Romalılar 14

14
Romalılar Bölüm 14

E. Diğer İmanlılarla İlişkiler (14:1 – 15:13)

14:1   Romalılar 14:1 – 15:13, Tanrı halkına ikinci derecede önemli konulardaki ilişkilerinde rehber olacak önemli ilkelerle ilgilidir. Bu tür şeyler imanlılar arasında birazdan da göreceğimiz gibi oldukça gereksiz çekişmelere neden olmaktadır.

Zayıf bir imanlı, ikinci derecede önemli sayılabilecek konular üzerinde temelsiz tereddütleri olan biridir. O zamanki koşullarda bu zayıf imanlı genellikle, yasaya göre temiz sayılmayan yiyecekleri yemek ya da cumartesi günleri çalışmak gibi konulardaki tereddütleri, Rab’be geldiği halde sürmekte olan Yahudi’ydi.

İlk ilke şudur: Zayıf bir imanlı yerel inanlılar topluluğuna kabul edilmelidir, ancak onunla aşırı titiz olduğu konularda tartışmalara girilmemelidir. İmanlılar çok önemli olmayan konularda uyuşmasalar da mutlu topluluklar oluşturabilirler.

14:2   İmanlı yaşamın verdiği özgürlükle sevinç içinde yaşayan bir imanlının imanı Yeni Antlaşma’daki ilkelere dayanır ki, o da tüm yiyeceklerin temiz olduğunu söyler. Onlar, Tanrı’nın sözü ve dua ile kutsal kılınmıştır (1Ti.4:4,5). Vicdanı zayıf bir imanlının domuz eti, hatta herhangi bir eti yeme konusunda kuşkuları olabilir. Etyemez biri de olabilir.

14:3   Dolayısıyla ikinci ilke karşılıklı bir tahammülün varlığını gerektirir. Olgun imanlı zayıf kardeşini hor görmemelidir. Ne de zayıf olan kendisi domuz eti, karides ve ıstakoz yiyen birini günahkar olarak yargılamalıdır. Tanrı, onu kendi ailesine itibarı yüksek bir üye olarak kabul etmiştir.

14:4   Üçüncü ilke, her imanlı Rab’bin bir hizmetkarıdır ve bizim efendiymişiz gibi başka birini yargılamaya hakkımız yoktur. Herkesin beğenilmiş ya da reddedilmiş olarak önünde duracağı Kişi, kendi Efendisidir. Bir kişi diğerine, birtakım konulardaki düşünceleri nedeniyle imanının altüst olacağından emin bir tavırla, soğuk ve aşağılayıcı gözlerle bakabilir. Ancak böyle bir davranış yanlıştır. Tanrı, konunun her iki tarafındaki kişilere de destek olacaktır. O’nun gücü bunu yapmaya yeterlidir.

14:5   Bazı Yahudi kökenli imanlılar Şabat gününü hâlâ zorunlu bir gün olarak görüyorlardı. Cumartesi günü herhangi bir iş yapmama konusunda çok dikkatliydiler. Bu anlamda, bir güne diğerinden fazla değer veriyorlardı.

Diğer imanlılar, bu Yahudi titizliklerine katılmıyorlardı. Her günü bir sayıyorlardı. Altı günü dünyasal, bir günü kutsal olarak kabul etmediler. Onlara göre, her gün kutsaldı.

O zaman Rab’bin günü, yani haftanın ilk günü konusu ne olacak? O günün imanlıların yaşamında özel bir yeri yok mu? Yeni Antlaşma’da o günün Rabbin dirildiği gün olduğunu görürüz (Luk.24:1-9). Bunu izleyen Rab’bin diğer iki gününde Mesih öğrencilerine göründü (Yu.20:19,26). Kutsal Ruh, haftanın ilk gününe rastlayan Pentikost gününde verilmişti. Pentikost, Mesih’in dirilişini simgeleyen ilk ürünlerin Rab’be sunulduğu Hasat bayramından (Lev.23:15 – Elç.2:1) yedi Pazar sonra olmuştu. (1Ko.15:20, 23). Öğrenciler ekmek bölmek için haftanın ilk günü bir araya geldiler (Elç.20:7). Pavlus, Korintlilere bağışı haftanın ilk günü toplamalarını söyledi. Dolayısıyla Yeni Antlaşma’da Rab’bin Günü özel bir şekilde göze çarpar. Ancak Şabat günü gibi zorunlu bir gün olarak değil, ayrıcalıklı bir gün olarak belirir. Günlük işlerimizden kopup o günü Rabbe hizmet etmek ve tapınmak için özel bir şekilde ayırabiliriz.

Yeni Antlaşma’nın hiçbir yerinde imanlılara Şabat gününü tutmaları söylenmemiştir. Bununla birlikte, altı gün çalıştıktan sonra yedinci günü dinlenmeye ayırma ilkesini görürüz.

Bu konuda hangi görüşe sahip olunursa olunsun ilke şudur: Herkesin kendi görüşüne tam güveni olsun. Böyle bir ilkenin ancak ahlaksal yönden yansız konulara uygulanabileceği iyi bilinmelidir. İsa Mesih inancının temel öğretilerine gelince, kişisel görüşlere yer yoktur. Ancak doğru ya da yanlış diye nitelenemeyecek alanlarda değişik görüşlere yer vardır. Bu tür şeylerin inanlılar topluluğunda denemelere neden olmasına izin verilmemelidir.

14:6   Bu ayetteki günü kutlayan, Cumartesi günleri herhangi bir iş yapma konusunda halen tereddütleri olan Yahudi bir imanlıdır. Bir Yahudi Şabat gününü, kurtuluşu elde etmek ya da sahip olmak için bir araç olarak kutlamaz, yalnızca Rab’bi hoşnut edeceğini sandığı bir şeyi yapmaktadır. Aynı şekilde, günü kutlamayan bir kişi de bunu yalnızca imanın gölgesi değil, aslı olan Mesih’i onurlandırmak için yapar (Kol.2:16, 17).

Temiz sayılmayan yiyecekleri yeme özgürlüğü olan kişi başını eğer ve yiyecekler için Tanrı’ya şükreder. Yalnızca temiz yiyecekleri yiyen vicdanı zayıf imanlı da öyle yapar. Her ikisi de Tanrı’nın bereketini ister. Her iki durumda da Tanrı’ya şükredilip adı onurlandırılmıştır. Öyleyse bunun sürtüşme ve çekişme yaratmasına niye izin verilsin?

14:7   Mesih’in Rabliği, imanlının yaşamının her yönüne girer. Kendimiz için değil, Rab için yaşarız ve kendimiz için değil, Rab için ölürüz. Yaptıklarımızın ve söylediklerimizin başkalarını etkilediği doğrudur, ancak buradaki düşünce o değildir. Pavlus’un vurguladığı, Rab’bin kendi halkının yaşamında tek amaç ve varlık olması gerektiğidir.

14:8   Yaşamda yaptığımız her şey Mesih’in inceleme ve onayına tabidir. Yaptığımız her işin O’nun gözünde nasıl göründüğüne bakarız. Ölümde bile O’nunla beraber olmaya gittiğimizden, O’nu yüceltmeyi arzularız. Yaşamda da ölümde de O’na bağlıyız.

14:9   Mesih, Rabbimiz olabilmek, bizim O’nun yönetimi altına girebilmemiz ve minnettar yüreklerimizin O’na sevinçle adanmaları için öldü ve dirildi. O’nun Rabliği, bedenlerimiz mezarda, ruh ve canlarımız O’nun huzurundayken bile sürer.

14:10   Bu doğru olduğundan, aşırı titiz Yahudi bir imanlının, kardeşini Yahudi takvimini izlemediği ya da temiz sayılan yiyecekler konusunda kurallara uymadığı için suçlaması saçmadır. Aynı şekilde, güçlü olan kardeşin zayıf olanı küçük görmesi de yanlıştır. Gerçek şudur ki, Mesih’in yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız 1 ve önemli olan tek değerlendirme de bu olacaktır.

Bu yargılama, imanlının günahlarına değil, hizmetine yönelik olacaktır (1Ko.3:11-15). Bu, Büyük Beyaz Tahtın önünde olanların (Va.20:11-15) ya da diğer uluslardan olanların yargılanması (Mat.25:31-46) ile karıştırılmaması gereken bir gözden geçirme ve ödüllendirme zamanıdır. Beyaz Tahtın yargısı kötülük yapmış ölülere ilişkin son yargılamadır (Bkz.Va.20:11-14).

14:11   Mesih’in yargı kürsüsü (Grekçe, bêma) önünde görüneceğimizin kesinliği Yeşaya 45:23’den bir alıntı ile yinelenir. Burada, Yahve her dizin O’nun önünde O’nun yüce yetkisini tanıyarak çökeceğini kesin olarak doğrulamaktadır.

14:12   O halde Tanrı’ya kardeşlerimiz değil, kendi adımıza hesap vereceğimiz açıktır. Biz birbirimizi gerçek bir yetki ve bilgimiz olmadığı halde çok fazla yargılıyoruz.

14:13   Ahlaksal yönden fark içermeyen böyle konularda kardeşimizi yargılamak yerine, bir kardeşin ruhsal gelişmesine engel olacak hiçbir şey yapmamaya karar vermeliyiz. Bu temel noktalara ait olmayan konulardan hiçbirisi bir kardeşin sendeleme ya da düşmesine engel olacak kadar önemli değildir.

14:14   Yasa altında yaşayan bir Yahudi için törensel olarak kirli olan yiyeceklerin, artık kirli olmadığını Pavlus gibi biz de biliyoruz. Yediklerimiz Tanrının sözü ve dua ile kutsal kılınır (1Ti.4:5). Kutsal Kitap’ın onu iyi sayıp ayırması anlamında, söz ile kutsal kılınır. Yiyecekler, O’nun hizmetindeki bedenlerimizi güçlendirmesi ve Kendi yüceliği için bereketlemesi amacıyla dua edildiğinde kutsal kılınır. Ancak örneğin, zayıf bir kardeş domuz eti yemenin kendisi için yanlış olduğunu düşünüyorsa, o zaman yanlıştır. Domuz eti yemesi, o kardeşin Tanrı tarafından verilmiş olan vicdanına hakaret etmesidir.

Pavlus hiçbir şey kendiliğinden murdar değildir derken, onun yalnızca bu fark yaratmayan konulardan söz ettiğini göz önünde tutmalıyız. Hayatta temiz olmayan birçok şey vardır: Pornografik yayınlar, imalı şakalar, iğrenç filmler ve her tür ahlaksızlık. Pavlus’un sözleri konunun ışığında anlaşılmalıdır. İmanlılar, Musa’nın Yasasının kirli saydığı yiyecekleri yediklerinde törensel kirliliğe bulaşmış olmazlar.

14:15   Yengeç ya da ıstakoz yemeyen imanı zayıf bir kardeşle yemeğe oturduğumda, yasal hakkım diye bunları yemekte ısrar etmeli miyim? Eğer yersem sevgi ile davranmıyorum demektir, çünkü sevgi kendisini değil, başkalarını düşünür. Sevgi bir kardeşin refahını artırabilmek için yasal haklarından vazgeçer. Bir tabak yemek, uğrunda Mesih’in öldüğü birinin ruhsal mutluluğu kadar önemli değildir. Ancak yine de bu konulardaki haklarımı bencilce sergilemekle, zayıf bir kardeşin yaşamında onarılmaz bir zarara neden olabilirim. Kardeşimin canının, kuzunun değerli kanı gibi son derece yüksek bir ücret karşılığında kurtulduğunu anımsayınca, bunu yapmama değmez.

14:16   Böylece buradaki ilke, kendi içinde tamamen hoş görülebilecek ikinci derecede önemli olan bu şeylerin, “hafifliğimiz” ya da “sevgisizliğimiz”le bizi suçlamak için başkalarına fırsat vermesine izin vermememiz gerektiğidir. Bu, karışık bir sebze çorbası için adımızdan feda etmek gibi bir şey olur.

14:17   Tanrı’nın Egemenliğinde önemli olan yiyecek düzenlemeleri değil, ruhsal gerçeklerdir. Tanrı’nın Egemenliği, Tanrı’nın Yüce Yönetici olarak kabul edildiği alandır. Hatta en geniş anlamıyla, Tanrı’ya bağlılığını açıklayan

herkesi kapsar. Ama iç gerçeğinde ise sadece yeniden doğanları kapsar. Buradaki kullanımı ikincisidir.

Tanrı Egemenliğindeki kişilerin, ağzının tadını bilen oburlar ya da şarap uzmanları olmaları planlanmamıştır. Tanrı halkı, Kutsal Ruh’taki doğruluğu uygulayan, Kutsal Ruh’taki esenlik ve uyuma eğilimli ve Kutsal Ruh’taki sevinci arzulayan yaşamlarıyla tanımlanmalılar.

14:18   Sorun, kişinin ne yediği ya da yemediği değildir. Tanrı’nın itibarını ve insanın beğenisini kazanan yaşam, kutsal bir yaşamdır. Kutsal Ruh’taki doğruluğu, esenliği ve sevinci vurgulayanlar, Mesih’in öğretişlerine itaat ederek O’na hizmet ederler.

14:19   Böylece bir başka ilke oluşur. Önemsiz sorunlar üzerinde tartışmak yerine, İsa Mesih inancı paydaşlığındaki esenliği ve uyumu korumak için her gayreti sarf etmeliyiz. Haklarımız konusunda ısrar ederek diğerlerine tökez olmaktansa, onları imanlarında geliştirmek için uğraşmalıyız.

14:20   Tanrı, çocuklarının her birinin yaşamında bir yapıyor. Zayıf bir kardeşin yaşamındaki bu işi yiyecek, içecek ve günler gibi ikinci derecede önemli olan sorunlarla engellemeyi düşünmek korkunç bir şeydir. Şimdi tüm yiyecekler Tanrı’nın çocuğu için temizdir. Ancak bir kardeşin imanlı yürüyüşünde tökezlemesine neden olacak özel bir yiyeceği yemek yanlıştır.

14:21   Bir kardeşin gücenmesine ya da ruhsal düşüşüne neden olmaktansa et, şarap ya da herhangi bir şeyden sakınmak bin kez daha iyidir. Kendi yasal haklarımızdan vazgeçmek, zayıf birinin korunması için ödenecek küçük bir ücrettir.

14:22   Tanrı’nın her tür yiyeceği şükranla alınması için verdiğini bilerek bu yiyeceklere katılma konusunda özgürlüğe sahip olabilirim. Ancak zayıfların önünde bu özgürlükle gereksiz yere gösteriş yapmamalıyım. Bu özgürlükten hiç kimsenin tökezlemesine neden olmayacak şekilde yararlanmak çok daha iyidir.

Nedensiz titizliklerle engellenmeden imanlının bu özgürlüklerden zevk alarak yaşaması iyidir. Ancak kişinin başkalarını gücendirdiği için kendisini yargılamak zorunda kalmasındansa, yasal haklarından vazgeçmesi daha iyidir. Başkalarına tökez olmaktan sakınan kişi ne mutludur.

14:23   Zayıf kardeş söz konusu olduğunda, vicdani tereddütlerinin olduğu herhangi bir şeyi yemesi kendisi için yanlış olur. Yemesi bir iman eylemi değildir, yani o konuda vicdanı rahat değildir. Birinin vicdanına karşı saygısızlık etmek günahtır.

İnsan vicdanının yanılmaz bir rehber olmadığı bir gerçektir; vicdan Tanrı’nın sözüyle eğitilmelidir. Ancak Merrill Unger şöyle yazar: “Pavlus insanın, zayıf olmasına rağmen vicdanını izlemesi yasasını buyurur; aksi taktirde ahlaksal kişilik yok olacaktır.”2

 

Kutsal Kitap

1 İmanı zayıf olanı aranıza kabul edin, ama tartışmalı konulara girmeyin.
2 Biri her şeyi yiyebileceğine inanır; imanı zayıf olansa yalnız sebze yer.
3 Her şeyi yiyen, yemeyeni hor görmesin. Her şeyi yemeyen, yiyeni yargılamasın. Çünkü Tanrı onu kabul etmiştir.
4 Sen kimsin ki, başkasının kulunu yargılıyorsun? Kulu haklı çıkaran da haksız çıkaran da efendisidir. Kul haklı çıkacaktır. Çünkü Rab’bin onu haklı çıkarmaya gücü vardır.
5 Kimi bir günü başka bir günden üstün sayar, kimi her günü bir sayar. Herkesin kendi görüşüne tam güveni olsun.
6 Belli bir günü kutlayan, Rab için kutlar. Her şeyi yiyen, Tanrı’ya şükrederek Rab için yer. Bazı şeyleri yemeyen de Rab için yemez ve Tanrı’ya şükreder.
7 Hiçbirimiz kendimiz için yaşamayız, hiçbirimiz de kendimiz için ölmeyiz.
8 Yaşarsak Rab için yaşarız; ölürsek Rab için ölürüz. Öyleyse, yaşasak da ölsek de Rab’be aitiz.
9 Mesih hem ölülerin hem yaşayanların Rabbi olmak üzere ölüp dirildi.
10 Sen neden kardeşini yargılıyorsun? Ya sen, kardeşini neden küçümsüyorsun? Tanrı’nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız.
11 Yazılmış olduğu gibi: “Rab şöyle diyor: ‘Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek, Her dil Tanrı olduğumu açıkça söyleyecek.'”
12 Böylece her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecektir.
13 Onun için, artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine, hiçbir kardeşin yoluna sürçme ya da tökezleme taşı koymamaya kararlı olun.
14 Rab İsa’ya ait biri olarak kesinlikle biliyorum ki, hiçbir şey kendiliğinden murdar* değildir. Ama bir şeyi murdar sayan için o şey murdardır.
15 Yediğin bir şey yüzünden kardeşin incinmişse, artık sevgi yolunda yürümüyorsun demektir. Mesih’in, uğruna öldüğü kardeşini yediklerinle mahvetme!
16 Size göre iyi olanın kötülenmesine fırsat vermeyin.
17 Çünkü Tanrı’nın Egemenliği*, yiyecek içecek sorunu değil, doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh’ta sevinçtir.
18 Mesih’e bu yolda hizmet eden, Tanrı’yı hoşnut eder, insanların da beğenisini kazanır.
19 Öyleyse kendimizi esenlik getiren ve karşılıklı gelişmemizi sağlayan işlere verelim.
20 Yiyecek uğruna Tanrı’nın işini bozma! Her yiyecek temizdir, ama yedikleriyle başkasının sürçmesine yol açan kişi kötülük etmiş olur.
21 Et yememen, şarap içmemen, kardeşinin sürçmesine yol açacak bir şey yapmaman iyidir.
22 Bu konulardaki inancını Tanrı’nın önünde kendine sakla. Onayladığı şeyden ötürü kendini yargılamayan kişi ne mutludur!
23 Ama bir yiyecekten kuşkulanan kişi onu yerse yargılanır; çünkü imanla yemiyor. İmana dayanmayan her şey günahtır.

1. Bazı eski el yazmaları, “Mesih’in yargı kürsüsü” yerine “Tanrı’nın yargı kürsüsü diye yazar. Ancak biz, Baba’nın tüm yargılama işini Oğul’a verdiğinden, Yargıcın Mesih olduğunu biliyoruz (Yu.5:22).

2. Merrill F. Unger, Unger’s Bible Dictionary, s.219.