Romalılar 4

4
Romalılar Bölüm 4

D. Müjde’nin Eski Antlaşma’yla Uyumu (Bölüm 4)

Pavlus’un ele aldığı beşinci soru şudur: Müjde Eski Antlaşma öğretişlerini kabul eder mi? Bu sorunun yanıtı Yahudi halkı için özel bir önem taşır. Bu nedenle elçi şimdi, Yeni ve Eski Antlaşma’daki müjdeler arasında tam bir uyum olduğunu gösterir. Aklanma daima iman aracılığıyla olmuştur.

4:1   Pavlus öğretişini, İsrail tarihindeki en büyük iki karakteri örnek vererek kanıtlar: İbrahim ve Davut. Tanrı bu adamların her ikisiyle de büyük antlaşmalar yaptı. Biri, Yasa verilmeden yüzyıllarca önce, diğeri ise Yasa verildikten yıllarca sonra yaşadı. Biri sünnet olmadan önce, diğeri ise sünnet olduktan sonra aklandı.

Önce tüm Yahudilerin ata olarak çağırdığı İbrahim’in üzerinde düşünelim. Bedene göre 1 yaşadığı tecrübe ne idi? İnsanın aklanma yoluna ilişkin ne buldu?

4:2   Eğer İbrahim, yaptığı iyi işlerden dolayı aklansaydı, o zaman övünmek için nedeni olacaktı. Tanrı’nın yüce huzurunda durabilmeyi başardığı için sırtını sıvazlayabilirdi. Ama bu kesinlikle imkânsızdır. Hiç kimse Tanrı’nın önünde övünemeyecektir (Ef.2:9). Kutsal Yazılar’da İbrahim’in iyi işlerinden dolayı aklanmakla övüneceği hiçbir neden belirtilmemiştir.

Ama biri, “Yakup 2:21, İbrahim’in iyi işlerinden dolayı aklandığını söylemiyor mu?” diye sorabilir. Evet söylüyor, ama oradaki anlam oldukça farklıdır. İbrahim, Yaratılış 15:6’da Tanrı’nın sayısız bir zürriyetle ilgili vaadine iman ettiğinde, imanla aklandı. Otuz yıl ya da daha uzun bir süre sonra İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya sunmak için adım attığında (Yar.22), iyi işlerinden dolayı aklandı. Bu itaat eylemi, imanının gerçek olduğunu kanıtladı. Bu iyi işi, imanla gerçekten aklandığının dışa vurumuydu.

4:3   Kutsal Yazı İbrahim’in aklanmasıyla ilgili ne diyor? “İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı” diyor (Yar.15:6). Tanrı İbrahim’e Kendisini açıkladı ve ona sayısız bir zürriyete sahip olacağını vaat etti. Yahudilerin atası, Rab’be iman etti ve Tanrı doğruluğu onun hesabına saydı. Başka bir deyişle, İbrahim imanla aklandı. Bu aynen söylendiği gibi, çok basitti. İyi işlerin bununla hiçbir ilişkisi yoktu. Onlardan söz bile edilmiyor.

4:4   Bunların hepsi bizi, kurtuluş planına ilişkin iyi işlerle iman arasındaki tezat konusunda Kutsal Kitap’taki en yüce ifadelerden birine getirir.

Bunu şu şekilde düşünün: Bir adam hayatını kazanmak için çalışıp haftanın sonunda ücretini aldığında, bu ücret onun hakkıdır. Bunu kazanmıştır. Patronunun önünde, böylesine bir incelik gösterdiği için hazırola geçip selâm durmaz. Parayı hak etmedim diye itiraz etmez. Parayı cebine koyar, kendisine zamanı ve çalışması karşılığında ödeme yapıldığı duygusuyla evine gider.

Ama aklanma konusundaki şekil bu değildir.

4:5   Şok edici gibi görünse de aklanan insan, her şeyden önce çalışmayandır. Kurtuluşunu kazanmayla ilgili herhangi bir olasılığı reddeder. Kişisel saygınlığını ya da iyiliğini reddeder. En iyi işlerinin bile Tanrı’nın doğruluk talebini asla yerine getiremeyeceğini kabul eder.

Bunun yerine tanrısızı aklayana iman eder. Rab’be iman eder ve güvenir. Tanrı’nın söylediklerine inanır. Gördüğümüz gibi bu, hak edilen bir eylem değildir. Ödül kişinin imanında değil, imanının objesindedir.

Tanrısızı aklayana iman eden kişiye dikkat edin. Elinden geleni yaptığı, Altın Kurala göre yaşadığı ve diğerleri kadar kötü olmadığı mazeretiyle gelmiyor. Hayır, tanrısız ve suçlu bir günahkâr olarak gelir ve kendisini Tanrı’nın merhametine bırakır.

Ve sonuç nedir? İmanı ona doğruluk sayılır. Çünkü çalışmak yerine iman ettiğinden, Tanrı doğruluğu onun hesabına sayar. Diri Kurtarıcı’nın iyi işlerinden dolayı Tanrı iman edeni doğrulukla giydirir ve böylece onu cennete kabul eder. Tanrı bundan böyle iman edeni Mesih’te görür ve onu bu temel üzerinde kabul eder.

Özetleyecek olursak, aklanma, iyi kişiler için değil, tanrısızlar içindir. Konu borç değil, lütuf konusudur. Ve bu lütuf iyi işlerle değil, imanla kazanılır.

4:6   Bundan sonra Pavlus tezini kanıtlamak için Davut’a yönelir. Bu ayetin başındaki nitekim sözü Davut’la İbrahim’in tecrübelerinin aynı olduğunu belirtir. İsrail’in sevgili ozanı, Tanrı’nın, iyi işlerine bakmaksızın doğru saydığı günahkârın mutlu olduğunu söylemiştir. Davut aklanma konusunda çok fazla şey söylemediği halde, elçi bunu Mezmur 3:1,2 ayetlerinden alıntı yaparak bu bölüme aktarmıştır.

4:7   Suçları bağışlanmış,

  günahları örtülmüş olanlara ne mutlu!

4:8   Günahı Rab tarafından sayılmayana ne mutlu!

Pavlus bu ayetlerde ne gördü? Her şeyden önce, Davut’un iyi işlerle ilgili hiçbir şey söylemediğini fark etti; bağışlama insanın çabalarıyla değil, Tanrı’nın lütfuyla gerçekleşir. İkinci olarak, eğer Tanrı bir kişinin günahını saymazsa, o zaman o kişinin Tanrı’nın önünde durabileceği doğru bir konuma sahip olması gerektiğini gördü. Son olarak ise, Tanrı’nın tanrısızı akladığını gördü. Davut zina ve cinayetten suçluydu, ama yine de bu ayetlerde tam ve karşılıksız olan bağışlanmanın tadına varıyor.

4:9   Ama bazı Yahudilerin aklından hala yalnızca sünnetli olanların aklanabileceği ve Tanrı’nın aklamasında, seçilmiş halkın ayrı bir yere sahip olduğu gibi bir düşünce geçebilir. Elçi bunun böyle olmadığını göstermek için yine İbrahim’in tecrübesine döner. “Doğruluk yalnız inanan Yahudilere mi, yoksa aynı zamanda inanan diğer uluslara da verilir mi?” sorusunu yöneltir. İbrahim’in örnek olarak kullanılması, bunun yalnızca Yahudiler için geçerli olduğunu ima eder gibi görünebilir.

4:10   Pavlus burada çoğumuzun hiç farkına varmayacağı tarihsel bir gerçeği iyice anlar. İbrahim’in sünnetsizken (Yar.17:24) aklandığını (Yar.15:6) gösterir. İsrail ulusunun atası sünnetsizken aklanabilmişse o zaman, “Diğer sünnetsizler niçin aklanamasın?” sorusu ortaya çıkar. İbrahim daha diğer ulusların topraklarındayken aklandı ve bu diğer ulusların tamamen sünnetin dışında aklanmaları için açık kapı bırakır.

4:11   O halde İbrahim’in aklanmasını sağlayan sünnet değildi. Bu sadece iman aracılığıyla aklanmış olduğunun bedendeki bir işaretiydi. Sünnet, Tanrı ve İsrail halkı arasındaki antlaşmanın dışa vuran bir işaretiydi, ama buradaki anlamı, Tanrı’nın iman aracılığıyla İbrahim’e verilen doğruluğunu belirtmek için genişletilmiştir.

Sünnet bir işaret olmasının yanı sıra aynı zamanda bir mühürdür: İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. İşaret belirttiği şeyin varolduğunu gösterir. Mühür ise belirtilenin gerçekliğini kanıtlar, doğrular, onaylar ya da garanti eder. Sünnet İbrahim’e, Tanrı’nın Kendisini imanla doğru saydığını ve doğru kişi muamelesi göreceğini doğruladı.

Sünnet, İbrahim’in imanının doğruluğunun bir damgasıydı. Bu, onun imanının doğru olduğu ya da doğruluğu iman aracılığıyla elde ettiği anlamına gelebilir. İkincisinin doğru anlam taşıdığı hemen hemen kesindir; sünnet imanına ait olan ya da iman prensibiyle elde edilmiş bir doğruluk mührüydü.

İbrahim sünnet olmadan önce aklandığı için sünnetsizlerin, yani iman eden diğer ulusların, babası olabilir. Onlar da İbrahim gibi imanla aklanabilirler.

İbrahim’in iman eden diğer ulusların babası olduğu söylenirken, elbette fiziksel bir soy düşüncesi yoktur. Yalnızca onun imanını izlediklerinden, bu imanlıların onun çocukları olduğu anlamını taşır. Doğum yoluyla onun çocukları değildirler, ama onu örnek alarak izledikleri için çocukları olurlar. Bu bölüm, inanan diğer ulusların Tanrı’nın İsrail’i olduklarını da öğretmez. Tanrı’nın İsrail’i, İsa’yı, Rab ve Kurtarıcıları olarak kabul eden Yahudilerden oluşur.

4:12   İbrahim, sünnetin işaretini aynı zamanda başka bir nedenden dolayı, yani yalnız sünnetli olan değil, kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanının izinden yürüyen Yahudilerin de babası olabilmesi için aldı.

İbrahim’in soyundan olmakla İbrahim’in çocukları olmak arasında fark vardır. İsa, Ferisilere, “İbrahim’in soyundan olduğunuzu biliyorum” dedi (Yu.8:37). Ama daha sonra şöyle devam etti: “İbrahim’in çocukları olsaydınız. İbrahim’in işlerini yapardınız” (Yu.8:39). Bu nedenle Pavlus burada, fiziksel sünnetin önemli olmadığında ısrar eder. Yaşayan Tanrı’ya iman olmalıdır. Rab İsa Mesih’e inanan sünnetliler Tanrı’nın gerçek İsrail’idir.

Özetlemek gerekirse, İbrahim’in yaşamında imanlı ve hala sünnetsiz olduğu bir dönem ve hem imanlı hem de sünnetli olduğu başka bir dönem de vardı. Pavlus’un kartal bakışlı gözleri bu gerçeğe göre hem iman eden diğer ulusların, hem de iman eden Yahudilerin İbrahim’i babaları olarak iddia edebileceklerini ve çocukları olarak özdeşleşebileceklerini görmektedir.

4:13   “Pavlus, mantık ve Kutsal Yazıları birbirine bağlayan her geçitteki olası her itirazcıyı yakalayıp yenerken, tartışma acımasızca devam eder.” 2 Elçi şimdi de mutluluğun Yasa aracılığıyla geldiği ve Yasa’yı bilmeden diğer ulusların lanetli olduğu itirazı ile (Yu.7:49’a bkz.) uğraşmak zorundadır.

Tanrı, İbrahim’e ve soyuna dünyanın mirasçısı olacaklarını vaat ettiğinde, bu vaadi belirli bir yasal koşula bağlı olarak yapmadı (Yasa 430 yıl sonra verildi – Gal.3:17). Lütfun, imanla kabul edilen koşulsuz bir vaadiydi; bugün aynı imanla Tanrı tarafından aklanırız.

Dünyanın mirasçısı ifadesi, onun Yahudilerin olduğu gibi iman eden diğer ulusların da babası olacağını (4:11,12), yalnız Yahudi ulusunun değil, birçok ulusun babası olacağını (4:17,18) belirtir. Bu vaat tam anlamıyla, İbrahim’in soyu olan Rab İsa’nın, evrensel imparatorluk asasını alıp kralların Kralı ve rablerin Rabbi olarak egemenlik sürdüğünde yerine gelecektir.

4:14   Tanrı’nın bereketini, özellikle aklanma bereketini arayanlar, buna Yasa’yı yerine getirme kuralıyla mirasçı olurlarsa, o zaman iman boş ve vaat geçersizdir. İman bir kenara bırakılır, çünkü iman tamamen Yasa’nın karşıtı olan bir kuraldır: Yasa yapmayı gerektirirken, iman inanmayı gerektirir. Bu durumda vaat, hiç kimsenin yerine getiremeyeceği koşullara bağlı olacağından geçersiz olacaktır.

4:15   Yasa, Tanrı’nın bereketine değil, gazabına yol açar. Yasa’nın buyruklarını tam ve devamlı olarak yerine getiremeyenleri suçlar. Ve bunu hiç kimse yapamayacağından Yasa’yı bilenlerin hepsi ölüme mahkûm olur. Yasa’yı bilip de lanet altında olmamak imkânsızdır.

Ama yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir. Yasaya karşı gelmek demek, bilinen bir yasayı çiğnemek demektir. Pavlus yasanın olmadığı yerde hiç günahın olmadığını söylemiyor. Bir eylem, ona karşı olan bir yasa olmasa bile, kökeninde yanlış olabilir. Ama “hız sınırı saatte 30 km.” diyen bir işaret varken, bu eylem suç haline gelir.

Yahudiler, Yasa’ya sahip olmakla bereketi miras aldıklarını sandılar, ama aldıkları miras yasaya karşı gelmek oldu. Tanrı, günahın, yasaya karşı gelmek olarak görülebilmesi için Yasa’yı verdi. Başka bir şekilde açıklamak gerekirse, günahın tüm günahlılığında görülebilmesi için Yasa’yı verdi. Yasa’nın günahkar suçlular için kurtuluş yolu olmasını asla amaçlamadı.

4:16   Yasa, Tanrı’nın aklamasına değil, gazabına yol açtığı için Tanrı, insanları iman yoluyla, lütufla kurtarmaya kararlıydı. Sonsuz yaşamı, basit bir iman eylemiyle bunu kabul eden günahkâr tanrısızlara karşılıksız, hak edilmemiş bir armağan olarak verecekti.

Yaşam vaadi bu şekilde İbrahim’in bütün soyu için güvence altına alınır. Burada bütün ve güvence sözlerinden söz etmemiz gerekir. Tanrı, öncelikle vaadin İbrahim’in bütün soyu için, (yalnız Yasa’yı verdiği Yahudiler için değil), İbrahim’in yaptığı gibi aynı şekilde Rab’be iman eden diğer uluslar için de güvence altına alınmasını ister. İbrahim hepimizin, yani iman eden Yahudilerin ve diğer ulusların babasıdır.

Tanrı ikinci olarak vaadin güvence altına alınmasını ister. Aklanma, insanın yasayı yerine getirmesine bağlı olsaydı, hiçbir zaman güvencesi olamazdı; çünkü iyi ya da doğru işlerinin yeterli olup olmadığını bilemezdi. Kurtuluşu kazanmaya çalışan kişi tam bir güvence zevkini tadamaz. Ama kurtuluş, imanlının kabul etmesi için armağan olarak sunulduğunda, kişi o zaman Tanrı sözünün yetkisiyle kurtulduğundan emin olur.

4:17   Pavlus, İbrahim’in tüm iman edenlerin babası olduğunu doğrulamak için Yaratılış 17:5’i araya sıkıştırır: “Seni birçok ulusun babası yaptım.” Tanrı’nın, İsrail’i halkı olarak seçmesi, lütfunun ve merhametinin yalnız onlarla sınırlı olacağı anlamına gelmiyordu. Elçi, Tanrı’nın daima nerede olursa olsun bulduğu imanı onurlandırma amacında olduğunu göstermek için Eski Antlaşma ayetlerini ustalıkla aktarır.

İman ettiği… Tanrı’nın katında ifadesi 4:16’daki düşüncenin devamıdır: “…İbrahim hepimizin babasıdır.” Aradaki bağlantı şudur: İbrahim, iman ettiği Tanrı’nın ölülere yaşam veren, var olmayanı bile varlığa çağıran Tanrı’nın katında hepimizin babasıdır. Tanrı’yla ilgili bu tanımlamayı anlamak için bunu izleyen ayetlere bakmamız gerekir. Tanrı ölülere yaşam verir: İbrahim ve Sarâ fiziksel olarak ölü olmadıkları halde, çocuksuzdular ve yaşları çocuk yapamayacak kadar ilerlemişti (4:19’a bakınız). Tanrı var olmayanı, yani birçok ulusu kapsayan sayılamayacak kadar çok kişiyi var olarak çağırır (4:18’e bakınız).

4:18   Pavlus önceki ayetlerde vaadin, İbrahim’e Yasa’yla değil, imanla verildiğini, lütfa dayalı olduğunu ve bütün soy için güvence sağladığını vurgulamıştır. Bu doğal olarak İbrahim’in diriliş Tanrısına olan imanı üzerinde düşünmeye yöneltir. Tanrı, İbrahim’e yıldızlar ve kum gibi sayılması imkansız bir soy vaat etti. İnsanın bakış açısına göre bu olasılık tamamen umutsuz görünüyordu. Ama İbrahim umutsuzluğa rağmen birçok ulusun babası olacağına ümitle iman etti. Tanrı’nın Yaratılış 15:5’te vaat etmiş olduğu gibi: “Senin soyun böyle olacaktır.”

4:19   İbrahim’e büyük bir soya sahip olacağına ilişkin ilk defa vaat verildiğinde, 75 yaşındaydı (Yar.12:2-4). O zaman bedensel olarak baba olacak güçteydi, çünkü bundan hemen sonra İsmail’in babası oldu (Yar.16:1-11). Ama Pavlus’un bu ayetten söz ettiği zaman, onun yüz yaşında olduğu ve vaadin yenilendiği zamandı (Yar.17:15-21). Tanrı’nın gücünün dışında yeni bir yaşam yaratma olasılığı kaybolmuştu. Bununla birlikte, Tanrı ona bir oğul vaadinde bulunmuş ve İbrahim Tanrı’nın vaadine inanmıştı.

Ölü gibi olan bedenini ve Sarâ’nın rahminin kısırlığını düşünmedi 3 ve imanda zayıflamadı. İnsanın bakış açısına göre tamamen umutsuz bir durumdu, ama İbrahim’in imanı vardı.

4:20   Vaadin gerçekleşmesi konusundaki gözle görünen imkânsızlık onu sendeletmedi. Bunu Tanrı söylemişti; İbrahim buna iman etti ve durum halledildi. İbrahim’e göre imkânsız olan tek bir şey vardı, o da Tanrı’nın yalan söylemesiydi. İbrahim’in imanı etkin ve güçlüydü. Tüm şans ya da olasılık yasalarının meydan okumalarına rağmen Tanrı’nın, kendi vaadini yerine getirecek kadar güvenilir olduğuna saygı göstererek Tanrı’yı yüceltti.

4:21   İbrahim, Tanrı’nın sözünü nasıl yerine getireceğini bilmiyordu, ama bu önemsiz bir ayrıntıydı. Tanrı’yı tanıyordu ve vaadini gerçekleştirecek güçte olduğuna tümüyle güveniyordu. Bu harika bir imandı, ama aynı zamanda da yapılması gereken en mantıklı hareketti, çünkü Tanrı sözü evrendeki en güvenilir şeydi ve İbrahim buna inanırken hiçbir riske girmiyordu!

4:22   Tanrı, sözüne inanan bir adam bulduğu için hoşnuttu; O bundan daima hoşnut olur. Ve bu nedenle İbrahim’i aklanmış saydı. Bir zamanlar günah ve suç bilançosunun olduğu Tanrı önünde şimdi yalnızca doğruluk konumu vardı. İbrahim suçlanmaktan kurtulmuş ve iman aracılığıyla kutsal Tanrı tarafından aklanmıştı.

4:23   İbrahim’in imanla aklanmasının tarihsel anlatımı, yalnızca onun yararı için değildi. Kurtuluşunun kalıcı bir kaydı ve Tanrı’nın önünde sahip olduğu şimdiki mükemmel konumu açısından elbette onun için yazıldığına dair bir anlam da taşımaktaydı.

4:24   Bu bizler için de yazıldı. Rabbimiz İsa’yı ölümden dirilten Tanrıya iman ettiğimiz zaman, bizim imanımız da aynı şekilde doğruluğumuz sayılır. Tek farklılık şudur: İbrahim Tanrı’nın ölülere yaşam vereceğine (yani ölü gibi olan kendi bedenine ve Sarâ’nın rahminin kısırlığına) iman etti. Biz de Tanrı’nın, Rab İsa Mesih’i ölümden dirilterek ölülere yaşam vermiş olduğuna iman ediyoruz. C.H. Mackintosh bunu şöyle açıklar:

İbrahim bir vaade iman etmeye çağrıldı. Oysa biz tamamlanmış bir gerçeğe iman etme ayrıcalığına sahibiz. O yapılacak bir şeyi umut etmeye çağrıldı; biz ise yapılmış bir şeye, dirilen ve göklerde Tanrı’nın sağına yüceltilen Kurtarıcı’nın bildirdiği tamamlanmış bir kurtuluşa bakıyoruz. 4

4:25   Rab İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi. Burada “için” edatı (Grekçe, dia) hem suçlarımız hem de aklanmamızla ilgili olarak kullanıldığı halde, içerik her durumda anlamın ayrı bir tonunu gerektirir. Sadece suçlarımız için değil, onları ortadan kaldırmak amacıyla da ölüme teslim edildi. Ve aklanmamız için diriltildi; yani Tanrı’nın, bizi aklayan Mesih’in işinden aldığı doyumu sergilemek için diriltildi. Birinci olayda halledilmesi gerekli olan sorun suçlarımızdı. İkinci olayda ise Mesih’in dirilişiyle garantilenen sonuç aklanmamızdır. Mesih mezarda kalmış olsaydı, aklanma gerçekleşmezdi. Ama diriliş gerçeği bize işin bittiğini, bedelin ödenmiş olduğunu ve Tanrı’nın, Kurtarıcı’nın günaha kefaret işinden hoşnut olduğunu anlatır.

 

Kutsal Kitap

1 Şu halde soyumuzun atası İbrahim’in durumu için ne diyelim?
2 Eğer İbrahim yaptığı iyi işlerden dolayı aklandıysa, övünmeye hakkı vardır; ama Tanrı’nın önünde değil.
3 Kutsal Yazı ne diyor? “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.”
4 Çalışana verilen ücret lütuf değil, hak sayılır.
5 Ancak çalışmayan, ama tanrısızı aklayana iman eden kişi imanı sayesinde aklanmış sayılır.
6 Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrı’nın aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:
7 “Ne mutlu suçları bağışlanmış, Günahları örtülmüş olanlara!
8 Günahı Rab tarafından sayılmayana ne mutlu!”
9 Bu mutluluk yalnız sünnetliler* için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler* için midir? Diyoruz ki, “İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.”
10 Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken…
11 İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın.
12 Böylelikle atamız İbrahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu.
13 Çünkü İbrahim’e ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi.
14 Eğer Yasa’ya bağlı olanlar mirasçı olursa, iman boş ve vaat geçersizdir.
15 Yasa, Tanrı’nın gazabına yol açar. Ama yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir.
16 Bu nedenle vaat, Tanrı’nın lütfuna dayanmak ve İbrahim’in bütün soyu için güvence altına alınmak üzere imana bağlı kılınmıştır. İbrahim’in soyu yalnız Kutsal Yasa’ya bağlı olanlar değil, aynı zamanda İbrahim’in imanına sahip olanlardır. “Seni birçok ulusun babası yaptım” diye yazılmış olduğu gibi İbrahim, iman ettiği Tanrı’nın -ölülere yaşam veren, var olmayanı buyruğuyla var eden Tanrı’nın- gözünde hepimizin babasıdır.
17 (SEE 4:16)
18 İbrahim umutsuz bir durumdayken birçok ulusun babası olacağına umutla iman etti. “Senin soyun böyle olacak” sözüne güveniyordu.
19 Yüz yaşına yaklaşmışken, ölü denebilecek bedenini ve Sara’nın ölü rahmini düşündüğünde imanı zayıflamadı.
20 İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti.
21 Tanrı’nın vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi.
22 Bunun için de aklanmış sayıldı.
23 “Aklanmış sayıldı” sözü, yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler -Rabbimiz İsa’yı ölümden dirilten Tanrı’ya iman eden bizler- için de yazıldı.
24 (SEE 4:23)
25 İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.

1. Ya da “bedene göre atamız İbrahim’in” tecrübesi.

2. Daily Notes of the Scripture Union, (daha fazla belge mevcut değildir).

3. Bazı el yazmaları “değil”i (bkz. İngilizce çeviriler) metin dışında bırakmasına rağmen, sonuçta ortaya çıkan anlam aynıdır.

4. C.H. Mackintosh, The Mackintosh Treasury: Miscellaneous Writings by C.H. Mackintosh, s.66.