Romalılar 1

1
Romalılar Bölüm 1

YORUM

I. ÖĞRETİŞLE İLGİLİ: TANRI’NIN MÜJDESİ (Bölüm 1-8)

A. Müjde’ye Giriş (1:1-15)

1:1   Pavlus, kendisini satın alınan (İsa Mesih’in kulu unvanında belirtilir), çağrılan (Şam’a giderken elçi, Kurtarıcı’nın özel bir görevlisi olmaya çağrıldı) ve ayrılan (Tanrı’nın müjdesini diğer uluslara götürmek için [Elçilerin İşleri: 15; 13:2’ye bakınız] ayrılan) biri olarak tanıtır. Biz de Mesih’in değerli kanıyla satın alındık, kurtarıcı gücüne tanıklık etmek için çağrıldık ve gittiğimiz her yerde müjdeyi anlatmak için ayrıldık.

1:2   Pavlus, Yahudi okurları müjdeyi tamamen yeni ve ruhsal miraslarıyla bağlantısız olarak düşünmesinler diye, Eski Antlaşma’daki peygamberlerin müjdeyi vaat etmiş olduklarını hem anlatımlarla (Yas.18:15; Yşa.7:14; Hab.2:4) hem de sembollerle (örneğin, Nuh’un gemisi, bronzdan yapılmış yılan ve sunu sistemi) belirtir.

1:3   Müjde, bedence Davut’un soyundan gelen (yani insanlığı açısından) Tanrı’nın Oğlu, Rabbimiz İsa Mesih’le ilgili müjdedir. Bedence ifadesi Rabbimizin insandan öte olduğunu belirtir. Bu sözler O’nun insanlığıyla ilgilidir. Mesih yalnızca insan olsaydı, başka biri olmayacağından varlığının bu özelliğini ayırmak gereksiz olacaktı, ama bir sonraki ayetin gösterdiği gibi O yalnızca bir insan olmanın çok ötesindedir.

1:4   Rab İsa, Tanrı’nın Oğlu olarak kudretle bildirilir. Burada kutsallık Ruhu olarak adlandırılan Kutsal Ruh, İsa’yı vaftizinde ve mucizeler dolu hizmeti boyunca seçip ayırdı. Kurtarıcı’nın, Kutsal Ruh’un 1 gücüyle yaptığı kudretli mucizeleri, O’nun Tanrı’nın Oğlu olduğu gerçeğine tanıklık etti. Ölümden dirilişi aracılığıyla Tanrı’nın Oğlu olduğunun kudretle ilan edildiğini okuduğumuzda, doğal olarak O’nu dirilişini düşünürüz. Ama burada harfi harfine yapılacak bir okuma, “ölülerin dirilişiyle” şeklindedir. Bu nedenle elçi, Mesihin Yair’in kızını, dul Nain’in oğlunu ve Lazar’ı dirilttiğini düşünüyor olabilir. Bununla birlikte, kuşkusuz burada öncelikle göz önünde tutulan Rab’bin kendi dirilişi olmaktadır.

İsa, Tanrı’nın Oğlu’dur dediğimizde, hiç kimsenin olmadığı anlamda bir Oğul kastederiz. Tanrı’nın birçok oğlu vardır. Bütün imanlılar O’nun oğludur (Gal.4:5-7). Meleklerden bile oğullar olarak söz edilir (Eyü.1:6; 2:2). Ama İsa, emsalsiz bir şekilde Tanrı’nın Oğlu’dur. Rabbimiz, Tanrı’dan Babası olarak söz ettiğinde, Yahudiler haklı olarak O’nun kendisini Tanrı’yla eşit tuttuğunu anladılar (Yu.5:18).

1:5   Pavlus, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrı’nın lütfunu (kurtaran, hak edilmeyen iyilik) ve elçilik görevini aldı. Pavlus, Tanrı’nın lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk derken, büyük olasılıkla “biz”i edebi üslup olarak kendini belirtmek için kullanıyor. Elçilik ve diğer uluslardan aynı anda söz etmesi, diğer elçileri değil, Pavlus’u işaret etmektedir. Pavlus her ulustan insanları iman edip söz dinlemeye çağırmakla –yani, tövbe ederek ve Rab İsa’ya iman ederek (Elç.20:21) Müjde’nin bildirisine itaat etmek– görevlendirildi. Bildirinin dünya çapında duyurulmasının amacı, O’nun adı uğruna, O’nu hoşnut etmek ve O’na yücelik getirmek içindi.

1:6   Müjde’ye karşılık verenler arasında Pavlus’un, kurtuluşlarında inisiyatifi ele alanın Tanrı olduğunu vurgulayarak, İsa Mesih’in çağrılmışları unvanıyla onurlandırdıkları bulunmaktaydı.

1:7   Mektup, Roma’da bulunan tek bir inanlılar topluluğuna değil (diğer Mektuplarda olduğu gibi), Roma’daki bütün imanlılara hitap eder. Mektubun son bölümü, kentte çok sayıda imanlı topluluğu olduğunu belirtir ve bu selâmlama hepsini kucaklar.

Tanrı’nın kutsal olmaya çağrılan sevdikleri. Bu güzel iki hitap, Mesih’in değerli kanı aracılığıyla kurtarılmış bütün kişiler için geçerlidir. Kayrılan bu kişiler özel bir şekilde tanrısal sevginin objeleridir ve dünyadan Tanrı’ya ayrılmak için çağrılmışlardır; çünkü kutsalların anlamı budur.

Pavlus’un kendine özgü selamı lütufla esenliği birleştirir. Lütuf (karis) bir Grek vurgusu, esenlik (şalom) ise geleneksel Yahudi selâmıdır. Bu ikisinin birleşimi özellikle uygundur, çünkü Pavlus’un mesajı, inanan Yahudiler ve diğer uluslardan olanların şimdi Mesih’te yeni bir insan olarak nasıl birleştiklerini iletir.

Burada sözü edilen lütuf kurtaran lütuf olmayıp (Pavlus’un okuyucuları zaten kurtulmuşlardı), kişiyi iman yaşamı ve hizmeti için donatan ve güçlendiren lütuftur. Esenlik, Tanrı’yla olan esenlik değil (Kutsallar imanla aklandıkları için zaten o esenliğe sahiptiler), çalkantılı bir toplumun ortasındayken yüreklerinde egemenlik süren Tanrı’nın esenliğidir. Lütuf ve esenlik Oğul’la Baba’nın eşitliğini kesinlikle belirterek Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten geldi. İsa sadece bir insan olsaydı, O’nu lütuf ve esenlik veren bağışlama konusunda Baba’yla eşit görmek saçma olurdu. “Baba Tanrı’dan ve Abraham Lincoln’dan lütuf ve esenlik” demekle aynı şey olurdu.

1:8   Elçi her fırsatta mektuplarına okurlarında beğendiği ne varsa ona duyduğu takdiri belirterek başlardı (Hepimiz için iyi bir örnek!). Burada, Romalı imanlıların imanı bütün dünyada duyurulduğu için İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükreder. İmanlılar olarak tanıklıkları Akdeniz bölgesinde yaşayanlar için bütün dünya anlamına gelen Roma İmparatorluğunda konuşulmaktaydı.

1:9   Romalı imanlıların ışıkları insanların önünde parladığından Pavlus onlar için durmadan dua etmek zorundaydı. Dualarının sürekliliğine tanık olarak Tanrı’yı gösteriyor; çünkü başka hiç kimse bunu bilemezdi. Ama bunu elçinin ruhuyla Oğlu’nun müjdesinde hizmet verdiği Tanrı biliyor – Pavlus ruhuyla hizmet ediyordu. Hizmeti, bitmez tükenmez gelenekler, dua ve mekanik olarak törenler düzenlemekten oluşan dini bir kölelik değildi. Ateşli imanla edilen dualarla yıkanan bir hizmetti. Rab İsa’yı çok seven bir ruhun ateşlediği istekli, adanmış ve yorulmak bilmez bir hizmetti. Tanrı’nın Oğlu’yla ilgili müjdeyi bildirmek için alevlenmiş bir tutkuydu.

1:10   Pavlus, Romalı kutsallar için Tanrı’ya teşekkür ederken onları yakın bir gelecekte ziyaret edebilmek için dua da ediyordu. Her konuda olduğu gibi yolculuğunun da Tanrı’nın isteğine uygun olmasını istiyordu.

1:11   Elçiyi yönlendiren arzu, kutsallara imanda kök salmaları için ruhsal açıdan yardım etmekti. Burada onlara “ikinci bir bereket” vermek gibi bir düşüncesi yoktur; ellerini onların üzerine koyarak ruhsal bir armağan vermeyi de amaçlamıyordu (Timoteos için, 2.Timoteos 1:6’da bunu yapmış olmasına rağmen). Konu, Tanrı Sözü hizmeti olması aracılığıyla onların ruhsal büyümelerine yardımcı olmaktı.

1:12   Pavlus, karşılıklı bir bereket olacağını söyleyerek açıklamayı sürdürür. O onların, onlar da onun imanıyla cesaret bulacaklardı. İyi örnek olan tüm toplumlarda ruhsal zenginleşme vardır. “Demir demiri biler, insan da insanı” (Özd.27:17). Pavlus’un alçakgönüllüğüne ve sevecenliğine dikkat edin: Diğer kutsalların yardım edemeyeceği kadar yukarılarda değildi.

1:13   Roma’yı ziyaret etmeyi çok kez amaçlamış, ama engellenmişti: Belki diğer bölgelerdeki acil ihtiyaçlar, belki Kutsal Ruh’un doğrudan engellemesi, belki de Şeytan’ın karşı çıkmasından dolayı. Diğer uluslar arasında olduğu gibi Roma’daki uluslar arasındaki çalışmalarının da ürün vermesini arzuluyordu. Burada, sonraki diğer iki ayetin gösterdiği gibi, müjdedeki üründen söz ediyor. 11 ve 12. ayetlerdeki hedefi, Romalı imanlıların imanda bina edildiklerini görmekti. Burada, Roma İmparatorluğunun başkentinde Mesih için canlar kazanıldığını görmeyi arzuluyor.

1:14   Mesih’e sahip olan kişinin dünyadaki en derin ihtiyacı karşılanmıştır. Günah hastalığının tedavisine, cehennemin sonsuz dehşetinden kaçış yoluna ve Tanrı’yla sonsuz bir mutluluğun garantisine sahiptir. Bu, imanlıyı müjdeyi değişik kültürden gelen kişilerle –Greklerle ve Grek olmayanlarla– ve eğitim durumları farklı tüm insanlarla –bilgelerle ve bilgisizlerle– paylaşmak gibi ciddi bir yükümlülüğün altına sokar. Pavlus bu yükümlülüğü şiddetle hissetti. “Borçluyum” dedi.

1:15   Pavlus, borcunu ödemek için Müjde’yi Roma’da bulunanlara, Tanrı’nın kendisine verdiği tüm güçle bildirmeye hazırdı. Bu ayette yalnızca Roma’daki imanlılara müjdeyi bildiriyor gibi görünse de, hiç kuşkusuz başkentte olup da henüz tövbe etmemiş kişilere de Müjde’yi bildirmeye hazırdı. Diğerleri sevindirici habere zaten karşılık vermişlerdi.

B. Müjde’nin Tanımı (1:16,17)

1:16   Pavlus, Tanrı’nın müjdesini, Yahudiler için sürçme taşı, Grekler için akılsızlık olsa da, görmüş geçirmiş Roma’ya duyurmaktan utanmadı. Çünkü Müjde’nin kurtuluş için Tanrı’nın gücü olduğunu, yani Oğlu’na iman eden herkesi Tanrı’nın kendi gücüyle kurtardığını biliyordu. Bu güç Yahudi ve Grekleri eşit derecede kapsamına almaktaydı.

Önce Yahudiler ve sonra da Yahudi olmayanlar sırası, Elçilerin İşleri döneminde tarihsel olarak gerçekleşti. Tanrı’nın eski halkı Yahudilere karşı süren bir yükümlülüğümüz varsa da, diğer uluslara gitmeden önce Müjde’yi onlara duyurmak zorunda değiliz. Tanrı bugün Yahudilerle ve diğer uluslarla aynı prensipler doğrultusunda ilgileniyor. Çağrı ve zamanlama herkes için aynıdır.

1:17   Doğrulukla donatılma (aklanma) sözcüğü, mektupta ilk kez burada geçtiğinden anlamı üzerinde durup düşüneceğiz. Sözcük, Yeni Antlaşma’da birçok farklı şekilde kullanılır, ama biz yalnızca üç kullanılışını gözden geçireceğiz.

Birincisi, Tanrı’nın daima doğru, adil, yerinde ve diğer tüm özellikleriyle uyumlu olanı yapma karakteristiğini tanımlamak için kullanılır. Tanrı doğrudur dediğimizde O’nda hiçbir hata, sahtekârlık ya da haksızlık olmadığını belirtiriz.

İkinci kullanılışıyla Tanrı’nın doğruluğu, O’nun tanrısızları aklama yöntemine işaret etmektedir. Bunu yaptığında adil kalabilmektedir, çünkü İsa günahsız aracı olarak bizim yerimize ölerek tanrısal adaletin tüm taleplerini karşıladı.

Son olarak ise Tanrı’nın doğruluğu, Oğlu’na iman edenler için sağladığı yüce huzurunda kusursuz olarak durabilmektir (2Ko.5:21). Doğru olmayanlar doğru sayılırlar, çünkü Tanrı onları Mesih’te, Mesih’in tüm mükemmelliğinde görür. Mesih’in doğruluğunu, O’na iman edenlerin hesabına geçirir.

17. ayetteki anlam hangisidir? Üçünden herhangi biri olabilir, ancak buradaki Tanrı doğruluğu özellikle iman aracılığıyla günahkarları doğrulukla donatma kullanılışını belirtiyor gibi görünüyor.

Müjde’de, insanı aklayanın (doğrulukla donatan) Tanrı olduğu açıklanır. Müjde bize önce Tanrı’nın doğruluğunun günahların cezalandırılmasını talep ettiğini ve cezanın da sonsuz ölüm olduğunu söyler. Ama sonra Tanrı doğruluğunun talep ettiği Tanrı sevgisini sağladığını duyarız. Cezanın tamamını ödeyerek günahkârların yerine ölmesi için Oğlu’nu gönderdi. Adil talepleri şimdi tamamen karşılandığından Tanrı, günahkarı, Mesih’in işini kendisi için geçerli sayarak, adaletine gölge düşürmeden kurtarabilir.

Tanrı’nın doğruluğu imandan imana açıklanır. İmandan imana ifadesinin muhtemel anlamları:

  1. Tanrı’nın sadakatinden bizim imanımıza;
  2. imanın bir derecesinden diğerine;
  3. baştan sona iman.

Doğru anlam sonuncusudur. Tanrı’nın doğruluğu iyi işlerle ya da bunu kazanmak, hak etmek için uğraşarak elde edilmez. Yalnızca iman ilkesiyle gerçekleştiği açıklanır. Bu, Habakkuk 2:4’deki Tanrı hükmüyle mükemmel bir uyum içindedir: “Doğru insan imanla yaşayacaktır.” “İmanla aklananlar yaşayacaktır” olarak da anlaşılabilir.

Romalılar mektubunun ilk on yedi ayetinde Pavlus, konusunu sunar ve prensip noktalarının bazılarına kısaca değinir. Sonra da, “İnsanların Müjde’ye neden ihtiyacı var?” diyerek üçüncü soruyu yöneltir. Sorunun yanıtı müjdesiz kayıp olmalarıdır. Ancak bu, dört ek soruyu beraberinde getirir:

  1. Müjde’yi hiç duymamış olan putperestler kaybolurlar mı? (1:18-32);
  2. Kendi doğruluklarına güvenen Yahudiler ya da diğer uluslardan olan ahlakçılar kaybolurlar mı? (2:1-16);
  3. Tanrı’nın halkı olan Yahudiler kaybolurlar mı? (2:17 – 3:8);
  4. Tüm insanlar kaybolurlar mı? (3:9-20).

C. Müjde’ye Duyulan Evrensel Gereksinim (1:18-3:20)

1:18   “İnsanların Müjde’ye neden ihtiyacı var?” sorusunun yanıtını burada buluruz. Müjde olmadan kayıptırlar ve haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlık ve haksızlıklarına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilir. Ama Tanrı’nın gazabı nasıl açıklanır? Konu kapsamında bir yanıt verilmiştir. Tanrı insanları ahlaksızlığa (1:24), utanç verici tutkulara (1:26) ve yararsız düşüncelere (1:26) terk eder. Ama aynı zamanda Tanrı’nın insan günahına karşı duyduğu büyük hoşnutsuzluğu göstermek için zaman zaman insanlık tarihine müdahale ettiği de doğrudur: Örneğin, tufan (Yar.7); Sodom ve Gomora’nın yok edilişi (Yar.19); Korah, Datan ve Aviram’ın cezalandırılması (Say.16:32).

1:19   “Müjde’yi hiç duymamış olan putperestler kaybolurlar mı?” Pavlus, bilmedikleri için değil, ışığa sahip olup da bunu reddettikleri için kaybolduklarını gösterir. Yaratılıştan beri Tanrı’ya dair bilinen her şey onların gözleri önüne serilmiştir. Kendisi hakkındaki açıklamalardan onları yoksun bırakmamıştır.

1:20   Dünyanın yaratılışından beri Tanrı’nın görünmeyen iki özelliği herkesin görmesi için sergilenmektedir: Sonsuz gücü ve Tanrılığı. Pavlus’un burada kullandığı kelimenin anlamı tanrılık niteliği ya da tanrılıktır. Bu, Tanrı’nın öz varlığından çok karakterini, doğasındaki tanrılıktan çok görkemli tutumunu belirtmektedir. Tanrılığının varlığı kabul edilir.

Buradaki düşünce bellidir: Yaratılış, Yaratıcı’yı gerektirir. Plan, Plancı’yı gerektirir. Güneşe, aya ve yıldızlara bakarak bir Tanrı olduğunu herkes bilebilir.

“Ya tanrısızlar?” sorusunun yanıtı da şudur: Özürleri yoktur. Tanrı onlara kendisini yaratılışta açıklamış, ama onlar bu açıklamaya karşılık vermemişlerdir. Bu nedenle, insanlar hiç duymadıkları bir Kurtarıcı’yı reddetmekle değil, Tanrı hakkında bilebileceklerine sadık olmamakla suçlanırlar.

1:21   Tanrı’yı işleri aracılığıyla bildikleri halde, O’nu Tanrı olarak yüceltmediler ya da yaptıkları işler için O’na şükretmediler. Bunun yerine kendilerini boş felsefelerle ve diğer tanrılarla ilgili düşüncelere verdiler. Bunun sonucu olarak da görme ve net düşünme kapasitelerini kaybettiler. “Reddedilen ışık mahrum kalınan ışıktır.” Görmek istemeyenler görme kapasitelerini kaybederler.

1:22   İnsanlar kendilerinin yarattıkları bilgilerle kibirlendikçe, cahillik ve saçmalığın içine daha çok battılar. Bu iki şey daima Tanrı bilgisini reddedenleri niteler: Aynı zamanda tahammül edilemeyecek kadar kibirli ve müthiş derecede cahil olurlar.

1:23   Daha alt bir canlıdan gelişmek yerine “ilk insan” yüksek bir ahlâki düzene sahiptir. İnsan, gerçek, sonsuz, ahlâkça bozulmaz Tanrı’yı tanımayı reddederek, puta tapmaya götüren budalalık ve ahlâk bozukluğuna düştü. Bu bölümün tümü evrimi çürütüyor.

İnsan içgüdüsel olarak dindardır. Tapmak için bir nesneye ihtiyaç duyar. Yaşayan Tanrı’ya tapmayı reddettiğinde insanı, kuşları, dört ayaklıları ve sürüngenleri temsil eden tanrılarını odun ya da taştan kendi yaptı. Aşağı doğru inen dizilişe dikkat edin: İnsan, kuşlar, dört ayaklılar ve sürüngenler. İnsanın tapındığı şey neyse ona benzediğini anımsayın. Tanrısına ait kavramı yozlaştıkça, ahlâki değerleri de yozlaşır. Tanrısı bir sürüngense, o zaman canı istediği gibi yaşamak için kendini özgür hissedecektir. Aynı zamanda tapınan kişinin, kendisini genellikle taptığı nesneden aşağı gördüğünü anımsayın. Tanrı’nın benzerliğinde yaratılan insanın durumu burada, yılanlarınkinden bile daha aşağıdadır!

İnsan putlara taptığında, cinlere tapar. Pavlus, diğer ulusların putlara sundukları kurbanları Tanrı’ya değil, cinlere sunduklarını (1Ko.10:20) açıkça belirtir.

1:24   Üç kez Tanrı’nın insanı terk ettiği söylenir. Onları ahlâksızlığa (1:24), utanç verici tutkulara (1:26) ve yararsız düşüncelere (1:28) terk etti. Başka bir deyişle, Tanrı’nın gazabı insanın tüm kişiliğine yönelmişti.

Yüreklerindeki kötü tutkulara karşılık olarak Tanrı, onları karşı cinsle olan ahlâk dışı ilişkilere –zina, evlilik öncesi cinsel ilişki, uçarılık, fuhuş, fahişelik gibi– terk etti. Yaşam onlar için kendi aralarında bedenlerini aşağıladıkları aşırı bir seks düşkünlüğü haline geldi.

1:25   Tanrı onları, kendisiyle ilgili gerçeğin yerine yalanı koydukları için terk etti. Put, Tanrı’nın sahte bir temsilcisidir. Bir yalandır. Putperest bir yaratığın imajına taparak aşağılanmaya değil, sonsuza dek övülmeye ve yüceltilmeye layık Yaradan’ı aşağılar.

1:26   Tanrı aynı nedenden ötürü insanları, kendi cinslerinin üyeleriyle yaptıkları erotik tutkulara terk etti (teslim etti). Kadınlar utanmadan doğal olmayan ilişkilere girip sevici (lezbiyen) oldular.

1:27   Erkekler doğal işlevlerini bırakıp cinsel sapıklık içinde Sodomlu (eşcinsel) oldular. Tanrı tarafından belirlenen evlilik ilişkisinden ayrılıp, diğer erkeklere karşı tutkuyla yanıp tutuştular ve homoseksüel ilişkilere girdiler. Ama günahları, bedenlerine ve canlarına bir darbe gibi indi. Hastalık, suçluluk ve kişilik bozuklukları onları akrep gibi soktu. Bu, birinin bu günahı işleyip sonucundan kaçabileceği düşüncesini çürütür.

Eşcinsellik bugün bazılarınca bir hastalık ve yine bazılarınca yasal bir yaşam biçimi olarak görülüyor. İmanlılar dünyasal ahlâk yargılarını kabul etmeyerek Tanrı’nın sözüyle yönlendirilmeleri konusunda dikkatli olmalıdırlar. Eski Antlaşma’da bu günah ölümle cezalandırıldı (Lev.18:29; 20:13) ve burada Yeni Antlaşma’da bu günahı işleyenlerin ölümü hak ettiği söylenir (1:32). Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın, saldırgan eşcinsellerin ayaklandığı Sodom ve Gomora’yı yok etmesiyle kanıtlandığı gibi, eşcinsellikten çok ciddi bir günah olarak söz edilir (Yar.19:4-25).

Müjde, tövbe eden ve Rab İsa Mesih’e iman eden tüm günahkârlara olduğu gibi eşcinsellere de bağış (af) sunar. Bu iğrenç günaha düşen imanlılar, günahlarını itiraf edip bırakarak bağışlanırlar ve bu günahtan arınabilirler. Tanrı’nın sözüne itaat etmeye istekli olan herkes için eşcinsellikten tam kurtuluş vardır. Çoğu durumlarda danışmanlık yardımı almak çok önemlidir.

Bazı kişilerin eşcinselliğe karşı doğal eğilimleri olduğu doğrudur. Günaha düşen insan doğasındaki her tür zayıflık ve sapıklık şekline olan eğilim şaşırtmamalıdır. Büyük günah, günaha olan eğilim değil, günaha teslim olup onu uygulamaktır. Kutsal Ruh denemeye karşı koymak ve kalıcı zafer için güç sağlar (1Ko.10:13). Korint’teki imanlıların bazıları, eşcinsellerin yaşadıkları yaşam biçimine geri dönüşü imkansız bir şekilde bağımlı olmadıklarının canlı kanıtlarıdırlar (1Ko.6:9-11).

1:28   İnsanlar Tanrı’yı Yaratıcı, Güç veren ya da Kurtarıcı olarak tanımayı reddettikleri için Tanrı onları çeşitli kötülükler yapsınlar diye yararsız düşüncelere terk etti. Bu ayet doğal insanlar için evrim teorisinin neden böylesine büyük bir çekiciliğe sahip olduğuna derinlemesine ışık tutar. Nedeni anlayışlarında değil, iradelerinde yatar. Düşüncelerinde Tanrı’yı unutmak isterler. Evrimi kabul etmeye zorlanmalarının nedeni evrim kanıtının güçlülüğü değil, Tanrı’yı tamamen silip atacak başlangıçlar için açıklama arayışlarıdır. Eğer Tanrı varsa ahlaksal yönden O’na karşı sorumlu olduklarını biliyorlar.

1:29   Burada Tanrı’dan uzak insanın karakterini belirten ek günahların kara listesini görüyoruz. İnsanın bu günahlarla ara sıra uğraşmadığına, aksine yaşamının bunlarla dolu olduğuna dikkat edin. İnsan, insan olmakla bağdaşmayan günahlarla eğitilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Haksızlık (adaletsizlik); cinsel ahlâksızlık 2 (evlilik öncesi ilişki, zina ve yasaya aykırı diğer cinsel ilişki şekilleri); kötülük (faal kötülük); açgözlülük (oburluk, sürekli daha çok isteme); kin (başkalarına zarar verme arzusu; zehir saçan nefret); kıskançlık (başkalarını kıskanma); öldürme hırsı (başkasını kasıtlı yasadışı öldürme – kızgınlıkla ya da başka bir suç işlerken); çekişme (münakaşa, kavga); hile (oyun, ihanet, entrika); kötü niyet (garez, kin);

1:30   Dedikodu (gizli karalama, iftira); başkalarını çekiştirme, (açıktan iftira eden, başkalarına kötü şeyler söyleyen); Tanrı’dan nefret eden (ya da Tanrı’ya karşı nefret dolu); onu bunu aşağı gören (kinci, hor gören); kibirli, büyüklenen (burnu büyük, gururlu); övüngen (yüksekten atan, gösteriş yapan); kötülük üreten (zarar ve yeni kötülük şekilleri tasarlayan); ana baba sözü dinlemeyen (ailesinin yetkisine isyan eden);

1:31   Anlayışsız (ahlaki ve ruhsal anlayıştan yoksun, vicdansız); sözünde durmayan (işine geldiği zaman verdiği sözü tutmama, yaptığı antlaşmaları bozma); sevgiden yoksun (doğal bağlara ve ilgili yükümlülüklerine aldırmadan davranma); bağışlamayan 3 (uzlaşmayan ya da amansız); acımasız (insafsız, öç almaya meyilli, merhametsiz).

1:32   Cinselliği kötüye kullananlar (1:24), cinselliği saptıranlar (1:26,27) ve listelenen diğer günahları işleyenler (1:29-31) yalnızca bu şeylerin yanlışlığını değil, aynı zamanda ölümü hak ettiklerini doğal olarak bilmektedirler. Her ne kadar bu günahları mantıklı kılmaya ya da yasallaştırmaya çalışsalar da, bunun Tanrı’nın kararı olduğunu biliyorlar. Ama bu, onları bu tanrısızlık biçimlerine düşkünlüklerinden caydırmaz. Aslında bu kötülükleri çoğaltmak için diğerleriyle birleşirler ve günah ortaklarıyla bir dostluk duygusu yaşarlar.

ULAŞILMAMIŞ PUTPERESTLER HAKKINDA ARASÖZ

O zaman “Müjde’yi hiç duymamış Tanrı saymazlar kaybolur mu?” sorusuna Tanrı’nın yanıtı nedir? Tanrı saymaz, Tanrı’nın yaratılışta kendilerine verdiği ışığa göre yaşamadığı için suçlanmaktadır. Bunun yerine putperest oldular ve bunun sonucunda kendilerini ahlâk bozukluğu ve iğrençlik dolu bir yaşama bıraktılar.

Tanrısız bir kişinin, Tanrı’nın kendisine verdiği ışığa göre yaşadığını varsayalım. Putlarını yaktığını ve gerçek Tanrı’yı aradığını varsayalım. O zaman ne olur?

İmanlılar arasında bu konuyla ilgili iki düşünce ekolü vardır.

Kimi, eğer bir tanrısız, yaratılıştaki Tanrı ışığına göre yaşarsa Tanrı’nın ona müjdenin ışığını göndereceğine inanır. Buna kanıt olarak verilen örnek Kornelyus’tur. Duaları ve verdiği sadakalar Tanrı’nın önünde anıldı. Bunun üzerine Tanrı, ona nasıl kurtulacağını anlatması için Petrus’u gönderdi (Elç.11:14).

Kimi de eğer biri yaratılışta açıklanan gerçek ve diri olan tek Tanrı’ya güvenir, ama Müjde’yi duymadan ölürse, Tanrı’nın onu Mesih’in çarmıhtaki işinden dolayı kurtaracağına inanır. O kişinin Mesih’in yaptıkları konusunda hiç bilgisi olmasa da, kabul ettiği ışığın temelinde Tanrı’ya güvendiğinde Tanrı bu işin değerini onun hesabına geçmiş sayar. Bu görüşü savunanlar, Tanrı’nın çarmıhtan önce insanları böyle kurtardığını ve hâlâ zihinsel özürlüleri, ahmakları ve hesap verecek yaşa gelmeden ölen çocukları da böyle kurtardığını belirtirler.

İlk görüş Kornelyus’un örneğiyle desteklenebilir. İkinci görüş Mesih’in ölümü ve dirilişini izleyen çağ açısından (içinde yaşadığımız çağ) Kutsal Yazıların desteğinden yoksundur ve gayretle müjdeyi yayma etkinliklerine olan gereksinimi de zayıflatır.

Pavlus tanrısızların kaybolduklarını ve Müjde’ye ihtiyaç duyduklarını göstermiştir. Şimdi kesin kimlikleri tartışılan ikinci bir grup insana yönelir. Elçinin burada, Yahudi ya da diğer uluslardan olup kendi doğruluklarına güvenen ahlakçılara konuştuğuna inanıyoruz. İkinci bölümün birinci ayeti bu kişilerin başkalarının davranışlarını yargılama şekilleriyle, ahlaki üstünlüğe sahip olduklarını ve kendi doğruluklarına güvendiklerini (yine de kendileri aynı günahları işlerler) gösterir. 9,10,12,14 ve 15. ayetler Pavlus’un hem Yahudilere hem de diğer uluslara konuştuğunu gösterir. Bu nedenle mahkemenin önündeki soru şudur: Yahudi ya da diğer uluslardan olup, kendi doğruluklarına güvenen ahlakçılarda kaybolurlar mı? Görüleceği gibi yanıt: “Evet, onlar da kaybolur!”dur.

 

Kutsal Kitap

1 İsa Mesih’in kulu, Tanrı’nın Müjdesi’ni yaymak üzere seçilip elçi olmaya çağrılan ben Pavlus’tan selam!
2 Tanrı, Oğlu Rabbimiz İsa Mesih’le ilgili bu Müjde’yi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılar’da önceden vaat etti. Rabbimiz İsa Mesih beden açısından Davut’un soyundandır; kutsallık ruhu açısından ise ölümden dirilmekle Tanrı’nın Oğlu olduğu kudretle ilan edildi.
3 (SEE 1:2)
4 (SEE 1:2)
5 Her ulustan insanın iman edip söz dinlemesini sağlamak için Mesih aracılığıyla ve O’nun adı uğruna Tanrı lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk.
6 İsa Mesih’in çağrılmışları olan sizler de bu uluslardansınız.
7 Tanrı’nın Roma’da bulunan, kutsal olmaya çağrılan bütün sevdiklerine, Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun.
8 İlkin hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrım’a şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada duyuruluyor.
9 Oğlu’nun Müjdesi’ni yaymakta bütün varlığımla kulluk ettiğim Tanrı, sizi durmadan, her zaman dualarımda andığıma tanıktır. Tanrı’nın isteğiyle sonunda bir yol bulup yanınıza gelmek için dua ediyorum.
10 (SEE 1:9)
11 Çünkü ruhça pekişmeniz için size ruhsal bir armağan ulaştırmak üzere sizi görmeyi çok istiyorum.
12 Yani, ben aranızdayken karşılıklı olarak birbirimizin imanıyla cesaret buluruz demek istiyorum.
13 Kardeşler, öteki uluslar arasında olduğu gibi, çalışmalarımın sizin aranızda da ürün vermesi için yanınıza gelmeyi birçok kez amaçladığımı, ama şimdiye dek hep engellendiğimi bilmenizi istiyorum.
14 Grekler’e* ve Grek olmayanlara, bilgelere ve bilgisizlere karşı sorumluluğum var.
15 Bu nedenle Roma’da bulunan sizlere de Müjde’yi elimden geldiğince bildirmek için sabırsızlanıyorum.
16 Çünkü Müjde’den utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin -önce Yahudiler’in, sonra Yahudi olmayanların- kurtuluşu için Tanrı gücüdür.
17 Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, “İmanla aklanan yaşayacaktır.”
18 Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir.
19 Çünkü Tanrı’ya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir.
20 Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri -sonsuz gücü ve Tanrılığı- dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.
21 Tanrı’yı bildikleri halde O’nu Tanrı olarak yüceltmediler, O’na şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü.
22 Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar.
23 Ölümsüz Tanrı’nın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler.
24 Bu yüzden Tanrı, birbirlerinin bedenlerini aşağılasınlar diye, onları yüreklerinin tutkuları içinde ahlaksızlığa teslim etti.
25 Tanrı’yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan’ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin.
26 İşte böylece Tanrı onları utanç verici tutkulara teslim etti. Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler.
27 Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar.
28 Tanrı’yı tanımakta yarar görmedikleri için Tanrı onları yararsız düşüncelere, yakışıksız davranışlara teslim etti.
29 Her türlü haksızlık, kötülük, açgözlülük ve kinle doldular. Kıskançlık, öldürme hırsı, çekişme, hile, kötü niyetle doludurlar.
30 Dedikoducu, yerici, Tanrı’dan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen, anlayışsız, sözünde durmaz, sevgiden yoksun, acımasız insanlardır.
31 (SEE 1:30)
32 Böyle davrananların ölümü hak ettiğine ilişkin Tanrı buyruğunu bildikleri halde, bunları yalnız yapmakla kalmaz, yapanları da onaylarlar.

1. Bazı yorumcular “kutsallık Ruh”unun Mesih’in kendi kutsal varlığına, yani insan ruhuna işaret ettiğini düşünürler.

2. Bazı elyazmalarını kopya edenlerin cinsel ahlaksızlığı yanlışlıkla çıkartmış olabileceklerini görmek çok kolaydır: Grekçe’deki porneia sözcüğü bir sonraki poneria (kötü) sözcüğüne çok benzer.

3. 31. ayet “başı olumsuzluk belirten” (a-teist, “yok-Tanrı” ile karşılaştırın), beş olumsuz sözcük içerir. Türkçe’de bu ekler sözcüğün sonuna gelir: ”sız, maz” gibi (anlayışsız, sözünde durmaz). Bazı metinler, sevgiden yoksun (astorgous) sözcüğüne benzeyen bağışlamayan (aspendous) sözcüğünü metin dışı bırakır.