Matta 5

5
Matta Bölüm 5

IV. EGEMENLİĞİN ANAYASASI (Bölüm 5-7)

Dağdaki Vaazın Yeni Antlaşma’nın başlangıcına yakın bir yere konulması rastlantı eseri değildir. Konumu, önemini belirtir. İçinde kral kullarından beklenen davranışı ve karakteri özetler.

Bu vaaz kurtuluş planının sunuluşu değildir; öğretişin içeriği de kurtulmamış insanlar için tasarlanmamıştır. Öğrencilere hitap etmiştir (5:1,2) ve Kralın krallığı zamanında kullarını yönetmek için anayasa ya da yasalar ve prensipler sistemi olarak tasarlanmıştır. Bu, Mesih’i Kral olarak kabul eden – ister geçmişte, ister şu anda veya gelecekte yaşayanlar – herkes için geçerlidir. Kral dünyadayken, bu anayasa öğrencileri için doğrudan geçerliydi. Şimdi, Rabbimiz cennette krallık ederken, bu O’nu yüreklerinde Kral olarak taçlandıranlara aittir. Son olarak bu Mesih izleyicileri için gelecek Büyük Sıkıntı zamanında ve O’nun dünyadaki hüküm sürme zamanında davranış kanunu olacaktır. Vaazın, 5:22. ayetteki Yüksek Kurul imasında, sunakta (5:23-24) ve Kudüs (5:35) örneklerinde görüldüğü gibi belli bir Yahudi tadı var. Buna rağmen öğretişin yalnızca geçmişteki ve gelecekteki İsrailli inanlılar için olduğunu söylemek yanlış olacaktır; bu her çağda İsa Mesih’i Kral olarak kabul edenler içindir.

A. Gerçek Mutluluk (5:1-12)

5:1-2   Vaaz ‘Gerçek Mutluluk’larla ya da bereketlerle açılıyor. Bunlar, Mesih’in Egemenliğinin ideal vatandaşlarını bildiriyor. Betimlenen ve onaylanan özellikler dünyanın değer verdiklerinin tam tersidir. A. W. Tozer bunları şöyle betimliyor: “İnsanı tanımayan birine, bu ‘Gerçek Mutluluk’ları alıp ters çevirerek ‘İşte insanlık’ dediğimizde insan ırkının oldukça doğru tanımlamasını verilebiliriz.”

5:3   Bildirilen ilk bereket ruhta yoksul olanlar ile ilgilidir. Bu, doğal mizacı değil, kişinin bilinçli seçimini ve disiplinini işaret eder. Ruhta yoksul olanlar, çaresizliklerini kabul ederek Tanrı’nın her şeye gücünün yetmesine dayananlardır. Ruhsal gereksinimlerini sezerler ve bunun Rab’de sağlanmasını isterler. İnsanın kendi kendine yetmesinin erdem olmadığı ve insanın kendisini yüceltmesinin kötü bir alışkanlık olarak kabul edildiği Göklerin Egemenliği bu tür kişilere aittir.

5:4   Yaslı olanlara ne mutlu; teselli günü onları bekliyor. Bu, yaşamdaki olaylardan dolayı olan yası ifade etmiyor. Kişinin Rab’le olan ilişkisinden dolayı yaşadığı üzüntüdür. Dünyanın acısını ve günahını Rab’le etkin bir şekilde paylaşmadır. Bu nedenle bu, yalnızca kişinin kendi günahının üzüntüsünü değil, ama dünyanın korkunç durumundan dolayı var olan üzüntüyü, Kurtarıcı’nın reddedilişini ve O’nun merhametini reddedenlerin yok oluşunu da kapsar. Yaslı olanlar, “Tanrı onların gözlerinden bütün yaşları silecek” (Esi.21:4), bunun olacağı gün geldiğinde teselli edilecekler. İnanlılar bu hayatta üzülüyorlar; inanlı olmayanlar için ise bugünün acısı yalnızca sonsuz üzüntünün önceden alınan tadıdır.

5:5   Üçüncü bereket ise yumuşak huylu olanlar hakkındadır: onlar yeryüzünü miras alacaklar. Doğal olarak bu kişiler devamsız, azimsiz ve boğuk sesli olabilirler. Ama Mesih’in ruhunu bilinçlilikle üzerlerine aldıklarında, yumuşak huylu ya da ılımlı olurlar (Mat.11:29’la karşılaştırın). Yumuşak huyluluk, kişinin mütevazı konumunu kabul etmesini belirtir. Yumuşak huylu kişi kendi davasında ılımlı ve yumuşak olmasına rağmen Tanrı dava konusu olduğunda ya da başkalarını savunurken aslan gibi olabilir.

Yumuşak huylu olanlar yeryüzünü şimdi miras almayacaklardır; daha çok mallarına el konacak ve kötü muamele göreceklerdir. Ama Mesih Kral olarak bin yıl esenlik ve zenginlik içinde hüküm sürdüğü zaman, gerçekten yeryüzünü miras alacaklar.

5:6   Diğer bereket doğruluğa acıkıp susayanlar üzerinedir: doyurulacakları vaat ediliyor. Bu kişiler yaşamlarında doğruluğa tutkundurlar; toplumda dürüstlüğü, doğruluğu ve adaleti görmeyi özlerler; kilisede uygulanabilir kutsallığı ararlar. Gamaliel Bradford’un yazdığı kişiler gibi onlarda “Dünyanın hiçbir ırmağının gideremeyeceği öyle bir susuzluk, Mesih’te doyacak bir açlıkları” vardır. Bu kişiler Mesih’in gelecek olan Egemenliğinde bol bol doyurulacaklardır. Onlar doyurulacaklar çünkü doğruluk hüküm sürecek ve çürüklük en yüksek manevi (ahlaki) standart karşısında çökecektir.

5:7   Rabbimizin Egemenliğinde, ne mutlu merhametli olanlara… onlar merhamet bulacaklar .Merhametli olmak demek etkin olarak şefkatli olmak demektir. Bir bakıma suçlulara hakkettikleri cezayı vermemek anlamına gelir. Daha geniş anlamıyla ise kendi kendilerine yardım edemeyen çaresizlik içindeki kişilere yardım etmektir. Tanrı, günahlarımızın hakkettiği cezayı bağışlayarak ve Mesih’in kurtarma işiyle, bize iyiliğini kanıtlayarak merhametini gösterdi. Şefkatli davranışlarımızda Tanrı’yı taklit ederiz.

Merhametli olanlar merhamet bulacaklar. Burada, İsa, Tanrı’nın günahkâr inanlıya verdiği kurtuluş merhametine işaret etmiyor; o merhamet kişinin merhametli olmasına bağlı değildir, parasız, karşılıksız bir armağandır. Rab, inanlı yaşamı için gerekli günlük merhametten ve kişinin gelecekte işlerinin gözden geçirileceği merhametten söz ediyor (1Ko.3:12-15). Eğer bir kişi merhametli olmamışsa merhamet bulmayacaktır; bu da kişinin armağanlarının bundan dolayı azalması demektir.

5:8   Yüreği temiz olanlara, Tanrı’yı görme güvencesi verilmiştir. Güdüleri karışık olmayan, düşünceleri kutsal ve vicdanı temiz olan kişi, yüreği temiz olan kişidir. Tanrı’yı görecekler ifadesi birkaç şekilde anlaşılabilir. Şimdi, ilk olarak Söz ve Ruh birlikteliğiyle yüreği temiz olan Tanrı’yı görür. İkincisi ise Rab’bin onlara doğaüstü bir görünüşünün, ya da görümünün görünmesidir. Sonra Tanrı’yı İsa’nın kişiliğinde geri geldiği zaman göreceklerdir. Dördüncüsü ise Tanrı’yı sonsuzlukta göreceklerdir.

5:9   Bir bereket de barışı sağlayanlar üzerine söylenmiştir: onlara Tanrı oğulları denecek. Rab’bin uysal, sakin mizaçlı kişiler ya da barışı sevenler hakkında konuşmadığına dikkat edin. O, etkin olarak barışı sağlamak için aracılık edenlere işaret ediyor. Doğal yaklaşım, çekişmeyi gözlemci olarak seyretmektir. Tanrısal yaklaşım ise, barışı yaratmak için ağır hakarete ve kötü muameleye maruz kalınsa bile harekete geçmektir.

Barışı sağlayanlara Tanrı oğulları denecek. Bu nasıl Tanrı oğulları olacakları anlamına gelmez, bu yalnızca İsa Mesih’i Kurtarıcı olarak kabul ederek olur (Yu.1:12). İnanlılar, barışı sağlayarak, kendilerinin Tanrı oğulları olduklarını açıkça gösterirler ve bir gün Tanrı da onları aile benzerliğini taşıyan kişiler olarak kabul edecektir.

5:10   Bir sonraki gerçek mutluluk ise kendi hatalarından dolayı değil, ama doğruluk uğruna zulüm görenlerle ilgilidir. Doğru şeyler yaptıkları için acı çeken inanlılara Göklerin Egemenliği sözü verilmiştir. Onların doğruluğu Tanrısız dünyayı suçlar ve onun düşmanlığını ortaya çıkarır. İnsanlar doğru bir yaşamdan nefret ederler, çünkü dürüst olmayan yaşantılarını açığa vurur.

5:11   Son gerçek mutluluk bir öncekinin tekrarı gibi görünüyor. Oysa bir fark var. Bir önceki ayetin konusu doğruluktan dolayı olan zulümdür; buradaki ise Mesih’e bağlılıktan ötürü olan zulümdür. Rab, öğrencilerinin kendisiyle olan birliktelikleri ve kendisine olan bağlılıklarından dolayı eziyet çekeceklerini biliyordu. Tarih bunu doğrulamıştır: Dünyanın başlangıcından beri İsa’nın izleyicileri zulüm görmüştür. Hapse atılmıştır veya öldürülmüştür.

5:12   Mesih uğruna acı çekmek sevinç getiren bir ayrıcalıktır. Bundan dolayı büyük sıkıntıda peygamberlere yoldaş olan kişileri büyük bir ödül beklemektedir. Eski Antlaşma’daki Tanrı sözcüleri zulme rağmen dayanmışlardır. Sadık kalarak cesur bir şekilde yaşayanlar şimdiki neşeyi ve gelecek yüceliği paylaşacaklardır.

Gerçek mutluluk Mesih’in Egemenliğindeki ideal vatandaşın portresini sunar. Doğruluk (ayet 6), barış (ayet 9) ve sevinç (ayet 12) üzerindeki vurguya dikkat edin. Pavlus şunları yazdığı zaman herhalde aklında bu bölüm vardı: “Çünkü Tanrı’nın Egemenliği, yiyecek ve içecek sorunu değil, doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh’ta sevinçtir” (Rom.14:17).

B. İnanlılar Tuz ve Işıktır (5:13-16)

5:13   İsa, öğrencilerini tuza benzetti. Tuz günlük yaşamda neyse onlar da dünya için öyleydi: Yiyeceğe tat verir, çürümenin yayılmasını önler, susuzluk yaratır. Bunun gibi öğrenciler de topluma cazibe katar, koruyucu olarak hizmet eder ve önceki ayetlerde tanımlanan doğruluğu başkalarının da özlemesini sağlar.

Tuz tadını yitirirse, ona tekrar nasıl tuz tadı verilebilir? Gerçek, doğal tadı tekrar vermek mümkün değildir. Tadını bir kere kaybeden tuz bir şeye yaramaz. Ayak altında çiğnenir. Albert Barnes’ın bu bölüm üzerindeki yorumu aydınlatıcıdır:

Bu ülkede (Amerika’da) kullanılan tuz kimyasal bir bileşimdir, tuzluluğu kaybolursa ya da tadını kaybederse, geriye bir şey kalmaz. Doğu ülkelerinde ise, kullanılan tuz karışıktır, sebzeyle ve topraklı maddeler ile karıştırılmıştır; tüm tuzluluğunu kaybedince belirli bir miktarı (tatsız) kalır. Bizim yollara, kaldırımlara çakıl koyduğumuz gibi onlar da tuz koyarlar. 1

Öğrencinin, vaazın bütününde ve Gerçek Mutluluk kısmında sıralanan öğrencilik terimlerini yaşayarak dünyanın tuzu olmak gibi önemli bir işi vardır. Bu ruhsal gerçeği sergilemede başarısız olursa, insanlar onun tanıklığını ayaklarının altında çiğnerler. Dünya, kendini tam olarak adamayan inanlıyı yalnızca hor görür.

5:14   İsa inanlılara dünyanın ışığısınız da der. Kendisinden “dünyanın ışığı” (Yu.8:12; 12:35-36, 46) olarak da söz etti. Bu iki ifade arasındaki ilişki, İsa’nın ışığın kaynağı olduğunu göstermesidir; inanlılar O’nun ışığının yansımasıdır. Onların işlevi, tıpkı ayın güneşin görkemini yansıtması gibi O’nun için parlamaktır.

İnanlı, tepenin üzerine kurulan kent gibidir: çevresinin üstünde yükseltilmiştir ve karanlığın ortasında parlar. Mesih’in öğretişinin özelliklerini sergileyenler gizlenemez.

5:15-16   İnsanlar kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymazlar. Tersine kandilliğe koyarlar ki, oradan da evdekilerin hepsine ışık versin. O’nun öğretişinin ışığını kendimize saklamamızı değil, başkalarıyla paylaşmamızı kastetti. Işığımız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerimizi görerek göklerde olan Babamızı yüceltsinler. Vurgu inanlının hizmeti üzerindedir. Mesih’in görüldüğü yaşamlardaki çekicilik ikna dolu sözcüklerden daha etkindir.

C. Mesih Yasayı Yerine Getiriyor (5:17-20)

5:17-18   Devrimci liderlerin birçoğu geçmişle olan bağların hepsini koparır ve var olan geleneksel düzeni tanımaz. Rab İsa böyle değildi. Musa’nın yasasını destekledi ve yerine getirilmesi gerektiğinde ısrar etti. İsa, Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldi. Her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir noktanın bile eksilmeyeceğini açıkça belirtti. Büyük E harfindeki bir çizgi onun F harfinden farklılığını gösterir; bunun gibi küçük bir çizgi bile önemlidir.

İsa, küçük önemsiz görünen ayrıntılar da dahil olmak üzere Kutsal Kitap’ın harfi harfine esinlenmiş olduğuna inanıyordu. Kutsal Yazılarda en küçük nokta bile önemsiz değildir.

İsa’nın Kutsal Yasa’nın hiçbir zaman sona ermeyeceğini söylemediğine dikkat etmek önemlidir. Gerçekleşmeden sona ermeyeceğini söyledi. Bu farkın bugünkü inanlı için dalları vardır ve inanlının Kutsal Yasa ile olan ilişkisi karmaşık olduğundan, bu konudaki Kutsal Kitap öğretişini özetleyeceğiz.

İNANLININ KUTSAL YASA’YLA OLAN İLİŞKİSİ ÜZERİNDE ARASÖZ

Kutsal Yasa, Tanrı’nın Musa aracılığıyla İsrail halkına verdiği yasa sistemidir. Kutsal Yasa’nın bütünü Çıkış 20-31, Levililer ve Tesniye’de görülür, gerçi özü bir bütün halinde On Emir’de toplanmıştır.

Kutsal Yasa kurtuluş aracı olarak verilmemiştir (Elç.13:39; Rom.3:20; Gal. 2:16,21;3:11); insanlara günahkâr olduklarını göstermek (Rom. 3:20;5:20;7:7, 1Ko.15:56; Gal.3:19) ve sonra onların, merhametli kurtarışı için Tanrı’ya gitmelerini sağlamak için planlanmıştı. Her çağdaki insan için geçerli ahlaki prensipler (kurallar) içermesine rağmen, İsrail halkına verilmişti (Rom.2:14,15). Tanrı, insan ırkının örneği olarak İsrail halkını Kutsal Yasa’nın altında sınadı ve İsrail halkının suçu dünyanın suçunu kanıtladı (Rom.3:19).

Yasa’ya ölüm cezası da eklenmiştir (Gal.3:10); ve buyruklardan birini çiğneyen kişi bütün Yasa’ya karşı suçlu olur (Yak.2:10). İnsanlar Yasa’yı çiğnediklerinden, günahın laneti altındaydılar. Tanrı’nın doğruluğu ve kutsallığı cezanın ödenmesini gerektiriyordu. İşte, bu nedenle İsa dünyaya geldi: Ölümüyle cezayı ödemek için. Kendisinin günahsız olmasına rağmen, Yasa’yı çiğneyenlerin suçlarını üzerine alarak öldü. Kutsal Yasa’yı bir kenara atmadı; tam tersine getirdi. Bu nedenle, Müjde Yasa’yı yıkmaz, Yasa’yı destekler ve Mesih’in kurtarıcı işiyle Yasa’nın taleplerinin ne kadar yerine getirdiğini gösterir.

Bu nedenle, İsa’ya güvenen kişi artık Yasa’nın altında değildir; lütfun altındadır (Rom.6:14). Mesih’in işinden dolayı Yasa’ya karşı ölüdür. Yasa’nın cezası yalnız bir kere ödenmelidir; bu cezayı Mesih ödediği için inanlının ödemesine gerek yoktur. Bu durumda Yasa inanlı için geçmiştir (2Ko.3:7-11). Mesih gelene kadar Yasa bir öğretmen gibiydi, ama kurtuluştan sonra bu öğretmene artık gerek kalmamıştır (Gal.3:24-25).

İnanlının Yasa altında olmamasına karşın, bu onun Yasasız olduğu anlamına gelmez. Yasa’dan daha kuvvetli olan bir zincirle bağlıdır, çünkü Mesih’in Yasası altındadır (1Ko.9:21). Davranışı ceza korkusuyla değil, Kurtarıcısını memnun etme arzusuyla biçimlenir. Mesih, onun yaşamının yöneticisi olur (Yu.13:15; 15:12; Ef.5:1,2; 1Yu.2:6; 3:16).

Bir tartışmada, inanlının Yasa’yla olan ilişkisiyle ilgili devamlı sorulan soru şudur, “On Emir’e itaat etmeli miyim?” Buna verilecek yanıt, Yasa’da yer alan belirli kuralların sonsuz geçerliliğinin olduğudur. Çalmak, başkalarının malına, namusuna göz dikmek ya da cinayet işlemek her zaman yanlıştır. Yeni Antlaşma’da On Emir’in dokuzu Yasa olarak (cezayla birlikte) verilmemesi gibi önemli bir farkla, ama Tanrı’nın halkı için doğruluk eğitimi olarak tekrarlanmıştır (2Ti.3:16). Tekrarlanmayan tek emir Sept Günüdür (haftanın yedinci günü, Cumartesi). İnanlılara Sept Günü emrine uymaları hiçbir zaman öğretilmemiştir.

Yasa’nın görevi, kurtulmamış kişiler için sonlanmamıştır: “Yasa’yı özüne uygun biçimde kullanan biri için, Yasa’nın iyi olduğunu biliyoruz” (1Ti.1:8). Yasa’nın yasal kullanımı günah bilgisini sağlamak ve tövbeye götürmektir. Ama Yasa, kurtulmuş olanlar için değildir: “Yasa doğru olanlar için konmamıştır” (1Ti.1:9).

Yasa’nın gerektirdiği doğruluk, “doğal benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayanlarda” (Rom.8:4) yerine gelir. Aslında, Rabbimizin Dağdaki Vaazındaki öğretişleri Yasa’nınkinden daha yüksek bir standart sergiler. Örneğin, Yasa, “Öldürmeyin” dedi; İsa, “Nefret bile etmeyin” dedi. Böylece, Dağdaki Vaaz yalnızca Yasa’yı ve peygamberleri desteklemekle kalmaz, onları genişletir ve daha derin anlam kazanmalarını sağlar.

5:19   Vaaza geri dönünce, İsa’nın, Tanrı’nın buyruklarını gevşetmeye olan doğal eğilimi önceden tahmin ettiğini fark ederiz. Çünkü doğaüstü olduklarından insanlar sözü çevirip anlamlarını mantığa göre açıklamaya çalışırlar. Ama bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmalarını öğretirse, Göklerin Egemenliğinde en küçük sayılacak. Aslında bu kişilerin Göklerin Egemenliğine girmeleri bile hayret vericidir. Ama Göklerin Egemenliğine giriş Mesih’e iman etmeyle olur. Bir kişinin Egemenlik içindeki durumu yeryüzündeyken itaat etmesiyle ve sadık kalmasıyla belirlenir. Göklerin Egemenliğinin Yasasına itaat eden kişi Göklerin Egemenliğinde büyük sayılacak.

5:20   Egemenliğe girmeyi elde edebilmek için doğruluğumuzun din bilginleriyle, Ferisilerinkini (yüreklerini hiç değiştirmeyen ama kendilerine dışarıdan dinsel bir temizlenme sağlayan dini törenlerle yetinenler) kat kat aşması gerekir. İsa, özellikle abartarak iç gerçeğin olmadığı dış doğruluğun, Egemenliğe girişi elde edemeyeceği gerçeğini dile getiriyor. Tanrı’nın kabul edeceği tek doğruluk, Oğlunu kurtarıcı olarak kabul edenlere verdiği (atfettiği) mükemmelliktir (2Ko.5:21). Elbette gerçek imanın olduğu Mesih’te, İsa’nın Vaazının kalan kısmında betimlediği uygulanabilir doğruluk ilkeleri de olacaktır.

D. İsa Öfkeye Karşı Uyarıyor (5:21-26)

5:21   İsa’nın zamanındaki Yahudiler, Tanrı’nın cinayeti yasakladığını ve katilin cezaya maruz kalacağını biliyorlardı. Bu yasak, Yasa verilmeden önce de vardı (Tek.9:6) ve daha sonra Yasa ile birleştirildi (Çık.20:13; Tes.5:17). “Ama ben size diyorum ki” sözleriyle İsa cinayet yasağına değişiklik getiriyor. Artık hiç kimse, cinayet işlemediği için gurur duyamayacak. Çünkü İsa şimdi diyor, “Benim Egemenliğimde cinayet düşünceleriniz bile olmamalı.” Sonrada, cinayet hareketinin kaynaklarını izleyip doğru olmayan öfkenin üç şekline karşı uyarıyor.

5:22   İlk durumdaki kişi kardeşine karşı nedensiz yere öfkelenendir. 2 Bu suçla suçlanan yargılanma tehlikesi içinde olacaktır ki, mahkemeye götürülebilir. Çoğu kişi öfkeleri için geçerli bir neden bulabileceklerini düşünürler, ama öfke yalnızca Tanrı’nın onuru tehlikede olduğu zaman ya da başka birine haksızlık yapıldığında aklanabilir. Hiçbir zaman kişisel hatalarda misilleme olarak ifade edilmesi doğru değildir.

Bir kardeşi aşağılama ise daha ciddi bir günahtır. İsa’nın zamanında, insanlar küçümseme ve kötü hareket sözcükleri olarak Raka sözcüğünü (Aramice bir terimdir ve “boş kafalı” anlamına gelir) kullanırlardı. Bu sıfatı kullananlar memlekette yargılanılacak en yüksek mahkeme olan Yüksek Kurul önüne çıkmak tehlikesi ile karşılaşabilirdi.

İsa’nın doğru olmayan öfke olarak suçladığı üçüncü şekil ise bir kişiye ahmak demektir. Buradaki ahmak sözcüğü basit bir ahmak sözcüğünden daha fazla şey ifade eder. Ölmesi gerekli ahlaki ahmağı belirtir ve ölmüş olması dileğini ifade eder. Bugün bir kişinin başka birini “Allah seni kahretsin!” diye lanetlemesi oldukça yaygındır. Bu sözle Mağdur durumdaki kişiyi cehenneme göndermesi için Tanrı’yı çağırmış oluyoruz. İsa, bu tür lanet ifade eden sözleri söyleyenin cehennem ateşini hak edeceğini söylüyor. Öldürülen suçluların bedenleri sık sık Hinnom Vadisi ya da Gehenna olarak bilinen Kudüs’ün dışındaki yanan çöplüğe atılıyordu. Bu davranış hiçbir zaman sönmeyecek olan cehennem ateşinin benzetmesidir.

Kurtarıcı’nın sözlerindeki sertlikte yanlış anlama olmasın. O, öfkenin cinayet tohumları taşıdığını, küfürle dolu dilin cinayet ruhunu kapsadığını ve lanet eden dilin de öldürme isteğini ifade ettiğini öğretiyor. İlerleyerek yükselen suçlar üç dereceli cezayı gerektiriyor: Yargılanma, Yüksek Kurul ve Cehennem ateşi. Göklerin Egemenliğinde, İsa günahlarla şiddetine göre uğraşacaktır.

5:23-24   Eğer bir kişi başka birini, öfke ya da başka bir sebeple, gücendirirse, Tanrı’ya adakta bulunmasının bir yararı olmaz. Rab adaktan memnun kalmayacaktır. Gücendiren ilk önce hemen gidip hatasını düzeltmelidir. Yalnızca o zaman adak kabul edilebilir.

Bu sözlerin Yahudi koşullarında yazılmış olması, bunların bugün uygulanamaz duruma geldiğini göstermez. Pavlus bu kavramı Rab’bin Sofrasıyla yorumlar (1Ko.11). Tanrı, kardeşiyle konuşmayanın tapınmasını kabul etmez.

5:25-26   İsa burada, kavgacı ruha ve suçu kabul etmedeki isteksizliğe karşı uyarıyor. Davacıyla derhal anlaşmak yargıca gitme riskinden daha iyidir. Aksi halde kaybederiz. Buradaki kişilerin kimliğiyle ilgili olarak araştırmacılar arasında anlaşmazlık olmasına rağmen, buradaki amaç bellidir: Hatalıysan, hatanı kabul etmede acele et ve durumu düzelt. Tövbe etmeden durursanız, günahınız (suçunuz) sizi sonunda yakalayacaktır ve yalnızca durumu eski haline getirmekle kalmayıp karşılaşacağınız cezalara katlanacaksınız. Ve yargıca gitmede acele etmeyin. Eğer giderseniz, yasa sizi bulacaktır ve son kuruşunuza kadar ödeyeceksiniz.

E. Zina (5:27-30)

5:27-28   Musa’nın Yasası zinayı kesinlikle yasaklamıştır (Çık.20:14; Tes.5:8). Bir kişi bu buyruğu hiç çiğnememekle övünebilir ama yine de “gözleri zinayla doludur” (2Pe.2:14). Dışardan saygın, görünürken, aklı daima karışık kirli şeylerde olabilir. Bu nedenle İsa öğrencilerine fiziksel hareketten kendilerini geri tutmalarının yetmeyeceğini hatırlattı; iç saflık olmalıdır. Yasa zina etmeyi yasakladı; İsa arzuyu yasaklıyor: Bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir. E. Stanley Jones bu ayetin önemini şunları yazarken vurgulamıştır: “Eğer zinayı düşünür ya da yaparsanız, cinsel dürtünüzü tatmin etmezsiniz; ateşi söndürmek için benzin dökersiniz.” Günah düşüncede başlar ve onu beslersek sonunda eyleme geçiririz.

5:29-30   Lekesiz bir yaşam sürme düşüncesi tam bir özdenetim gerektirir. Bu nedenle İsa, günah işlememize neden olan vücudumuzun herhangi bir üyesinin, bu yaşamda yok olmasının, sonsuzluklar boyunca yok olacak canımızdan daha iyi olacağını öğretti. İsa’nın sözlerini harfi harfine mi kabul etmeliyiz? O gerçekten kendimizi kötürüm etmemizi mi savunuyor? Sözler buraya kadar harfi harfinedir: canımızı kaybetmektense, bir üyeyi kaybetmemiz gerekseydi, o zaman o üyeden memnuniyetle ayrılmamız gerekirdi. Şükürler olsun ki buna gerek kalmadı; çünkü Kutsal Ruh inanlıya kutsal bir yaşam sürmesi için gerekli gücü veriyor.

F. İsa Boşanmayı Uygun Bulmuyor (5:31-32)

5:31   Eski Antlaşma Yasası altında Tesniye 24:1-4’e göre boşanmaya izin veriliyordu. Bu bölüm zina işleyen bir kadının durumuyla ilgili değildi (zina edene ölüm cezası uygulanıyordu, bkz. Tesniye 22:22). Daha doğrusu bölüm hoşlanmazlık veya “geçimsizlik”ten ötürü olan boşanmayla ilgilidir.

5:32   Oysa Mesih’in Egemenliğinde karısını cinsel ahlaksızlıktan başka bir nedenle boşayan her adam, onu zinaya itmiş olur. Bu, kadının otomatik olarak zina etmiş durumuna girmiş olduğu anlamına gelmez; ancak onun geçinme kaynağı olmadığı için başkasıyla evlenmek zorunda olduğu var sayılıyor. Bunu yapmakla zina etmiş olur. Zina durumunda yaşayan yalnızca ilk karısı değil, boşanmış kadınla evlenen erkek de zina etmiş olur.

Boşanma ve yeniden evlenme konusu Kutsal Kitap’ın en karmaşık konularından biridir. Ortaya çıkan bütün soruları yanıtlamak neredeyse imkânsızdır, fakat Kutsal Yazıların bu konuda öğrettiklerini gözden geçirip öğütlemek yararlı olabilir.

BOŞANMA VE YENİDEN EVLENME ÜZERİNE ARASÖZ

Boşanma hiçbir zaman Tanrı’nın insan için olan amacı değildi. O’nun ideali bir erkekle bir kadının evlilik birlikteliğinin yalnızca ölümle sonuçlanmasıdır (Rom.7:2-3). İsa bunu, Ferisilere, yaratılıştaki tanrısal düzene baş vurarak belirtti (Mat.19:4-6).

Tanrı boşanmadan nefret ediyor (Mal.2:16), bu Kutsal Yazılara uymayan boşanmadır. Bütün boşanmalardan nefret etmiyor, çünkü bizzat kendisi İsrail’i boşamış olmaktan söz ediyor (Yer.3:8). Çünkü halk putlara tapmak için O’nu terk etti. İsrail Tanrı’ya sadık kalmadı.

Matta 5:31-32 ve 19:9’da İsa, eşlerden birisinin cinsel ahlaksızlık yapmasının dışında, boşanmanın yasak edilmiş olduğunu öğretti. Markos 10:11,12 ve Luka 16:18’de istisnayı içeren cümle yoktur.

Bu fark, herhalde Markos ve Luka’nın cümlenin tümünü kaydetmemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, boşanmaya ideal durum olmamasına rağmen, eşlerden birinin sadakatsizliği durumunda izin verilir. İsa boşanmaya izin verir, ama buyurmaz.

Bazı araştırmacılar, 1. Korintliler 7:12-16 ayetlerini inanlının, inanlı olmayan tarafından terk edilmesi durumunda boşanmanın kabul edilebileceği şeklinde bir öğreti olarak görürler. Pavlus, geride kalanın (terk edilenin) “böyle durumlarda özgür” olduğunu söyler, boşanmada (terk edildiği için) özgürdür. Buradaki yazarın düşüncesine göre de, Matta 5 ve 19’da aynı istisna verilmiştir; yani iman etmemiş olan başkasıyla yaşamak için ayrılmışsa. Bu nedenle inanlı olana Kutsal Yazılar çerçevesinde, diğer taraf zina işlediği için boşanma hakkı verilir.

Yeni Antlaşma’da boşanmaya izin verilmesine rağmen, yeniden evlenmesinin düşünülmediği sık sık tartışılır. Bununla beraber, bu tartışma esas sorudan kaçınıyor. Yeni Antlaşma’da suçsuz tarafın yeniden evlenmesi suçlanmaz. Yalnızca yanlış şekilde boşayan taraf suçlanır. Yeni Antlaşma’da boşanmanın esas amaçlarından biri de yeniden evlenmeye izin vermektir; değilse ayrı kalma yeterli olacaktı.

Bu konunun geçtiği tartışmada şu soru mutlaka ortaya atılır, “Kurtulmadan (Rab İsa’yı kabul etmeden) önce boşanmış olanlar ne olacak?” Rab İsa’ya gelmeden önceki buyruğa uymayan boşanmalar ve yeniden evlenmeler tamamen affedilmiş olan günahlardır; bu konuda hiçbir sorunun olmaması gerekir (Örneğin, 1Ko.6:11’de Pavlus Korintli inanlıların daha önce işlemiş oldukları günahlara zinayı da ekler). Rab’bi kabul etmeden önce işlenmiş günâhlar kiliseye katılımlarını engellemez.

Bundan daha zor soru ise, Kutsal Yazılara aykırı olan nedenlerle boşanıp yeniden evlenen inanlılarla ilgilidir. Kiliseye geri gelebilirler mi? Bunun yanıtı, zinanın fiziksel birliğin ilk hareketi mi yoksa devam eden durum mu olduğuna bağlıdır. Eğer bu kişiler zina durumunda yaşıyorlarsa, o zaman yalnızca günahlarından tövbe etmekle kalmayıp beraber oldukları kişiden ayrılmaları gerekir. Ama Tanrı’nın bir soruna getirdiği çözüm hiçbir zaman daha kötü sorunlar yaratamaz. Eğer, bir evlilik karmaşasını çözmek için erkekler ya da kadınlar günaha itiliyorsa ya da kadınlar ve çocuklar evsiz ve parasız bırakılıyorlarsa, iyileştirme hastalıktan daha kötü olur.

Yazarın düşüncesine göre, Kutsal Yazılara aykırı bir şekilde boşanmış ve yeniden evlenmiş olan inanlılar günahlarından tamamen tövbe ettiklerinde Rab ve kilise ile olan ilişkileri yenilenir. Boşanma durumunda hemen hemen her durum farklıdır. Bu nedenle, kilisenin önderleri her durumu incelemeli ve Tanrı’nın Sözüne göre yargılamalıdırlar. Eğer zaman zaman disiplin uygulaması gerekirse, konuyla ilgili herkes önderlerin kararına boyun eğmelidir.

G. Ant İçme (5:33-37)

5:33-36   Musa’nın Yasası, Tanrı’nın adını kullanarak yalan yere ant içmeye karşı bir kaç yasağı kapsar (Lev.19:12; Say.30:2; Tes.23:21). Tanrı’nın adıyla ant içmek, doğru söylediğine dair O’nun şahit olması demektir. Yahudiler, Tanrı’nın adıyla yalan yere ant içme uygunsuzluğundan sakınmak için gök, yer, Kudüs ya da kendi başlarını kullanarak ant içtiler.

İsa, düpedüz iki yüzlülük yaparak Yasa’yı böyle atlatmaları suçluyor ve normal konuşmalarda yemin etme ve ant içme şekillerini yasaklıyor. Tanrı’nın adıyla yemin etmekten sakınmaları için O’nun adının yerine başka isimler bulmak yalnız iki yüzlülük değil, boş bir şeydir. Gök üzerine ant etmek Tanrı’nın tahtıyla ant içmektir. Yer üzerine ant içmek O’nun ayaklarının basamağıyla ant içmek demektir. Kudüs üzerine ant içmek egemenliğin başkentiyle ant içmektir. Başınızın üzerine bile ant etmek Tanrı’yı kapsar, çünkü her şeyin yaratıcısı O’dur.

5:37   Mesih İnanlısı için ant içmek gereksizdir. Evet’i evet ve hayır’ı hayır olmalıdır. Bundan daha etkili bir dil kullanmak, Şeytan’ın – kötü olan’ın – yaşamımızı yönlendirmesini kabul etmektir. İnanlının, yalan söylemesinin uygun olacağı bir durum yoktur.

Bu bütün gerçeğin gölgelenmesini ya da hileyi yasaklar. Bununla beraber, mahkemede ant içmeyi yasaklamaz. Bizzat İsa, kendisi Başkâhinin önünde yemin altında tanıklık eder (Mat.26:63). Pavlus da yazdıklarının doğru oluşuna dair Tanrı’yı tanığı olarak adlandırarak andı kullanmıştır (2Ko.1:23; Gal.1:20).

H. İki Bin Adım Yürüme (5:38-42)

5:38   Kutsal Yasa, “Göze göz, dişe diş” der (Çık.21:24; Lev.24:20; Tes. 19:21). Bu hem cezalandırmak için bir buyruk, hem de cezanın sınırıdır; ceza suçu geçmemelidir. Bununla beraber, Eski Antlaşma’ya göre ceza yetkisiyle kişi değil hükümet yetkilendirilir.

5:39-41   İsa, misilleme yapmayı tamamen ortadan kaldırarak Yasa’nın ötesinde daha yüksek bir doğruluktan söz eder. Öğrencilerine öç almanın yasal olduğu yerde, cana yakınlıkla karşı koymayışın mümkün olduğunu gösterir. İsa, öğrencilerine kötüye karşı direnmemeyi öğretti. Sağ yanağına tokat atana, öbürünü de çevirmeleri gerekti. Mintanlarını almak isteyenlere abalarını da (gece üstlerini örtükleri giysi) vermeleri gerekiyordu. Bir memur onları, eşyasını bin adım taşımaları için zorladığında, onlar isteyerek iki bin adım taşımalıydı.

5:42   İsa’nın bu paragraftaki son buyruğu, bugün bize en elverişsiz olarak görünendir. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyenden yüz çevirmeyin. Maddi şeylere olan saplantımız ve malımızdan dolayı elimizdekileri geri verme düşüncesi bizi irkitir. Bununla birlikte, göksel hazineyi düşünmeye istekli olursak ve bize verilen yiyecek ve giyecekle yetinirsek, bu sözleri harfi harfine ve daha istekli kabul edebiliriz. İsa’nın ifadesi, yardım isteyen kişinin gerçekten gereksinimi olduğunu belirtir. Her durumda gereksinimin doğru olup olmadığını bilemediğimizden, (birinin söylediği gibi) “çok sayıdaki sahte dilenciye yardım etmek, gerçekten gereksinimi olan birini geri çevirme riskinden daha iyidir.”

İnsani açıdan, Rab’bin burada olmasını istediği davranışlar olanaksızdır. Yalnızca Kutsal Ruh tarafından kontrol edilen kişi özverili bir yaşam sürebilir. Yalnızca Kurtarıcı’nın yaşamının içinde yaşamasına izin veren inanlı alçaltılmaya (ayet 39), haksızlığa (ayet 40) ve güçlüğe (ayet 41) sevgiyle karşılık verebilir. İşte “İki Bin Adım Müjdesi” budur.

I. Düşmanlarınızı Sevin (5:43-48)

5:43   Rabbimizin daha yüksek doğrulukla ilgili olan son örneği, bir önceki paragrafın sonucu olarak, Egemenliğinde olan kişinin davranışıyla ilgilidir. Kutsal Yasa İsraillilere komşularını sevmelerini öğretmişti (Lev.19:18). Düşmanlarından nefret etmeleri açıkça buyrulmamasına rağmen, bu ruh aldıkları eğitimin temelini oluşturdu. Bu tutum, Tanrı’nın halkına zulmedenlere karşı Eski Antlaşma’nın izlediği yolun özetidir (Mez.139:21-22). Tanrı’nın düşmanlarına karşı yöneltilen doğru bir düşmanlıktı.

5:44-47   Ama şimdi İsa, düşmanımızı sevmemiz ve bize zulmedenler için dua etmemiz gerektiğini bildiriyor. Sevginin buyrulmuş olması, bunun aslında duygulara değil isteğe bağlı olduğunu gösterir. Doğal sevmeyle aynı değildir, çünkü size zarar veren ve sizden nefret edeni sevmek doğal değildir. Bu doğaüstü bir lütuftur ve yalnızca tanrısal yaşama sahip olanlar bunu gösterebilir.

Bizi sevenleri sevmemizin bir ödülü yoktur; İsa, kendisini kabul etmeyen vergi görevlilerinin 3 bile öyle yaptığını söylüyor! Böyle bir sevgi tanrısal bir güç gerektirmez. Yalnızca kardeşlerimizi, 4 akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı selamlamak bir erdem değildir. Kurtulmamış birisi de bunu yapabilir; bunda Mesih İnancı’na özgü bir özellik yoktur. Eğer standartlarımız dünyanınkinden daha yüksek değilse, dünyayı etkileyemeyeceğimiz kesindir.

İsa, öğrencilerine kötülüğe iyilikle karşılık vermelerini ve böylece göklerde olan Baba’nın oğulları olabileceklerini söyledi. Bu yolla Tanrı’nın oğulları olacaklarını söylemiyordu; bilakis Tanrı’nın çocukları olduğumuzu böyle gösteririz. Tanrı kötünün de iyinin de tarafını tutmadığından (güneş ve yağmurdan iki taraf da yararlanır), biz de herkese karşı sevecenlikle ve eşit bir şekilde davranmalıyız.

5:48   İsa bu bölümü öğütle kapatır: Bu nedenle, göksel Baba’nız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun .Yetkin sözcüğü bu konunun ışığında anlaşılmalıdır. Günahsız ya da kusursuz demek değildir. Önceki ayetler yetkin olmanın bizden nefret edenleri sevmemiz, bize zulmedenler için dua etmemiz arkadaşımıza ve düşmanlarımıza şefkat göstermemiz anlamına geldiğini açıklamaktadır. Buradaki yetkinlik, inanlının taraf tutmadan herkese bereket veren Tanrı’yı taklit etmesini sağlayan ruhsal olgunluktur.

 

Kutsal Kitap

1 İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi.
2 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
3 “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.
9 Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
10 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
11 “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size!
12 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”
13 “Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı verilebilir? Artık dışarı atılıp ayak altında çiğnenmekten başka işe yaramaz.
14 “Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepeye kurulan kent gizlenemez.
15 Kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, kandilliğe koyar; evdekilerin hepsine ışık sağlar.
16 Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız’ı yüceltsinler!”
17 “Kutsal Yasa’yı* ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.
18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak.
19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.
20 Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle* Ferisiler’inkini* aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!”
21 “Atalarımıza, ‘Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz.
22 Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da* yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir.
23 Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış; sonra gelip adağını sun.
24 (SEE 5:23)
25 Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin.
26 Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.”
27 “‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz.
28 Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur.
29 Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir.
30 Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.
31 “‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ denmiştir.
32 Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”
33 “Yine atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rab’bin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz.
34 Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O’nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir.
35 (SEE 5:34)
36 Başınızın üzerine de ant içmeyin. Çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz.
37 ‘Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır.”
38 “‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz.
39 Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin.
40 Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin.
41 Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün.
42 Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.”
43 “‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz.
44 Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.
45 Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır.
46 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri* de öyle yapmıyor mu?
47 Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu?
48 Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”

1. Albert Barnes, Notes on the New Testament, Matthew and Mark, s.47.

2. Eleştirici metin (NKJV’nin dipnotunda “NU” olarak belirtilir) nedensiz  sözcüğünü içermez.

3. Eleştirici metin (NU) vergi görevlileri yerine diğer uluslar der.

4. Metnin çoğu (el yazmalarının çoğuna dayalı olarak) kardeşler yerine arkadaşlar der.