Romalılar 3

Romalılar Bölüm 3

3:1   Pavlus, bu bölümün ilk sekiz ayetinde Yahudilerin suçu konusuna devam eder. Burada bir Yahudi itirazcı ortaya çıkar ve elçiyi sorguya çekmeye başlar. Sorgulama şöyle bir yöntem izler:

İTİRAZ EDEN: Eğer 2:17-29 ayetlerinde söylediklerin doğruysa, o zaman Yahudi olmanın üstünlüğü ve sünnetliliğin yararı nedir?

3:2   PAVLUS: Yahudilerin birçok özel ayrıcalıkları vardır. En önemlisi Tanrı sözlerinin onlara emanet edilmiş oluşudur. Eski Antlaşma yazıları, yazmaları ve korumaları için Yahudilere verildi, ama Yahudi ulusu bu büyük ayrıcalığa nasıl karşılık vermiştir? Genelde, dehşete düşüren bir iman eksikliği sergilemişlerdir.

3:3   İTİRAZ EDEN: Peki, tüm Yahudilerin inanmaması halinde bu, Tanrının vaatlerinden vazgeçeceği anlamına gelir mi? Zaten İsrail’i kendi halkı olarak seçip onlarla belirli antlaşmalar yapmadı mı? Bazılarının güvenilmez çıkması Tanrı’nın sözünden dönmesine neden olabilir mi?

3:4   PAVLUS: Kesinlikle hayır! İnsanın ya da Tanrı’nın doğruluğuyla ilgili ne zaman bir soru olsa, daima her insanın yalancı ve Tanrı’nın doğru olduğu temelinden hareket edilir. Aslında Davut’un Mezmur 51:4’de söylediği budur: “Söylediğin her şeyin tam doğruluğu savunulmalıdır ve günahkâr insan tarafından her yalancı çıkarılışında haklılığın kanıtlanmalıdır.” Günahlarımız sadece Tanrı’nın sözlerinin doğruluğunu göstermeye hizmet eder.

3:5   İTİRAZ EDEN: Eğer durum buysa, Tanrı bizi neden yargılıyor? Bizim haksızlığımız, Tanrı’nın adilliğinden daha büyük görkemle parlamasına neden oluyorsa, Tanrı bize nasıl gazapla gelebilir? (Pavlus burada bir insan olarak konuştuğunu belirtir).

3:6   PAVLUS: Böyle bir tartışma üzerinde ciddiyetle durulmaya değmez, Tanrı’nın haksızlığıyla ilgili herhangi bir olasılık olsaydı, o zaman dünyayı yargılamaya nasıl lâyık olabilirdi? Bununla beraber hepimiz O’nun dünyayı yargılayacağını kabul ederiz.

3:7   İTİRAZ EDEN: Ama benim günahım Tanrı’ya yücelik getiriyorsa, benim yalanım O’nun gerçeğini kanıtlıyorsa, insan gazabı O’nun övülmesine neden oluyorsa, o zaman neden sürekli bir günahkâr olarak yargılanıyorum?

3:8 …demek neden mantıksız olsun?

PAVLUS: Sözünü keserek araya gireceğim, çünkü bazıları bize iftira ediyor ve bu fikri kullanarak bizi suçluyorlar.

İTİRAZ EDEN: “Kötülük yapalım da iyilik olsun” demek neden mantıksız olsun?

PAVLUS: Söyleyebileceğim tek şey böyle konuşanların yargıyı hak ettikleridir.

(Aslında aptalca görünmesine rağmen savunulan bu son fikir daima Tanrı lütfunun müjdesine karşı kullanılır. “Yalnızca Mesih’e imanla kurtulacaksan, o zaman git ve günah içinde yaşa, günahın arttığı yerde Tanrı lütfu da artıyorsa, günah işledikçe O’nun lütfu da çoğalacaktır” derler (elçi bu itirazın yanıtını 6. bölümde verir).

3:9   İTİRAZ EDEN: Biz Yahudilerin günahkâr olan diğer uluslardan daha üstün kişiler olduğumuzu mu söylüyorsun? Ya da bazı çevirilere göre şöyle sorulabilir: “Biz Yahudiler diğer uluslardan daha mı kötüyüz?” Yanıtı her iki durumda da Yahudilerin ne daha iyi ne de daha kötü olduklarıdır. Hepsi günahkârdır.

Bu, Pavlus’un takdimindeki diğer soruya götürerek kıyaslama yaptırır. Tanrısızların, kendi doğruluklarına güvenen ahlakçıların, Yahudiler ve diğer ulusların kaybolduklarını göstermiştir. Şimdi de, “Herkes (tüm insanlar) kaybolmuş mudur?” sorusuna döner.

Yanıt, “Evet, zaten herkesi günahın gücü altında olmakla suçladık”tır. Bunun anlamı, Yahudilerin bu bakımdan diğer uluslardan farklı olmadıklarıdır.

3:10   Daha fazla kanıta gereksinim duyulursa, bu kanıt Eski Antlaşma’da bulunur. Önce günahın insan ana babadan doğan herkesi etkilediğini (3:1-12) ve daha sonra da günahın bir insanın her parçasını etkilemiş olduğunu (3:13-18) görürüz. Bunu şöyle açıklayabiliriz: “Doğru olan bir kişi bile yoktur” (Mez.14:1).

3:11   “Tanrı’yı doğru anlayan hiç kimse yok. Tanrı’yı arayan kimse yok” (Mez.14:2). Düşmüş insan kendi başına bırakılırsa Tanrı’yı asla aramaz. İnsanın Tanrı’yı araması, yalnızca Kutsal Ruh’un işlemesiyle mümkün olur.

3:12   “Hepsi Tanrı’dan saptılar. Tüm insanlık yararsız oldu. İyi bir yaşam süren kimse yok, bir kişi bile yoktur” (Mez.14:3).

3:13   “İnsanların boğazları açık bir mezar gibidir. Sözlerine güvenilmez” (Mez.5:9). “Sözleri zehirli dudaklardan çıkar” (Mez.140:3).

3:14   “Ağızları lanet ve nefret sözleriyle doludur” (Mez.10:7).

3:15 “Ayakları kan dökmeye gitmek için seğirtir” (Yşa.59:7).

3:16 Yollarında yıkım ve sıkıntı vardır (Yşa.59:7).

3:17 Esenlik yolunu da bilmiyorlar (Yşa.59:8).

3:18 Tanrı’ya karşı hiç saygıları yok (Mez.36:1).

İşte, insan ırkına ait Tanrı’nın çektiği röntgen filmi budur. Evrensel haksızlığı (3:10); Tanrı’ya karşı olan cahillik ve bağımsızlığı (3:11); dik başlılığı, yararsızlığı ve iyilikten yoksunluğu (3:12) açıkça gösterir. İnsanın boğazı çürüklük doludur; dili aldatıcı; dudakları zehirli (3:13); ağzı küfür doludur (3:14); ayakları öldürmeye koşar (3:15); arkasında yıkım ve dert bırakır (3:16); esenlik yolunu bilmez (3:17) ve Tanrı’ya saygısı yoktur (3:18). Burada günahın tüm insanlığı ve varlığının her bölümünü etkilediğini, insanın tamamen yoldan çıkmışlığında görmekteyiz. Herkesin her günahı işlemediği açıktır, ama tüm günahları işleme kapasitesini barındıran bir doğaya sahiptir.

Pavlus günahların daha ayrıntılı bir sıralamasını yapsaydı, cinsellikle ilgili günahlardan söz edebilirdi: Zina, eşcinsellik, sevicilik, sapıklık, hayvanca davranış, fahişelik, tecavüz, şehvet düşkünlüğü, pornografi ve müstehcen konuşma. Savaşla bağlantılı günahlardan bahsedebilirdi: Masumların yok edilmesi, gaddarlık, gaz odaları, fırınlar, toplama kampları, işkence aletleri, sadistlik. Aile yuvasıyla ilgili günahlardan bahsedebilirdi: Sadakatsizlik, boşanma, eş dövme, zihinsel işkence, çocuklara kötü davranma. Bunlara ek olarak cinayet işleme, kötürüm bırakma, hırsızlık, para veya mülkü zimmete geçirme, barbarlık, yolsuzluk, rüşvet. Konuşmayla ilgili günahlar: Ağız bozukluğu, imalı şakalar, müstehcen dil, lanet, küfür, yalan, iftira, dedikodu, karakter katliamı, homurdanma ve şikayet. Diğer kişisel günahlar da şöyle: Sarhoşluk, uyuşturucu alışkanlığı, gurur, kıskançlık, açgözlülük, nankörlük, kirli düşünce yaşamı, nefret ve acılık. Listenin sonu gelmeyecekmiş gibi: Kirletme, çöp yığma, ırkçılık, sömürme, aldatma, ele verme, yerine getirilmeyen vaatler v.s. İnsanın yoldan çıkmışlığına dair daha fazla kanıta gerek var mı?

3:19   Tanrı, İsrail’e Yasa’yı verdiğinde, İsrail’i insan ırkının bir örneği olarak kullanıyordu. İsrail’in başarısız kaldığını görünce, haklı olarak bu başarısızlığı tüm insanlığa uyguladı. Bu, büyük bir sağlık müfettişinin bir kuyudan deney tüpüyle su örneği alıp suyun kirli olduğunu belirlediğinde tüm kuyunun kirli olduğunu açıklamasına benzer.

Bu nedenle Pavlus şu açıklamada bulunur: Yasa’da söylenen her şey Yasa altında bulunanlara –İsrail halkına– söylenmiştir; her ağız kapansın, Yahudi ve diğer uluslardan olan herkes Tanrı önünde suçlansın diye.

3:20   Hiç kimse Yasa’yı yerine getirerek aklanamaz. Yasa insanları aklamak için değil, günah bilinci kurtuluş bilinci değil– sağlamak için verildi.

Doğru çizgiyi bilmeden eğri çizginin ne olduğunu bilemezdik. Yasa doğru bir çizgi gibidir. İnsanlar kendilerini Yasa’yla ölçtüklerinde ne kadar eğri olduklarını görürler.

Yüzümüzün kirli olduğunu görmek için ayna kullanırız, ama ayna kirli yüzü yıkamak için yapılmamıştır. Derece kişinin ateşinin olup olmadığını gösterir, ama dereceyi yutmak ateşi düşürmez.

Günah bilincini sağlamak için kullanıldığında iyi olan Yasa, günahtan kurtaramaz. Luther’in dediği gibi Yasa’nın görevi aklamak değil, korkutmaktır.

Ç. Müjde’nin Temeli ve Terimleri (3:21-31)

3:21   Şimdi Pavlus’un, “Müjde’ye göre Tanrısız günahkârlar kutsal bir Tanrı tarafından nasıl aklanabilir?” sorusunun yanıtını verdiği Romalılar mektubunun en önemli noktasına geliriz.

Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın, insanı doğruluğa eriştirmesinin açıklandığını söyleyerek başlar. Bu, Tanrı’nın doğru olmayan günahkârları adil bir şekilde kurtarabileceği program ya da planın açıklanmış olduğu anlamına gelir ve bu kurtuluş planında insanlardan Yasa’yı yerine getirmeleri istenmez. Tanrı kutsal olduğundan, günaha göz yumamaz, günahı gözden kaçıramaz ya da görmezlikten gelemez. Günahı cezalandırması gerekir. Ve günahın cezası ölümdür. Buna rağmen Tanrı günahkârı sever ve onu kurtarmak ister: İşte ikilem buradadır. Tanrı’nın adaleti günahkârın ölümünü gerektirir, ama sevgisi günahkârın sonsuz mutluluğunu arzular. Müjde, Tanrı’nın günahkârları adaletinden ödün vermeden nasıl kurtarabileceğini açıklar.

Yasa ve peygamberler bu adil plana tanıklık eder. Kefaret için kan dökülmesini gerektiren kurban sisteminin tip ve gölgeleri önceden bildirilmişti. Ve doğrudan peygamberliklerle desteklendi (örn. Yşa.51:5,6,8; 56:1; Dan.9:24’e bakınız).

3:22   21. ayet bize bu adil kurtarışın Yasa’yı yerine getirmekle elde edilmediğini anlatmıştı. Şimdi elçi burada bize bunun nasıl elde edildiğini açıklar: İsa Mesih’e olan imanla. Burada iman, kişinin Rab İsa Mesih’e günahtan tek Kurtarıcısı ve cennet için tek umudu olarak tamamen güvenmesi anlamına gelir. Bu, Kutsal Kitap’ta görüldüğü gibi, Mesih’in Kişiliğinin ve işinin açıklanması temeline dayanır.

İman, karanlığa atlamak değildir. En kesin kanıtı talep eder ve bunu Tanrının kusursuz sözünde bulur. İman mantıksız ya da muhakemesiz değildir. İnsanın kendisini Yaratan’a iman etmesinden daha makul ne olabilir?

İman, insanın kurtuluşu kazanabileceği ya da hak edebileceği saygın bir iş değildir. İnsan Rab’be iman ettiği için övünemez; O’na iman etmemekle akılsızlık eder. İman, kurtuluşu kazanmak için bir çaba değil, kurtuluşun karşılıksız bir armağan olarak Tanrı’dan geldiğini sade bir biçimde bir çocuk gibi kabul etmektir.

Pavlus, bu kurtuluşun iman eden herkes 1 için olduğunu anlatmaya devam eder. Herkes için geçerlidir, herkese sunulmuştur ve herkes için yeterlidir, bu anlamda herkes içindir. Ama yalnızca iman edenler sahip olabilir; yani yalnızca kesin bir iman eylemiyle Rab İsa Mesih’i kabul edenlerin yaşamlarında etkindir. Bağışlama herkes içindir, ancak yalnızca kişi bunu kabul ettiği zaman yaşamında geçerli olur.

Pavlus, kurtuluşun herkes için olduğunu söylediğinde, Yahudileri olduğu gibi diğer ulusları da kurtuluş kapsamına katar; çünkü şimdi hiç ayrım yoktur. Yahudi’nin özel bir ayrıcalığı yoktur ve diğer uluslar da dezavantajlı durumda değildirler.

3:23   Müjde’nin geçerliliği duyulan ihtiyaç kadar evrenseldir. İhtiyaç evrenseldir, çünkü herkes günah işledi 2 ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. Adem’de herkes günah işledi; Adem günah işlediğinde, soyundan gelecek herkesin temsilcisi olarak hareket etti. Ama insanlar sadece doğaları gereği günahkâr değillerdir; uygulamayla da günahkârdırlar. Kendi içlerinde Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalırlar.

GÜNAH ÜZERİNE ARASÖZ

Günah, Tanrı’nın kutsallık ve mükemmellik standardına uymayan herhangi bir düşünce, söz ya da eylemdir. Hedefe isabet edememek, tam doğru olmamaktır. Oku hedefe isabet etmeyen bir Hintlinin, “Ah, günah işledim” dediği duyulmuştur. Onun dilinde, 3 günah işlemek ve hedefi tutturamamak sözcükleri için aynı kelime kullanılıyordu.

Günah yasasızlıktır (1Yu.3:4). Yaratık iradesinin Tanrı iradesine olan isyanıdır. Günah sadece yanlış olanı yapmak değil, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmamaktır (Yak.4:17). İmanla yapılmayan her şey günahtır (Rom.14:23). İnsanın yapılacak şey konusunda makul bir kuşkusu varsa, onu yapması yanlıştır. Vicdanı rahat değilken bunu yaparsa günah işlemektedir.

“Her kötülük günahtır” (1Yu.5:17). Akılsızlık düşüncesi günahtır (Özd.24:9) Günah zihinde başlar. Teşvik edilip ağırlandığında eyleme dönüşür ve eylem de günaha götürür. Günah genellikle ilk kez işlendiğinde çekicidir, ama geçmişe bakılıp hatırlandığında iğrençtir.

Pavlus bazen günahlar ve günah arasında ayrım yapar. Günahlar, yaptığımız yanlışlar anlamına gelir. Günah ise kötü doğamızı, yani ne olduğumuzu belirtir. Ne olduğumuz yaptıklarımızdan çok daha kötüdür. Ama Mesih kötü işlerimiz için olduğu gibi kötü doğamız için de öldü. Tanrı günahlarımızı bağışlar, ama Kutsal Kitap, O’nun günahımızı bağışlamasından hiç söz etmez. Bunun yerine, günahı insan benliğinde yargılar ya da suçlar (Rom.8:3).

Günahla suç arasında da fark vardır. Suç bilinen bir yasanın çiğnenmesidir. Çalmak temelde günahtır; kendi içinde de yanlıştır. Ama bunu yasaklayan bir yasa olduğunda aynı zamanda bir suçtur. “Yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir” (Romalılar 4:15).

Pavlus herkesin günah işlediğini ve Tanrı’nın yüceliğinden devamlı yoksun kaldığını göstermiştir. Şimdi de çareyi sunmak için devam eder.

3:24   İnsanlar, Tanrı’nın lütfuyla karşılıksız olarak aklanırlar. Müjde, Tanrı’nın günahkârları karşılıksız bir armağan olarak ve hak edilmiş bir iyilik eylemiyle nasıl akladığını anlatır. Ama aklama eyleminden söz ettiğimizde neyi belirtiriz?

Aklama sözünün anlamı doğru varsaymak ya da ilan etmek anlamına gelir. Tanrı bir günahkârı, Rab İsa Mesih’e iman ettiğinde, doğru ilan eder.

Kelimenin Yeni Antlaşma’daki kullanılışı genellikle bu şekildedir.

Bununla birlikte insan, Tanrı’yı Tanrı’nın sözüne iman ederek ve itaat ederek doğrular (Luk.7:29’a bkz.). Başka bir deyişle, Tanrı’nın, söylediği ve yaptığı her şeyde adil olduğunu doğrulamasıdır.

Ve elbette bir insan kendisini aklayabilir, yani kendi doğruluğunu kuvvetle iddia edebilir (Luk.10:29’a bkz.). Bu yalnızca kendini aldatmaktır.

Aklamak, aslında insanı doğru yapmak anlamına gelmez. Tanrı’yı adil yapamayız; O zaten adildir. Ama O’nun adil olduğunu bildirebiliriz. Tanrı imanlıyı kendisinde günahsız ya da doğru yapmaz. Doğruluğu insanın hesabına geçirir. A.T. Pierson’un dediği gibi, “Tanrı günahkârları aklamakla doğru olmadıkları halde doğru olduklarını söyler – günahın varolduğu yere günahı ve doğruluğun olmadığı yere doğruluğu yüklemez.” 4

Aklamanın en sevilen tanımı sanki hiç günah işlememişim gibidir. Ama bu yeterli değildir. Tanrı iman eden günahkârı akladığında, onu yalnızca günahından özgür kılmakla kalmaz, Kendi doğruluğunu giydirir. Böylece onu cennete uygun hale getirir. “Aklama suçsuzluk hükmünün ötesindeki onaylamaya; bağışlamanın ötesindeki yükseltmeye kadar uzanır.” 5 Suçsuzluk hükmü (beraat) kişinin yalnızca cezadan kurtulduğunu belirtir. Aklama ise kesin doğruluğun verildiği anlamına gelir.

Tanrı’nın, tanrısız günahkârları doğru ilan edişinin nedeni, Rab İsa’nın ölümü ve dirilişiyle günahlarının borcunu tamamen ödediği içindir. Günahkârlar iman aracılığıyla Mesih’i kabul ettiklerinde aklanırlar.

Yakup, aklanmanın eylemle olduğunu öğrettiği zaman (Yak.2:24), iyi işlerle ya da iman artı iyi işlerle kurtulduğumuzu değil, aksine imanın iyi işlerle sonuçlandığını belirtir.

Aklanmanın Tanrı’nın zihnindeki bir düşünce olduğunu anlamak önemlidir. İmanlının hissettiği bir şey değildir; Kutsal Kitap’ta yer aldığı için gerçekleştiğini bilir. C.I. Scofield bunu şöyle ifade etmiştir: “Aklanma, Tanrı’nın İsa’ya iman edenlerin hepsinin doğruluğunu bildirme eylemidir. İmanlının sinir sisteminde ya da duygusal doğasında değil, Tanrı’nın zihninde gerçekleşen bir şeydir.”

Elçi, Romalılar 3:24’te karşılıksız (hiçbir neden yokken) olarak aklandığımızı öğretir. Aklanma, bizim kazanabileceğimiz ya da satın alabileceğimiz bir şey değil, aksine armağan olarak sunulan bir şeydir.

Ve Tanrı’nın lütfuyla aklandığımızı öğreniriz. Bu tamamen bizim saygın işlerimizin dışında olan bir şeydir. Tarafımızdan hak edilmemiş, aranılmamış ve satın alınmamış bir şeydir.

Daha sonra doğacak karışıklığı önlemek için burada durup Yeni Antlaşmadaki aklanmanın altı farklı yönünü açıklamamız gerekir. Bize lütufla, imanla, kanla, güçle, Tanrı aracılığıyla ve işlerle aklandığımız söylenir; buna karşı hiçbir çelişki ya da çatışma yoktur.

Lütufla aklanırız: Bu, bunu hak etmediğimiz anlamındadır.

İmanla aklanırız (Rom.5:1) :Bu, Rab İsa Mesih’e iman ederek bunu almamız gerektiği anlamındadır.

Kanla aklanırız (Rom.5:9): Bu, aklanabilelim diye Kurtarıcı’nın ödediği bedeli belirtir.

Güçle aklanırız (Rom.4:24,25): Rab İsa’yı ölümden dirilten aynı güçtür.

Tanrı aracılığıyla aklanırız (Rom.8:33): Bizi doğru sayan O’dur.

İşlerle aklanırız (Yak.2:24): İyi işlerin aklanmayı kazandığı anlamında değil, aklanmış olduğumuzun kanıtları olduğu anlamındadır.

Romalılar 3:24’e dönersek, İsa Mesih’te olan kurtuluşla aklandığımızı okuruz. Kurtuluş, bir fidye fiyatı ödeyerek geri almak anlamındadır. Rab İsa Mesih, bizi günahın köle pazarından geri aldı. Rab İsa’nın değerli kanı, kutsal ve adil Tanrı’nın haklı taleplerini karşılamak için ödenen fidye fiyatıydı. Biri, “Fidye kime ödendi?” diye sorarsa, yapılanı kavramamış demektir. Kutsal Yazılar ne Tanrı’ya ne de Şeytan’a yapılan belirli bir ödemeden söz etmez. Fidye, hiç kimseye ödenmemiştir; Tanrı’nın tanrısızları kurtarabilmesi için doğru bir temel sağlayan soyut bir hesap görmedir.

3:25   Tanrı, İsa Mesih’i gazap yatıştıran kurban olarak sundu. Gazap yatıştırma adaletin yerine getirildiği, Tanrı’nın gazabının yönünün değiştirildiği bir araçtır; kabul edilebilir bir kurban ile merhamet gösterilebilir.

Yeni Antlaşma’da üç kez Mesih’ten günahları bağışlatan ya da gazap yatıştıran olarak söz edilir. Burada Romalılar 3:25’te Mesih’e iman edenlerin O’nun dökülen kanı sayesinde merhamet bulduklarını öğreniriz. 1.Yuhanna 2:2’de Mesih bizlerin ve tüm dünyanın günahlarının gazabını yatıştıran olarak tanımlanır. Çarmıhta yaptığı iş tüm dünya için yeterlidir, ama yalnızca O’na güvenenler için etkindir. Son olarak 1.Yuhanna 4:10’da Tanrı’nın sevgisi, günahlarımızın gazabını yatıştırmak için Oğlunu göndermesiyle gösterilmiştir.

Luka 18:13’teki vergi memurunun duası harfi harfine şöyledir: “Tanrım, ben günahkâra olan gazabını yatıştır.” Tanrı’nın Kendisinden ağır suçunun cezasını ödemesini istemeyerek merhamet etmesini rica ediyordu.

Gazap yatıştıran bağışlamalık sözcüğü İbraniler 2:17’de de görülür: “Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı’ya olan hizmetinde merhametli ve sadık başkâhin olup halkın günahlarını Tanrı’ya bağışlatabilsin.” Buradaki “günah gideren bağışlamalık” ifadesi cezayı ödeyerek kaldırsın anlamındadır.

Gazap yatıştıran bağışlamalık sözcüğünün Eski Antlaşma’daki karşılığı günahların bağışlandığı yer olarak geçer (Bağışlanma Kapağı; Çık15:1722). Kefaret gününde başkâhin bağışlama yerine kurbanın kanını serperdi. Bu yolla başkâhinin ve halkın günahları için kefaret edilir ya da günahları örtülürdü.

Mesih günahlarımızı bağışlattığında, bundan çok daha fazlasını yaptı. Günahlarımızı örtmekle kalmayıp onları tamamen kaldırdı.

Pavlus 3:25’te bize Tanrı’nın Mesih’i, kanına olan iman aracılığıyla günahları gideren bağışlamalık olarak sunduğunu anlatır. Bize O’nun kanına iman etmemiz söylenmiyor, imanımızın objesi Mesih’in kendisidir. Sadece dirilen ve yaşayan İsa Mesih kurtarabilir. Gazabı yatıştıran kurban O’dur. O’nun kurban oluşundan yararlanmamızın koşulu O’na iman etmektir. Ödenen fiyat O’nun kanıydı.

Mesih’in tamamladığı iş, geçmiş günahların bağışlanmasına ilişkin Tanrı adaletini bildirir. Bu, Mesih’in ölümünden önce işlenmiş günahları belirtir. Tanrı, Adem’den Mesih’e, kendisine iman edenleri onlara verdiği esinleme bazında kurtardı. Örneğin, İbrahim Tanrı’ya iman etti ve doğru sayıldı (Yaratılış 15:6). Ama Tanrı bunu adil bir biçimde nasıl yapabildi? Günahkârın yerine geçen günahsız, mükemmel Kurbanın kanı dökülmemişti. Kısaca, Mesih ölmemişti. Borç ödenmemişti. Tanrı’nın haklı talepleri karşılanmamıştı. Öyleyse Tanrı, Eski Antlaşma dönemindeki inanan günahkârları nasıl kurtarabilirdi?

Buna verilecek yanıt, Mesih daha ölmemiş olduğu halde Tanrı’nın O’nun öleceğini bilmesi ve Mesih’in gelecekteki işiyle insanları kurtarmasıdır. Eski Antlaşma kutsalları Golgota’yı bilmiyorlarsa da Tanrı bunu biliyordu ve Tanrı’ya iman ettikleri zaman Mesih’in işinin tüm anlamını onların hesabına geçirdi. Eski Antlaşma imanlıları, kelimenin tam anlamıyla veresiyeyle kurtuldular. Bir gün ödenecek olan bir bedel prensibiyle kurtuldular. Onlar Golgota’yı beklemişlerdi, biz ise geriye dönüp ona bakıyoruz.

Pavlus, Mesih’in kurban edilmesinin daha önce işlenmiş günahları cezasız bırakarak Tanrı’nın adaletini gösterdiğini söylerken, demek istediği budur. Bazılarının yanlış olarak düşündüğü gibi bireyin dönüş yapmadan önce işlediği günahlardan söz etmiyor. Bu, Mesih’in işinin ‘yeniden doğmadan’ önceki günahları bağışladığını, ama kişinin bundan sonra tek başına bırakıldığı düşüncesini akla getirebilir. Hayır, çarmıhtan önce kurtulanların günahlarına göz yummuşa benzeyen Tanrı’nın görünüşteki yumuşaklığına değiniyor. Tanrı’nın bu günahları mazur gördüğü ya da görmezlikten geldiği sanılabilir. Pavlus, bunun hiç de böyle olmadığını söyler. Rab, Mesih’in tam kefaret edeceğini biliyordu ve bu yüzden insanları bu prensiple kurtardı.

Bu nedenle Eski Antlaşma dönemi Tanrı’nın sabrıyla ilgili zamandır. En azından 4000 yıl günahı yargılamamak için kendini tuttu. Sonra zaman tamamlandığında Oğlunu günahları yüklensin diye gönderdi. Rab İsa günahlarımızı kendi üzerine aldığında Tanrı, adaletinin tüm kızgınlığını ve kutsal gazabını sevgili Oğlu’nun üzerine yöneltti.

3:26   Bu durumda Mesih’in ölümü Tanrı’nın adaletini ilân eder. Tanrı, günahın cezasının tam olarak ödenmesini istediğinden adildir. Ve tanrısızı, günahına göz yummadan ya da kendi adaletinden ödün vermeden kurtarabilir, çünkü mükemmel olan onların yerine geçerek öldü ve yeniden dirildi. Albert Midlane bu gerçeği şiirinde ifade eder:

Tanrı’nın mükemmel adaletine
Kurtarıcı’nın kanında tanıklık edilir;
Mesih’in çarmıhında bulduğumuz ise
Adaletiyle birlikte olan eşsiz lütfudur.
Tanrı günahkârın yanından geçip gidemezdi,
Günahı ölümünü gerektirir;
Ama Mesih’in çarmıhında gördüğümüz
Tanrı’nın nasıl kurtarabileceği
Ve buna rağmen nasıl adil kalabileceğidir.
Günah Kurtarıcı’nın üzerine konur,
O’nun kanında günahın borcu ödenir.
Katı adaletin daha fazla isteyeceği bir şey kalmamıştır,
Ve merhamet ambarından dağıtır.
Özgür olduğuna inanan günahkâr,
“Kurtarıcı benim için öldü” diyebilir,
Bağışlatan kana işaret edip
“Beni Tanrı’yla barıştırdı” diyebilir.

3:27   Öyleyse bu harika kurtuluş planında neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Övünmeye yer yoktur, yasaktır. Övünme hangi ilkeye dayanarak engellenir? İyi işlere dayanarak mı? Hayır. Kurtuluş iyi işlerle olsaydı, bu insanın her tür övülmesine fırsat verirdi. Ama kurtuluş iman ilkesine dayalı olduğunda, övünmeye yer yoktur. Aklanan kişi, “Günah işleme işinin tümünü ben, kurtarma işinin tümünü de İsa yaptı” der. Gerçek iman, kendi kendine yetme, kendini geliştirme ya da kendini kurtarma olasılığını reddeder ve Kurtarıcı olarak yalnızca Mesih’e bakar. Dili şudur:

Elimde ödeyecek hiçbir şey getirmiyorum,
Çarmıhına yapışıyorum sadece;
Giysi için Sana geliyorum, çıplak olarak,
Lütuf için Sana bakıyorum, çaresiz olarak.
Çeşmeye uçuyorum, murdar olarak;
Yıka beni Kurtarıcım, yoksa ölürüm.
          — Augustus M.Toplady

3:28   Pavlus, övünmeye neden yer olmadığını şöyle yineler: Çünkü insan Yasa’nın gereklerini yapmakla değil, imanla aklanır.

3:29   Müjde Tanrı’yı nasıl tanıtır? Sadece Yahudilerin Tanrısı olarak mı? Hayır, O diğer ulusların da Tanrısıdır. Rab İsa insanlığın bir ırkı için değil, dünyanın bütün günahkârları için öldü. Herkese sunulan tam ve karşılıksız kurtuluş, hem Yahudiler hem de diğer uluslar içindir.

3:30   Bir Yahudiler bir de diğer uluslar için olmak üzere iki Tanrı yoktur. Tanrı tektir ve tüm insanlık için kurtuluş yolu da tektir. Sünnetlileri imanla, sünnetsizleri de aynı imanla aklar. Burada farklı zamirleri (imanla ya da iman aracılığıyla) 6 kullanım nedeni ne olursa olsun, aklanmanın yararlı amacında hiçbir fark yoktur, her iki durumda da etkin olan imandır.

3:31   Geriye önemli bir soru kalıyor. Kurtuluşun Yasa’yı yerine getirmekle değil, imanla olduğunu söylediğimizde, Yasa’nın değersiz olduğunu ve önem verilmemesi gerektiğini mi ima ederiz? Müjde Yasa’ya hiç yer yokmuş gibi onu bir kenara mı itiyor? Tam tersine, Müjde Yasa’yı kabul ediyor. Bunun nasıl olduğunu görelim:

Yasa mükemmel bir itaati gerektirir. Yasa’ya karşı gelmenin cezası ödenmelidir. Bu ceza ÖLÜMDÜR. Yasa’ya karşı gelen günahkar cezayı öderse, sonsuzluklar boyunca kaybolacaktır. Müjde, Yasa’ya karşı gelme cezasının ödenmesi için Mesih’in nasıl öldüğünü anlatır. O, Yasa’yı önemsemezlik etmedi. Borcun tamamını ödedi. Şimdi Yasa’ya karşı gelmiş biri, Mesih’in cezayı kendi yerine ödemiş olmasından yararlanabilir. Böylece imanla kurtuluş müjdesi, Yasa’nın taleplerinin karşılanması gerektiğini ve tamamen karşılanmış olduğu konularında ısrar ederek Yasa’yı onaylar.

 

Kutsal Kitap

1 Öyleyse Yahudi’nin ne üstünlüğü var? Sünnetin yararı nedir?
2 Her yönden çoktur. İlk olarak, Tanrı’nın sözleri Yahudiler’e emanet edilmiştir.
3 Peki, kimi Yahudiler güvenilmez çıkmışsa ne olur? Onların güvenilmezliği Tanrı’nın güvenilirliğini ortadan kaldırır mı?
4 Kesinlikle hayır! Herkes yalancı olsa bile, Tanrı’nın doğruyu söylediği bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi: “Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın Ve yargılandığında davayı kazanasın.”
5 Ama bizim haksızlığımız Tanrı’nın adil olduğunu ortaya çıkarıyorsa, ne diyelim? İnsanların diliyle konuşuyorum: Gazapla cezalandıran Tanrı haksız mı?
6 Kesinlikle hayır! Öyle olsa Tanrı dünyayı nasıl yargılayacak?
7 Ama Tanrı’nın her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkâr olarak yargılanıyorum?
8 Bazılarının bizi kötüleyerek, söylediğimizi ileri sürdüğü gibi niçin, “Kötülük yapalım da bundan iyilik çıksın” demeyelim? Böylelerinin yargılanması yerindedir.
9 Şimdi ne diyelim? Biz Yahudiler öteki uluslardan üstün müyüz? Elbette değiliz. İster Yahudi ister Grek* olsun, daha önce herkesi günahın denetiminde olmakla suçladık.
10 Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.
11 Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan yok.
12 Hepsi saptı, Tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile!”
13 “Ağızları açık birer mezardır. Dilleriyle aldatırlar.” “Engerek zehiri var dudaklarının altında.”
14 “Ağızları lanet ve acı sözle doludur.”
15 “Ayakları kan dökmeye seğirtir.
16 Yıkım ve dert var yollarında.
17 Esenlik yolunu da bilmezler.”
18 “Tanrı korkusu yoktur onlarda.”
19 Kutsal Yasa’da söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı’ya hesap versin diye Yasa’nın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz.
20 Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.
21 Ama şimdi Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor.
22 Tanrı insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur.
23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.
24 İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar.
25 Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa’ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.
26 (SEE 3:25)
27 Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasa’yı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine.
28 Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız.
29 Yoksa Tanrı yalnız Yahudiler’in Tanrısı mı? Öteki ulusların da Tanrısı değil mi? Elbet öteki ulusların da Tanrısı’dır.
30 Çünkü sünnetlileri* imanları sayesinde, sünnetsizleri* de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir.
31 Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasa’yı geçersiz mi kılıyoruz? Hayır, tam tersine, Yasa’yı doğruluyoruz.

1. Bazı metinler “ve tümünde”yi metin dışı bırakır.

2. Harfi harfine, “günah işledi” olarak çevrilir (geçmiş zaman, geniş zaman değil).

3. Aynısı İbranice ve Grekçe’de de doğrudur.

4. Arthur T. Pierson, Shall We Continue in Sin? s.23

5. Paul Van Gorder, in Our Daily Bread

6. Cranfield, küçük bir fark bulma çabalarının ikna edici olmadığını belirtir (Romalılar, 1:22). Augustine, değişimi, güzel söz söyleme sanatına yüklemekte haklıydı galiba.