Mezmurlar 48

48. Mezmur: Ne Gördüler?

Yabancı bir istilacı Yeruşalim’in kapılarına kadar gelmişti. İçerideki insanlar uzun bir kuşatmanın acılarını beklemekteydiler. İnsan gözüyle durum umutsuzdu. Sonra Rab bir mucize yaptı. Düşman kendisini korkunç bir paniğe sevk eden bir şey gördü. Dehşet içinde geri çekildiler. Yeruşalim yıkımdan korundu ve Tanrı’ya övgüler yükseltildi. 48. Mezmur, o anın coşkusuyla kaleme alınmıştır.

48:1,2   RAB sözle anlatılamayacak kadar büyüktür. Gücüne, bilgisine, görkemine ve lütfuna insan aklı erişemez. Sevgisi, merhameti ve şefkati engindir. Bilgelikte ve bilgide büyüktür. Yargıları ve yolları anlaşılmazdır.

Büyüklüğü nedeniyle de övgüye layıktır. Büyük Yaratan, yüce Sağlayan, büyük Peygamber, büyük Başkâhin, kralların Kralı, büyük Kurtarıcı ve halkının Kalesi olarak övülmeye layıktır. Bu mezmurda, Kurtarıcı ve kentinin koruyucusu olarak gösterilir.

İnsanlar Tanrı’dan ve O’nun kentinden bir arada söz ederler. Tapınağın iç bölümünde konut kurmuş Tanrı’yı ve kenti birbirinden ayırmazlar. Onlar için Yeruşalim dünyadaki en güzel şehirdir, Tanrı’nın kutsal dağının doruğunda kurulmuştur. Yüceltildiğinde bir taç üzerindeki değerli bir taş kadar güzeldir.

Bazen Siyon Dağı olarak bilinen Yeruşalim, “Kuzeyde” ya da “Kuzeyin kenarlarında” olarak tanımlanır. Hem Knox hem de Gelineau, bu deyimi “yeryüzünün gerçek kutbu” olarak çevirirler. Tanrı’nın eski halkının gözünde Yeruşalim böyledir; sanki bir manyetik çekim merkezi gibidir. Bütün dünyanın dini, politik başkenti olarak bütün insanların geldiği bir yerdir. Aynı zamanda büyük Kral’ın kentidir. Krallar Kralı olarak egemenlik sürmek üzere yeryüzüne döndüğünde, Rab İsa Mesih’in gelecekteki başkentidir.

48:3   Kentin duvarları içinde, Tanrı güvenilir bir Koruyucu olduğunu kanıtlamıştır. Herkes, yıkıma uğrayacağından kuşku duyulmayan kenti, O’nun nasıl mucizevi bir şekilde kurtarmış olduğunu bilir. Olay şöyle gerçekleşmiştir:

48:4   Düşman güçleri bölüklerini şehrin dışına yığdılar. Büyük bir ordu saldırı için hazırlık konumuna geçti. Kentin, silahlı ve böylesine büyük bir güç karşısında dayanması için, askeri yönden umut yok denecek kadar azdı.

48:5   Saldıranlar sonra kendilerini şaşkına düşüren bir şey gördüler. Gördükleri neydi?

Bu, metinde belirtildiği gibi Yeruşalim miydi? Böylesine küçük bir kentin yalnızca görünüşüyle profesyonel askerleri paniğe uğratması imkansız gibi görünüyor.

Belki de kendileri ve görünmeyen dünya arasında bir perde çekilmişti ve şehri korumak üzere hazır duran melekler ordusunu görmüşlerdi. Ya da gördükleri, dağları dolduran atlar ve savaş arabaları mıydı? (2Kr.6:17’e bk.). Ya da RAB’bin Meleği’ni mi gördüler – Rab İsa Mesih’in beden almadan önceki görünümlerinden biri… (Yşa.37:36).

48:6,7   Açıkçası tam olarak bilmiyoruz. Ama ne olursa olsun, görüntü öylesine dehşet vericiydi ki, yiğit askerlerin cesareti kırılmıştı. Gördükleri onları paniğe uğratmıştı. Ordugahlarında kargaşa çıktı. Aceleyle titreyerek geri çekildiler. Sıkıntıları doğum yapmak üzere olan bir kadının sancılarına benzetilebilirdi. Düşman istilacıların arasındaki karmaşa ve düzensizlik, kasırganın vurduğu okyanusun dağılıp yok olmasına benziyordu.

48:8   Kentin içindeki insanlar şimdi sevinçten deliye dönmüşlerdi. Kaçınılması imkansız bir felaketle sonuçlanacak durumları mucizevi bir zafere dönüştürülmüştü. Geçmişte daima Tanrı’nın, Yeruşalim’in temellerini atan Savunucuları olduğunu işitmişlerdi. Bu gerçeği şimdi kendi gözleriyle görüyorlardı. “Bize önceden söylenenler kanıtlandı – Tanrı kenti sonsuza kadar korur” (Knox).

48:9-11   Böylece yürekten Tanrı’yı övmeye başladılar. Şükran sunularıyla tapınağa giderken Rab’bin değişmeyen sevgisi üzerinde derin derin düşünmek için birçok nedenleri vardı. Sağ eli zaferle dolu olan Tanrı’nın adı gibi övgüsünü de dünyanın dört bir bucağına duyurdular. Yeruşalim’i kutlamaya ve Yahuda’nın beldelerini sevinçli olmaya çağırdılar.

48:12-14   Artık kentin etrafında yürüyerek bir zafer turu atarlar. Birbirlerini kuleleri saymak (her biri hâlâ yerindedir), surlarına dikkatle bakmak (hepsi de eksiksizdir) ve terk edilmiş olan saraylar (düşman gelmeden önceki zarar görmemiş durumlarıyla) arasında yürümek için teşvik ederler. Çocukları ve torunlarıyla paylaşacakları harika bir öyküleri vardır: Tanrı Yeruşalim’i en küçük bir zarardan dahi korumuştur! Bunu yapan Tanrı’nın “sonsuza dek kendi Tanrıları olacağını ve hep yol göstereceğini” yeni kuşağa öğreteceklerdir.

14’üncü ayetin farklı bir ifadesi için biri güzel bir öneride bulunmuştur:

Tanrı sonsuzluklar boyunca bizim Tanrımız’dır. O, ölümde ve ölümün ötesinde bizim rehberimiz olacaktır.

 

Kutsal Kitap

1 RAB büyüktür ve yalnız O övülmeye değer
Tanrımızın kentinde, kutsal dağında.
2 Yükselir zarafetle,
Bütün yeryüzünün sevinci Siyon Dağı,
Safonunfş doruğu, ulu Kralın kenti.
3 Tanrı onun kalelerinde
Sağlam kule olarak gösterdi kendini.
4 Krallar toplandı,
Birlikte Siyonun üzerine yürüdüler.
5 Ama onu görünce şaşkına döndüler,
Dehşete düşüp kaçtılar.
6 Doğum sancısı tutan kadın gibi,
Bir titreme aldı onları orada.
7 Doğu rüzgarının parçaladığı ticaret gemileri gibi
Yok ettin onları.
8 Her Şeye Egemen RABbin kentinde,
Tanrımızın kentinde,
Nasıl duyduksa, öyle gördük.
Tanrı onu sonsuza dek güvenlik içinde tutacak. |iSela
9 Ey Tanrı, tapınağında,
Ne kadar vefalı olduğunu düşünüyoruz.
10 Adın gibi, ey Tanrı, övgün de
Dünyanın dört bucağına varıyor.
Sağ elin zafer dolu.
11 Sevinsin Siyon Dağı,
Coşsun Yahuda beldeleri
Senin yargılarınla!
12 Siyonun çevresini gezip dolanın,
Kulelerini sayın,
13 Surlarına dikkatle bakın,
Kalelerini yoklayın ki,
Gelecek kuşağa anlatasınız:
14 Bu Tanrı sonsuza dek bizim Tanrımız olacak,
Bize hep yol gösterecektir.