Romalılar 10

10
Romalılar Bölüm 10

B. İsrail’in Bugünü (Bölüm 10)

10:1   Pavlus’un öğretileri tövbe etmemiş Yahudiler için çok tatsızdı. Onu İsrail düşmanı bir vatan haini olarak düşünüyorlardı. İmanlı kardeşlerine yazdığında, yüreğini en çok sevindirecek olan şeyin ve Tanrı’ya gayretle ettiği duanın İsrail’in kurtulması olduğunu ısrarla vurguluyor.

10:2   Elçi onları tanrısızlıkla ve dindar olmamakla suçlamak yerine, Tanrı için gayretli olduklarına tanıklık ediyor. Bu, gelenek ve Yahudi törenlerini özenle izlemelerinden ve karşıt öğretişlere olan hoşgörüsüzlüklerinden belliydi. Ancak gerçekle birleştirilmedikçe gayret yeterli değildir. Yoksa yarardan çok zarar getirebilir.

10:3   Başarısızlığa uğradıkları nokta buradaydı. Tanrı’nın doğruluğundan, bu doğruluğun Tanrı’nın gözünde işlere değil, imana dayalı olduğundan habersizdiler. Yasaya uyarak kendi doğruluklarını göstermeye uğraştılar. Tanrının iyiliğini kendi çabaları, kişilikleri ve iyi işleri ile kazanmaya çalıştılar. Tanrı’nın, Oğlu’na inanan tanrısız günahkarları doğru sayma planına boyun eğmeyi sürekli reddettiler.

10:4   Mesih’e iman etselerdi, O’nun, aklanma için yasanın sonu olduğunu görürlerdi. Yasanın amacı günahı açığa çıkarmak ve günahlıları suçlu çıkarıp mahkum etmekti. Yasa doğruluğu asla sağlayamaz. Yasayı bozmanın cezası ölümdür. Mesih, ölümüyle insanoğlunun bozduğu yasanın cezasını ödedi. Bir günahlı Rab İsa Mesih’i Kurtarıcısı olarak kabul ettiğinde, artık yasanın ona söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Günahkarın yerine Geçen’in ölmesi aracılığıyla günahkar da yasaya ölmüş olur. Yasadan ve yasa aracılığıyla doğruluk elde etmek gibi boş çabalardan kurtulmuştur.

10:5   Eski Antlaşma’nın dilinde, yasa ve iman sözleri arasındaki farkı görebiliriz. Örneğin Levililer 18:5’de Musa, “yasada yazılanları yerine getiren bunlarla yaşayacaktır” diye yazar. Kişinin başarısı ve işleri vurgulanır.

Elbette bu ifade hiçbir günahlı insanın yerine getiremeyeceği ideali sunar. Bu, eğer birisi yasayı sürekli ve mükemmel bir şekilde yerine getirebilseydi, ölüme mahkum olmazdı anlamına gelir. Ancak yasa zaten günahlı ve ölüme mahkum edilmiş insanlara verilmişti. Hatta yasayı, verildiği günden başlayarak mükemmel bir şekilde yerine getirselerdi bile kurtulamazlardı, çünkü Tanrı geçmişteki günahların da karşılığını arar. İnsanın, aklanmayı yasa aracılığıyla elde edebileceğine ilişkin tüm umutlar daha baştan başarısız kalmaya mahkumdurlar.

10:6   Pavlus, iman dilinin yasanınkinden oldukça farklı olduğunu göstermek için önce Yasa’nın Tekrarı 30:12-13’den şunu aktarıyor:

“O göklerde değil ki, ‘Kim bizim için göğe çıkacak? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak?’ diyesiniz. Denizin ötesinde değil ki, ‘Kim bizim için denizin ötesine gidecek? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak?’ diyesiniz.”

İlginç olan, bu ayetlerin Yasanın Tekrarı’ndaki yerlerinin hiçbir şekilde iman ya da müjdeyi işaret etmeyişleridir. Yasa’dan özellikle de, “Bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na dönün” buyruğundan söz ederler (Yas.30:10b). Tanrı, yasanın saklı, uzak ve erişilmez olmadığını söylüyor. İnsanın onu bulmak için denizi geçmek ya da göğe çıkmak zorunluluğu yoktur. O önümüzdedir ve itaat edilmeyi beklemektedir.

Ancak elçi Pavlus, bu sözleri alıp müjdeye uygulamaktadır. İmanın, kimseden göğe çıkıp Mesih’i aşağıya indirmesini istemediğini söyler. Bu zaten gerçekleşmeyeceği gibi ayrıca çok da gereksiz olurdu; çünkü Mesih zaten beden alarak yeryüzüne gelmiştir!

10:7   Elçi, Yasa’nın Tekrarı 30:13’ü aktardığında “kim denizin ötesine geçecek” ifadesini “ölüler diyarına kim inecek?” şeklinde değiştirerek söylüyor. Demek istediği şudur ki, müjde insanlardan mezara inip ölüler arasından Mesih’i diriltmesini istememektedir. Bu hem olanaksız hem de gereksizdir, çünkü Mesih zaten ölümden dirilmiştir. 10:6 ve 7. ayetlerde, bir Yahudi tarafından kabul edilmesi çok zor olan iki öğretinin bulunduğuna dikkat edin; biri Mesih’in beden alması ve öteki dirilmesi. Bununla birlikte, eğer kurtulmak isterse bunları kabul etmesi gereklidir. Bu iki öğretiyi 10:9-10’da yeniden göreceğiz.

10:8   Eğer müjde insanlara insan düşüncesine göre yapılması olanaksız olanı ya da Rab tarafından zaten yapılmış olanı yapmalarını söylemiyorsa neyi söylüyor? Yine Pavlus, müjdenin yakın, ulaşılabilir, anlaşılabilir ve kolayca elde edilebilir olduğunu belirtmek için Yasa’nın Tekrarı 30’dan bir ayeti kullanıyor: “Tanrı sözü size çok yakındır, uymanız için ağzınızda ve yüreğinizdedir” (Yas. 30:14). Bu, Pavlus ve diğer elçilerin duyurduğu imanla kurtuluşun iyi haberidir.

10:9   Kısaca şöyle açıklanır: Önce O’nun beden aldığı gerçeğini, Beytlehem’deki bir ahırdaki bebeğin görkem ve yaşam Rab’bi olduğunu ve Yeni Antlaşma’daki İsa’nın, Eski Antlaşma’daki Rab (Yahve) olduğunu kabul etmelisin.

İkinci olarak, kapsadığı her şeyle O’nun diriliş gerçeğini kabul etmelisin. Tanrı, Mesih’i, kurtuluşumuz için gerekli olan işin tamamlandığının ve Tanrı’nın bu işten hoşnut kaldığının bir kanıtı olarak ölümden diriltti. Buna yürekten inanmak demek zihin, duygu ve irade gücüyle inanmak demektir.

Böylece İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersin. Bu, Rab İsa Mesih’in işinin ve Kişiliğinin kişisel olarak kabul edilişidir. Bu da kurtaran imandır.

Ortaya atılan soru şudur: “Birisi İsa’yı Rab değil, yalnız Kurtarıcı olarak kabul ederse kurtulabilir mi?” Kutsal Kitap, kendi aklına göre iman edenleri cesaretlendirmemektedir. “İsa’yı Kurtarıcım olarak kabul edeceğim, ancak O’nu her şeyin Rab’bi olarak yüceltmek istemiyorum.” Öte yandan İsa’yı kurtuluş koşulu olarak Rab diye kabul edenler şu sorunla karşılaşırlar: “O nereye kadar Rab olarak kabul edilmelidir?” Çok az sayıda imanlı O’na bu anlamda tam ve mutlak bir teslimiyet gösterdiğini iddia edebilir. Müjdeyi tanıttığımızda aklanmanın tek koşulunun iman olduğu iddiamızı sürdürmeliyiz. Ama hem günahkar hem de kutsallara, İsa Mesih’in Rab olduğunu (Tanrı – Yahve) ve böyle kabul edilmesi gerektiğini de sürekli anımsatmalıyız.

10:10   Sonraki açıklamasında Pavlus, insanın yürekten iman etmekle aklandığını yazar. Bu yalnızca zihinsel bir kabul olmayıp tüm iç varlığımızla yapılan samimi bir onaylamadır. Bir kimse bunu yaptığı anda aklanır. Sonra da imanını ağzıyla açıklamakla kurtulur. Bu, iman edenin aldığı kurtuluşu başkalarının önünde açıklamasıyla olur. Açıkça söyleme kurtuluşun bir koşulu değil, ancak olmuş olan şeyin dışa vurulan bir ifadesidir: “Eğer İsa Mesih’e inanıyorsanız, O’nun lehinde konuşmalısınız.” Eğer birisi bir şeye gerçekten inanırsa, onu başkalarıyla paylaşmak ister. Dolayısıyla birisi gerçekten yeniden doğmuşsa bu gizli tutulmayacak kadar harika bir şeydir. Mesih’i ağzıyla açıklar.

Kutsal Kitap, kurtulan birinin kurtulduğunu herkesin önünde açıkça söyleyeceğini varsayar. Bu ikisi beraber gider. Kelly şöyle der: “Eğer ağzımızla Mesih’in Rab olduğunu söylemiyorsak, kurtuluştan da söz edemeyiz. Rabbimizin söylediği gibi, “İman edip vaftiz olan kurtulacaktır.” 1 Denney bunu şöyle yorumluyor:

“Aklandığında inanan bir yürek ve kurtuluşu açıkça söyleyen bir ağız iki ayrı şey değil, aynı şeyin iki ayrı yüzüdür.” 2

O zaman 10:9’daki ağızla açıklama imandan önce gelirken, 10:10’da açıklamadan önce imanın geldiği sorusu belirir. Yanıtı bulmak zor değildir. 9. ayetteki vurgu beden alma ve dirilme üzerindedir; ve bu iki öğretişten tarih sıralamasına göre söz edilmiştir. Beden alma önce gelir, İsa Rab’dir. Sonra diriliş gelir, Tanrı O’nu ölümden diriltti. 10. ayetteki vurgu bir günahkarın kurtuluşundaki olayların sıralamasındadır. Önce inanır sonra kurtuluşunu herkesin önünde açıkça söyler.

10:11   Elçi burada, “O’na iman eden utandırılmayacak” ifadesini vurgulamak için Yeşaya 28:16’dan aktarma yapar. Mesih’in başkalarının önünde açıklanması düşüncesi utanç korkuları doğurabilir, ancak bunun karşıtı doğrudur. O’nu yeryüzünde açıkça kabul edersek, O da bizi cennette açıkça kabul edecektir.

Asla düş kırıklığına götürmeyecek bir umuda sahibiz. O’na iman eden sözü, Tanrı’nın görkemli kurtarışının herkese, yani Yahudilere olduğu gibi diğer uluslara da yönelik olduğu gerçeğiyle bağlantılıdır.

10:12   Romalılar 3:23’de öğrendiğimize göre, herkes günah işlemiş olduğu için, kurtuluşa gereksinim açısından Yahudi ile Yahudi olmayan arasında hiçbir fark yoktur. Şimdi ise kurtuluşa ulaşabilme açısından da bir ayrım olmadığını öğreniyoruz. Rab, bir grup insana ait özel bir Tanrı değil, tüm insanlığın Rabbidir. O, kendisini çağıran herkese karşı lütuf ve merhamette eli açık Olan’dır.

10:13   Müjde’nin evrenselliğini kanıtlamak için Yoel 2:32’den alıntı yapılır. Kurtuluş yolu hakkında söylenebilecek en basit ifade şu sözlerde yer almıştır: “Rab’be yakaran herkes kurtulacaktır.” Rab’bin ismi, Rab’bin kendisi yerine geçer.

10:14   Ancak böyle bir müjde, evrensel bir bildiriyi önceden varsayar. Eğer hiç işitmezlerse Yahudi ve diğer uluslardan olanlara sunulan bu kurtuluşun yararı nedir? Burada imanlı kuruluşların kalp atışını hissederiz! Elçi, üç “nasıl” sorusuyla (Nasıl yakaracaklarnasıl iman edecekleryayan olmazsa, nasıl duyacaklar) Yahudi ve Yahudi olmayanları kurtuluşa götüren adımlara döner. Belki de bu, sıralamayı aşağıdaki gibi tersine çevirirsek daha kolay anlaşılır;

  • Tanrı hizmetçilerini gönderir.
  • Onlar da kurtuluş müjdesini duyururlar.
  • Günahlılar Tanrı’nın Mesih’te sunduğu yaşamı duyarlar.
  • İşitenlerin bazıları bildiriye iman eder.
  • İnananlar Rab’be yakarır.
  • Rab’be yakaranlar kurtulur.

Hodge bu iddianın dayandığı ilke olarak “Eğer Tanrı bir sonu arzularsa o sona ulaşmak için gerekli araçları da arzular” 3ilkesini öne sürer. Bu, söylemiş olduğumuz gibi Müjde’yi yayma hareketlerinin temelidir. Pavlus burada inanmayan Yahudilerin özürlerinin olmadığı düşüncesini, müjdeyi diğer uluslara duyurarak haklı çıkarıyor.

10:15   Gönderen Tanrı’dır. Gönderilmiş olanlar bizleriz. Bu konuda ne yapıyoruz? Biz Yeşaya’nın 52:7’de iyi şeylerin güzel haberlerini getirmiş olan Rab’be atfettiği güzel ayaklara sahip miyiz? Yeşaya O’nun yani Mesih’in güzel ayaklarını dile getiriyor. Burada yani Romalılar 10:15’de “O” “onlar”a dönüşüyor. O, güzel ayaklarla 2000 kadar yıl önce geldi. Şimdiyse kayıp ve ölmekte olan bir dünyaya güzel ayaklarla gitmek bizim ayrıcalığımız ve sorumluluğumuzdur.

10:16   Ancak Pavlus’un sürekli üzüntüsü, İsrail halkının tümü müjdeyi dinlemediği içindir. Yeşaya, “Rab, verdiğimiz habere kim inandı?” diye sorduğunda, bunu zaten önceden bildirmişti (Yşa.53:1). Soru yanıtı gerektirir: “Fazla değil.” Mesih’in ilk gelişinin haberi verildiğinde, buna karşılık veren fazla kimse olmadı.

10:17   Yeşaya’dan bu aktarmayı yaparken Pavlus, peygamberin dile getirdiği inancın duyulan mesajdan kaynaklandığını ve mesajın Mesih hakkındaki söz aracılığıyla geldiğini fark eder. Böylece vardığı sonuç şu olur: İman haberi işitmekle, işitmek de Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur. İman, insanlara elbette Tanrı’nın yazılı sözüne dayanan, Rab İsa Mesih’e ait bildirdiğimiz haberi işittiklerinde gelir.

Ancak kulaklarla işitmek yeterli değildir. İnsan Tanrı gerçeğinin kendisine açıklanmasını arzu ederek, açık bir yürek ve zihin ile işitmelidir. Eğer böyle yaparsa sözün gerçek olduğunu ve bu gerçeğin kendi doğruluğunu kanıtlayıcı olduğunu görecektir. Sonra inanacaktır. Bu ayette belirtilen işitmenin yalnızca kulaklarla sınırlı olmadığı belirtilmelidir. Örneğin, bildiri okunabilir. Bu nedenle “işitmek” hangi yolla olursa olsun sözü almak anlamına gelir.

10:18   O halde sorun nedir? Hem Yahudiler hem diğer uluslar bildirilen müjdeyi işitmediler mi? İşittiler. Pavlus işittiklerini göstermek için Mezmur 19:4 sözlerini ödünç alıyor: Evet, gerçekten de:

Sesleri bütün yeryüzüne,

sözleri dünyanın dört bucağına ulaştı.

İlginç olan nokta şudur ki, 19. Mezmur’dan alınan bu sözler müjde hakkında değildir. Daha çok güneş, ay ve yıldızların Tanrı’nın görkemine yaptıkları evrensel tanıklığı tanımlamaktadırlar. Ancak dediğimiz gibi, Pavlus bu aktarmayı yaparken, aslında bunun müjdenin o dönemde dünya çapında duyurulması konusu için de aynı derecede geçerli olduğunu söylüyor. Pavlus sık sık, Tanrı Ruhu’nun esinlemesiyle Eski Antlaşma’dan bir bölüm alıp oldukça değişik bir şekilde uygulamaktadır. Elbette ki, bu sözleri ilk başta vermiş olan aynı Ruh, onları sonradan tekrar uygulama hakkına sahiptir.

10:19   Ulusların çağrılması ve müjdenin Yahudilerin büyük bir çoğunluğu tarafından reddedilmesi İsrail ulusu için sürpriz olmamalıdır. Olacaklar kendi Kutsal Yazılarında önceden tam olarak haber verilmişti. Örneğin Tanrı, İsrail’i ulus olmayanlarla (diğer uluslar) kıskandıracağı ve İsrail’i puta tapan, anlayışsız bir ulusla kızdıracağı uyarılarında bulunmuştu (Yas.32:21).

10:20   Daha cesur bir dil kullanılırsa Yeşaya, Rab’bin kendisini aramayanlar tarafından bulunuşunu ve O’nu sormayanlara kendini gösterişini belirtiyor (Yşa.65:1). Genel olarak alınırsa diğer uluslar Tanrı’yı aramamıştı. Kendi putperestliklerinde doyum buluyorlardı. Ancak, onlardan bir çoğu müjdeyi işittiğinde karşılık verdi. Göreceli olarak konuşursak Yahudi olmayanlar Yahudilerden daha çok karşılık verdiler.

10:21   Sürüler halinde Yahve’ye gelen diğer ulusların bu resmine karşı Yeşaya, İsrail ulusuna bütün gün ellerini uzatan, ancak itaatsiz ve inatçı bir reddetme ile karşılaşan Rab’bi resmediyor.

 

Kutsal Kitap

1 Kardeşler! İsrailliler’in kurtulmasını yürekten özlüyor, bunun için Tanrı’ya yalvarıyorum.
2 Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir.
3 Tanrı’nın öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrı’nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler.
4 Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur.
5 Musa, Kutsal Yasa’ya dayanan doğrulukla ilgili şöyle yazıyor: “Yasa’nın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.”
6 İmana dayanan doğruluk ise şöyle diyor: “Yüreğinde, ‘Göğe -yani Mesih’i indirmeye- kim çıkacak?’ ya da, ‘Dipsiz derinliklere -yani Mesih’i ölüler arasından çıkarmaya- kim inecek?’ deme.”
7 (SEE 10:6)
8 Ne deniyor? “Tanrı sözü sana yakındır, Ağzında ve yüreğindedir.” İşte duyurduğumuz iman sözü budur.
9 İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın.
10 Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır, imanını ağzıyla açıklayarak kurtulur.
11 Kutsal Yazı, “O’na iman eden utandırılmayacak” diyor.
12 Çünkü Yahudi Grek* ayrımı yoktur, aynı Rab hepsinin Rabbi’dir. Kendisine yakaranların tümüne eliaçıktır.
13 “Rab’be yakaran herkes kurtulacak.”
14 Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar?
15 Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi: “İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!”
16 Ne var ki, herkes Müjde’ye uymadı. Yeşaya’nın dediği gibi: “Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı?”
17 Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur.
18 Ama soruyorum: Onlar duymadılar mı? Elbet duydular. “Sesleri bütün yeryüzüne, Sözleri dünyanın dört bucağına ulaştı.”
19 Yine soruyorum: İsrail anlamadı mı? Önce Musa, “Ben sizi ulus olmayanla kıskandıracağım, Anlayışsız bir ulusla sizi öfkelendireceğim” diyor.
20 Sonra Yeşaya cesaretle, “Aramayanlar beni buldu, Sormayanlara kendimi gösterdim” diyor.
21 Öte yandan İsrail için şöyle diyor: “Söz dinlemeyen, asi bir halka Bütün gün ellerimi uzatıp durdum.”

1. William Kelly, Notes on the Epistle to the Romans, s.206.

2. James Denney, Romans in the Greek New Testament, s.178’den alıntı yapan Kenneth Wuest.

3. Hodge, Romans, s.545.