Matta 8

8
Matta Bölüm 8

V. MESİH’İN GÜCÜNÜN VE LÜTFUNUN MUCİZELERİ VE GELEN DEĞİŞİK TEPKİLER (8:1 – 9:34)

8-12 bölümlerinde Rab İsa, İsrail halkına gerçekten peygamberlerin yazmış olduğu Mesih olduğuna dair ikna edici kanıtlar sunar. Örneğin, Yeşaya (İşaya) Mesih’in körlerin gözlerini, sağırların kulaklarını açacağını, topalları iyileştireceğini ve dilsizlere ilahi söyleteceğini önceden bildirmişti (35:5, 6). İsa, bu peygamberlikleri yerine getirerek Mesih olduğunu kanıtladı. İsrail’in, Kutsal Yazılara bakarak, Mesih olarak O’nu tanımada zorlanmaması gerekirdi. Ama hiç kimse görmek istemeyenlerden daha kör olamaz.

Bu bölümlerde kaydedilen olaylar kronolojik sıradan çok konu planına göre sunulur. Bu, Rab’bin çalışmasının bütününü oluşturmaz, ama Kutsal Ruh aracılığıyla seçilen olayların sunulması, Kurtarıcı’nın yaşamındaki belirli motifleri resmetmek içindir. Bu anlatılanlar aşağıdakilerle ilgilidir.

  1. Mesih’in hastalık, cinler, ölüm ve doğanın öğeleri üzerindeki mutlak yetkisi.
  2. Kendisini izleyenlerin yaşamlarında mutlak egemenlik talebi.
  3. İsa’nın, İsrail halkı ve özellikle dini liderler tarafından yoğun bir şekilde reddedilmesi.
  4. Kurtarıcı’nın Yahudi olmayanlar tarafından bireysel kabulü.

A. Cüzama Karşı Güç (8:1-4)

8:1   İsa’nın öğretişinin köktenci ve aşırı olmasına rağmen, çeken bir gücü vardı, bu güç o kadar çoktu ki, büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti. Gerçek kendini doğrular ve insanlar onu beğenmese de unutamaz.

8:2   Cüzamlı bir adam iyileştirmesi için yalvararak İsa’nın önünde yere kapandı. Bu cüzamlının Rab’bin iyileştirebileceğine ilişkin imanı vardı ve gerçek iman hayal kırıklığına uğramadı. Cüzam, günah için uygun bir resimdir çünkü iğrenç, yıkıcı, bulaşıcı ve bazı durumlarda insanın iyileştiremediği bir hastalıktır. 1

8:3   Cüzamlılara kimse dokunmazdı. Fiziksel temas hastalığın kişiye bulaşmasına neden olabilirdi. Yahudilerin durumunda, bu temas kişiyi törensel olarak murdar yapardı; bu da İsrail halkıyla tapınmasını uygunsuz hale getirirdi. Ama İsa cüzamlıya dokununca ve iyileştiren sözleri söyleyince, hemen o an cüzamdan temizlendi. Kurtarıcımızın günahı temizlemeye ve temizlenen kişiye tapınma niteliği verme gücü vardır.

8:4   Bu olay, Matta kitapçığında İsa’nın birisine, onlar için yapılan mucizeyi ya da gördüklerini hiç kimseye anlatmaması buyruğunun kaydedildiği ilk olaydır (9:30; 12:16; 17:9; Mar.5:43; 7:36; 8:26’ya bakınız). Bu, herhalde yalnızca Roma boyunduruğundan kurtulmayla ilgilenen pek çok kişinin, O’nu kral yapmak istediklerinin farkında olmasından kaynaklanıyordu. Ama O, İsrail’in hala tövbe etmemiş olduğunu, O’nun ruhsal önderliğini reddedeceğini ve ilk önce çarmıha gitmesi gerektiğini biliyordu.

Musa’nın Yasasında, kâhin aynı zamanda doktor olarak hizmet ediyordu. Bir cüzamlı temizlendiği zaman, adak getirmekle ve temiz olduğunun açıklanması için kâhinin önünde durmakla yükümlüydü (Lev.14:4-6). Bir cüzamlının iyileştirilmesi şüphesiz ender bir olaydı. Aslında bu, o kadar olağanüstü bir şeydi ki, Mesih’in nihayet görünüp görünmediğini araştırması için kâhini harekete geçirmeliydi. Ama biz böyle bir tepkiyi okumuyoruz. İsa cüzamlıya bu konudaki yasaya itaat etmesini söyledi.

Mucizenin ruhsal imaları açıktır. Mesih, İsrail’e güç ile halkın hastalıklarını iyileştirmek için gelmiştir. Bu mucizeyi kimlik kartlarından (delillerinden) biri olarak sundu. Ama halk kurtarıcısı için hazır değildi.

B. Felce Karşı Güç (8:513)

8:5-6   Yahudi olmayan yüzbaşının imanı, Yahudilerin reddetmelerine karşın dikkati çeken bir tezatla veriliyor. Eğer İsrail Kralını kabul etmezse, hor görülen dinsizler kabul edeceklerdir. Yüzbaşı, Kafernahum’da ya da yakın bir yerde aşağı yukarı yüz kişinin sorumluluğunu taşıyan Romalı bir askerdi. Şiddetli ve ağrılı felçten acı çeken uşağının iyileşmesi için İsa’ya geldi. Bu alışılmamış bir merhamet gösterisiydi, görevlilerin büyük bir çoğunluğu uşakları için böyle bir ilgi göstermezlerdi.

8:7-9   Rab İsa hasta uşağı ziyaret edeceğini söylediği zaman, yüzbaşı imanının gerçekliğini ve derinliğini gösterdi. O zaman şöyle dedi, “Rab, ben layık değilim ki, çatımın altına giresin. Hem de bu gerekli değil, çünkü sen bir söz söyleyerek kolayca iyileştirebilirsin. Yetkiyi biliyorum. Üstlerimden emir alıyorum ve altımdakilere emir veriyorum. Emirlerime kesinlikle uyulur, senin sözlerinin gücü uşağımın hastalığı üzerine ne kadar çoktur!”

8:10-12   İsa Yahudi olmayan bu adamın imanına hayran kaldı. Bu, İsa’nın şaştığının söylendiği iki durumdan biridir; diğeri Yahudilerin imansızlığıydı (Mar.6.6). İsrail’de, Tanrı’nın seçilmiş halkı arasında böyle imanı kimsede görmedi. Bu, dünyanın her tarafından akın akın gelecek diğer uluslar, O’nun gelecekteki egemenliğinde Yahudilerin atalarıyla paydaşlığın mutluluğuna erişirken, egemenliğin asıl mirasçılarının ağlayış ve diş gıcırtıları olan karanlığa atılacaklarını ifade etmesine yol açtı. Egemenliğin asıl mirasçıları Tanrı’yı Kral olarak kabul ettiklerini açıklayan, ama hiçbir zaman gerçekten Rab İsa’yı kabul etmemiş olan doğuştan Yahudilerdir. Ama bu kural bugün de geçerlidir. İmanlı ailelerde doğup yetişen pek çok ayrıcalıklı çocuklar Mesih’i reddettikleri için cehennemde mahvolurken, ormanlarda yaşayan vahşi kişiler bile Müjde’nin bildirisine iman ettikleri için cennetin sonsuz yüceliğinden zevk alacaktır.

8:13   İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi. İman, Tanrı’nın karakterine olan güven oranına göre ödüllendirilmiştir. İsa’nın uzakta olmasına rağmen, uşak o anda iyileşti. Bu resimde İsa’nın şimdiki görevini görebilirsiniz; bedence burada olmamasına rağmen, ayrıcalıksız Yahudi olmayanları da günah felcinden iyileştirebilir.

C. Ateşe Karşı Güç (8:14-15)

İsa, Petrus’un evine geldiğinde, onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. Kadının eline dokununca ateşi düşüverdi. Normalde ateş, kişiyi oldukça zayıf, halsiz bırakır, ama bu iyileştirme o kadar anlık ve tam oldu ki, yataktan kalkıp O’na hizmet edebilirdi. Bu, Kurtarıcı’nın onun için yapmış olduğuna karşılık uygun bir minnettarlık ifadesidir. Ne zaman iyileştirilirsek, yenilenmiş bir gayretle hizmet edip kendimizi O’na adamalıyız. Bu konuda Petrus’un kaynanasını örnek alabiliriz.

Ç. Cinler ve Değişik Hastalıklara Karşı Güç (8:16,17)

Sept gününün bitiminden sonra (bkz. Mar.1:21-31), akşamleyin insanlar cine tutsak birçok kişiyi O’na getirdiler. Bu zavallı kişiler içlerine cinlerin yerleştiği, kötü ruhların kontrolü altında olan kişilerdir. Sık sık insan üstü bilgi ve güç sergiliyorlardı; zaman zaman da acı çekiyorlardı. Davranışları bazen delileri andırıyordu, ama bunun nedeni fiziksel ve zihinsel olmaktan çok cinlerden dolayı idi. İsa kötü ruhları bir sözle kovdu.

Yeşaya 53:4’deki peygamberliği yerine getirerek hastaların hepsini iyileştirdi: “Zayıflıklarımızı o kaldırdı, hastalıklarımızı o yüklendi.” 17’nci ayet, iyileşmenin İsa’nın çarmıhtaki işine dahil olduğunu ve böylece fiziksel iyileşmenin hastanın imanla istemesi gereken bir şey olduğunu göstermek için “imanla iyileştiren” bazı kişiler tarafından sık sık kullanılır. Ama Tanrı’nın Ruh’u, buradaki peygamberliği Kurtarıcımızın yeryüzündeki iyileştirme görevi için kullanıyor, O’nun çarmıhtaki işi için değil.

Şimdiye kadar bu bölümde dört mucize gördük;

  1. Yahudi cüzamlının Mesih’in huzurunda iyileşmesi,
  2. Yüzbaşının uşağının Mesih’in uzakta olmasına rağmen iyileşmesi,
  3. Petrus’un kaynanasının iyileşmesi; Mesih orada, evdeydi.
  4. Cine tutsak ve hasta olan kişilerin Mesih’in huzurunda iyileşmesi.

Gaebelein, bunların Rabbimizin görevinin dört aşamasını simgelediğini öne sürer:

  1. Mesih’in ilk gelişinde halkı İsrail’e hizmet etmesi.
  2. Mesih’in yokluğunda, Yahudi olmayanlara Tanrı’nın lütfu.
  3. İkinci Gelişinde eve girdiğinde İsrail ile ilişkilerini yenilemesi ve hasta Sion kızını iyileştirmesi,
  4. Bin yıllık devrede bütün cine tutsak ve hasta olanların iyileştirilmesi. 2

Bu, mucizelerle ilgili öğretişin gelişimi için ilgi çekici bir analizdir ve bizi Kutsal Kitap’taki anlamların saklı derinliğine hazırlamaktadır. Bununla birlikte, bu yöntemle anlamları zorlayarak gülünç aşırılıklara gitmemek için dikkatli olmalıyız.

D. İnsanlığın Reddetme “Mucizesi” (8:18-22)

Mesih’in hastalıklar ve cinler üzerindeki yetkisini gördük. Ancak insanlarla olan ilişkilerinde direnmeyle karşı karşıya kalır: insanların reddetme mucizesi.

8:18-20   İsa Kefernahum’dan Celile’nin doğu kısmına geçmeye hazırlanırken, kendine güvenen bir din bilgini O’na gelip O’nu “her yerde” izlemek istediğini söyledi. Rab’bin özveri gibi bedeli hesaba katmasını söyleyen yanıtı onu düşündürdü. “Tilkilerin ini, gökte uçan kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok.” Halka hizmet ederken kendine ait bir evi yoktu, bununla birlikte istenilen bir misafir olarak kalacağı evler vardı. Sözlerindeki gerçek güç ruhsal olarak görünüyor: bu dünya O’na gerçek, devamlı bir dinlenme sağlayamazdı. Yapması gereken bir işi vardı ve o iş tamamlanmadan dinlenemezdi. Aynı şey izleyicileri için de geçerlidir; bu dünya onların dinlence yeri değildir ya da en azından olmaması gerekir!

8:21   İyi niyetli bir diğer öğrencisi de O’nu izlemek istedi, ama daha büyük bir isteği vardı: “Rab, izin ver de önce gidip babamı gömeyim.” Babasının zaten ölmüş olup olmamasının pek önemi yok. Temel sorun, sözcüklerin çelişkisinde ifade edilmiştir: “Rabönce ben…” Kendini, Mesih’in önüne koydu. Kişinin babasına uygun bir defin sağlaması çok doğaldır, ama böyle önemli bir hareket Kurtarıcı’nın çağrısının önüne konursa yanlış olur.

8:22   İsa ona şu yanıtı verdi: “Senin ilk görevin Beni izlemektir. Ruhsal olarak ölü olanlar fiziksel ölülerini kendileri gömsünler. Kurtulmamış bir kişi böyle bir işi yapabilir. Ama yalnızca senin yapabileceğin bir iş var; tüm yaşamını sonsuza kadar devam edene ver. Önemsiz şeylerle uğraşma.” Bu iki izleyicinin nasıl karşılık verdiklerini bilmiyoruz. Ama Mesih’i bırakarak, yeryüzünde kendileri için rahat bir yer hazırladıkları ve yaşamlarını ikincil şeyleri kucaklayarak geçirdiklerine dair güçlü bir ima var. Onları yargılamadan önce, İsa’nın bu bölümde açıkladığı öğrenciliğin iki koşulunda kendimizi sınamalıyız.

E. Doğanın Öğelerine Karşı Güç (8:23-27)

Celile gölü, büyük köpüklü dalgalarla kamçılanan ani ve şiddetli fırtınalarıyla dikkat çeker. Rüzgar Ürdün’ün kuzeyindeki vadiden, dar vadide hız kazanarak eser. Göle vurduğu zaman gemiciler için çok tehlikeli olur.

Bu durumda İsa batıdan doğu kısma geçmek için karşıya geçiyordu. Fırtına başladığında kayıkta uykuya dalmıştı. Çok korkan öğrenciler yardım etmesi için çılgınca yalvararak O’nu uyandırdılar. Doğru kişiye gitmeleri onların lehineydi ve Rab kıt imanlarından dolayı onları azarladıktan sonra, rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman olunca doğa öğelerinin bile itaat ettiği mütevazı Yolcularına hayret ettiler. Evrenin Yaratıcısı ve Devam Ettiricisinin o gün kayıkta olmasını ne kadar az kavrayabildiler!

Bütün öğrenciler er ya da geç fırtınalarla karşı karşıya kalırlar. Zaman zaman dalgalar bizi batıracakmış gibi görünür. İsa’nın bizimle aynı kayıkta olduğunu bilmek ne büyük bir teselli. “Okyanusun, yeryüzünün ve gökyüzünün Efendisinin olduğu kayığı hiçbir su yutamaz.” Yaşam fırtınalarını hiç kimse İsa gibi yatıştıramaz.

F. İsa, Cinli İki Adamı İyileştiriyor (8:28-34)

8:28   Celile gölünün doğu kıyısı Gadaralıların 3 memleketiydi. İsa oraya vardığında cine tutsak, alışılmamış derecede şiddetli iki durumla karşılaştı. Bu cine tutsak kişiler mezarlık mağaralarında yaşıyorlardı ve o kadar tehlikeliydiler ki, o yoldan kimse geçemiyordu.

8:29-31   İsa yaklaşırken cinler, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun? Buraya, zaman dolmadan bize işkence etmeye mi geldin?” diye bağırdılar. İsa’nın kim olduğunu ve sonunda onları yok edeceğini biliyorlardı. Bu açıdan onların teolojisi, bugünkü pek çok modern liberalinkinden daha doğruydu. İsa’nın onları insanlardan çıkaracağını sezince, uzakta otlayan büyük bir domuz sürüsüne gönderilmeleri için yalvardılar.

8:32   İşin tuhafı, İsa onlara istediklerini verdi. Ama niçin her şeye egemen olan Rab onların isteğine razı oldu? O’nun davranışını anlamak için iki faktörü anımsamalıyız. Birincisi, cinler bedenden ayrılınca bu durumlarından hoşnut olmazlar; insanların içinde, bu mümkün değilse de hayvanların ya da diğer canlıların içinde yaşamak isterler. İkincisi ise cinlerin amacının istisnasız yok etmek olmasıdır. Eğer İsa onları yalnızca cine tutsak kişilerden çıkarmış olsaydı, yöredeki kişiler için tehlikeli olabilirlerdi. Domuzların içine girmelerine izin vererek insanların içine girmelerini engelledi ve yok edici güçlerini hayvanlarda hapsetti. Rab tarafından tamamen yok edilmeleri için zaman henüz gelmemişti. Domuzlara girer girmez, domuzlar dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldular.

Bu olay, cinlerin esas amacının yok etmek olduğunu gösterir ve iki kişinin içinde yaşamış olan cinlerin sayısının iki bin domuzu mahvetmesinin korkutucu boyutunu vurgular (Mar.5:13).

8:33-34   Domuzları güdenler, olup bitenlerin haberiyle kaçıp kente gittiler. Sonuç ise endişelenen vatandaşların İsa’ya gelip bölgelerinden ayrılması için O’na yalvarmaları oldu. O andan itibaren İsa, domuzların gereksiz öldürülmeleri nedeniyle eleştirilir ve insana hayvandan daha çok değer verdiği için de gitmesi istenilir. Gadaralılar Yahudi olsalardı, domuz yetiştirmeleri yasaya aykırı olurdu. Yahudi olsalar da olmasalar da, domuz sürüsüne cinli iki adamın iyileştirilmesinden daha çok değer verdikleri için suçlanırlar.

 

Kutsal Kitap

1 İsa dağdan inince büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti.
2 Bu sırada cüzamlı* bir adam yaklaşıp, “Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin” diyerek O’nun ayaklarına kapandı.
3 İsa elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan temizlendi.
4 Sonra İsa adama, “Sakın kimseye bir şey söyleme!” dedi. “Git, kâhine* görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musa’nın buyurduğu sunuyu sun.”
5 İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Ya Rab” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.”
6 (SEE 8:5)
7 İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.
8 Ama yüzbaşı, “Ya Rab, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir.
9 Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir; köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.”
10 İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim.
11 Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar.
12 Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.”
13 Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi. Ve uşak o anda iyileşti.
14 İsa Petrus’un evine geldiğinde onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü.
15 Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye başladı.
16 Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi.
17 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Zayıflıklarımızı O kaldırdı, Hastalıklarımızı O üstlendi.”
18 İsa, çevresindeki kalabalığı görünce gölün karşı yakasına geçilmesini buyurdu.
19 O sırada din bilginlerinden* biri O’na yaklaşıp, “Öğretmenim” dedi, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim.”
20 İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun* başını yaslayacak bir yeri yok” dedi.
21 Başka bir öğrencisi İsa’ya, “Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi.
22 İsa ona, “Ardımdan gel” dedi. “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.”
23 İsa tekneye binince, ardından öğrencileri de bindi.
24 Gölde ansızın büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar teknenin üzerinden aşıyordu. İsa bu arada uyuyordu.
25 Öğrenciler gidip O’nu uyandırarak, “Ya Rab, kurtar bizi, yoksa öleceğiz!” dediler.
26 İsa, “Neden korkuyorsunuz, ey kıt imanlılar?” dedi. Sonra kalkıp rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman oldu.
27 Hepsi hayret içinde kaldı. “Bu nasıl bir adam ki, rüzgar da göl de O’nun sözünü dinliyor?” dediler.
28 İsa gölün karşı yakasında Gadaralılar’ın memleketine vardı. Orada O’nu mezarlık mağaralardan çıkan iki cinli karşıladı. Bunlar öyle tehlikeliydi ki, kimse o yoldan geçemiyordu.
29 İsa’ya, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun?” diye bağırdılar. “Buraya, vaktinden önce bize işkence etmek için mi geldin?”
30 Onlardan uzakta otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.
31 Cinler İsa’ya, “Bizi kovacaksan, şu domuz sürüsüne gönder” diye yalvardılar.
32 İsa onlara, “Gidin!” dedi. Cinler de adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. O anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.
33 Domuzları güdenler kaçıp kente gittiler. Cinli adamlarla ilgili haberler dahil, olup bitenlerin hepsini anlattılar.
34 Bunun üzerine bütün kent halkı İsa’yı karşılamaya çıktı. O’nu görünce bölgelerinden ayrılması için yalvardılar.

1. Kutsal Kitap’ta bahsedilen cüzamın belirli şekilleri, Hansen hastalığı olarak adlandırılan hastalıkla aynı değildir. Örneğin, Levililer’de bir eve ya da bir giysiye bulaşabilir.

2. Arno C. Gaebelein, The Gospel of Matthew, s.193

3. NU metni Gadareler der. Kentlerin ve bölgelerin adları bir şekilde üst üste gelebilir.