Romalılar 13

13
Romalılar Bölüm 13

Ç. Yönetimle İlişkiler (13:1-7)

13:1   İmanla aklanmış olanların dünyasal yönetimlere boyun eğmesi zorunludur. Aslında bu zorunluluk herkes için geçerlidir, ancak elçi burada özellikle imanlılarla ilgilenmektedir. Tanrı tufandan sonra dünyasal yönetimi kurdu: “Kim insan kanı dökerse, kendi kanı da insan tarafından dökülecektir” (Yar.9:6). Bu buyruk, insanlara suçla ilgili konuları yargılayıp suçluları cezalandırma yet-kisi verdi.

Her düzenli toplumda bir yetki ve bu yetkiye boyun eğmek söz konusu olmalıdır. Yoksa bir karışıklık olur ve bu karışıklıkta yaşamınızın ne kadar devam edeceği belli olmaz. Her yönetim yönetimsizlikten iyidir. Dolayısıyla dünyasal yönetimleri Tanrı başlattı ve O’nun isteğinden bağımsız bir yönetim yoktur. Bu, O’nun insan yöneticilerin tüm yaptıklarını onayladığı anlamına gelmez. Kokuşma, şiddet ve zulmü elbette ki onaylamaz. Ancak Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur gerçeği aynen kalır.

İmanlılar demokraside de, anayasası olan bir krallıkta da ve hatta totaliter bir rejimde bile zaferli bir şekilde yaşayabilirler. Yeryüzünde hiçbir yönetim onun içerdiği insanlardan daha iyi değildir. Bu yüzden yönetimlerin hiçbiri mükemmel olamıyor. İdeal yönetim Rab İsa Mesih’in Kral olduğu lütufkâr krallıktır. Pavlus’un bu bölümü, acımasız Neron’un imparatoru olduğu bir yönetimin altındayken yazmış olduğunu anımsamak yararlıdır. O günler imanlılar için karanlık günlerdi. Neron, (belki de kendisinin emrettiği) Roma şehrinin yarısının yok olmasına neden olan bir yangından ötürü onları suçlamıştı. Bazı imanlıları katrana batırtıp ateşe verdirerek eğlencelerinde ışık kaynağı olarak kullandı. Bazıları ise hayvan derilerine sokulup dikildikten sonra parçalanmak üzere vahşi köpeklere atılmıştı.

13:2   Yönetime boyun eğmeyip direnenlerin Tanrı’nın takdirine karşı geldiğini belirtiyor. Yönetime karşı direnen herkes cezalandırılmayı hak eder.

Elbette kuraldışı bir durum söz konusudur. Bir imanlı eğer yönetim ondan günah işlemesini ya da İsa Mesih’e olan bağlılığından fedakârlık etmesini isterse, o yönetime boyun eğmekle yükümlü değildir. (Elç.5:29). Hiçbir yönetimin bir insanın vicdanına emretme hakkı yoktur. Bir imanlının Tanrı’ya itaat edip insanın gazabına maruz kaldığı zamanlar vardır. Böyle durumlarda gereksiz bir yakınmada bulunmaksızın cezayı ödemeye hazır olmalıdır. Hiçbir durumda yönetime karşı ayaklanmaya ya da onu devirmeye yeltenmemelidir.

13:3   Bir kural olarak doğru olanı yapanların yetkililerden korkmasına gerek yoktur. Yalnızca yasaya karşı gelenlerin cezadan korkması gerekir. Eğer birisi karakola çağrı pusulalarından, cezalardan, duruşma ve hapislerden uzak bir yaşamın tadına varmak isterse, yapacağı şey yasalara uyan bir yurttaş olmaktır. O zaman yetkililerin suçlamasını değil, onayını kazanır.

13:4   Yöneten cumhurbaşkanı, vali, belediye başkanı ya da yargıç olsun, Rab’bin hizmetçisi ve temsilcisi olma anlamında Tanrı’nın bir vekili ve görevlisidir. Kişisel olarak Tanrı’yı bilmeyebilir, ama yine de Rab’bin resmi görevlisidir. Davut da çok kereler kötü Kral Saul’u Rab’bin meshedilmişi olarak anar (1Sa.24:6,10; 26:9,11,16,23). Saul’un defalarca Davut’un yaşamını tehdit eden girişimlerine rağmen Davut, adamlarının krala zarar vermelerine izin vermemişti. Neden? Çünkü Saul kraldı ve dolayısıyla Rab’bin tayin ettiği kişiydi.

Yönetenlerden Tanrı’nın hizmetkarları olarak halkın durumunu iyileştirmeleri, güvenlik, sükunet ve genel refahı sağlamaları beklenir. Eğer herhangi biri yasaya karşı çıkmakta ısrar ederse, cezalandırılmayı beklemelidir; çünkü yönetimin onu yargılayıp cezalandırma yetkisi vardır. Kılıcı boş yere taşımıyor benzetmesinde, Tanrı’nın yönetimlere verdiği güç ile ilgili esaslı bir ifade vardır. Kılıç burada yalnızca zararsız bir güç simgesi değil, amaca hizmet eden kral asasıdır. Kılıç, yönetenin en büyük yetkisinden, yani ölüm cezası vermekten söz eder görünüyor. Ölüm cezası Eski Antlaşma dönemi içindi, Yeni Antlaşma döneminde geçerli değildir denemez. Yeni Antlaşma burada yönetimin cinayet işleyen kişinin yaşamını alma yetkisi olduğunu ima etmektedir. Bazıları buna Mısır’dan Çıkış 20:13’den alıntı yaparak karşı çıkar. Kutsal Kitap’ta (eski çeviri) şöyle yazılıdır: “Katletmeyeceksin.” Ancak bu emir adam öldürmeyle ilgilidir, ölüm cezası ise adam öldürme değildir. “Katletmek” diye çevrilen İbranice sözcük, “adam öldürmek” anlamında olup yeni Kutsal Kitap çevirisinde “Adam öldürmeyeceksin” 1 şeklinde çevrilmiştir. Ölüm cezası Eski Antlaşma yasasında bazı ciddi suçlar için gerekli ceza olarak emredilmişti.

Pavlus yine yöneticinin Tanrı’nın hizmetçisi olduğunu anımsatıyor, ancak bu kez kötülük yapanın üzerine Tanrı’nın gazabını salan öç alıcı olarak diye de ekliyor. Başka bir deyişle, bizim iyiliğimiz için Tanrı’nın hizmetkarı olmaya ek olarak yasayı çiğneyenlere ceza vererek de Tanrı’ya hizmet ediyor.

13:5   Bunun anlamı, yönetime iki nedenden ötürü boyun eğmemiz gerektiğidir; ceza korkusuyla ve iyi vicdanı sürdürmek için.

13:6   Yönetime borçlu olduğumuz tek konu itaatkâr olmak değildir, ayrıca vergi ödeyerek maddi destekte de bulunmalıyız. Belli bir düzeni olan, polisi, itfaiyesi bulunan yasal bir toplumda yaşamak bizim de yararımızadır. Dolayısıyla payımıza düşen bedeli ödemeye istekli olmalıyız. Hükümet görevlileri, sağlam bir toplumun sürdürülebilmesi için Tanrı’nın isteğini yerine getirmek amacıyla zaman ve yeteneklerini verdiklerinden, desteklenmeye hakları vardır.

13:7   İmanlıların göklerin vatandaşları oldukları gerçeği (Flp.3:20), onları dünyasal yönetimlere karşı sorumlu olmaktan özgür kılmaz. Kişisel mallarına, taşınmazlarına ve gelirlerine konulan vergi neyse ödemelidirler. Bir ülkeden diğerine gönderilen malların gümrüğünü ödemek zorundadırlar. Yasayı yürütmekle yükümlü kişileri üzmemek için saygı dolu bir korku içinde olmalıdırlar. Tüm memurların unvan ve işlerine saygılı olmalıdırlar (Onların özel yaşamlarına her zaman saygı gösteremeseler bile).

Bu nedenle imanlılar hiçbir zaman Başbakan ya da Cumhurbaşkanı hakkında aşağılayıcı bir konuşmaya katılmamalıdırlar. Politik bir kampanyanın kızışmış bir anında bile devlet başkanına yönelik sözlü saldırılara katılmayı reddetmelidirler. Şöyle yazılmıştır: “Halkını yönetenleri kötüleme” (Elç.23:5).

D. Gelecekle İlişkili Olarak (13:8-14)

13:8   Bu ayet ilk kısmında temel olarak “Faturalarınızı zamanında ödeyin” demektedir. Bu, borcun her türüne yönelik bir yasaklama değildir. Bazı borçlar günümüz toplumunda kaçınılmazdır, örneğin çoğumuz aylık telefon, gaz, aydınlatma ve su gibi borçlarla karşılaşmaktayız. Bazı borçlar için anlaşmalar yapmadan bir işi yürütmek olanaksızdır. Buradaki uyarı ödenmemiş borçlara ve geciken ödemelere karşıdır.

Ancak buna ek olarak bizi bu alanda yönlendirmesi gereken bazı ilkeler vardır. Zorunlu olmayan şeyler için borçlara girmemeliyiz. Geri ödeme umudu olmayan borçlara yaklaşmamalıyız. Aşırı faize hedef olacağımız taksitle alışverişlerden sakınmalıyız. Değeri düşen bir malı satın almak için ödünç istemekten kaçınmalıyız. Ödünç alanın ödünç verene kul olacağını (Bkz. Özd.22:7) daima hatırlayarak olanaklarımız ölçüsünde, mütevazı bir yaşam sürmek yoluyla maddi konularda sorumlu davranmalıyız.

Daima kalıcı olan borç ise sevme zorunluluğudur. Sevgi için Romalılar’da 12:10. ayet dışında agape sözcüğü kullanılır. Bu sözcük derin, bencil olmayan ve birinin diğeri için olan insanüstü sevgisi anlamına gelir. Öbür dünyaya ait bu sevgi, sevilen kişide bulunan bir doğruluktan dolayı ortaya çıkmaz, aksine tümüyle hak edilmemiş bir sevgidir. Diğer sevgilerden farklı olarak yalnızca sevimli kişilere değil, düşmanlara da yöneliktir. Bu sevgi kendisini vermeyle, genellikle de fedakârca vermeyle gösterir. Böylece, Tanrı dünyayı öyle sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Mesih de inanlılar topluğunu sevdi ve kendisini topluluğu uğruna verdi.

Bu, aslında duygulardan çok bir irade meselesidir. Sevmemizin emredilmesi gerçeği, bunun yapmayı seçebileceğimiz bir şey olduğunu gösterir. Eğer kontrolü mümkün olmayan, beklenmedik anlarda bizi altüst eden bir duygu olsaydı, o zaman bundan sorumlu tutulmamız oldukça güç olurdu. Ancak bu, iradeye duyguların da karışabileceğini inkâr etmez.

Bu tanrısal sevgiyi göstermek, iman etmemiş birisi için olanaksızdır. Gerçekte bir imanlının bile kendi gücüyle bu sevgiyi göstermesi olanaksızdır. Ancak içimizde konut kurmuş Kutsal Ruh’un gücüyle gösterilebilir. Sevgi yeryüzündeki en mükemmel ifadesini, Rab İsa Mesih’te buldu. Bizim Tanrı’ya olan sevgimiz ise O’nun emirlerini uygulamamızla belli olur. Komşusunu seven insan yasayı yerine getirmiş olur, ya da en azından yasanın komşumuzu sevmemizi öğreten bölümünü…

13:9   Elçi, birinin komşusunu sevmemesinden doğan eylemleri yasaklayan buyrukları birer birer ayırıyor. Bunlar zina, adam öldürme, hırsızlık, yalan yere yemin etmek ve başkasının malına göz dikmeye karşı olan buyruklardır. Sevgi başka birinin bedenini sömürmez, ama ahlaksızlık sömürür. Sevgi başka birinin yaşamını almaz, ama adam öldürmek alır. Sevgi başka birinin malını çalmaz, ama hırsızlık çalar. Sevgi başka birinin hakkını almasına karşı gelmez, ama yalan tanıklık gelir. 2 Sevgi başka birinin sahip olduklarıyla ilgili yanlış herhangi bir şey düşünmez, ama kıskançlık düşünür.

Başka bir buyruk kaldı mı? Pavlus şundan da söz edebilirdi: “Annene ve babana saygı göster.” Tüm bunların gelip özetlediği buyruk, “Komşunu kendin gibi sev”dir. Ona, kendinize gösterdiğiniz şefkat, saygı ve kibarlığın aynısını gösterin.

13:10   Sevgi asla bir başkasının kötülüğünü istemez. Aksine, herkesin onur ve iyiliğini gözetir. Dolayısıyla sevgiyle davranan bir kişi, gerçekten de yasanın ikinci bölümünün gereğini yerine getiriyor demektir.

13:11   Bölümün geri kalanı ruhsal uyanıklık ve ahlaksal yönden temiz bir yaşamı teşvik edicidir. Zaman kısadır. Lütuf dönemi sona eriyor. Zamanın geç oluşu, tüm uyuşukluk ve hareketsizliğimizin bir tarafa bırakılmasını gerektirir. Kurtuluşumuz her zamankinden daha yakındır. Kurtarıcı bizi Baba’nın evine götürmeye geliyor.

13:12   Şimdiki çağ, gidişini tamamlamak üzere olan bir günah gecesi gibidir. İmanlılar için sonsuz görkem günü doğmak üzeredir. Bunun anlamı dünya ile ilgili kirli giysileri, yani haksızlık ve kötülük ile ilgili her şeyi üzerimizden sıyırıp atmamız gerektiğidir. Işığın silahlarını, yani kutsal bir yaşamın koruyucu örtüsünü kuşanmalıyız. Ruhsal silahların neler olduğu Efesliler 6:14-18’de ayrıntılı olarak anlatılır. Bunlar gerçek Hıristiyan karakterinin öğelerini tanımlamaktadır.

13:13   Vurgunun, imanlı yaşamının pratik yönü üzerinde olduğuna dikkat edin. Gündüzün çocukları olduğumuza göre ışığın oğulları olarak yürümeliyiz. Bir imanlının çılgınca eğlenceler, sarhoşluk, seks eğlenceleri, iğrenç aşırılıklar ve hatta çekişme ve kıskançlıkla ne ilgisi olabilir? Hiçbir ilgisi olamaz.

13:14   İlk olarak izleyebileceğimiz en iyi yol Rab İsa Mesih’i giyinmektir. Bu, O’nun tüm yaşam biçimini benimsememiz, O’nun yaşadığı gibi yaşamamız, O’nu örneğimiz ve rehberimiz olarak kabul etmemiz, özetle bu bedendeki yaşamı O’na güvenerek sürdürmemiz demektir.

İkinci olarak benliğin tutkularına uymayı düşünmemeliyiz. Benlik eski, bozulmuş ve çarmıha gerilmiş doğa anlamındadır. Benlik sürekli lüks, konfor, uygunsuz cinsel düşkünlük, boş eğlenceler, dünyasal zevkler, israf ve materyalizm gibi şeylerle şımartılmak ister. Ayartılmamıza neden olacak şeyler satın aldığımızda, günah işlememizi kolaylaştırdığımızda, bedensel olana ruhsal olandan daha çok önem verdiğimizde, bedensel tutkulara yol açmış oluruz. Kendimizi bedensel tutkulara birazcık bile teslim etmemeliyiz. Hatta, “bedenin kendi istediğini yapmasına hiçbir fırsat vermemeliyiz” (J. B. Phillips).

Bu, Tanrı’nın zeki, ama dünyasal zevkler içinde olan Augustine’i Mesih’e ve paklığa döndürmek için kullandığı bölümdür. 14. ayete geldiğinde Rab’be teslim oldu. O zamandan beri tarihte “Aziz” Augustine olarak bilinir.

 

Kutsal Kitap

1 Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur.
2 Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır.
3 İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın.
4 Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı’ya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrı’nın gazabını salan öç alıcı olarak Tanrı’ya hizmet ediyor.
5 Bunun için, yalnız Tanrı’nın gazabı nedeniyle değil, vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir.
6 Vergi ödemenizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler Tanrı’nın bu amaç için gayretle çalışan hizmetkârlarıdır.
7 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.
8 Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye bir şey borçlu olmayın. Çünkü başkalarını seven, Kutsal Yasa’yı yerine getirmiş olur.
9 “Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, başkasının malına göz dikmeyeceksin” buyrukları ve bundan başka ne buyruk varsa, şu sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.”
10 Seven kişi komşusuna kötülük etmez. Bu nedenle sevmek Kutsal Yasa’yı yerine getirmektir.
11 Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma saati gelmiştir. Çünkü şu anda kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamankinden daha yakındır.
12 Gece ilerledi, gündüz yaklaştı. Bunun için karanlığın işlerini üzerimizden atıp ışığın silahlarını kuşanalım.
13 Çılgınca eğlenceye ve sarhoşluğa, fuhşa ve sefahate, çekişmeye ve kıskançlığa kapılmayalım. Gün ışığında olduğu gibi, saygın bir yaşam sürelim.
14 Rab İsa Mesih’i kuşanın. Benliğinizin tutkularına uymayı düşünmeyin.

1. İbranice’deki “öldürmek” ve “kılıçtan geçirmek” fiileri “gãtal” ve “hãrag”tır. On Buyruk’ta kullanılan fiil ise “katletmek”tir (rãhats) ve Grekçe çevirisi aynı derecede açıktır.

2. Bazı eski metinler bu buyruğu metin dışı bırakır.