benzetme de bize Birinci ve İkinci Geliş arasındaki sürede Egemenliğin nasıl olacağını anlatır.

İlk dört benzetme kalabalığa anlatılırken, son üç benzetme yalnızca öğrencilere anlatılmıştır. Rab, ilk ikisini ve yedinciyi öğrencilere açıkladı ve diğerlerini onlara (ve bize) vermiş olduğu anahtarlarla yorumlamak için bıraktı.

13:3-8  Birinci benzetme, tohumunu dört çeşit toprağa eken bir ekinciyle ilgilidir. Beklendiği gibi her durumdaki sonuç da farklıydı.

TOPRAK SONUÇLAR
1. Yol kenarı 1. Kuşlar tohumları yer.
2. Toprağı az olan kayalık yerler. 2. Tohum çabuk filizlenir, ama kökü olmaz; güneş doğunca kavrulur ve kuruyup gider
3. Zarar veren dikenli yer. 3. Tohum filizlenir, ama dikenlerden dolayı büyüme olanaksızlaşır.
4. İyi toprak. 4. Tohum filizlenir, büyür ve ürün verir: bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat verir.

 

13:9   İsa, benzetmeyi üstü kapalı bir ihtarla bitirir, “Kulağı olan işitsin!” Benzetmede halka önemli bir bildiriyi ve öğrencilere de ayrı bir bildiriyi veriyordu. Hiç kimse O’nun sözlerinin anlamını kaçırmamalıdır.

Bizzat Rab’bin kendisi bu benzetmeyi 18-23’üncü ayetlerde yorumladığından, merakımızı o paragrafa varıncaya kadar sınırlayacağız.

B. Benzetmelerin Amacı (13:10)

13:10   Öğrenciler, Rab’bin halka benzetmelerin kapalı diliyle konuşmasına şaşırdı. Bu nedenle, yöntemini açıklamasını istediler.

13:11   İsa yanıtında, inanmayan kalabalıkla inanan öğrenciler arasında ayrım yaptı. İsrail’in her sınıftan oluşan halkı, O’nu belli bir şekilde reddediyorlardı, gerçi onların reddedilişi çarmıha kadar tamamlanmayacaktı. Göklerin Egemenliğinin sırlarını bilmelerine izin verilmeyecekti, oysa O’nun gerçek izleyicilerine anlamaları için yardım edilecekti.

Yeni Antlaşma’daki bir sır, kişinin hiçbir zaman daha önceden bilmediği bir gerçektir ki, kişi ruhsal esinleme dışında hiçbir zaman öğrenemezdi, ama şimdi açıklanmıştır. Göksel Egemenliğin sırları, Egemenliğin geçici biçimiyle ilgili şimdiye kadar bilinmeyen gerçeklerdir. Gerçek şu ki, Göksel Egemenliğin geçici biçimi şimdiye kadar bir sır olmuştu. Benzetmeler, Kral’ın olmadığı zaman esnasında Egemenliğin özelliklerini betimler. Bazı kişiler, bu nedenle, buna “Egemenliğin sır biçimi” derler: onunla ilgili gizemli bir şey olduğundan değil, ama o zamandan önce hiç bilinmemiş olmasındandır.

13:12   Bu sırların kalabalıklardan gizlenip, öğrencilere açıklanacağı keyfi görünebilir. Ama Rab nedenini açıklıyor: “Kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak.” Öğrenciler Rab İsa’ya iman ediyorlardı; bu nedenle, daha çoğu için onlara kapasite verilecekti. Işığı kabul etmişlerdi; bu nedenle daha çok ışık alacaklardı. Öte yandan, Yahudi halkı dünyanın Işığını reddetmişti; bu nedenle, yalnız daha çok ışığı almaları engellenmeyecekti, ellerindeki az ışığı da kaybedeceklerdi. Işığın reddedilmesi ışığın yadsınmasıdır.

13:13   Matthew Henry, benzetmeleri Mısırlıların kafasını karıştırırken İsraillileri aydınlatan bulut ve ateşle kıyaslar (bkz. Çık.14:20). Benzetmeler, içtenlikle ilgilenenlere açıklanacaktı, ama “İsa’ya düşman olanın yalnızca öfkesini” kanıtlayacaktı.

Bu nedenle, bu Rab’bin kaprisi meselesi değildir, ama tüm yaşam için yapılan kuralın işleyişidir: kasıtlı körlüğü hukuki körlük izler. Bundan dolayı Yahudilere benzetmelerle konuştu. H.C. Woodring şöyle der: “Gerçeği sevmedikleri için, gerçeğin ışığını almayacaklardı.” 1

Gördüklerini, yani tanrısal gerçeği bildiklerini söylediler, ama gökten gelen ve beden alan Gerçek önlerinde durdu ve O’nu görmeyi azimli bir şekilde reddettiler. Tanrı’nın Sözü’nü duyduklarını söylediler, ama Tanrı’nın yaşayan Sözü aralarındaydı ve O’na itaat etmeyeceklerdi. İnsan şekline girmenin harika gerçeğini anlamak için isteksizdiler; bu yüzden anlama kapasiteleri onlardan alındı.

13:14-15   Onlar, Yeşaya’nın 6:9-10’daki peygamberliğinin gerçekleşmesidir. İsrail’in yüreği duygusuzlaştı ve kulakları Tanrı’nın sesine karşı duyarlı değildi. Kasten gözleriyle görmeyi reddettiler. Eğer görselerdi, duysalardı, anlasalardı ve tövbe etselerdi, Tanrı’nın onları iyileştireceğini bileceklerdi. Ama hastalıklarında ve çaresizliklerinde, O’nun yardımını reddettiler. Bu nedenle, duyup anlamamak ve bakıp görememek onların cezası oldu.

13:16-17   Öğrenciler muazzam bir ayrıcalığa sahiptiler, çünkü onların gördüklerini daha hiç kimse görmemişti. Eski Antlaşma’nın peygamberleri ve doğru kişileri Mesih’in geldiği zamanda yaşamayı istediler, ama onların bu arzusu gerçekleşmedi. Öğrenciler, tarihin bu bunalımlı zamanında, Mesih’i görmek, O’nun mucizelerine tanıklık etmek ve O’nun ağzından çıkan anlaşılmaz öğretişi duymak için kaydırıldılar.

C. Ekinci Benzetmesinin Açıklaması (13:18-23)

13:18   Niçin benzetmeler kullandığını açıkladıktan sonra, şimdi Rab dört toprakla ilgili açıklamaya başlıyor. Ekinciyle kendisini bir tutmuyor, ama onun ya O’nu (ayet 37) ya da Göklerin Egemenliğinin bildirisini duyuranları belirttiğinden emin olabiliriz. Tohumu Göksel Egemenliğin sözü (ayet 19) olarak tanımlıyor. Dört toprak ise bildiriyi duyanları temsil ediyor.

13:19   Yol kenarı, bildiriyi kabul etmeyi reddeden kişileri belirtir. Müjdeyi duyarlar ama onu anlamazlar: anlayamadıkları için değil, anlamak istemedikleri için anlamazlar. Kuşlar Şeytan’ı simgeler; o gelir, onların yüreklerindeki tohumu söker götürür. Şeytan’ın gayreti ve kısırlıkları birleşince sonuç bu olur. Ferisiler sert toprak gibi duyarsızdırlar.

13:20-21   İsa, kayalık yerden konuştuğu zaman, aklında çıkıntılı bir kayanın üstünü kaplayan ince bir toprak tabakası vardı. Bu, sözü duyan ve sevinçle kabul edenleri temsil eder. İlk anda, ekinci sözü duyurmasının bu kadar çok başarılı olmasından sevinebilir. Ama kısa bir zaman sonra, bildirinin sevinç ve gülümsemeyle kabul edilmesinin iyi olmadığı gibi, daha derin bir ders öğrenir. İlk önce, günah, pişmanlık ve tövbe etme inancı olmalıdır. Araştıran kişinin Golgota yolunda ağladığını görmek, onun ara yoldan gülerek ve kaygısızca geldiğini görmekten çok daha ümit vericidir. Yüzeysel toprak yüzeysel bir inanç anlamına gelir; köke giden bir derinlik yoktur. Ama açıklaması sıkıntı ya da zulüm güneşinin kavurmasıyla denendiği zaman, inancının bunlara değmediğine karar verir ve İsa’ya boyun eğme sözünü bırakır.

13:22   Dikenler arasına ekilenler de, sözü yüzeysel bir şekilde işiten başka bir sınıfı temsil eder. Dışardan Egemenliğin içten kulları gibi görünürler ama ilgileri bu dünyanın kaygıları ve zenginliğin aldatıcılığı ile boğulur. Yaşamlarında Tanrı için hiç meyve yoktur. Lang, bunu büyük bir işi olan ve parayı çok seven bir babanın oğlu örneğiyle resimler. Bu oğul, Sözü gençliğinde duymuştur ama işinde takılıp kalmıştır.

Kısa bir süre içinde Rab’bi ya da babasını memnun etme arasında bir seçim yapmak zorundaydı. Tohum ekildiği ve filizlendiği zaman dikenler topraktaydı; bu çağın kaygısı ve zenginliğin aldatıcılığı zaten mevcuttu. Babasının arzularına uydu, kendisini tamamen işe adadı, işin başına geçmeye başladı ve yaşı hayli ilerlediği zaman göksel şeyleri ihmal ettiğini kabul etmek zorunda kaldı. Emekli olmak üzereydi ve ruhsal konularda daha çok gayretli olma niyetini belirtti. Ama Tanrı’yla alay edilmemelidir. Adam emekli oldu ve birkaç ay içinde aniden öldü. Arkasında £90.000 ve ruhsal olarak boşa geçirilmiş bir yaşam bıraktı. Dikenler sözü boğdu ve ürünü olmadı. 2

13:23   İyi toprak gerçek bir inanlıyı temsil eder. Sözü kabul edercesine işitir ve onu, işittiklerine itaat ederek anlar. Bu inanlıların hepsi aynı miktarda meyve vermeseler de, hepsi meyveleriyle tanrısal yaşama sahip olduklarını gösterirler. Buradaki meyve, Mesih’e canlar kazanmaktan çok Mesih inanlısının karakterinin belli olması olabilir. Yeni Antlaşma’da kullanılan meyve sözü, genellikle Ruh’un meyvelerini belirtir (Gal.5:22-23).

Benzetme kalabalığa ne demek istiyordu? Açık bir şekilde, itaat etmeksizin işitme tehlikesine karşı uyardı. Hem bireylerin Sözü içtenlikle kabul etmeleri hemde gerçekliklerini Tanrı için meyve vererek kanıtlamaları için cesaretlendirilmeleri hesaplanmıştı. Öğrencilere gelince, onları ve İsa’nın gelecekteki izleyicilerini, bildiriyi duyanlardan göreceli olarak birkaçının içtenlikle kurtulacağı gibi moral bozucu bir gerçeğe hazırladı. Mesih’in sadık kullarını, Müjdenin yayılmasıyla tüm dünyanın İsa Mesih’i Rab olarak kabul edeceği hayalinden kurtarır. Bu benzetmede öğrencileri de Müjdenin üç büyük muhalifine karşı uyarılır: (1) Şeytan (kuşlar; kötü olan); (2) beden (kavuran güneş: sıkıntı ya da zulüm) ve (3) dünya (dikenler: dünyanın kaygıları ve zenginliğin aldatıcılığı).

Sonuç olarak öğrencilere insan kişiliğinde yapılan yatırımdan gelecek muazzam kazançla ilgili olarak görüm verilir. Yatırımda otuz katın kârı yüzde üç bindir, altmış katın kârı yüzde altı bindir ve yüz katın kârı yüzde on bindir. Aslında bir tek kişinin Rab’be gelmesinin sonucunu ölçecek hiçbir yol yoktur. Pazar günü çocuklara Kutsal Kitap dersi veren ismi bilinmeyen bir öğretmen Dwight L. Moody’e yatırım yapmıştı. Moody başkalarını kazandı. Onlar da başkalarını kazandı. Bu öğretmen hiçbir zaman son bulmayacak bir yetiştirme zinciri başlattı.

Ç. Deliceler Benzetmesi (13:24-30)

Bir önceki benzetme, Göklerin Egemenliğinin Kral’a sahte bağlılık gösterenlerle birlikte O’nun içten öğrencilerini de kapsadığı gerçeğinin canlı bir örneğiydi. İlk üç toprak egemenliğin en geniş alanını yani dışardan itirafı simgeler. Dördüncü toprak ise gerçekten İsa’ya gelenlerin olduğu en küçük alan olarak egemenliği temsil eder.

13:24-26   Buğday ve delicelerin olduğu ikinci benzetme de Göklerin Egemenliğinin bu iki görünümünü ortaya koyar. Buğday gerçek inanlıları temsil ederken, deliceler yalnızca inançlarını açıklayanları gösterir. İsa, Göklerin Egemenliğini tarlasına iyi tohum eken adamla kıyaslar. Ne var ki, herkes uyurken, adamın düşmanı gelmiş ve buğdayın arasına delice ekip gitmiş. Unger, “Kutsal Diyar’da ekinin arasında en çok görülen delicenin, tüylü delice olduğunu yapraklanırken hemen hemen buğdaydan ayırt edilemeyen zehirli bir ot olup başaklar çıkarken kolayca ayırt edilebildiğini” 3 söyler.

13:27-28 Köleler delicelerin buğdayla karıştığını görünce, Efendilerine bunun nasıl olduğunu sordular. O da hemen bunun bir düşmanın işi olduğunu anladı. Köleler zararlı otları hemen çıkarmaya hazırdılar.

13:29-30   Ama çiftçi onlara ekinin biçileceği zamana kadar beklemelerini emretti. Ancak o zaman orakçılar ikisini ayıracaktı. Buğday ambarlara toplanacaktı ve deliceler yakılacaktı.

Çiftçi neden ayırma işinin ertelenmesini emretti? Doğada buğday ve delice kökleri öylesine sarılmış durumdadır ki, birini sökmeden diğerini çekmek hemen hemen olanaksızdır.

Rabbimiz bu benzetmeyi 37-43. ayetlerde açıklar, bunun için o zamana kadar fazla yorumda bulunmayacağız.

D. Hardal Tanesi Benzetmesi (13:31-32)

Bir sonrakinde Kurtarıcı Göklerin Egemenliğini, tohumların en küçüğü olarak adlandırır, yani işiticilerinin tecrübelerinde en küçük olan bir hardal tanesine benzetir. Bir adam bunlardan ektiğinde, bir ağaç olur ki, bu olağanüstü bir büyümedir. Normal bir hardal bitkisi ağaçtan çok bir çalı gibidir. Hardal Ağacı kuşların gelip dallarında barınmasına yetecek kadar büyüktü.

Tohum, Göklerin Egemenliğinin mütevazı başlangıcını temsil eder. İlk önce, Göklerin Egemenliği zulmün sonucu olarak nispeten küçük ve saf muhafaza edildi. Ama devletin himayesi ve korumasıyla, anormal bir büyümeden elem çekti. O zaman kuşlar geldi ve onda tünedi. Ayet 4’de olduğu gibi burada da kuşlar için aynı sözcük kullanılır; İsa kuşları kötü kişi anlamında açıkladı (ayet 19). Göklerin Egemenliği, Şeytan ve temsilcileri için yuva yeri oldu. Bugün Hıristiyanlık âlemi şemsiyesini, Mesih’i yadsıyan Yunitariyanizim (Unitarianism), Hıristiyan Bilimi (Christian Science), Mormonizm, (Mormonism), Yehova Şahitleri (Jehovah’s Witnesses) ve Birleşik Kilise (the Unification Church ya da “Moonies”) gibi mezhepler kaplar.

Böylece burada Rab, öğrencilerini yokluğu sırasında Göksel Egemenliğin olağanüstü bir büyüme yaşayacağına dair önceden uyardı. Aldatılmamalıydılar ve de büyümeyle başarıyı eşit saymamalıydılar. Sağlıksız bir büyüme olacaktı. Ufacık bir tohumun anormal bir ağaç olmasına rağmen, büyüklüğü “cinlerin barınağı, her türlü kötü ruhun zindanı, her türlü murdar ve iğrenç kuşun sığınağı” olacaktı (Esi.18:2).

E. Maya Benzetmesi (13:33)

Daha sonra Rab İsa Göklerin Egemenliğini, bir kadının alıp tüm hamuru kabartmak için üç ölçek una karıştırdığı mayayla kıyasladı. Sonuç olarak tüm hamur mayalandı. Genel yorum hamurun dünya ve mayanın da herkes kurtuluncaya kadar Müjdenin tüm dünyada duyurulması olduğudur. Ne var ki, bu görüş Kutsal Yazılarla, tarihle ve gazete haberleriyle çelişir.

Maya her zaman Kutsal Kitap’ta bir tür kötülüktür. Tanrı, halkına evlerinden mayayı kaldırmayı (Çık.12:15) buyurduğu zaman, onlar bunu anladı. Eğer birisi Fısıh bayramının birinci gününden yedinci gününe kadar mayalı bir şey yeseydi, İsrail’le bağı kesilirdi. İsa, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasına (Mat.16:6, 12) ve Hirodes’in mayasına (Mar.8:15) karşı uyardı.

1. Korintliler 5:6-8 ayetlerinde maya kin ve kötülük olarak tanımlanır ve Galatyalılar 5:9’un içeriği orada sahte öğretişin olduğu anlamına geldiğini gösterir. Genel olarak, maya ya kötü doktrin ya da kötü davranış anlamına gelir.

Bu nedenle Rab bu benzetmede kötü gücün, Göklerin Egemenliğinin içine girip yayılmasına karşı uyarır. Hardal tanesi benzetmesi, Egemenliğin dış karakterindeki kötülüğü gösterir; bu benzetme de iç çökmeyi gösterir.

Bu benzetmedeki hamurun Kutsal Kitap’ta bulunduğu gibi Tanrı halkının yemeğini temsil ettiğine inanıyoruz. Maya da sahte öğretiyi temsil eder. Kadın ise öğreten ve aldatan sahte peygamberdir (Esi.2:20). Kadınların birçok sahte mezhebin kurucusu olmaları anlamlı değil mi? Kilisede öğretmeleri Kutsal Kitap’ta yasaklanırken (1Ko.14:34; 1Ti.2:12), bazıları doktrinsel yetkilerin yerini aldı ve Tanrı’nın halkının yemeğini yıkıcı düşüncelerle karıştırdı.

J.H. Brookes şunları söylüyor:

Eğer Mesih’in Göklerin Egemenliğini kötülüğe benzetmeyeceği itirazı yükselirse, buna O’nun Egemenliği içinde hem buğdayın hem delicenin, hem iyi hem de kötü balığın olduğu ve kötü köleyi kapsamına alan (Mat.18:23-32), düğün elbisesi olmayan adamın gelişi ve yok oluşu (Mat.22:1-13) durumuna benzettiği yanıtını vermek yeterli olur. 4

F. Benzetmelerin Kullanılması Peygamberliği Yerine Getirir (13:34-35)

İsa ilk dört benzetmeyi kalabalığa anlattı. Rab’bin bu öğretme yöntemini kullanmasıyla, Mezmur 78:2’deki Asaf’ın, Mesih’in benzetmelerle konuşacağı, dünyanın kuruluşundan beri gizli kalmış sırları dile getireceği peygamberliği yerine geldi. Şimdiye kadar gizlenmiş olan Göklerin Egemenliğinin geçici nitelikleri şimdi açıklanıyordu.

G. Deliceler Benzetmesinin Açıklaması (13:36-43)

13:36   Rab’bin konuşmasının geri kalanı evin içinde öğrencilere anlatıldı. Burada öğrenciler İsrail halkının inanan kısmını temsil edebilir. Evden yeniden bahsedilmesi bize Tanrı’nın önceden bildiği halkını reddetmeyeceğini anımsatır (Rom.11:2).

13:37   İsa, buğday ve deliceler benzetmesinin yorumunda kendisini ekinci olarak tanıttı. Yeryüzündeki görevi sırasında kendisi doğrudan doğruya ekti ve çağlar boyunca da kulları aracılığıyla ekmeye devam etmektedir.

13:38   Tarla ise dünyadır. Tarlanın kilise değil, dünya olduğunu vurgulamak önemlidir. İyi tohum, Göksel Egemenliğin oğulları demektir. Yaşayan insanların yere ekildiğini düşünmek tuhaf ve yersiz görünebilir. Ama buradaki nokta, Göksel Egemenliğin oğullarının dünyaya ekilmiş olmasıdır. Halk arasındaki görevi sırasında İsa, dünyaya, Göksel Egemenliğin sadık kulları olan öğrencilerle tohum ekti. Deliceler de kötü olanın oğullarıdır. Şeytan’ın her Tanrısal gerçek için sahte bir şeyi vardır. O, dünyaya, öğrenciler gibi görünen, konuşan ve hatta bir dereceye kadar onlar gibi yürüyen tohumu eker. Ama onlar Kral’ın içten izleyicileri değildir.

13:39   Düşman, Tanrı’nın ve Tanrı’nın bütün halkının düşmanı olan İblistir. Ekin biçme zamanı, çağın sonudur, İsa Mesih’in Kral olarak güç ve yücelikle hükmetmek için geri geldiği zaman olan Egemenliğin geçici biçiminin sonudur. Rab kilise çağının sonuna işaret etmiyor; kiliseyi burada tanıtmak yalnızca karışıklığa neden olur.

13:40-42   Orakçılar meleklerdir (Esi.14:14-20’ye bakın). Göksel Egemenliğin şimdiki evresi sırasında, buğday ve deliceler zorla ayrılmayacaktır. Birlikte büyümelerine izin veriliyor. Ama Mesih’in İkinci Gelişinde, melekler günahın bütün nedenlerini ve kötülük yapanları toplayacaklar ve onları ağlayışın ve diş gıcırtısının olduğu kızgın fırına atacaklar.

13:43   Büyük Sıkıntı zamanında yeryüzünde olan Göksel Egemenliğin doğru kişileri Mesih’in Bin Yıllık Egemenliğinden zevk almak için Babalarının Göksel Egemenliğine gireceklerdir ve orada güneş gibi yücelik içinde parlayacaklardır.

İsa yine üstü kapalı bir ihtar ekliyor: “Kulağı olan işitsin!

Bu benzetme, bazılarının sandığı gibi, yerel kilisedeki kötü inanlılara olan hoşgörüyü aklamıyor. Tarlanın kilise değil, dünya olduğunu hatırlayın. Yerel kiliselere, açıkça herhangi bir kötülükten suçlu olanları topluluklarından çıkarmaları buyrulmuştur (1Ko.5:9-13). Benzetme, gizemli şekliyle, basitçe Göksel Egemenliğin gerçek ve taklit olanları, içten ve sahte olanları kapsayacağını ve bu durumun çağın sonuna kadar devam edeceğini öğretiyor. Sonra Tanrı’nın melekleri yargıyla sahteleri ayırıp götürecekler ve gerçek olanlar da yeryüzünde Mesih’in harika hükmünden zevk alacaklardır.

H. Gizli Hazine Benzetmesi (13:44)

Şimdiye kadar bütün benzetmeler Göklerin Egemenliğinde iyiliğin, kötülüğün, doğru ve doğru olmayan kişilerin olacağını öğretti. Buradaki iki benzetme doğru kişilerin olduğu iki sınıfın olacağını gösterir. (1) Kilise Çağından önceki ve sonraki dönem sırasında inanan Yahudiler; (2) şimdiki çağda inanan Yahudiler ve diğer uluslar.

İsa, define benzetmesinde, Göklerin Egemenliğini, tarlada saklanmış bir defineyle kıyaslar. Bir adam onu bulur, saklar ve sonra da sevinç içinde varını yoğunu satıp o tarlayı satın alır.

Adamın, Rab İsa’nın bizzat kendisi olduğu kanısındayız. (Buğday ve delicelerdeki adam da O idi, ayet 37). Define, İsa’nın yeryüzündeki görevi sırasında var olan ve kilisenin göğe alındığı zamandan sonra yine var olacak olan inanan Yahudilerin Tanrı’ya bağlı kısmını temsil eder (İsrail’in Tanrı’nın mülkü olarak adlandırıldığı Mezmurlar 135:4’e bakın). Tarlada saklıdırlar, yani dünyanın her tarafına yayılmışlardır ve bir bakıma Tanrı’nın dışında kimse onları bilmez. İsa, bu hazineyi bulan, sonra da hazinenin saklı olduğu dünyayı satın almak için çarmıha gidip elinde olan her şeyi veren (2Ko.5:19, 1Yu.2:2) olarak resmedilir. Kurtarılan İsrail, Kurtarıcı’sı Sion’dan geldiği ve uzun zamandır beklenilen Mesih’e ait egemenliği kurduğu zaman, saklandığı yerden çıkarılacaktır.

Bu benzetme, bazen en değerli Hazine olan Mesih’i bulmak için her şeyden vazgeçen bir günahkâra uygulanır. Ama bu yorum, kurtuluşun karşılıksız olduğunda ısrarlı olan lütuf doktrininin kutsallığını bozar (Yşa.55:1; Ef.2:8-9).

I. Değerli İnci Benzetmesi (13:45-46)

Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara da benzetilir. Fevkalade değerli bir inciyi bulunca, onu satın almak için varını yoğunu feda eder.

“En değerli İnci’yi buldum” diyen ilahide, bulan kişi günahkârdır, İnci ise Kurtarıcı’dır. Ama biz yine günahkârın varını yoğunu satmasına ve Mesih’i satın almak zorunda kalmasına karşı çıkıyoruz.

Biz tüccarın Mesih olduğuna inanıyoruz. Çok değerli inci de kilisedir. Bu inciyi satın almak için Golgota’da her şeyini sattı. Tıpkı bir incinin, istiridyenin içinde tahriş edilme nedeniyle çekilen acıyla şekillendirilmesi gibi, kilise de Kurtarıcı’nın delinen ve yaralanan bedeniyle şekillendi.

Hazine benzetmesinde, Göklerin Egemenliğinin bizzat hazineye benzetilmesi ilginçtir. Burada ise Göklerin Egemenliği inciye değil, tüccara benzetilir. Niçin bu farklılık vardır?

Bir önceki benzetmede vurgulanan hazineydi: kurtarılan İsrail. Göklerin Egemenliğiyle İsrail halkı birbirine çok yakından bağlıdır. Esasında bu halka sunulmuştu ve gelecek biçiminde İsrail halkı Göklerin Egemenliğinin asıl vatandaşları olacaktır.

Daha önce bahsettiğimiz gibi kilise Göklerin Egemenliğiyle aynı değildir. Kilisede olan herkes Egemenliğin iç biçimindedir, ama Egemenlikte olan herkes kilisede değildir. Kilise Göklerin Egemenliğinin gelecek biçiminde Göklerin Egemenliğinde olmayacaktır, ama Mesih’le birlikte yenilenen yeryüzü üzerinde hüküm sürecektir. İkinci benzetmede vurgu, bizzat Kral’ın Kendisi ve O’nun yüceliğinin göründüğü gün paylaşacak olan gelinin yüreğini kazanmak için ödediği müthiş fiyat üzerindedir.

İncinin denizden çıktığı gibi, kilise de, bazen Mesih’in diğer uluslardan olan gelini diye adlandırılır, genellikle uluslardan çıkar. Bu, içinde Rab’bi kabul eden İsraillilerin olacağı gerçeğine önem vermemek değildir, ama sadece kilisenin hakim özelliğinin, O’nun Adı için diğer uluslardan çıkan bir halk olacağını ifade etmesidir. Elçilerin İşleri 15:14’de Yakup, Tanrı’nın şimdiki zamanda büyük amacının bu olacağını doğruladı.

İ. Ağ Benzetmesi (13:47-50)

13:47-48   Serideki son benzetme Göklerin Egemenliğini bir eleğe ya da denize atılmış ve her çeşit balığı toplamış bir ağa benzetir. Balıkçılar, yararlı balıkları kaplara koyup yararsız olanları atarak balıkları seçtiler.

13:49-50   Rabbimiz bu benzetmeyi de yorumlar. Zaman çağın sonudur; yani Büyük Sıkıntı zamanının sonu, Mesih’in İkinci Gelişinin olduğu zamandır. Balıkçılar ise meleklerdir. Yararlı balıklar doğru kişilerdir; yani hem Yahudi hem de diğer uluslardan olan kurtulmuş kişilerdir. Yararsız balıklar ise kötü kişilerdir; yani her ırktan olan inanmayan kişiler. Buğday ve deliceler benzetmesinde (ayet 30, 39-43) gördüğümüz gibi bir ayırma işlemi söz konusudur. Doğru kişiler Babalarının Egemenliğine girerler, öte yandan kötü kişiler ağlayış ve diş gıcırtısının olduğu ateş yerine hapsedilirler. Ne var ki, bu son yargılama değildir; bu yargılama Bin Yıllık dönemin başında yer alır; son yargılama bin yıl bittikten sonra olacaktır (Esi.20:7-15).

Gaebelein bu benzetmeyle ilgili şöyle der:

Daha önce gördüğümüz gibi denize bırakılan ağ, ulusları temsil eder. Benzetme, büyük sıkıntı sırasında yer alacak sonsuz müjdenin duyurulmasına işaret eder (Esi.14:6,7). Melekler doğruyu kötüden ayırma işini yapacaklar. Bütün bunlar ne şimdiki zamanı ne de kiliseyi belirtir, ama Göklerin Egemenliğinin kurulmak üzere olduğu zamana işaret eder. Esinleme bölümünde görüldüğü gibi bu iş için melekler kullanılacak. Kötüler kızgın fırına atılacaktır ve doğrular Bin Yıllık Egemenlik için yeryüzünde kalacaklar. 5

J. Gerçeğin Hazinesi (13:51-52)

13:51   Benzetmeleri bitirdiği zaman, Baş Öğretmen, öğrencilerine anlayıp anlamadıklarını sordu. Onlar, “Evet” karşılığını verdiler. Bu bizi şaşırtabilir ya da azıcık da olsa onları kıskanmamıza neden olabilir. Belki biz bu kadar güvenle “evet” diyemeyiz.

13:52   Anladıkları için, başkalarıyla paylaşmak zorundaydılar. Öğrenciler, bereketlerin terminali değil kanalı olmalıdırlar. Onikiler şimdi Göklerin Egemenliği için eğitilmiş din bilginleriydiler; yani gerçeğin öğreticileri ve yorumcuları. Onlar, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibi gibiydiler. Eski Antlaşma’da, eski gerçek diyebileceğimiz zengin bir depoları vardı. Mesih’in benzetmelerle yaptığı öğretişinden, tamamen yeni olanı şimdi kabul ettiler. Şimdi bu büyük bilgi deposundaki şahane gerçeği başkalarına bildirmeleri gerekiyor.

K. İsa Nasıra’da Reddediliyor (13:53-58)

13:53-56   İsa bütün bu benzetmeleri anlattıktan sonra, Celile kıyısından ayrıldı ve son ziyaretini yapmak üzere Nasıra’ya gitti. Havralarda ders verirken, halk O’nun bilgeliğine ve aktarılan mucizelerine şaşıp kaldı. Onlara göre o yalnızca marangozun oğluydu. Annesinin Meryem … erkek kardeşlerinin Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda olduğunu … ve kızkardeşlerini (onlar hâlâ Nasıra’da oturuyorlardı!) biliyorlardı. Memleketlerinden biri nasıl bu kadar çok tanınabilir, nasıl bu şeyleri söyleyip yapabilirdi? Bu onları çok şaşırttı ve gerçeği kabul etmektense cahilliklerine sığınmak kolaylarına geldi.

13:57-58   Ve gücenip O’nu reddettiler. Bu, İsa’yı gerçek bir peygamberin genellikle kendi evinden başka yerde daha çok takdir bulacağına işaret etmesi için harekete geçirdi. Bizzat kendi kasabası ve akrabaları aşinalıklarının hor görmeye yol açmasına izin verdiler. Genellikle inanmamazlık Kurtarıcı’nın Nasıra’daki işine engel oldu. Orada yalnız birkaç kişiyi iyileştirdi (Mar.6:5). İşleri yapamadığı için değil; insanın kötülüğü Tanrı’nın gücünü sınırlayamaz. Ama o bereket arzusunun olmadığı yerde insanları bereketleyecekti, bilinçli gereksinimin olmadığı yerde gereksinimi dolduracaktı, hasta olduğunu duyup gücenenleri iyileştirecekti.

 

Kutsal Kitap

1 Aynı gün İsa evden çıktı, gidip göl kıyısında oturdu.
2 Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık kıyıda duruyordu.
3 İsa onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. “Bakın” dedi, “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı.
4 Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi.
5 Kimi, toprağı az, kayalık yerlere düştü; toprak derin olmadığından hemen filizlendi.
6 Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler.
7 Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu.
8 Kimi ise iyi toprağa düştü. Bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat ürün verdi.
9 Kulağı olan işitsin!”
10 Öğrencileri gelip İsa’ya, “Halka neden benzetmelerle konuşuyorsun?” diye sordular.
11 İsa şöyle yanıtladı: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi.
12 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak.
13 Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü, ‘Gördükleri halde görmezler, Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.’
14 “Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu: ‘Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz!
15 Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, Kulakları ağırlaştı. Gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın Ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.’
16 “Ama ne mutlu size ki, gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor!
17 Size doğrusunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler.
18 “Şimdi ekinciyle ilgili benzetmeyi siz dinleyin.
19 Kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan* gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur.
20 Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer.
21 (SEE 13:20)
22 Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller.
23 İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.”
24 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer” dedi.
25 “Herkes uyurken, adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti.
26 Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü.
27 “Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı?’
28 “Mal sahibi, ‘Bunu bir düşman yapmıştır’ dedi. “‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordu köleler.
29 “‘Hayır’ dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz.
30 Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.'”
31 İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi.
32 “Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.”
33 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.”
34 İsa bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı.
35 Bu, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Ağzımı benzetmeler anlatarak açacağım, Dünyanın kuruluşundan beri Gizli kalmış sırları dile getireceğim.”
36 Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, “Tarladaki delicelerle ilgili benzetmeyi bize açıkla” dediler.
37 İsa, “İyi tohumu eken, İnsanoğlu’dur*” diye karşılık verdi.
38 “Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın* oğullarıdır.
39 Deliceleri eken düşman, İblis’tir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir.
40 “Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır.
41 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi, kötülük yapan herkesi O’nun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.
42 (SEE 13:41)
43 Doğru kişiler o zaman Babaları’nın egemenliğinde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!”
44 “Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı.
45 “Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer.
46 Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı.”
47 “Yine Göklerin Egemenliği, denize atılan ve her çeşit balığı toplayan ağa benzer.
48 Ağ dolunca onu kıyıya çekerler. Oturup işe yarayan balıkları kaplara koyar, yaramayanları atarlar.
49 Çağın sonunda da böyle olacak. Melekler gelecek, kötü kişileri doğruların arasından ayırıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”
50 (SEE 13:49)
51 İsa, “Bütün bunları anladınız mı?” diye sordu. “Evet” karşılığını verdiler.
52 O da onlara, “İşte böylece Göklerin Egemenliği için eğitilmiş her din bilgini, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibine benzer” dedi.
53 İsa bütün bu benzetmeleri anlattıktan sonra oradan ayrıldı.
54 Kendi memleketine gitti ve oradaki havrada halka öğretmeye başladı. Halk şaşıp kalmıştı. “Adamın bu bilgeliği ve mucizeler yaratan gücü nereden geliyor?” diyorlardı.
55 “Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda O’nun kardeşleri değil mi?
56 Kızkardeşlerinin hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde O’nun bütün bu yaptıkları nereden geliyor?”
57 Ve gücenip O’nu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.”
58 İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.

1. H. Chester Woodring, Matta üzerine basılmamış ders notları, Emmaus Bible School, 1961.

2. G.H. Lang, The Parabolic Teaching of Scripture, s.68.

3. Merrill F. Unger, Unger’s Bible Dictionary, s.1145

4. J.H. Brookes, I Am Coming, s.65.

5. Gaebelein, Matthew, s.302