Mısır’dan Çıkış 19

IX. YASANIN VERİLİŞİ (19-24. Bölümler)

A. Açıklama İçin Hazırlık (19. Bölüm)

19:1-9   İsrailoğulları Sina Dağı’na vardılar. Mısır’dan Çıkış Kitabı’nın devamı, Levililer Kitabı’nın tamamı ve Çölde Sayım Kitabı’nın ilk dokuz bölümü burada gerçekleşen olayları kaydetmiştir.

Adem’den bu zamana kadar Tanrı doğrudan bir yasa vermemişti. Rab halkıyla lütuf aracılığıyla ilgilenmişti. Şimdi kendilerine koşullu bir yasa antlaşması sunuyordu: Sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz… Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. Halk itaat ederse Tanrı bereketleyecekti. Günahlılıklarını ve çaresizliklerini fark etmeyen halk, düşünmeden kabul etti. D. L. Moody şu yorumu yapar:

“Rab’bin söylediği her şeyi yapacağız.” Cesaret ve özgüven dolu bir ifade! Altın buzağı, kırılan yasa levhaları, ihmal edilen buyruklar, taşlanan haberciler, reddedilen ve çarmıha gerilen Mesih, insanoğlunun sözünü yerine getirmediğinin kesin kanıtlarıdırlar. 1

TANRI’NIN YÖNETİM DÜZENLERİ ÜZERİNE ARASÖZ

Burada Tanrı’nın, insanoğluna, özellikle seçilmiş halkı olan İsrail’e karşı tutumunun öyküsünde önemli bir kesinti görülür. Tanrı’nın insanla olan ilişkisindeki değişim, yönetimindeki değişikliği de belirtir.

Augustine bir kez şöyle demişti: “Çağları ayırt edebilirseniz, Kutsal Yazılar arasındaki uyumu yakalarsınız.” Tanrı, insanlık tarihini çağlara ayırmıştır: “Aracılığıyla çağları yarattı” (İbr.1:2, İngilizce RV çevirisi). Bu çağlar uzun ya da kısa olabilir. Onları birbirinden ayıran, aralarındaki zaman değil, Tanrı’nın o çağlarda insanoğluyla olan ilişki düzenidir.

Tanrı’nın kendisi asla değişmez, ama yöntemleri değişir. Farklı zamanlarda, farklı biçimlerde çalışır. Tanrı’nın insanla olan ilişkilerini, özel bir dönem boyunca yönetme biçimini düzen olarak adlandırıyoruz. Teknik olarak, bir düzen bir çağ anlamına gelmez. Daha çok bir yönetim, kâhyalık, bir buyruk ya da ekonomidir. (“Ekonomi” sözcüğü, Yeni Antlaşma’da geçen ve “düzen” ya da “yönetim” anlamlarına gelen Grekçe oikonomia sözcüğünden türemiştir). Ama bir düzen üzerinde düşünürken, zamanı düşünmeden edemeyiz. Örneğin, bir ülkenin yönetim tarihi, yöneticilerinin adlarıyla anılır. Burada kastettiğimiz, elbette bu yöneticilerin görev yaptıkları yönetim biçimleridir. Önemli olan, yöneten kişilerin uyguladıkları politikadır, ancak bu politikalarla özel bir zaman dönemi arasında ilişki kurmamız gereklidir.

Bu nedenle, düzenden söz ederken söylemek istediğimiz, Tanrı’nın, tarihin herhangi bir döneminde insanlarla olan ilişkisinin biçimidir. Tanrı’nın insanlarla ilişkilerinde uyguladığı düzen, bir ailenin ilişkilerindeki düzenle karşılaştırılabilir. Eğer evde yalnızca bir karı koca varsa, belirli bir program izlenir. Ama küçük çocuklar varsa, bütünüyle yeni bir düzen uygulanır. Çocuklar olgunlaştıkça, aile ilişkileri yeniden düzenlenir. Aynı örneği, Tanrı’nın insan ırkıyla olan ilişkisinde görebiliriz (Gal.4:1-5).

Örneğin, Kayin kardeşi Habil’i öldürdüğünde, Tanrı onun üzerine, kimse bulup öldürmesin diye bir işaret koymuştu (Yar.4:15). Ancak, tufandan sonra Tanrı bu konuyla ilgili olarak bir ölüm cezası koydu: “Kim insan kanı dökerse, kendi kanı da insan tarafından dökülecektir” (Yar.9:6). Farklılığın nedeni, düzen değişikliğidir.

Konuyla ilgili bir diğer örnek, yazarın Babil üzerine gelecek olan ciddi yargıdan söz ettiği Mezmur 137:8,9’da bulunur: “Ey sen, yıkılası Babil kızı, bize yaptıklarını sana ödetecek olana ne mutlu! Ne mutlu senin yavrularını tutup, kayalarda parçalayacak insana!”

Ancak daha sonra Rab, halkına farklı bir şey öğretti: “Düşmanlarınızı sevin, size lanet edenler için bereket dileyin, sizden nefret edenlere iyilik edin ve size zulmedenler için dua edin” (Mat.5:44). Yasa altında yaşayan mezmur yazarı için geçerli olanın, lütuf altında yaşayan Hıristiyan için artık geçerli olmadığı açıkça görülmektedir.

Levililer 11. bölümde bazı yiyecekler murdar sayılmaktaydı. Ama Markos 7:19 ayetinde İsa Mesih bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirdi.

Ezra 10:3’te Yahudiler’den yabancı eşlerini ve çocuklarını bırakmaları istendi. Yeni Antlaşma’da imanlılardan eşlerini bırakmaları istenmez (1Ko.7:12-16).

Yasa altında, yalnızca başkâhin Tanrı’nın huzuruna girebilirdi (İbr.9:7). Lütuf altında imanlıların tümü En Kutsal Yer’e girebilir (İbr.10:19-22).

Bu farklılıklar, bir düzen değişikliği olduğunu açıkça göstermektedirler.

Hıristiyanlar’ın tümü, düzenlerin sayıları ya da düzenlere verilmesi gereken adlar konusunda fikir birliğine sahip değildir. Aslında Hıristiyanlar’ın tümü düzen değişikliklerini kabul etmez.

Ama biz düzenlerin varlığını şöyle sıralayabiliriz: Her şeyden önce iki düzen bulunur: Yasa ve lütuf. “Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi” (Yu.1:17). Kutsal Kitaplarımız’ın Eski ve Yeni Antlaşma olarak ikiye ayrılmasındaki gerçek, iki farklı yönetimin oluştuğunu belirtir. Bu çağda imanlıların hayvan kurbanlar sunmalarının gerekmeyişi, gerçekle ilgili daha büyük bir kanıttır. Bu, Tanrı’nın yeni bir düzen hazırladığını gösterir. Hemen hemen hiçbir Hıristiyan, antlaşmalar arasındaki bu büyük farklılığı görmezden gelemez.

Ancak, eğer iki farklı düzen olduğunu kabul ediyorsak, düzenlerin iki değil, üç olduğuna inanmak zorunda kalırız. Çünkü yasa konusundaki düzen Yaratılış’tan yüzlerce yıl sonra, ilk kez burada Mısır’dan Çıkış 19. bölümde bildirilmiştir. Bu nedenle, yasadan önce en azından bir başka düzenin daha bulunması gerekir (bkz. Rom.5:14).

Aynı zamanda dördüncü bir düzen olduğu konusunda da anlaşabilmeliyiz, çünkü Kutsal Yazılar “gelecek olan çağ”dan söz eder (İbr.6:5). Bu, Rab İsa’nın bin yıllık dönem olarak bilinen egemenliğini sürdürmek için yeryüzüne geri döneceği zamandır.

Pavlus, aynı zamanda şimdiki ve gelecek çağ arasında da ayırım yapar. Önce, kendisine emanet edilen müjde ve kilise gerçeğiyle ilgili bir düzenden söz eder (1Ko.9:17; Ef.3:2; Kol.1:25). Sözü edilen şimdiki çağdır. Ama sonra gelecekteki bir çağa da işaret eder: “Zaman dolunca gerçekleşecek olan tasarı” (Ef.1:10).  Pavlus’un tanımlamasından anlaşıldığına göre, sözü edilen bu zaman henüz gelmemiştir. Bu nedenle, bizler dünya tarihinin son çağında yaşamadığımızı biliriz.

Dr. C. I. Scofield, aşağıdaki yedi düzeni şöyle belirtmiştir:

  1. Masumiyet (Yar.1:28). Adem’in yaratılışından ilk günaha kadar.
  2. Vicdan ya da ahlak sorumluluğu (Yar.3:7). İlk günahtan tufanın sonuna kadar.
  3. İnsan yönetimi (Yar.8:15). Tufanın sonundan İbrahim’in çağrılmasına kadar.
  4. Vaat (Yar.12:1). İbrahim’in çağrılışından yasanın verilişine kadar.
  5. Yasa (Çık.19:1). Yasanın verilişinden Pentikost gününe kadar.
  6. Kilise (Elç.2:1). Pentikost gününden göğe alınıncaya kadar.
  7. Egemenlik (Va.20:4). Mesih’in bin yıllık egemenliği. 2

Tam ayrıntılar konusunda fikir birliğine sahip olmak, önemli olmasa da, farklı düzenlerin bulunduğunu anlamamız açısından yararlıdır. Yasa ve lütuf arasındaki farklılık özellikle önemlidir. Aksi takdirde Kutsal Yazılar’dan bölümler alarak bunları diğer çağlara ve kendimize uygulayacaktık. Kutsal Yazılar’ın tümü bizim için yararlı olsa da (2Ti.3:16), hepsi de doğrudan bizim için yazılmamıştır. Diğer çağlarla ilgili bölümler bize uyarlanabilir, ama onların yorumu, öncelikle yazıldıkları çağ hakkında yapılmalıdır. Levililer 11. bölümün yiyeceklerle ilgili sınırlamalarına daha önce dikkat çekmiştik. Bu yasaklamalar, bugün Hıristiyanlar’ı ilgilendirmese de (Mar.7:18,19) önemli ilkeler kalıcıdır: ahlak kirliliğinden ve ruhsal kirlilikten sakınmamız gerektiği gibi…

Tanrı İsrail halkına, kendisine itaat ettikleri takdirde onları zengin kılacağına söz vermişti (Yas.28:1-6). Buradaki vurgulama, yeryüzündeki maddesel bereketlerle ilgiliydi. Ancak bu bugün için geçerli değildir. Tanrı, O’na olan itaatimizi ekonomik refah ile ödüllendireceğine ilişkin bir söz vermez. Aksine, bu düzenin bereketleri göksel yerlerdeki ruhsal bereketlerdir (Ef.1:3).

Çeşitli çağlar arasında farklılıklar bulunsa da, değişmeyen tek şey vardır: Müjde! Kurtuluş, dün, bugün ve yarın, yalnızca Rab’be iman aracılığıyla mümkündür. Kurtuluşun her çağdaki temeli, Mesih’in çarmıhta tamamladığı iştir. 3 Eski Antlaşma halkı, Rab’bin kendilerine verdiği açıklamaya inanarak kurtulurlardı. Örneğin İbrahim, Tanrı kendisine soyunun yıldızlar kadar çok olacağını söylediğinde, bu söze inandığı için kurtulmuştu (Yar.15:5,6). Büyük olasılıkla İbrahim, yüzlerce yıl sonra Golgota’da neler olacağını bilmiyordu. Ama Rab biliyordu. İbrahim Rab’be inandığında, Rab Mesih’in Golgota’daki işinin tüm değerini İbrahim’in hesabına saydı.

Birinin söylemiş olduğu gibi, Eski Antlaşma kutsalları, “veresiye” kurtulurlardı. Bunun anlamı, kurtuluşlarının temelinin Rab İsa’nın birçok yıl sonra ödeyeceği bedel olmasıydı (bu, Romalılar 3:25. ayetin anlamıdır). Bizler, Mesih’in iki bin yıl önce tamamladığı işin sonucu kurtuluruz. Ama her iki durumda da Rab’be iman aracılığıyla kurtuluruz.

Yasa düzenindeki halkın, Yasa’yı yerine getirerek ya da hayvan kurbanlar sunarak kurtuldukları fikrine karşı dikkatli olmalıyız. Yasa yalnızca mahkum eder; kurtaramaz (Rom.3:20). Boğaların ve tekelerin kanı, tek bir günahı bile ortadan kaldıramaz (İbr.10:4). Tanrı’nın kurtuluş için tek yolu vardır; o da yalnızca iman aracılığıyladır (bkz. Rom.5:1)!

Hatırlamamız gereken diğer bir iyi nokta da şudur: Şimdiki Kilise Çağını, Lütuf Çağı olarak kabul edersek, Tanrı’nın daha önceki düzen dönemlerinde lütufkâr olmadığını ima etmiş olmayız. Söylemek istediğimiz, yalnızca Tanrının insanı yasa yerine lütuf altında denediğidir.

Aynı zamanda, çağların kesin bir dakiklik içinde bitmediklerinin farkında olmamız da önemlidir. Genellikle çağlar arasında bir geçiş dönemi bulunur. Örneğin, bunu Elçilerin İşleri’nde görürüz. Yeni kilise için daha önceki düzenin tuzaklarından kurtulmak zaman almıştır. Göğe alınma ve Günah Adamı’nın görüneceği ve Yeruşalim’de tapınağı inşa edeceği sıkıntı dönemi arasında bir geçiş zamanı olacaktır.

Son bir söz daha ekleyelim. Her iyi şey gibi, düzenlerin incelenmesi de kötüye kullanılabilir. Bazı Hıristiyanlar, bu konuda öylesine aşırıya kaçarlar ki, günümüz kilisesi için yalnızca Pavlus’un hapishaneden yazdığı mektupları kabul ederler! Bunun bir sonucu olarak vaftizi ya da Rab’bin Sofrası’nı kabul etmezler, 4 çünkü bu konular hapishaneden yazılan mektuplarda yer almamaktadır. Aynı zamanda Petrus’un müjde mesajının, Pavlus’unkinden farklı olduğunu öğretirler (Bkz. Gal.1:8,9; bu konuyu çürüten bir kanıt olarak). Bu kişiler, aşırı düzen ya da Bullinger yanlıları olarak anılırlar (öğretmenlerinin adı E. W. Bullinger olduğu için). Düzenler konusundaki aşırı görüşleri reddedilmelidir.

19:10-20   Halka, Tanrı’nın bir açıklama yapacağı söylendi, bu nedenle elbiselerini yıkayarak cinsel ilişkiden uzak durmalıydılar. Tüm bunların amacı, onlara Tanrı’nın huzurunda pak olmaları gerektiğini öğretmekti. Sina Dağı yasaklanmış bir yerdi. Ne insanlar, ne de hayvanlar dağa dokunamazlardı; dokunana ölüm cezası verilirdi. Dağa dokunan kişi, insan eli değmeden ya taşla, ya da okla öldürülmeliydi. Yalnızca Musa ve Harun’a sınırı geçme izni verilmişti (24. ayet) ve yalnızca boru sesi yükseldiğinde sınırı geçebilirlerdi. Dağ kalın bir bulutla örtüldü; gök gürledi ve şimşekler çaktı; dağın her yanından ateş ve duman çıkıyordu; bütün dağ, şiddetle sarsılıyordu. Tüm bunlar, özellikle yasayı yerine getirerek Tanrı’ya yaklaşmanın dehşetlerini ifade etmekteydi.

19:21-25   Rab Musa’ya, insanların dağa dokunmaması konusundaki uyarısını tekrarladı. Musa önce, halka bunu hatırlatmanın gereksiz olduğunu düşünmüştü, ama sonra itaat etti. 22 ve 24. ayetlerdeki kâhinler, büyük olasılıkla ilk doğan oğullardı.

 

Kutsal Kitap

1 İsrailliler Mısırdan çıktıktan tam üç ay sonra Sina Çölüne vardılar.
2 Refidimden yola çıkıp Sina Çölüne girdiler. Orada, Sina Dağının karşısında konakladılar.
3 Musa Tanrının huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: ‹‹Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin:
4 Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz.
5 Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.
6 Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsraillilere böyle söyleyeceksin.›› Tanrıya kurban sunmak gibi dinsel işlerle uğraşan görevli. Kâhinin büyücülük, falcılık, sihirbazlık, gaipten haber vermek gibi işlerle uğraşması söz konusu değildi. Bu uygulamalar Yas.18:9-14 ayetlerinde yasaklanmıştır.
7 Musa gidip halkın ileri gelenlerini çağırdı ve RABbin kendisine buyurduğu her şeyi onlara anlattı.
8 Bütün halk bir ağızdan, ‹‹RABbin söylediği her şeyi yapacağız›› diye yanıtladılar. Musa halkın yanıtını RABbe iletti.
9 RAB Musaya, ‹‹Sana koyu bir bulut içinde geleceğim›› dedi, ‹‹Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin.›› Musa halkın söylediklerini RABbe iletti.
10 RAB Musaya, ‹‹Git, bugün ve yarın halkı arındır›› dedi, ‹‹Giysilerini yıkasınlar.
11 Üçüncü güne hazır olsunlar. Çünkü üçüncü gün bütün halkın gözü önünde ben, RAB Sina Dağına ineceğim.
12 Dağın çevresine sınır çiz ve halka de ki, ‹Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa, kesinlikle öldürülecektir.
13 Ya taşlanacak, ya da okla vurulacak; ona insan eli değmeyecek. İster hayvan olsun ister insan, yaşamasına izin verilmeyecek.› Ancak boru uzun uzun çalınınca dağa çıkabilirler.››
14 Sonra Musa dağdan halkın yanına inip onları arındırdı. Herkes giysilerini yıkadı.
15 Musa halka, ‹‹Üçüncü güne hazır olun›› dedi, ‹‹Bu süre içinde cinsel ilişkide bulunmayın.››
16 Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı.
17 Musa halkın Tanrıyla görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular.
18 Sina Dağının her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.
19 Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Tanrı gök gürlemeleriyle onu yanıtladı.
20 RAB Sina Dağının üzerine indi, Musayı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı.
21 RAB, ‹‹Aşağı inip halkı uyar›› dedi, ‹‹Sakın beni görmek için sınırı geçmesinler, yoksa birçoğu ölür.
22 Bana yaklaşan kâhinler de kendilerini kutsasınlar, yoksa onları şiddetle cezalandırırım.››
23 Musa, ‹‹Halk Sina Dağına çıkamaz›› diye karşılık verdi, ‹‹Çünkü sen, ‹Dağın çevresine sınır çiz, onu kutsal kıl› diyerek bizi uyardın.››
24 RAB, ‹‹Aşağı inip Harunu getir›› dedi, ‹‹Ama kâhinlerle halk huzuruma gelmek için sınırı geçmesinler. Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.››
25 Bunun üzerine Musa aşağı inip durumu halka anlattı.

1. (19:1-9) D. L. Moody, Notes From My Bible, s.33,34.

2. (Arasöz) The New Scofield Study Bible, New King James Çevirisi, s.4.

3.  (Arasöz) İstisna yanlılarının, “kurtulmak için yedi farklı yol” düşüncesine inandıkla­rına ilişkin eski itham, bütünüyle yanlıştır.

4. (Arasöz) Yine de bazıları kurallardan birini kabul eder.