Matta 14

14
Matta Bölüm 14

 

IX. MESİH’İN BİTMEYEN LÜTFUNUN KATI BİR DÜŞMANLIKLA KARŞILANMASI (14:1 – 16:2)

A. Vaftizci Yahya’nın Öldürülmesi (14:1-12)

14:1-2   İsa’nın yaptığı işlerle ilgili haber bölge kralı Hirodes’in kulağına geldi. Büyük Hirodes’in adı kötüye çıkmış bu oğlu, Hirodes Antipa olarak da biliniyordu. Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesini emreden o idi. Mesih’in mucizelerini duyduğu zaman, vicdanı onu rahatsız etmeye başladı. Başını kestirttiği peygamberin anısı gözünün önüne gelmeye başlamıştı. Uşaklarına, “Bu, Vaftizci Yahya’dır. Ölümünden dirilmiştir. Bu mucizelerin nedeni budur” dedi.

14:3-5   3-12 ayetlerinde geriye dönüş vardır. Matta, Yahya’nın ölümü etrafındaki durumu yeniden incelemek için hikayesine ara verir.

Hirodes karısını bırakmıştı ve kardeşi Filipus’un karısı Hirodiya ile zina teşkil eden bir ilişki içinde yaşamaktaydı. Tanrı’nın peygamberi olarak Yahya, bu durumu azarlamadan geçemezdi. Hiddetle ve korkusuzca Hirodes’e parmağıyla işaret etti ve onun ahlaksızlığını açığa çıkardı.

Kral onu öldürtecek kadar kızmıştı, ama bu politik olarak uygun olmazdı. Halk Yahya’yı peygamber sayıyordu ve Yahya’nın öldürülmesi karşısında şiddetli bir tepki gösterebilirlerdi. Bu nedenle, zorba öfkesini Vaftizci Yahya’yı tutuklattırarak tatmin etti. “Dinsizler, aslanı ölü ya da parmaklıklar arasında sevdikleri gibi dini sevenler; dinden, ipini koparıp kaçtığı ve vicdanlarını harekete geçirdiği zaman korkarlar.” 1

14:6-11   Hirodes’in doğum gününde Hirodiya’nın kızı dansıyla kralı o kadar çok memnun etti ki; o da düşünmeden ona ne isterse vereceğini söyledi. Zevk düşkünü annesinin kışkırtmasıyla, yüzsüzlükle Vaftizci Yahya’nın başını bir tepsi üzerinde istedi! Kralın Yahya’ya olan öfkesi şimdiye kadar bir şekilde yatışmıştı; belki peygambere cesareti ve doğruluğu için hayranlık bile duyuyordu. Ama çok üzülmesine rağmen, sözünü yerine getirmesi gerektiğini hissetti. Emir verilmişti. Yahya’nın başı kesildi ve dans eden kızın korkunç isteği yerine getirildi.

14:12   Yahya’nın öğrencileri efendilerinin cesedini, saygıyla defnettiler ve sonra da İsa’ya gidip anlattılar. Acılarını ve öfkelerini dökmek için daha iyi birine gidemezlerdi. Ne de bize daha iyi bir örnek bırakabilirlerdi. Zulüm, baskı, elem ve üzüntü zamanında biz de İsa’ya gitmeliyiz ve O’na anlatmalıyız.

Hirodes’e gelince, suçu bitmişti ama anısı kolay kolay geçmiyordu. İsa’nın faaliyetlerini duyunca, olayın tamamı aklından çıkmamak üzere geri geldi.

B. Beş Bin Kişiyi Doyurma (14:13-21)

14:13-14   Hirodes İsa’nın mucizelerini duymaktan sıkılmıştı. İsa bunu öğrenince kayıkla Celile Denizi’nin tenha bir yerine çekildi. Korkudan dolayı gitmediğine emin olabiliriz; O’nun zamanı gelmeden önce kendisine bir şey olmayacağını biliyordu. O’nun hareketinin esas nedenini bilmiyoruz, ancak öğrenciler Tanrı’nın sözünü duyurma görevinden dönmüşlerdi (Mar.6:30; Luk. 9:10), dinlenmeye ve sessizliğe gereksinim duymuş olabilirler.

Ne var ki, halk kentlerden çıkıp O’nu yaya olarak izledi. Kıyıya giderken, O’nu bekliyorlardı. Bu davetsiz kişilerin gelmesine kızmak bir yana, merhametli Rabbimiz hemen işe koyuldu ve hasta olanlarını iyileştirdi.

14:15   Akşam olunca, yani saat 15:00’den sonra, öğrencileri bir sıkıntının baş göstereceğini hissettiler. Bir sürü insan vardı, ama yiyecek hiç yoktu! İsa’ya halkı yiyecek bulacakları köylere göndermesini söylediler. Mesih’in yüreğini ne kadar az anladılar ve O’nun gücünü ne kadar az sezdiler.

14:16-18   Rab, gereksinim olmadığına onları ikna etti. Halkın, soluk alıp veren her canlının ihtiyacını karşılayan Kişi’nin yanından neden ayrılması gerekiyordu? O zaman öğrencilerine, “onlara siz yiyecek verin” diyerek onları hazırlıksız yakaladı. Hayret ettiler. “Onlara yiyecek bir şey verin. Beş ekmek ve iki balıktan başka hiçbir şeyimiz yok.” İsa’nın onlarla olduğunu unutmuşlardı. Kurtarıcı sabırla, “onları buraya, bana getirin” dedi. Öğrencilerin üzerine düşen görev buydu.

14:19-21   Rab’bi, halka çimenlerin üstüne oturmalarını buyururken gözümüzde canlandırabiliriz. Beş ekmeği ve iki balığı alarak şükran duasını yaptı, ekmekleri böldü ve onları halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Herkes için bol bol vardı. Herkes doyduğu zaman, öğrenciler on iki sepet dolusu yemek artığı topladılar. İşin tuhaf tarafı inanmayan her öğrenci için bir sepet vardı. Ve belki 10.000 den 15.000’e kadar kişi doyuruldu (5000 erkek, artı kadınlar ve çocuklar).

Bu mucize, her kuşağın öğrencileri için ruhsal bir derstir. Aç kalabalık her zaman mevcuttur. Her zaman acınacak küçük bir öğrenci takımı vardır. Ve merhametli Kurtarıcı her zaman yardıma hazırdır. Öğrenciler, kendilerinde olanı O’na vermeye istekli oldukları zaman, O, bunu binlerce kişiyi doyurmak için çoğaltır. Celile’de açlıkları yalnızca kısa bir süre için doyurulan beş bin erkekte dikkat edilecek bir fark vardır; bugün yaşayıp da Mesih aracılığıyla karnını doyuranlar sonsuza kadar doymuş olacaklardır (Yu.6:35’e bakın).

C. İsa Su Üstünde Yürüyor (14:22-33)

Bir önceki mucize, öğrencilere gereksinimlerini bolca sağlayan Kişi’yi izlediklerine dair güvence verdi. Şimdi ise O’nun kendilerini koruduğunu ve onlara yetki verdiğini öğreniyorlar.

14:22-23   İsa, halkı salıverirken, öğrencilerine kayığa binmelerini ve karşı yakaya geçmelerini söyledi. Sonra da dua etmek için dağa çıktı. Akşam olurken, gün batımından sonra, orada yalnızdı. (Yahudilerin hesabına göre iki “akşam” vardı. Çıkış 12:6’ya bakın. Birincisi, ayet 15’deki gibi saat 15:00’den sonrasını gösterir ve diğeri de buradaki gibi gün batımını gösterir).

14:24-27   Bu sırada kayık kıyıdan bir hayli uzaktaydı ve karşı yönden gelen rüzgârla boğuşuyordu. Dalgalar kayığa vururken, İsa öğrencilerinin kötü durumunu gördü. Gecenin dördüncü nöbetinde (3:00 ve 6:00 arası) İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Öğrenciler bir hayalet gördüklerini düşünerek paniğe kapıldılar. Ama hemen Efendileri ve Dostları olanın yatıştırıcı sesini duydular: “Cesur olun! Ben’im, korkmayın!”

Bu bizim tecrübelerimiz için de ne kadar cesaret verici! Sık sık umutsuzluk içinde fırtınayla çalkalanıyoruz, kafamız karışıyor. Kurtarıcı çok uzaklarda görünüyor. Ama O daima bizim için dua ediyor. Gece çok karanlık göründüğünde, O yakındır. O zaman bile O’nu yanlış anlar ve panik düğmesine basarız. Sonra O’nun teselli veren sesini duyar ve korkmamıza neden olan dalgaların O’nun ayakları altında olduğunu hatırlarız.

14:28   Petrus iyi bildiği ve çok sevdiği sesi duyunca, sevinçle ve isteği coştu. “Ya Rab, eğer sen isen, buyruk ver de su üstünde yürüyerek sana geleyim.” Petrus’un “eğer”ini kıt imanın işareti olarak abartmaktansa, onun cesur ricasını büyük bir güvenin işareti olarak görmeliyiz. İsa buyruk verdiği zaman güç de verir. İsa bize buyurduğu şeyi yapabilmemiz için güç de verecektir.

14:29-33   İsa “Gel” der demez Petrus kayıktan atladı ve O’na doğru yürümeye başladı. Gözlerini İsa’ya diktikçe imkansızı yapabiliyordu; ama rüzgârın ne kadar kuvvetli olduğunu görünce batmaya başladı. Çılgınca “Rab, beni kurtar” diye bağırdı. Rab elini tuttu, kıt imanını yumuşak bir şekilde azarladı ve onu kayığa getirdi. İsa kayığa biner binmez rüzgâr dindi. Kayıkta öğrencilerin İsa’ya, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlusun” demeleriyle başlayan bir tapınma zamanı oldu.

İman yaşamı, suda yürümek gibi insan gücü ve yeteneği açısından olanaksızdır. Yalnızca Kutsal Ruh’un gücüyle yaşanabilir. Gözümüzü başka bir nesneden çevirip İsa’ya diktiğimiz sürece (İbr.12:2), doğaüstü bir yaşamı yaşayabiliriz. Kendimizle ya da durumumuzla meşgul olmaya başladığımız anda batmaya başlarız. O zaman Mesih’e bizi yenilemesi ve bize tanrısal güç vermesi için yalvarmalıyız.

Ç. İsa Ginesar’da Hastaları İyileştiriyor (14:34-36)

Kayık Celile denizinin kuzeybatı kıyısındaki Ginesar’da rıhtıma yaklaştı. Adamlar İsa’yı tanır tanımaz bölgedeki bütün hastalara haber saldılar ve onları O’nun giysisinin eteğine dokunabilmeleri için oraya getirdiler; dokunanların hepsi de iyileşti. Ve böylece o bölgedeki doktorların hepsi tatil yaptı. En azından bir süre için hiç hasta yoktu. Büyük Hekimin ziyaretiyle mahalle, sağlığı ve iyileşmeyi yaşadı.

 

Kutsal Kitap

1 O günlerde İsa’yla ilgili haberleri duyan bölge kralı* Hirodes, adamlarına, “Bu, Vaftizci Yahya’dır” dedi. “Ölümden dirildi. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur.”
2 (SEE 14:1)
3 Hirodes, kardeşi Filipus’un karısı Hirodiya yüzünden Yahya’yı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı.
4 Çünkü Yahya Hirodes’e, “O kadınla evlenmen Kutsal Yasa’ya aykırıdır” demişti.
5 Hirodes Yahya’yı öldürtmek istemiş, ama halktan korkmuştu. Çünkü halk Yahya’yı peygamber sayıyordu.
6 Hirodes’in doğum günü şenliği sırasında Hirodiya’nın kızı ortaya çıkıp dans etti. Bu, Hirodes’in öyle hoşuna gitti ki, ant içerek kıza ne dilerse vereceğini söyledi.
7 (SEE 14:6)
8 Kız, annesinin kışkırtmasıyla, “Bana şimdi, bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahya’nın başını ver” dedi.
9 Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü bu dileğin yerine getirilmesini buyurdu.
10 Adam gönderip zindanda Yahya’nın başını kestirdi.
11 Kesik baş tepsiyle getirilip kıza verildi, kız da bunu annesine götürdü.
12 Yahya’nın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip İsa’ya haber verdiler.
13 İsa bunu duyunca, tek başına tenha bir yere çekilmek üzere bir tekneyle oradan ayrıldı. Bunu öğrenen halk, kentlerden çıkıp O’nu yaya olarak izledi.
14 İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi.
15 Akşama doğru öğrencileri yanına gelip, “Burası ıssız bir yer” dediler, “Vakit de geç oldu. Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.”
16 İsa, “Gitmelerine gerek yok, onlara siz yiyecek verin” dedi.
17 Öğrenciler, “Burada beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok ki” dediler.
18 İsa, “Onları buraya, bana getirin” dedi.
19 Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar.
20 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu topladılar.
21 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti.
22 Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakaya geçmelerini buyurdu. Bu arada halkı evlerine gönderecekti.
23 Halkı gönderdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı.
24 O sırada tekne kıyıdan bir hayli uzakta dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgar karşı yönden esiyordu.
25 Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı.
26 Öğrenciler, O’nun gölün üstünde yürüdüğünü görünce dehşete kapıldılar. “Bu bir hayalet!” diyerek korkuyla bağrıştılar.
27 Ama İsa hemen onlara seslenerek, “Cesur olun, benim, korkmayın!” dedi.
28 Petrus buna karşılık, “Ya Rab” dedi, “Eğer sen isen, buyruk ver suyun üstünden yürüyerek sana geleyim.”
29 İsa, “Gel!” dedi. Petrus da tekneden indi, suyun üstünden yürüyerek İsa’ya yaklaştı.
30 Ama rüzgarın ne kadar güçlü estiğini görünce korktu, batmaya başladı. “Ya Rab, beni kurtar!” diye bağırdı.
31 İsa hemen elini uzatıp onu tuttu. Ona, “Ey kıt imanlı, neden kuşku duydun?” dedi.
32 Onlar tekneye bindikten sonra rüzgar dindi.
33 Teknedekiler, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlu’sun” diyerek O’na tapındılar.
34 Gölü aşıp Ginnesar’da karaya çıktılar.
35 Yöre halkı İsa’yı tanıyınca çevreye haber saldı. Bütün hastaları O’na getirdiler.
36 Giysisinin eteğine bir dokunsak diye yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi iyileşti.

1. Kaynağı bilinmiyor.