Matta 9

9
Matta Bölüm 9

G. Günahları Bağışlama Gücü (9:1-8)

9:1   Gadaralıların reddetmesinden dolayı Kurtarıcı, Celile Gölüne tekrar geçti ve Nasıralıların kendisini yok etmeye çalışmasından sonra (Luk.4:29-31) kendi kenti olan Kefernahum’a gitti. En büyük mucizelerinden bazılarını burada yaptı.

9:2   O’na şilte üzerinde bir felçliyi taşıyan dört kişi geldi. Markos’un anlatımı bize kalabalıktan dolayı onların damı delip açarak felçliyi aşağıya, İsa’nın olduğu yere indirdiklerini söyler (Mar.2:1-12). Onların imanını gören İsa felçliye, “Oğlum, cesur ol, günahların bağışlandı” dedi.

Onların imanını gördüğüne dikkat edin. İman, hastayı İsa’ya getirmek için dört kişiyi harekete geçirdi ve hastanın imanı iyileşme için İsa’ya ulaştı. Rabbimiz, ilk önce, günahlarının bağışlandığını söyleyerek bu imanı ödüllendirdi. Büyük Hekim, hastalığın belirtilerini tedaviden önce nedenini ortadan kaldırdı; önce daha büyük bir bereket verdi. Bu, Mesih’in bir kişiye kurtuluş vermeden iyileştirip iyileştirmediğinin sorulmasına yol açar.

9:3-5   Bazı din bilginleri, İsa’nın adama günahlarının bağışlandığını bildirirken duydular ve içlerinden O’nu küfretmekle suçladılar. Günahları bağışlayabilen yalnızca Tanrı olduğundan, O’nu kesinlikle Tanrı olarak kabul etmeyeceklerdi! Her şeyi bilen Rab İsa, onların düşüncelerini okudu, inançsız yüreklerindeki kötülükten dolayı onları azarladı ve sonra da onlara, “Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘kalk, yürü’ demek mi?” diye sordu. Aslında ikisini de söylemek kolay, ama hangisini yapmak daha kolay? İnsanî açıdan ikisi de olanaksızdır, ama birinci buyruğunun sonuçları görünemezken, ikincisinin etkileri hemen görülebilir.

9:6-7   Yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu din bilginlerine göstermek için (ki bu nedenle Tanrı olarak onurlandırılmalıdır), onlara görebilecekleri bir mucizeyi lütfetti. Felçliye dönerek, “Kalk, şilteni topla ve evine git! dedi.

9:8   Halk adamın şiltesini toplayıp yürüdüğünü görünce, korku ve şaşkınlık içinde kaldı. Apaçık belli olan doğaüstü bir olayın karşısında korktular. İnsanlara böylesine bir yetki veren Tanrı’yı yücelttiler. Ama mucizenin anlamını hiç kavrayamadılar. Felçlinin görünen iyileşmesi, görünmeyen mucize olan adamın günahlarının bağışlanmış olduğunu doğrulamak için planlanmıştı. Tanık oldukları bu olayda Tanrı’nın insanlara yetki verdiğini değil, Rab İsa Mesih’in Kişiliğinde Tanrı’nın varlığının aralarında bulunduğunu anlamış olmaları gerekirdi. Ama anlamadılar.

Din bilginlerine gelince, daha sonraki olaylardan onların inançsızlık ve nefrette daha da sertleşmiş olduklarını anlıyoruz.

Ğ. İsa Vergi Görevlisi Matta’yı Çağırıyor (9:9-13)

9:9   Kurtarıcı’nın etrafında oluşan gergin hava, Matta’nın çağrılışının basit ve mütevazı hikayesiyle kısa bir süre için de olsa azalır. Yahudiler, vergi görevlisi olarak ondan ve arkadaşlarından, sahtekârlıklarından, onlardan zorla aldıkları ezici vergiden ve en önemlisi İsrail’in üzerine egemenlik kuran Roma İmparatorluğunun çıkarlarına hizmet etmelerinden dolayı yoğun bir şekilde nefret ediyorlardı. İsa vergi toplama kulübesinden geçerken Matta’ya, “Ardımdan gel” dedi. Matta anında karşılık vererek kalkıp ardından gitti; geleneksel olarak namussuz sayılan işini bırakarak derhal İsa’nın öğrencisi oldu. Birinin dediği gibi, “Rahat bir işi kaybetti ama, bir gelecek buldu. İyi bir geliri kaybetti ama, şeref buldu. Rahat bir güvenceyi kaybetti ama, hiç hayal edemeyeceği bir macera buldu.” On iki öğrenciden biri olmak ve adını taşıyan Müjde’yi yazmayla onurlandırılmak, armağanlarının arasında en küçük olanı değildir.

9:10   Burada betimlenen yemeği İsa onuruna Matta düzenlemişti (Luk. 5:29). Bu, onun Mesih’i açıkça itiraf etme ve kurtarıcı ile arkadaşlığını tanıtma yoluydu. İster istemez konukları vergi görevlileri ve genellikle günahkâr olarak bilinen kişilerdi!

9:11   O günlerde yemek yemek için divana dayanılarak sofraya oturulurdu. Ferisiler, İsa’nın ayaktakımı kişilerle arkadaşlık ettiğini görünce öğrencilerine gidip O’nu “suç ortaklığıyla” suçladılar; gerçek bir peygamber kesinlikle günahkârlarla yemek yemezdi!

9:12   İsa söylenenleri işitince şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var.” Ferisiler kendilerini sağlıklı görüyorlardı ve İsa’ya gereksinimleri olduğunu itiraf etmede isteksizdiler. (Aslında ruhsal olarak aşırı derecede hastaydılar ve iyileşmeye gereksinimleri vardı). Oysa, vergi görevlileri ve günahkârlar gerçek durumlarını kabul etmede, Mesih’in kurtarma lütfunu aramada çok daha istekliydiler. Bu nedenle, suçlama doğruydu! İsa günahkârlarla yemek yedi. Ferisilerle yemiş olsaydı, suçlama yine de doğru olurdu, belki daha da çok! Eğer İsa bizimki gibi bir dünyada günahkârlarla yememiş olsaydı, her zaman yalnız yiyecekti. Ama günahkârlarla yemek yerken hiçbir zaman onların kötü yollarına paydaş olmadığını ya da onların tanıklıklarıyla uyuşmadığını hatırlamak önemlidir. Bu tür fırsatları, insanları gerçeğe ve kutsallığa çağırmak için kullandı.

9:13   Ferisilerin sorunu Yahudiliğin dini kurallarını çok dikkatle izlemelerine karşın, yüreklerinin sert, soğuk ve merhametsiz oluşuydu. Bunun için İsa onları Yehova’nın sözlerinin anlamını öğrenmeleri için yolladı: “Ben kurban değil, merhamet isterim” (Hoş.6:6). Kurban sistemini kuran Tanrı olmasına rağmen, dini kuralların iç (yürek) doğruluğunun yerine geçmesini istemedi. Tanrı dini kurallara göre tapınma taraftarı değildir ve tam Ferisilerin yaptığı gibi dini kuralların kişisel Tanrı inancından ayrılmasından memnun değildir. Kutsal Yasa’nın her harfine dikkat ettiler, ama ruhsal gereksinimi olanlara yardım etmek için yüreklerinde hiç şefkat yoktu. Yalnızca kendileri gibi kendini üstün gören kişilerle arkadaşlık ettiler.

Rab İsa tam tersine onları hedef alarak, “Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim” dedi. Tanrı’nın kurban kadar merhamet arzusunu da mükemmel bir şekilde yerine getirdi. Bir bakıma dünyada hiç doğru kişi yoktur, bu nedenle O insanları tövbe etmeye çağırmak için geldi. Buradaki düşünce, günahkâr olduklarını kabul edenler için O’nun çağrısının etkili olacağıdır. Ferisiler gibi kibirli, kendilerini üstün görenlere ve tövbe etmeyenlere iyileştirme veremez.

H. Oruçla İlgili Soru (9:14-17)

9:14   Vaftizci Yahya herhalde bu zamana kadar hapisteydi. Onun öğrencileri İsa’ya bir sorunla geldiler. Bizzat kendileri sık sık oruç tutuyorlardı, ama İsa’nın öğrencileri oruç tutmuyordu. Niçin oruç tutmuyorlardı?

9:15   İsa, bir örnekle yanıt verdi. O güveydi ve öğrencileri düğündeki davetlilerdi. Onlarla olduğu sürece yas tutmanın göstergesi olan oruç tutmak için bir neden yoktu. Ama onlardan alınacaktı, işte o zaman öğrencileri oruç tutacaktı. Ölümü ve gömülmesiyle onlardan alındı ve göğe çıktığından beri de bedence onlardan ayrıdır. İsa’nın sözleri oruç tutmayı buyurmaz, ama Güvey’in dönüşünü bekleyenler için uygun bir uygulama olarak da onaylar.

9:16   Yahya’nın öğrencilerinin sorduğu soru, yeni Lütuf Çağını bildirerek Yahya’nın bir dönemin sonunu işaret ettiğini ifade etmek için İsa’yı teşvik etti ve o iki çağın kurallarının birbirine karışamayacağını gösterdi. Yasayla lütfu karıştırmaya çalışmak, çekmemiş, yeni bir kumaş parçasını eski bir giysi üzerine yamamak gibi olur. Yıkandığı zaman yama çeker ve eski giysiden kopar. Yırtık eski halinden daha kötü olur. Gaebelein haklı olarak şikayet eder.

Lütuf ve İncil’i kabul ettiğini ileri süren fakat aynı zamanda Kutsal Yasa’nın gereklerini yerine getirip doğruluğa kendi çabasıyla ulaşabileceğine inanan Yahudi-Hıristiyanlık, Tanrı’nın gözünde, geçmişte ilahlara tapınan İsrail’in günahından daha iğrençtir. 1

9:17   Ya da bu karışım yeni şarabın eski tulumlara konması gibi olacaktı. Yeni şarabın mayalanması nedeniyle oluşan basınç, esnekliklerini kaybetmiş olan eski tutumları patlatacaktı. Müjde’nin yaşamı ve özgürlüğü, dini kuralların (ayine göre ibadet usulü) şarap tulumlarını yok eder. Hıristiyanlık çağının başlangıcı, kaçınılmaz olarak gerginlikle sonuçlanacaktı. Mesih’in getirdiği sevinç, Eski Antlaşma’nın şekilleri ve kuralları içinde yer alamazdı. Her şeyin tamamen yeni bir düzeni olmalı. Pettingill bunu şöyle açıklar:

Böylece Kral, öğrencilerini eskinin ve yeninin karıştırılmasına karşı uyarır, ama yine de Hıristiyanlık âleminin şimdiye kadar yapmış olduğu budur. Yahudilik kiliseler arasında her yere yamanıp uydurulmuştur ve eski giysinin adı da “Hıristiyanlık” olmuştur. Sonuç ise ne Yahudilik ne de Hıristiyanlık olan kafa karıştırıcı bir karmaşadır, ama yaşayan Tanrı’ya güven yerine, ölü işlerin yerini alan dini kurallardır. Karşılıksız kurtuluşun yeni şarabı dini kurallara dikkatle uyan şarap tulumlarına dökülmüştür ve sonuç ne? Tulumlar patlar ve mahvolur, şarap da dökülür, yaşam veren en değerli tasarı kaybolur. Yasa korkunçluğunu kaybetmiştir, çünkü lütufla karışmıştır ve lütuf, lütuf olarak güzelliğini ve karakterini kaybetmiştir, çünkü yasa işleriyle karışmıştır. 2

I. İyileştirilemeyeni İyileştirme ve Ölümden Diriltme Gücü (9:18-26)

9:18-19   İsa, dönemin değişimi üzerinde konuşurken üzüntüden çılgına dönmüş bir havra yöneticisi tarafından sözü kesilir. Kızı az önce ölmüştü. Rabbin önünde yere kapanarak gelip kızını yaşama döndürmesi için yalvardı. Böyle bir yöneticinin İsa’dan yardım istemesi enderdi; Yahudi önderlerinin çoğu böyle yaptıkları için arkadaşlarının kendilerini horlamasından korkacaklardı. İsa, öğrencileriyle yöneticinin evine doğru giderek onun imanını onurlandırdı.

9:20   Bir başka durdurulma! Bu seferki on iki yıldır kanaması olan bir kadındı. İsa bu tür durdurulmalardan hiç sıkılmadı; O her zaman istikrarlı, yanına yaklaşılabilen ve cana yakın bir kişiydi.

9:21-22   Tıp bilimi bu kadına yardım edememişti; aslında durumu kötüye gidiyordu (Mar.5:26). Sıkıntılı durumunda İsa’yla karşılaştı ya da etrafı kalabalıkla çevriliyken O’nu gördü. O’nun kendisini iyileştirebileceğine inanarak kalabalığın içinden geçti ve O’nun giysisinin eteğine dokundu. Gerçek iman hiçbir zaman O’nun gözünden kaçmaz. O döndü ve ona iyileştiğini bildirdi; kadın, on iki yıldan beri ilk kez o anda iyileşti.

9:23-24   Hikaye şimdi dikkati yine kızı ölen yöneticiye çekiyor. İsa eve vardığında profesyonel yas tutucular birinin dediği gibi “suni acıyla” feryat ediyorlardı. Ziyaretçilerin odadan çıkmasını buyurdu ve aynı zamanda kızın ölmediğini sadece uyuduğunu açıkladı. Kutsal Kitap öğrencilerinin çoğu, burada Rab’bin uykuyu ölümün mecazi anlamı olarak kullandığına inanır. Bazıları da kızın komada olduğuna inanır. Bu yorum, kız ölmüş olsa bile İsa’nın onu diriltebileceğini yadsımaz, ama kız ölmemişken İsa’nın onu dirilterek şeref kazanmaya çalışmayacak kadar dürüst olduğunu vurgular. Sir Robert Anderson bu görüşü savunur. Babanın ve diğerlerinin kızın ölmüş olduğunu söylediklerine, ama İsa’nın ölmemiş olduğunu söylediğine işaret eder.

9:25-26   Her halde Rab kızın elinden tuttu ve mucize gerçekleşti: ayağa kalktı. Mucize haberi o bölgede kısa bir zaman içinde yayıldı.

İ. Körlerin Gözlerini Açma Gücü (9:27-31)

9:27-28   İsa yöneticinin mahallesinden ayrılırken iki kör adam görmek için yalvararak O’nun ardından gittiler. Doğal görmeden yoksun olmalarına rağmen, hassas bir ruhsal görüşleri vardı. İsa’ya Davut Oğlu diye hitap ederek O’nu İsrail’in gerçek Kralı ve uzun süredir beklenen Mesih olarak tanıdılar. Ve Mesih geldiğinde, O’nun kanıtlarından birinin körlerin gözlerini açacağı olduğunu (Yşa.61:1) biliyorlardı. İsa, onlara imanın bunu yapabileceğine (gözlerini iyileştirebileceğine) inanıp inanmadıklarını sorarak sınadığı zaman, tereddüt etmeden “İnanıyoruz, ya Rab!” dediler.

9:29-30   O zaman Büyük Hekim onların gözlerine dokundu ve onlara inandıkları için göreceklerine dair söz verdi. O an onların gözleri tamamen normal oldu. İnsan “Görmek inanmaktır” der. Tanrı ise, “İnanmak görmektir” der. İsa, Marta’ya, “Ben sana, iman edersen göreceksin demedim mi?” dedi (Yu.11:40). İbraniler’in yazarı şöyle der: “İman sayesinde anlıyoruz ki…” (11:3). Elçi Yuhanna şunları yazdı: “Ben bunları iman eden sizlere… bilesiniz diye yazdım.” (1Yu.5:13). Tanrı, ilk önce mucize isteyenin iman şeklinden memnun kalmaz. O bizim, O’na sadece Tanrı olduğu için inanmamızı ister.

İsa niçin iyileşen adamları hiç kimseye bir şey anlatmamaları için kesin bir şekilde uyardı? 8:4’teki notlarımızda, O’nun kendisinin Kral olarak tahta geçirilmesi gibi zamanından önce bir hareketi isteklendirmeyi istemediğinin mümkün olduğunu yazmıştık. Halk henüz tövbe etmemişti; onlar yeniden doğmadan onların üzerinde hüküm süremezdi, hem de İsa yanlısı devrimci bir ayaklanma, Roma hükümetinin Yahudilere kötü bir karşılık vermesine neden olabilirdi. Bunun yanı sıra, Rab İsa’nın Kral olarak hüküm sürmesinden önce çarmıha gitmesi gerekiyordu; O’nun Golgota yolunu kapatan herhangi bir şey Tanrı’nın önceden kararlaştırdığı plana aykırı olurdu.

9:31   Görmelerinden dolayı coşkun bir minnettarlıkla, mucizevi iyileşmeleriyle ilgili haberi yaydılar. Onlara sempati duyabiliriz ve hatta coşkun tanıklıklarına hayran bile olabiliriz, ama acı gerçek şu ki, onlar akılsızca itaatsizlik ettiler ve herhalde ruhani olarak esinlenmiş ilgiden çok, yüzeysel bir merak yaratarak yarardan çok zarar verdiler. Minnettarlık bile itaatsizlik için geçerli bir bahane değildir.

J. Konuşma Yetisi Verme Gücü (9:32-34)

9:32   İsa ilk önce ölüye yaşam; sonra köre görme; şimdi de dilsize konuşma yetisi verdi. Buradaki mucizelerde ruhani bir sıra görülüyor: İlk önce yaşam, sonra anlayış ve daha sonra da tanıklık.

Kötü bir ruh, bu adamı dilsizlikle yaralamıştı. Birisi bu cinli adamla yeteri kadar ilgilenip onu İsa’ya getirdi. Tanrı, başkalarını İsa’ya getirmede aracılığı olan isimsiz soylu kişileri kutsasın!

9:33   Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Doğal olarak kazandığı konuşma gücünü kendisini sevecen bir biçimde iyileştirene tapınarak ve O’nun için tanıklık ederek kullandığını kafamızda canlandırabiliriz. Sıradan kişiler, İsrail’in benzeri görülmemiş mucizelere tanıklık ettiğini kabul ettiler.

9:34   Ferisiler ise İsa’nın cinleri, cinlerin reisinin gücüyle kovduğunu söylüyorlardı. İsa’nın daha sonra bağışlanamaz günah olarak adlandırdığı işte budur (12:32). O’nun, Kutsal Ruh’un gücüyle yaptığı mucizeleri Şeytan’ın gücüne atfetmek Kutsal Ruh’a küfretmekti. Diğerleri İsa’nın iyileştiren dokunuşuyla bereketlenirken, Ferisiler ruhsal olarak ölü, kör ve dilsiz kaldılar.

VI. KRAL-MESİH’İN ÖĞRENCİLERİNİN İSRAİL’E YAYILMASI (9:35-10:42)

A. Ürün İşçilerine Olan Gereksinim (9:35-38)

9:35   Bu ayet üçüncü Celile Seferi olarak bilinen olayla başlar. İsa tüm kentleri ve köyleri Göksel Egemenliğin müjdesini, yani İsrail’in Kralı olduğunu ve halk tövbe edip O’nu kabul ettiğinde, onların üzerinde hüküm süreceğini duyurarak dolaştı. Bu defa da İsrail’e hilesiz bir egemenlik teklifi yapıldı. İsrail karşılık vermiş olsaydı ne olurdu? Kutsal Kitap bu soruyu yanıtlamıyor. Bütün çağlarda, Tanrı’nın günahkârları aklayabileceği doğru bir temelin sağlanması için Mesih’in yine de ölmesi gerektiğini biliyoruz.

Mesih ders verirken ve vaaz ederken her çeşit hastalığı iyileştiriyordu. Mucizeler, Mesih’in İlk Gelişinin lütfunu belirlediği gibi, O’nun İkinci Gelişinin büyük yüceliği ve gücünü de gösterecek (İbr.6:5 – “gelecek çağın kudretleri”).

9:36   İsa, şaşkın ve perişan görünen İsrailli kalabalığa bakarken onları çobansız koyunlar gibi gördü. Şefkatli yüreği onlara acıdı. Keşke kaybolanların ve ölenlerin ruhsal yardımına koşmayı arzulamayı daha çok öğrenebilsek. Devamlı şu şekilde dua etmeye gereksinimimiz var:

Kalabalıklara Kurtarıcım İsa gibi bakabileyim,

Gözlerim yaşarıp bulanıklaşıncaya kadar;

Kaybolan koyunları acıyarak düşünebileyim,

Ve onları O’nu sevdiğimden dolayı sevebileyim.

9:37   Ruhsal ürünün büyük işinin yapılması gerekliydi, ama işçi azdı. Sorun bugüne kadar devam etmektedir; gereksinim her zaman iş gücünden daha büyüktür.

9:38   Rab İsa, öğrencilerine ürünün sahibi Rab’be ürününü kaldıracak işçiler göndermesi için yalvarmalarını söyledi. Burada gereksinimin çağrıyı oluşturmadığına dikkat edin. İşçiler gönderilinceye kadar gitmemelidir.

Mesih, Tanrı’nın oğlu beni
Karanlıklar diyarına gönderdi;
Benimki delinmiş ellerin
Yüce atamasıydı.
Gerhard Tersteegen

İsa, ürünün sahibi olan Rab’bin kimliğini açıklamadı. Bazıları bunun Kutsal Ruh olduğunu düşünür. 10:5 ayetinde, İsa öğrencilerini bizzat kendisi gönderir, öyleyse dünyadaki müjde yayımında dua etmemiz gereken Kişi O’dur.

 

Kutsal Kitap

1 İsa tekneye binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti.
2 Kendisine, yatak üzerinde felçli bir adam getirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Cesur ol, oğlum, günahların bağışlandı” dedi.
3 Bunun üzerine bazı din bilginleri içlerinden, “Bu adam Tanrı’ya küfrediyor!” dediler.
4 Onların ne düşündüklerini bilen İsa dedi ki, “Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz?
5 Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi?
6 Ne var ki, İnsanoğlu’nun* yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahipolduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Kalk, yatağını topla, evine git!” dedi.
7 Adam da kalkıp evine gitti.
8 Halk bunu görünce korkuya kapıldı. İnsana böyle bir yetki veren Tanrı’yı yücelttiler.
9 İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, “Ardımdan gel” dedi. Adam da kalkıp İsa’nın ardından gitti.
10 Sonra İsa, Matta’nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisiyle* günahkâr gelip O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu.
11 Bunu gören Ferisiler, İsa’nın öğrencilerine, “Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular.
12 İsa bunu duyunca şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var.
13 Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.”
14 Bu arada Yahya’nın öğrencileri gelip İsa’ya, “Neden biz ve Ferisiler oruç tutuyoruz da senin öğrencilerin tutmuyor?” diye sordular.
15 İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey aralarındayken, davetliler yas tutar mı? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, o zaman oruç tutacaklar.
16 Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Çünkü yeni kumaş çeker, giysiden kopar, yırtık daha beter olur.
17 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara konur, böylece her ikisi de korunmuş olur.”
18 İsa onlara bu sözleri söylerken bir havra yöneticisi gelip O’nun önünde yere kapanarak, “Kızım az önce öldü. Ama sen gelip elini onun üzerine koyarsan, dirilecek” dedi.
19 İsa kalkıp öğrencileriyle birlikte adamın ardından gitti.
20 Tam o sırada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın İsa’nın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu.
21 İçinden, “Giysisine bir dokunsam kurtulurum” diyordu.
22 İsa arkasına dönüp onu görünce, “Cesur ol, kızım! İmanın seni kurtardı” dedi. Ve kadın o anda iyileşti.
23 İsa, yöneticinin evine varıp kaval çalanlarla gürültülü kalabalığı görünce, “Çekilin!” dedi. “Kız ölmedi, uyuyor.” Onlar ise kendisiyle alay ettiler.
24 (SEE 9:23)
25 Kalabalık dışarı çıkarılınca İsa içeri girip kızın elini tuttu, kız ayağa kalktı.
26 Bu haber bütün bölgeye yayıldı.
27 İsa oradan ayrılırken iki kör, “Ey Davut Oğlu, halimize acı!” diye feryat ederek O’nun ardından gittiler.
28 İsa eve girince körler yanına geldi. Onlara, “İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?” diye sordu. Körler, “İnanıyoruz, ya Rab!” dediler.
29 Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, “İmanınıza göre olsun” dedi.
30 Ve adamların gözleri açıldı İsa, “Sakın kimse bunu bilmesin” diyerek onları sıkı sıkı uyardı.
31 Onlar ise çıkıp İsa’yla ilgili haberi bütün bölgeye yaydılar.
32 Adamlar çıkarken İsa’ya dilsiz bir cinli getirdiler.
33 Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, “İsrail’de böylesi hiç görülmemiştir” diyordu.
34 Ferisiler ise, “Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor” diyorlardı.
35 İsa bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu.
36 Kalabalıkları görünce onlara acıdı. Çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar.
37 O zaman İsa öğrencilerine, “Ürün bol, ama işçi az” dedi,
38 “Bu nedenle ürünün sahibi Rab’be yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin.”

Scripture

1. Gaebelein, Matthew, s.193.

2. W.L. Pettingill, Simple Studies in Matthew s.111-112.