Romalılar 2

2
Romalılar Bölüm 2

 

2:1   Bu ikinci grup, kendilerini daha uygar, eğitimli ve arıtılmış olarak görür ve tanrısızları aşağı görürler. Tanrısızların kaba davranışlarını yargılarlar, ancak kendileri belki biraz daha görmüş geçirmiş de olsalar yine de eşit derecede suçludurlar. Tanrıtanımazları kaba davranışlarından dolayı mahkûm ederler (suçlarlar), ama kendileri daha kültürlü olmasına karşın eşit derecede suçludurlar. Günahkar insan, başkalarının hatalarını kendi hatasından daha çabuk görebilir. Başkalarının yaşamlarındaki korkunç ve iğrenç şeyler, kendi yaşamında oldukça saygı görür. Ama başkalarındaki günahları yargılayabilmesi, doğruyla yanlış arasındaki farkı bildiğini gösterir. Birinin karısına göz koymanın yanlış olduğunu bilirse, kendisinin de başka birinin karısına göz koymasının yanlış olduğunu bilir. Bu nedenle, başkalarında yargıladığı günahların aynısını işlediğinde, kendisi için özür yoktur.

Kültürlü insanların günahlarıyla tanrısızlarınkiler temelde aynıdır. Bir ahlâkçı, kitaptaki her günahı işlemediğini savunabilir, ancak aşağıdaki gerçekleri anımsamalıdır:

  1. Bütün günahları işleme kapasitesine sahiptir.
  2. Buyruğun birini çiğneyerek hepsinden suçlu olur (Yak.2:10).
  3. Asla eyleme dökmediği düşünce günahları işlemiştir ki, bunlar Tanrı’nın sözünde yasaklanmıştır. Örneğin, İsa, şehvetli bakışın zinayla aynı olduğunu öğretti (Mat.5:28).

2:2   Kendini beğenmiş ahlakçı, Tanrı’nın yargısıyla ilgili bir dersi öğrenmeye ihtiyaç duyar. Elçi, 2-16 ayetlerinde vereceği bu ders için giriş yapar. Birinci nokta Tanrı yargısının gerçeğe göre uygulandığıdır. Hatalı, eksik ya da ikinci derecedeki delilleri temel almamıştır. Aksine, gerçek, tüm ve saf gerçek üzerine kurulmuştur.

2:3   İkinci nokta, kendi işledikleri günahların aynısını yapanları yargılayanların Tanrı’nın yargısından kaçamayacaklarıdır. Başkalarını yargılama kapasiteleri onların suçlarını bağışlatmaz. Aslında kendi yargılanmalarını arttırır.

Tövbe edip bağışlanmadıkça Tanrı’nın yargısından kaçınılmaz.

2:4   Bundan sonra Tanrı yargısının bazen geciktiğini öğreniriz. Bu gecikme O’nun iyiliğinin, hoşgörüsünün ve sabrının bir kanıtıdır. O’nun iyiliği günahlara değilse de günahkârlara iyilikle davranır. Hoşgörüsü (katlanışı) insanın kötülüğünü ve isyanını cezalandırma konusunda kendini tutmasını tanımlar. Sabrı ise insanın bitmeyen kışkırtmalarına rağmen şaşırtıcı biçimde kendisine hakim oluşudur.

Lütfu, koruması ve saklamasında görüldüğü gibi, Tanrı iyiliği insanları tövbeye yöneltmeyi amaçlar. “Hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye gelmesini istiyor” (2Pe.3:9).

Tövbe karar değiştirme, sırtını günaha dönüp aksi yöne gitme demektir. “Davranış değişimini gerçekleştiren değişmedir ve eylem değişikliğiyle sonuçlanır.” 1 İnsanın kendisine ve günahlarına karşı Tanrı’nın tarafına geçmesini belirtir. Günahların gerçekliği, zihinsel kabulden daha öte bir şeydir ve vicdanı da kapsar. John Newton’un yazdığı gibi, “Vicdanım hissetti ve günahıma sahip çıktı.”

2:5   Tanrı yargısı hakkında öğrendiğimiz dördüncü nokta, yargının suç birikimine göre derecelendirilmesidir. Pavlus, yürekleri sertleşmiş, tövbesiz günahkârların altın ve gümüşten bir servet biriktiriyormuşçasına kendilerine karşı yargı biriktirdiklerini resmeder. Ama asıl sonunda, Büyük Beyaz Taht önündeki yargılamada Tanrı gazabının açıkça gösterildiği günkü servet nasıl bir servet olacak (Va.20:11-15)! O gün Tanrı yargısının, hiçbir önyargı ve haksızlığın olmadığı, tamamıyla adil olduğu görülecektir.

2:6   Bundan sonraki beş ayette Pavlus, bize Tanrı yargısının kişinin işlerine göre olacağını anımsatır. Biri kişisel iyiliğinin büyüklüğüyle övünebilir. Aşırı bir şekilde ırkına ya da ulusuna güvenebilir. Ataları arasında Tanrı adamları oluşunu mazeret gösterebilir. Ama bunlarla ve yaptığı işlerle değil, kendi davranışlarıyla yargılanacaktır. Kararı belirleyici faktör kendi işleri olacaktır.

6-11 ayetlerini kendi içlerinde incelersek, işler aracılığıyla kurtuluşu öğrettikleri sonucuna varmamız kolay olacaktır. İyi işler yapanların bunlar aracılığıyla sonsuz yaşamı kazanacaklarını öğretir gibi görünmektedir.

Ama metnin bunu belirtmediği açıktır; çünkü kurtuluşun işler dışında iman aracılığıyla olduğunu söyleyen ilgili diğer ayetlerin tümündeki tutarlı tanıklıkla açıkça çelişmektedir. Chafer, Yeni Antlaşma’daki yaklaşık 150 bölümün kurtuluş için imanı şart koştuğunu belirtir. 2 Doğru olarak anlaşıldığında hiçbir bölüm böylesine baskın bir tanıklıkla çelişemez.

Bu durumda bu bölümü nasıl anlamalıyız? Öncelikle anlamamız gereken, iyi işlerin kişi yeniden doğduktan sonra başlamasıdır. Halk İsa’ya, “Tanrı’nın işlerini yapmak için ne yapmalıyız?” diye sorduğunda O, “Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” karşılığını vermişti (Yu.6:28,29). Bu nedenle birinin yapabileceği ilk iyi iş, Rab İsa Mesih’e iman etmektir. İmanın da insanın saygıdeğer bir işle kurtuluş kazanması anlamına gelmediğini sürekli anımsamalıyız. Bu nedenle eğer kurtulmamış olanlar işleriyle yargılanırsa, kanıt olarak sunmak için değerli hiçbir şeye sahip olamayacaklardır. Varsaydıkları tüm doğrulukları kirli âdet bezi gibi görünecektir (Yşa.64:6). Kendilerini yargılayan günahları İsa’ya Rab olarak iman etmeyişleri olacaktır (Yu.3:18). Bunun da ötesinde, işleri cezalarının derecesini belirleyecektir (Luk.12:47,48).

İmanlılar işlerine göre yargılanırsa, sonuç ne olacaktır? Kurtuluşu kazanabilecekleri ya da hak edebilecekleri hiçbir iyi iş sunamayacakları kesindir. Kurtuluştan önceki bütün işleri günahlıydı. Ama Mesih’in kanı geçmişi silmiştir. Şimdi, Tanrı’nın kendisi onlara cehennem hükmü giydirecek bir suçlama bulamamaktadır. Kurtulduktan sonra iyi işler yapmaya başlarlar – bunlar dünyaya göre iyi işler olmayabilir, ama Tanrı’nın gözünde iyi işlerdir. İyi işleri övülme amacıyla olmayıp kurtuluşun sonucudur. İyi işleri, Mesih’in yargı kürsüsünde gözden geçirilecek ve bütün sadık hizmetleri için ödüllendirileceklerdir.

Ancak bu bölümün imanlılarla değil, yalnızca Tanrı tanımazlarla ilgili olduğunu sürekli anımsamalıyız.

2:7   Pavlus bu yargının işlere göre olacağını açıklarken, Tanrı’nın durmadan iyilik ederek yücelik, saygınlık ve ölümsüzlüğü arayanlara sonsuz yaşamı sağlayacağını söyler. Açıklanmış olduğu gibi bu, bu kişilerin durmadan iyilik ederek kurtulduğunu belirtmez. Bu başka bir müjde olurdu. Doğal yapısıyla hiç kimse böyle bir hayat yaşamaz ve hiç kimse bunu tanrısal güç olmaksızın yaşayamazdı. Bu tanıma gerçekten uyan biri zaten iman aracılığıyla, lütufla kurtulmuştur. Yücelik, saygınlık ve ölümsüzlüğü araması onun zaten yeniden doğmuş olduğunu gösterir. Yaşamının tüm akışı, dönüş yapmış olduğunu gösterir.

Göksel yüceliği; sadece Tanrı’dan gelen saygınlığı (Yu.5:44); diriliş bedenini temsil eden ölümsüzlüğü (1Ko.15:53,54) çürümez, lekesiz ve solmaz göksel mirası (2Pe.1:4) arar.

Tanrı, dönüş deneyiminin bu kanıtını gösteren herkesi, sonsuz yaşamla ödüllendirecektir. Yeni Antlaşma’da sonsuz yaşamdan birkaç şekilde söz edilir. Rab’be geldiğimiz anda sahip olduğumuz bir armağandır (Yu.5:24). Yüceltilmiş bedenlerimize kavuştuğumuzda sahip olacağımız gelecekteki armağandır (burada ve Romalılar 6:22’de). İman yoluyla alınan bir armağan olmakla birlikte, bazen sadık bir yaşamın ödülü ile birleştirilir (Mar.10:30). İmanlıların hepsi sonsuz yaşama kavuşacaktır, ama bazıları sonsuz yaşamdan diğerlerinden daha büyük bir zevk alma kapasitesine sahip olacaktır. Sonsuz yaşam, sonsuza kadar varolmaktan daha çok şeyi ifade eder; Kurtarıcı’nın Yuhanna 10:10’da vaat ettiği bol yaşam, bir yaşam kalitesidir. Mesih’in kendi yaşamıdır (Kol.1:27).

2:8   Bencil olanlar, gerçeğe uymayıp, aksine haksızlığın peşinden gidenler gazap ve öfkeyle ödüllendirileceklerdir. Gerçeğe uymazlar; Müjde’nin çağrısına hiçbir zaman yanıt vermemişlerdir. Aksine, efendileri olarak haksızlığa itaati seçmişlerdir. Yaşamları çekişme, kavga ve itaatsizlikle temsil edilir – hiç kurtulmadıklarının kesin kanıtlarıdır bunlar.

2:9   Elçi şimdi, Tanrı’nın iki çeşit işçi ve işle ilgili hükmünü, bu kez bunu tersinden düzenleyerek tekrarlar.

Hüküm, kötülük yapan herkes için sıkıntı ve şiddetli ıstırap olacaktır. Burada bu kötü işlerin, imansız ve kötü bir yüreği ele verdiğini yine vurgulamalıyız. İşler, kişinin Rab’be olan tutumunun dışa vurulan ifadesidir.

Önce Yahudi’ye, sonra Yahudi olmayana ifadesi Tanrı yargısının kabul edilen ayrıcalığa ya da ışığa göre olacağını gösterir. Yahudiler Tanrı’nın seçilmiş halkı olarak ayrıcalıkta birinciydiler; bu nedenle sorumlulukta da birinci olacaklardır. Tanrı yargısının bu özelliği, 12-16 ayetlerinde daha çok gelişecektir.

2:10   Tanrı’nın hükmü, iyi olanı yapan herkese, Yahudi’ye ya da Yahudi olmayana, verilecek olan yücelik, saygınlık ve esenliktir. Rab İsa Mesih’e iman edip güvenmedikçe, Tanrı’ya göre hiç kimsenin iyi bir iş yapamayacağını unutmayalım.

Önce Yahudi’ye, sonra Yahudi olmayana ifadesi, kayırmacılık anlamı taşımaz; çünkü bir sonraki ayet Tanrı yargısının ayrım yapmadığına işaret eder. Bu nedenle, ifade 1:16’da olduğu gibi, Müjde’nin yayılışındaki tarihsel sıralamayı belirtiyor olmalıdır. Müjde, önce ilk imanlılar olan Yahudilere duyuruldu.

2:11   Tanrı yargısıyla ilgili bir başka gerçek, yargının kişilerin özelliklerine bakarak diğerlerinde ayrım yapmamasıdır. İnsanların kurduğu mahkemelerde yakışıklı, zengin ve etkileyici olanlar tercih edilir; ama Tanrı kesinlikle ayrım yapmaz. Irk, yer ya da yüzle ilgili hiçbir saygınlık O’nu etkilemeyecektir.

2:12   Yukarıda değinildiği gibi 12-16 ayetleri Tanrı yargısının kabul edilen ışığın ölçüsüne göre olacağı noktasını genişletir. Göz önünde bulundurulması gereken iki grup vardır: Yasa’ya sahip olmayanlar (diğer uluslar) ve Yasa’nın altında olanlar (Yahudiler). Bu, Tanrı’nın topluluğu dışındaki herkesi kapsar (İnsan ırkının “Yahudiler, Grekler ve Tanrı topluluğu” diye üç gruba ayrıldığı 1.Korintliler 10:32’ye bakınız).

Kutsal Yasa’yı bilmeden günah işleyenler, Kutsal Yasa olmadan da mahvolacaklar. “Kutsal Yasa olmadan yargılanacaklar” demiyor, “Kutsal Yasa olmadan da mahvolacaklar” diyor. Rab’bin onlara verdiği açıklamaya göre yargılanacaklar ve bu açıklamaya uygun yaşamadıkları takdirde mahvolacaklar.

Yasa altında günah işleyenler, Yasa’yla yargılanacaklar ve ona itaat etmedilerse, onlar da mahvolacaklar. Yasa tam itaat talep eder.

2:13   Yasa’ya yalnızca sahip olmak yeterli değildir. Yasa mükemmel ve sürekli itaat ister. Hiç kimse yalnızca Yasa’nın ne söylediğini bilmekle doğru sayılmaz. Yasa altında aklanma elde etmenin akla uygun tek yolu onun her maddesini yerine getirmek olacaktı. Ama tüm insanlar günahkâr olduğundan, bunu yapmaları imkânsızdır. Bu nedenle, bu ayet insanın erişebileceği düzeyin çok üstündeki ideal bir durumu açıklıyor.

Yeni Antlaşma, insanın Yasa’yı yerine getirerek aklanmasının imkânsız olduğunu üzerinde durarak öğretir (Elç.13:39; Rom.3:20; Gal.2:16,21; 3:11). İnsanın Yasa’yla kurtulması, asla Tanrı’nın niyeti (planı) değildi. Eğer biri, Yasa’yı bugünden itibaren mükemmel bir şekilde tutabilse bile aklanmayacaktı; çünkü Tanrı geçmiş olanı da talep eder. Bu yüzden 13. ayet Yasa’yı yerine getirenlerin aklanacağını söylediği zaman bunu, Yasa’nın itaat gerektirdiği şeklinde anlamalıyız ve biri doğduğu günden itibaren mükemmel bir şekilde itaat edebilirse aklanacaktır. Ama bu hiç kimsenin başaramayacağı soğuk ve katı bir gerçektir.

2:14   14 ve 15. ayetler, Kutsal Yasa’yı bilmeden günah işleyenlerin (diğer uluslar) Yasa olmadan da mahvolacaklarını öğrendiğimiz 12. ayetin bir parantezidirler. Pavlus şimdi, diğer uluslara yasa verilmemesine rağmen, onların yanlış ve doğru hakkında Tanrı vergisi bir bilgiye sahip olduklarını açıklar. İçgüdüsel olarak, yalan söylemenin, çalmanın, zina etmenin ve öldürmenin yanlış olduğunu bilirler. İçlerine doğmadığı takdirde bilemeyecekleri tek buyruk Şabat günüyle ilgili olanıdır; ki bu da ahlâki olmaktan çok gelenekseldir.

Böylece, sonuçta özü oluşturan şey, Kutsal Yasa’yı bilmeyen diğer ulusların kendi yasalarını koymuş olmalarıdır. Ahlâki içgüdülerinden yola çıkarak kendi yanlış ve doğru davranış kurallarını şekillendirirler.

2:15   Yasa’nın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Yüreklerinde yazılı olan Yasa’nın kendisi değil, Yasa’nın gerektirdikleridir. İsraillilerin yaşamlarında yapmaları için tasarlanan Yasa’nın gerektirdikleri, bir ölçüde diğer ulusların yaşamlarında görülür. Örneğin, ana babalarına saygı göstermenin doğru olduğunu bilmeleri Yasa’nın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterir. Bazı davranışların aslında yanlış olduğunu da bilirler. Öğütçü gibi görev yapan vicdanları bu içgüdüsel bilgiyi doğrular. Suçlayarak ya da mazur göstererek, yasaklayarak ya da izin vererek eylemlerinin doğruluk ya da yanlışlığına karar verirler.

2:16   Bu ayet 12. ayetteki düşüncenin bir uzantısıdır. Yasa’yı bilenlerle Yasa’yı bilmeyenlerin yargılanacağı zamanı anlatır. Bunu yaparken de Tanrı yargısıyla ilgili son bir gerçeği öğretir; yani insanların sadece açık olan günahlarını değil, gizli suçlarını hesaba katacaktır. Şimdi gizli olan günah, Büyük Beyaz Taht Yargılamasında açık bir skandala dönüşecektir. O korkunç zamanın Yargıcı – Baba tüm yargı işini O’na vermiş olduğundan – İsa Mesih olacaktır (Yu.5:22). Pavlus yaydığım müjdeye göre (Müjdem’e göre) derken, “müjdem böyle öğretir” demek istemektedir. Müjdem, Pavlus’un yaydığı ve diğer elçilerin duyurduğu müjdeyle aynı olan müjdedir.

2:17   Elçinin uğraştığı üçüncü bir grup olduğundan şimdi de şu soruya yönelir: Kutsal Yasa’nın verildiği Yahudiler de kaybolur mu? Ve bunun yanıtı da elbette “Evet, onlar da kaybolur!”dur.

Kuşkusuz birçok Yahudi, Tanrı yargısından muaf olduklarını sanıyordu. Tanrı’nın bir Yahudi’yi asla cehenneme göndermeyeceğini düşünüyorlardı. Öte yandan diğer uluslar cehennem ateşinin yakıtıydı. Pavlus şimdi, bazı koşullar altında diğer ulusların Tanrı’ya Yahudilerden daha yakın olabileceklerini göstererek bu iddiayı yok etmeliydi.

Pavlus öncelikle bir Yahudi’nin kendisini Tanrı’nın önünde ayrıcalıklı olarak değerlendirdiği konuları tekrar gözden geçirir. Yahudi adını taşıyor ve bu yüzden Tanrı’nın seçilmiş halkının bir üyesi oluyordu. Asla rahatlık vermek amacıyla değil, aksine vicdanı günaha karşı uyandırmak için amaçlanmış Kutsal Yasa’ya dayanıyordu. İsrail ulusuyla eşsiz bir antlaşma ilişkisine girmiş olan Tanrı’yla, tek gerçek Tanrı’yla övünüyordu.

2:18   Tanrı’nın isteğini biliyordu, çünkü bu isteğin ana hatları Kutsal Yazılar’da verilmiştir. En üstün değerleri onayladı, çünkü Kutsal Yasa kendisine ahlâki değerleri nasıl ayırt edeceğini öğretti.

2:19   Ahlâki ve ruhsal olarak körlere kılavuz, cahillik karanlığında kalanlara ışık olmakla gururlanırdı.

2:20   Yasa’nın kendisine verdiği bilgi ve gerçeğin ana hatlarından dolayı kendisini akılsızları ya da eğitimsizleri düzeltme ve çocuklara öğretme konusunda yeterli gördü.

2:21   Ama Yahudi’nin övündüğü bu şeyler, yaşamını asla değiştirmedi. Bu, yalnızca herhangi bir ahlâki değişime uğramaksızın ırk, din ve bilginin verdiği gururdan ibaretti. Başkalarına öğrettiği derslerden kendisi etkilenmedi. Çalmaya karşı vaaz etti, ama söylediklerini kendisine uygulamadı.

2:22   Zina etmeyi yasakladığında yaptığı şey, “Dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın” idi. Putlardan iğrenip tiksinirken, belki de putperestlerin mezarlarını soymakta, tapınakları yağmalamakta tereddüt etmedi.

2:23   Yasa’ya sahip olmakla övündü, ama Yasa’yı veren Tanrı’yı, Yasanın kutsal kurallarına karşı gelerek aşağıladı.

2:24   Bu yüksekten atıp alçaktan yürüme bileşimi, diğer ulusların Tanrının adına küfretmesine neden oldu. İnsanların her zaman yaptığı gibi, O’nun izleyicisi olduklarını söyleyenlere bakarak O’nu yargıladılar. Bu, Yeşaya’nın gününde gerçekti (Yeş.52:5) ve bugün hâlâ gerçekliğini sürdürüyor. Her birimiz kendimize şunu sormalıyız:

Eğer insanların
İsa Mesih’i görebilecekleri tek yer
Siz olsanız,
Acaba ne görürler?

2:25   Yahudi, Yasa’ya ek olarak, sünnet töreniyle de övündü. Bu, Yahudi erkeklerinin sünnet derilerinin küçük bir ameliyatla alınmasıdır. Sünnet, Tanrı tarafından İbrahim’le yaptığı antlaşmanın bir işareti olarak verildi (Yar.17:9-14). Bir halkın dünyadan alınarak Tanrı’ya ayrılışını ifade etti. Bir süre sonra Yahudiler bu ameliyatı olmakla o kadar çok övündüler ki, diğer ulusları hor görerek onlara “sünnetsizler” adını taktılar.

Pavlus burada, sünnetle Musa’nın Yasa’sını birbirine bağlayıp bunun yalnızca itaatkâr bir yaşamla birleştiğinde bir işaret olarak geçerli olduğunu belirtir. Tanrı yalnızca törensel tapınma taraftarı değildir; iç kutsallığının eşlik etmediği dışsal törenlerle tatmin olmaz (dıştan yapılan törenlere içten gelen kutsallık eşlik etmedikçe hoşnut olmaz). Bundan dolayı Yasa’yı çiğneyen sünnetli bir Yahudi, tam bir sünnetsiz gibi olabilir.

Bu bölümde, Yasa’yı yerine getirenler hakkında konuşan elçinin sözleri kayıtsız şartsız bir anlam taşımamaktadır.

2:26   Bu nedenle, diğer uluslardan biri Yasa’yı bilmese bile Yasa’nın buyurduğu ahlâka uyarsa sünnetsizliği, Yasa’yı çiğneyen bir Yahudi’nin sünnetliliğinden daha çok makbuldür. Böyle bir durumda diğer uluslardan olanın yüreği sünnetlidir ve önemli olan da budur.

2:27   Diğer uluslardan olanın üstün davranışı, Kutsal Yazılara ve sünnete sahip olup da Yasa’yı yerine getirmeyen ya da sünnetli yaşamı –ayrılık ve kutsal yaşam– uygulamayan Yahudi’yi yargılar.

2:28   Tanrı’nın gözünde gerçek Yahudi yalnızca damarlarında İbrahim’in kanını taşıyan ya da bedeninde sünnet işaretine sahip olan kişi değildir. Kişi bu iki şeye de sahip olup ahlâksal yönden tam bir baş belâsı olabilir. Rab, ırk ya da dinin dış görünüşüyle etkilenmez; içten gelen içtenliği ve saflığı arar.

2:29   Gerçek Yahudi, sadece İbrahim’in soyundan gelmekle kalmayıp Tanrı’ya yaraşır bir yaşam sergileyendir. Bu bölüm tüm imanlıların Yahudi ya da inanlılar topluluğunun Tanrı’nın İsrail’i olduğunu öğretmez. Pavlus, Yahudi ana babadan doğanlar hakkında konuşuyor ve doğum gerçeğiyle sünnet düzeninin yeterli olmadığını vurguluyor. Bu kişilerde Tanrı’ya yaraşır bir yaşam da bulunmalıdır.

Gerçek sünnet yürekle ilgilidir: Bedenin yalnızca ameliyatla kesilmesi değil, eski, tövbe etmemiş doğada yapılan ameliyatın ruhsal gerçeğidir.

Dış belirtiyle içteki lütfu birleştirenler, insan övgüsü almasalar da Tanrı’nın övgüsünü kazanırlar. Bu son ayetteki sözlerde, dilimizde bulunmayan bir kelime oyununa yer verilmiş. “Yahudi” sözcüğü “Yahuda”dan gelir ve anlamı övgüdür. Gerçek bir Yahudi karakteri Tanrı’nın övgüsünü kazandırır.

 

Kutsal Kitap

1 Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkûm ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun.
2 Böyle davrananları Tanrı’nın haklı olarak yargıladığını biliriz.
3 Bu gibi şeyleri yapanları yargılayan, ama aynısını yapan ey insan, Tanrı’nın yargısından kaçabileceğini mi sanıyorsun?
4 Tanrı’nın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? O’nun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun?
5 İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı’nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun.
6 Tanrı “herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir.”
7 Sürekli iyilik ederek yücelik, saygınlık, ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam verecek.
8 Bencillerin, gerçeğe uymayıp haksızlık peşinden gidenlerin üzerineyse gazap ve öfke yağdıracak.
9 Kötülük eden herkese -önce Yahudi’ye, sonra Yahudi olmayana- sıkıntı ve elem verecek; iyilik eden herkese -yine önce Yahudi’ye, sonra Yahudi olmayana- yücelik, saygınlık, esenlik verecektir.
10 (SEE 2:9)
11 Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz.
12 Kutsal Yasa’yı* bilmeden günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar. Yasa’yı bilerek günah işleyenlerse Yasa’yla yargılanacaklar.
13 Çünkü Tanrı katında aklanacak olanlar Yasa’yı işitenler değil, yerine getirenlerdir.
14 Kutsal Yasa’dan yoksun uluslar Yasa’nın gereklerini kendiliklerinden yaptıkça, Yasa’dan habersiz olsalar bile kendi yasalarını koymuş olurlar.
15 Böylelikle Kutsal Yasa’nın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vicdanları buna tanıklık eder. Düşünceleriyse onları ya suçlar ya da savunur.
16 Yaydığım Müjde’ye göre Tanrı’nın, insanları gizlice yaptıkları şeylerden ötürü İsa Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır.
17 Ya sen? Kendine Yahudi diyor, Kutsal Yasa’ya dayanıp Tanrı’yla övünüyorsun.
18 Tanrı’nın isteğini biliyorsun. En üstün değerleri ayırt etmeyi Yasa’dan öğrenmişsin.
19 Kutsal Yasa’da bilginin ve gerçeğin özüne kavuşmuş olarak körlerin kılavuzu, karanlıkta kalanların ışığı, akılsızların eğiticisi, çocukların öğretmeni olduğuna inanmışsın.
20 (SEE 2:19)
21 Öyleyse başkasına öğretirken, kendine de öğretmez misin? Çalmamayı öğütlerken, çalar mısın?
22 “Zina etmeyin” derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?
23 Kutsal Yasa’yla övünürken, Yasa’ya karşı gelerek Tanrı’yı aşağılar mısın?
24 Nitekim şöyle yazılmıştır: “Sizin yüzünüzden uluslar arasında Tanrı’nın adına küfrediliyor.”
25 Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz.
26 Bu nedenle, sünnetsizler* Yasa’nın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı?
27 Sen Kutsal Yazılar’a ve sünnete sahip olduğun halde Yasa’yı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasa’ya uyan kişi seni yargılamayacak mı?
28 Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi’dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir.
29 Ancak içten Yahudi olan Yahudi’dir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruh’un işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil, Tanrı’nın övgüsünü kazanır.

1. A.P. Gibbs, Preach and Teach the Word, s.12/4.

2. Lewis S. Chafer, Systematic Theology, III:376.