Mezmurlar 103

103. Mezmur: Hamt Etmeye Çağrı

103:1   Mezmurları bu kadar çok sevmemizin nedenlerinden biri de, bazen duygularımızı ifade edecek sözcükleri bulamadığımızda, mezmurlardaki ifadeleri kullanabilmemizdir. Bu gerçek, özellikle 103. Mezmur için geçerlidir. Görkemli hamt edişlerde, en derin şükran duygularımızın aynası olan duyarlılığı buluruz. Gönlümüzü ya da canımızı Rab’bi övmeye çağırırız (Gönlümüz sözcüğüyle anlatılmak istenen, bütün varlığımızdır). Ruh, can ve beden, RAB’bin kutsal adını övmek için sıraya girerler.

103:2   Tapınmaya çağrı ikinci kez duyulur. Bu kez bize sağladığı bütün iyilikleri unutmamamız önemle hatırlatılmaktadır. Hatırlatılmasına ihtiyaç duyarız, çünkü sık sık unuturuz. Sağlığımız ve diğer birçok nedenden dolayı O’na hamt etmeyi unuturuz. Bu iyilikleri, değerlerini takdir edemeden hakkımız gibi kabul ederiz.

103:3   Ama her şeyin ötesinde, bütün suçlarımızı bağışladığı için O’na teşekkür etmeliyiz. Günahlarımız bizi kana boyamış bile olsa, Tanrı’nın bizi kardan beyaz hale getiren yüce lütfu, sözle anlatılamaz bir mucizedir. Mezar taşı için tek bir sözcük seçmiş olan kişinin duygularını anlayabiliyorum: BAĞIŞLANMIŞ. Aynı şekilde, “Rab İsa bütün günahlarımı bağışladı ve bu bağışlamanın asla sonu gelmeyecek” sözlerini söyleyen İrlandalı bir imanlıyla da aynı duyguları paylaşmaktayım. Mesih’in değerli kanı sayesinde günahlarımızın sonsuza kadar kaldırıldığını biliyoruz, ancak bu gerçeği kabul etmek kolay değil. Hatırlanması gereken ikinci yarar, bizi bütün hastalıklarımızdan iyileştirmiş olmasıdır. Bunun ortaya çıkaracağı sorunla karşılaşmadan önce, şifanın bağışlanmadan sonra geldiğine dikkat edelim. Fiziksel olan ruhsal olanla çok yakın bir ilişki içindedir. Her ne kadar bütün hastalıklar bir günahın doğrudan sonucu değilse de, bazı günahlar bu konuda etkileyici olabilir. Eğer hastalık ve günah arasında ilişki mevcutsa, bağışlanma şifadan önce gelmelidir.

Ancak sorun açıkça ortadadır. Ayette, “Bütün hastalıklarını iyileştiren” diye yazar. Deneyimlerimiz sonucunda bütün hastalıkların şifa bulmadığını, hepimizin er ya da geç (Rab bu arada gelmezse) öleceğini biliriz. O zaman bu ayetin anlamı ne olabilir? Yanıtı ararken aşağıdaki gözlemlerde bulunacağız.

Birincisi, şifa Tanrı’dan gelir. Hastalanmış ve sonra iyileşmişseniz, bu iyileşme için Tanrı’ya teşekkür edebilirsiniz. Çünkü şifanın kaynağı O’dur. Tanrı’nın Eski Antlaşma’daki adlarından biri Yahve Rafa’dır – Şifa veren RAB. Gerçek şifa Rab’den gelir.

İkincisi, Rab her türlü hastalığı iyileştirebilir. O’nun için tedavisi imkansız bir hastalık yoktur.

Üçüncüsü, Rab doğal araçlarla zaman içinde ya da mucizevi olarak hemen iyileştirebilir. O’nun iyileştirme gücünü hiçbir şey sınırlayamaz.

Dördüncüsü, Rab yeryüzünde bedendeyken, O’na getirilen her hastayı iyileştirmiştir (Mat.8:16).

Beşincisi, bin yıllık dönem esnasında bütün hastalıkları iyileştirecektir (Yşa. 33:24; Yer.30:17). Şifa bulamayacak olanlar, O’na isyan edenlerdir (Yşa.65:20b).

Ancak ayetin başka hangi anlamı olursa olsun, bu imanlının her hastalık için şifa alacağı anlamına gelmeyebilir. Çünkü mezmurun diğer ayetlerinde bize yaşamın kısalığı ve kesinlikle son bulacağı hatırlatılır (Bk. 15, 16. ayetler). Benim bu ayetten anladığım, bir imanlı iyileştiğinde, bu Tanrı’nın bir merhametidir; şifa kabul edilmeli ve Şifa Veren olarak kendisine teşekkür edilmelidir.

103:4   Rab yalnızca hastalıkları iyileştirmekle kalmaz, yaşamlarımızı ölüm çukurundan ya da yıkımdan kurtarır. Bu elbette bizi cehennemden kurtardığı anlamına uyarlanabilir. Ancak ben buradaki anlamın bizi sürekli olarak tehlikelerden, kazalardan, trajedilerden koruduğu olduğunu düşünüyorum. Yalnızca cennete gittiğimizde, Tanrımız’ın bizi zamansız ölümden kişisel müdahaleleriyle ne kadar sık korumuş olduğunu fark edebileceğiz.

Dördüncü iyilik, bize sevgi ve sevecenlik tacı giydirmesidir. Bir zamanlar sevgisiz ve suçlu olanlar için bu eşsiz bir taçtır. Sonsuz bir sevgiyle seviliyoruz ve bu sevgi her gün O’nun merhametiyle üzerimize dökülmektedir.

103:5   Yaşadığımız sürece bizi iyilikleriyle doyuran da O’dur. Buradaki İbranice sözcüğün anlamı tam olarak bilinmemektedir. Birebir çevirisi, “Süsünü (ziynetini) iyi şeylerle doyurur” anlamındadır. Bu ifade “yaşam boyu” ya da “yaşadığın sürece” ifadelerinin karşılığıdır. Anlamı tam olarak hangi sözcüğün verdiğini bilemesek de, gerçek, Rab’bin özlem duyan yüreği doyurduğu ve doğru yolda yürüyenlerden hiçbir iyiliği esirgemediğidir.

Bu beş iyiliğin –bağışlama, şifa, koruma, taçlandırma ve doyum– sonucu gençliğimiz bir kartalınki gibi tazelenir. Hastalık ve sıkıntı bedeni etkileyebilir, ama ruha dokunamaz.

“Dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor” (2Ko.4:16). Bedenimizin sonsuza kadar genç kalmasını sağlayacak bir yöntem yoktur, ama ruhun gücü giderek artabilir.

RAB’be umut bağlayanlarsa taze güce kavuşur,

Kanat açıp yükselirler kartallar gibi.

Koşar ama zayıf düşmez,

Yürür ama yorulmazlar (Yşa.40:31).

Kartal, uzun yaşamı ve üstün gücüyle ünlüdür. Yaşamı sürekli canlılığa ve yenilenen gençliğe sahip değildir; yaşlandığında kartal da ölür. Ama mezmur yazarının söylediği, Tanrı’da kalan kişinin sürekli yenilenmenin tadına varacağı ve giderek bir kartal gibi yükselerek göklerde süzüleceğidir.

103:6   Rab’bin merhameti ve sevgisi, İbrani halkına olan davranışlarında sergilenir; özellikle onları Mısır’dan çıkartmakla bunu kanıtlamıştır. Bu, bütün zulüm görenleri haklı çıkartacağının ve adaleti sağlayacağının bir işaretidir.

103:7,8   Mısır’dan vaat edilen ülkeye yapılan göçte, Tanrı Musa’ya yollarını ve İsrail halkına yapacağı işleri açıklamıştır. Musa’yla çok yakından konuşmuş ve onunla planlarını, amaçlarını paylaşmıştır. İsrail halkı bu planların uygulanması gerçeğine tanık olmuştur. Tanrı’nın yolları ve işleri arasındaki fark, O’nun yollarının açıklamayla, işlerinin ise gözlemleyerek öğrenildiğidir.

Tanrı, halkıyla ilgilenirken onlara merhametini ve lütfunu göstermiştir. Kılavuzluk etmiş, korumuş ve yolda attıkları her adımda onlara gerekli her şeyi sağlamıştır. Halkı dik kafalıdır, şikayet eder, başkaldırır ve söz dinlemez. Ama yine de O, öfkesi alevlenmeden önce, büyük sabırla merhamet gösterir. Merhametine nankörlükle karşılık verilmesine rağmen, merhameti tükenmez.

Sevgili Rab, hiçbir şey hak etmedim,
Ama sen, yine de harika sevgini üzerime döküyorsun.
Çoğu zaman düşsem ve isteğini yerine getirmesem de,
Senin zorlayan, lütufkâr sevgin hep içimde kalır.
— Yazarı bilinmiyor

103:9,10   Tanrı’nın, çocuklarını azarlama zamanı da gelir, ama o zaman bile bu davranışı uzun sürmez. Yargı O’nun işidir. Tanrı’nın merhameti boldur. Eğer hak ettiğimizi verseydi, mutlaka cehenneme gitmemiz gerekirdi. Ama Tanrı’nın merhameti, bize hak ettiğimizi vermeyişiyle sergilenir. Günahlarımızın cezası çarmıhta bir başkası tarafından ödenmiştir. Kurtarıcı’ya güvendiğimizde, Tanrı adil bir biçimde bizi bağışlar. Daha sonrası için de bir tehlike olamaz; Mesih borcumuzu ilk ve son kez ödemiştir, bu nedenle bizden borç ödememiz asla istenmeyecektir.

103:11,12   Tanrı’nın bu harikulade kurtarış planını sağlayışındaki sevgisi ölçüsüzdür. İnsanın hayal gücü bunu anlama konusunda yetersizdir. Eğer gökler ve yeryüzü arasındaki uzaklığı ölçebilseydik, belki o zaman O’nun sevgisinin büyüklüğü hakkında az da olsa bir fikir sahibi olabilirdik. Ama bunu yapamayız, içinde yaşadığımız evrenin büyüklüğünü bile bilemeyiz. Bu arada, sonsuz uzaklıktan söz ederken, isyanlarımızı bizden, doğu batıdan ne kadar uzaksa o kadar uzaklaştırdığından söz etmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Nasıl doğu ve batı asla birleşmezse, aynı şekilde imanlı ve günahları asla bir araya gelmeyecektir. Bu günahlar bir sevgi mucizesi aracılığıyla, Tanrı’nın gözünden sonsuza kadar kaldırılmışlardır.

103:13,14   Biri, “İnsanın zayıflığı Tanrı’nın merhametini gerektirir” demiştir. Bir baba, nasıl küçük çocuğu kendisini aşan yüklerle mücadele ettiğinde onu sevecen bir anlayışla izlerse, aynı şekilde Rab de zayıflıklarımızda bize merhametle bakar. Ne olduğumuzu –toprak olduğumuzu– bilir; çok zayıf ve çaresiz olduğumuzun farkındadır. Bizler genellikle toprak olduğumuzu unuturuz, ama Tanrı hatırlar. Bunu unutmak, kibir, özgüven, bağımsızlık ve bunalımlara neden olur.

103:15,16   İnsan yalnızca toprak değildir, aynı zamanda kısa sürede toprağa geri döner. “Topraktan alındın, toprağa döneceksin” ifadesi ilk buyruktur ve gerçekleşmesine karşı konulamaz. İnsanlar doğar, sonra tarladaki çiçek gibi serpilir, rüzgar esince de yok olur gider, bulunduğu yer onu tanımaz.

103:17,18   Bununla Tanrı’nın merhameti arasında çok canlı bir zıtlık bulunur. Tanrı’nın merhameti kendisinden korkanlar için sonsuza dek sürer, sınırsızdır. O’nun adaleti kuşaklar boyu devam eder. Bunu bilmek bizi avutur. Hıristiyan anne babalar sık sık çocukları ve giderek tırmanan kötülük dünyasında büyüyen torunları için kaygılanırlar. Ama çocuklarımızı, sevgisi sınırsız ve adaleti yalnız bizim için değil, bizden sonraki çocuklarımız için de yeterli olan RAB’be emanet edebiliriz. Elbette vaatlere eklenmiş bir koşul bulunmaktadır. Bu vaatler, O’nun antlaşmasına sadık kalanlar ve buyruklarını hatırlayanlar için geçerlidir. Böyle olması da akla uygundur.

103:19-22   Rab Kral’dır. Tahtı göklerdedir ve yetkisi evrenseldir. Bu nedenle her şey ve herkes tarafından övülmesi doğrudur; Davut, yaratılışın büyük korosunu güçlü bir tapınma uyumu içinde yönetmek üzere evrenin kürsüsüne çıkar. Önce kudretli ve söz dinleyen meleklere, şükran ve sevinç ilahisini başlatmalarını ister. Sonra RAB’be hizmet eden yaratıkların uyumlu bir övgüyle tapınmasını ister. Sonra da Tanrı’nın yapıtı olan her şeyi bu görkemli kutlamaya katılmaya davet eder. Bu büyük haleluya korosu Tanrı’nın Egemenliği’nde çınlarken, kendisi koroyu yönetir ve Rab’bi över. Biri, Davut’un burada şöyle söylediğini hayal etmiştir:

“Yaratılışın övgüleri ortasında sesim sana övgü ezgileri söylesin!”

 

Kutsal Kitap

1 RABbe övgüler sun, ey gönlüm!
Onun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım!
2 RABbe övgüler sun, ey canım!
İyiliklerinin hiçbirini unutma!
3 Bütün suçlarını bağışlayan,
Bütün hastalıklarını iyileştiren,
4 Canını ölüm çukurundan kurtaran,
Sana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren,
5 Yaşam boyu seni iyiliklerle doyuran Odur,
Bu nedenle gençliğin kartalınki gibi tazelenir.
6 RAB bütün düşkünlere
Hak ve adalet sağlar.
7 Kendi yöntemlerini Musaya,
İşlerini İsraillilere açıkladı.
8 RAB sevecen ve lütfedendir,
Tez öfkelenmez, sevgisi engindir.
9 Sürekli suçlamaz,
Öfkesini sonsuza dek sürdürmez.
10 Bize günahlarımıza göre davranmaz,
Suçlarımızın karşılığını vermez.
11 Çünkü gökler yeryüzünden ne kadar yüksekse,
Kendisinden korkanlara karşı sevgisi de o kadar büyüktür.
12 Doğu batıdan ne kadar uzaksa,
O kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı.
13 Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa,
RAB de kendisinden korkanlara öyle sevecen davranır.
14 Çünkü mayamızı bilir,
Toprak olduğumuzu anımsar.
15 İnsana gelince, ota benzer ömrü,
Kır çiçeği gibi serpilir;
16 Rüzgar üzerine esince yok olur gider,
Bulunduğu yer onu tanımaz.
17-18 Ama RAB kendisinden korkanları sonsuza dek sever,
Antlaşmasına uyan
Ve buyruklarına uymayı anımsayan soylarına adil davranır.
19 RAB tahtını göklere kurmuştur,
Onun egemenliği her yeri kapsar.
20 RABbe övgüler sunun, ey sizler, Onun melekleri,
Onun sözünü dinleyen,
Söylediklerini yerine getiren güç sahipleri!
21 RABbe övgüler sunun, ey sizler,
Onun bütün göksel orduları,
İsteğini yerine getiren kulları!
22 RAB’be övgüler sunun,
Ey O’nun egemen olduğu yerlerdeki bütün yaratıklar!
RAB’be övgüler sun, ey gönlüm!