Romalılar 5

5
Romalılar Bölüm 5

E. Müjde’nin Pratik Yararları (5:1-11)

Elçi aklanma konusunu şu soruyu yönelterek bir adım daha ileri götürür: Aklanmanın imanlının yaşamındaki yararları nelerdir? Başka bir deyişle, gerçekten işe yarar mı? Yanıt her imanlının sahip olduğu yedi ana bereket birer birer sayıldıkça, dikkate değer bir ‘evet’tir. Bu bereketler Mesih aracılığıyla imanlıya akar. Tanrı’yla insan arasındaki Aracı O’dur ve Tanrı’nın bütün armağanları O’nun aracılığıyla gelir.

5:1   İmanla aklanan bizlerin keyif aldığı ilk büyük yarar, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı’yla barışmış olmamızdır. Savaş bitmiştir. Düşmanlıklar durmuştur. Mesih’in işi sayesinde canlarımızla Tanrı arasındaki tüm düşmanlık nedenleri ortadan kaldırılmıştır. Bu lütuf mucizesi aracılığıyla düşmanlardan dostlara dönüştürüldük.

5:2   Aynı zamanda Tanrı iyiliğinin tanımlanamaz bir konumuna kabul edilmenin sevincini yaşıyoruz. Biricik Olan’da kabul ediliyoruz; bu nedenle Tanrı’ya Biricik Oğlu kadar yakın ve O’nun kadar değerliyiz. Baba altın asayı bize uzatarak bizi yabancılar olarak değil, oğullar olarak karşılar. Bu lütuf ya da kayırma Tanrı önündeki konumumuzun her yönünü kapsar; konumumuz Mesih’te olduğumuz için, Mesih’inki kadar kusursuz ve kalıcıdır.

Sanki bu mükemmellik az gelircesine, Tanrı’nın yüceliğine erişmek ümidiyle de övünürüz. Yalnızca Tanrı’nın yüceliğini göreceğimiz zamanı değil, kendimizin de yücelmiş olarak görüneceğimiz zamanı (Yu.17:22; Kol.3:4’e bakınız) sevinçle beklediğimiz belirtilir. Ne yeryüzündeyken bu ümidi tam olarak anlayabileceğiz, ne de sonsuzluklar boyunca bunun şaşkınlığından kurtulacağız.

5:3   Aklanmanın getirdiği dördüncü bereket ise sıkıntılarda bile övünmemizdir: Tabii şimdi bize verdikleri rahatsızlıklarla değil, sonunda getirecekleri sonuçlarla övünürüz (İbr.12:11). Sevinçle üzüntünün bir arada olması İsa Mesih imanının hoş paradokslarından biridir. Sevincin karşıtı acı çekmek değil, günahtır. Sıkıntının yarattığı yan ürünlerden biri dayanma gücü ya da direnmedir. Yaşamlarımızda sıkıntı olmasaydı, dayanma gücünü asla geliştiremezdik.

5:4   Pavlus şimdi dayanma gücünün karakteri geliştirdiğini açıklamaya devam ediyor. Tanrı, sıkıntılarda dayandığımızı ve onlar aracılığıyla amaçlarını sonuçlandırması için O’na baktığımızı gördüğünde, bizi ‘Dayanıklılık Onayı Madalyasıyla’ ödüllendirir. Denendik ve onaylandık. Ve O’nun tarafından beğenildiğimiz duygusuyla bizi ümitle doldurur. Yaşamlarımızda çalıştığını, karakterimizi geliştirdiğini biliriz. Bu bize, bizde iyi bir işe başlamış olan Tanrı’nın bunu bitireceğine dair güven verir (Flp.1:6).

5:5   Ümit de utandırmaz. Bir şeyi ümit edip sonradan onu hiç elde edemeyeceğimizi görseydik, ümidimiz bizi utandırır ya da hayal kırıklığına uğratırdı. Ama kurtuluş ümidimiz bizi asla utandırmayacaktır. Asla utandırılmayacağız ya da boş yere güvendiğimizi görmeyeceğiz. Nasıl bu kadar emin olabiliriz? Çünkü bize verilmiş olan Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür. Tanrı’nın sevgisi bizim Tanrı’ya sevgimiz ya da Tanrı’nın bize olan sevgisi anlamına gelebilir. Burada ikinci anlama gelir, çünkü 6-20 ayetleri Tanrı’nın bize olan sevgisinin önemli kanıtlarından bazılarını tekrarlar. İman ettiğimiz anda bize verilmiş olan Kutsal Ruh, yüreklerimizi Tanrı’nın sonsuz sevgisinin ifadeleriyle coşturur ve bunlar, sağ salim eve, cennete, gidene kadar Tanrı’nın bize yardım edeceğine dair güven verir. Kutsal Ruh’a kavuştuktan sonra Tanrı’nın sizi sevdiğini hissedeceksiniz. Bu, insanlıkla ilgilenen “yukarıdaki Biri”yle ilgili belirsiz ya da mistik bir duygu değil, aksine sizi birey olarak gerçekten seven kişisel bir Tanrı’dan kaynaklanan sabit bir inançtır.

5:6   Pavlus 6-20 ayetlerinde daha azdan daha çoğa doğru tartışmasını sürdürür. Yürüttüğü mantık şöyledir: Tanrı’nın düşmanlarıyken bile sevgisini bize gösterdiyse, şimdi O’na aitken bizi daha çok esirgemeyecek midir? Bu bizi aklanmamızın sağladığı beşinci yarara getirir: Mesih’te sonsuzluklar boyunca güvence içindeyiz. Elçi bu konuyu geliştirirken, beş “çok daha”yı sunar.

  • Gazaptan kurtulmak “çok daha” kesindir (5:9).
  • Oğlunun yaşamıyla kurtulmak “çok daha” kesindir (5:10).
  • Lütuf armağanı “daha da” çoğaldı (5:15).
  • İmanlının yaşamda egemenlik sürmesi “çok daha” kesindir (5:17).
  • Tanrı’nın lütfu “daha da” çoğaldı (5:20).

Pavlus 6, 7 ve 8. ayetlerde, Mesih bizim için öldüğünde bizim nasıl olduğumuzu (çaresiz tanrısız günahkârlar) vurgular. 9 ve 10. ayetlerde ise şimdi nasıl olduğumuzu (Mesih’in kanıyla aklandık, ölümüyle Tanrı’yla barıştık) ve Kurtarıcı’nın bizim için yapacaklarının sonuçlanan kesinliğini (bizi gazaptan kurtaracak, yaşamıyla bizi koruyacak) vurgular.

Bize önce zayıf, güçsüz, çaresiz ve kendimizi kurtarmaktan aciz olduğumuz anımsatılır. Ama belirlenen zamanda Rab İsa Mesih dünyamızı ziyaret edip insanlar için öldü. Bazılarının sandığı gibi iyi insanlar için değil, günahkârlar (tanrısızlar) için öldü. Bizde, bizi Tanrı’ya beğendirecek hiçbir erdem ve mükemmellik yoktu. Kesinlikle layık değiliz, ama Mesih bizim için yine de öldü.

5:7   Tanrısal sevginin bu eylemi eşsizdi ve insan deneyimlerindeki hiçbir şeyle karşılaştırılamazdı. Vasat bir insanın yaşamı kendisi için değerlidir ve layık olmayan biri için yaşamından vazgeçmeyi düşünmez. Örneğin bir katil, zina işleyen biri ya da bir gangster için ölmez. Aslında, özellikle sıcakkanlı olmasa da dürüst ve güvenilir “doğru” bir insan için bile ölmek istemez. “İyi” biri, yani nazik, dostane, sevecen ve cana yakın biri için ölmesi olağanüstü bir örnek olacaktır.

5:8   Tanrı’nın sevgisi tamamen olağanüstü ve bu dünyadakinden farklı bir şeydir. Bize olan olağanüstü sevgisini, biz daha günahkârken biricik Oğlunu yerimize ölmesi için göndererek gösterdi. Bunu niçin yaptığını sorarsak, bunun yanıtını Tanrı’nın kendi mutlak isteğinde aramamız gerekir. Bizde böyle bir sevginin ortaya çıkmasına neden olacak hiçbir iyilik yoktu.

5:9   Burada bir dizi yeni durumun varlığını görürüz. Artık suçlu günahkârlar sayılmıyoruz. Kurtarıcı’nın Golgota’da bizim için döktüğü değerli kanıyla Tanrı tarafından doğru sayıldık. Bizler günahkârken haklı çıkarılmamız için sözle anlatılamaz bir bedel ödediğinden, Mesih aracılığıyla bizi gazaptan kurtaracağı çok daha kesindir. Bizi iyiliğinde barındırmak için en büyük bedeli ödemişse, sonunda mahvolmamıza izin verebilir mi?

Tanrı’nın gazabından kurtardı sözü, ya “gazaptan kurtardı” ya da “gazaptan herhangi bir şekilde etkilenmekten kurtardı” anlamına gelebilir. Buradaki edatın (Gr. apo) ikinci anlama geldiğine inanıyoruz: Ne zamanda ne de sonsuzlukta Tanrı’nın gazabından hiçbir şekilde etkilenmeyeceğiz.

5:10   Önce ne idik, şimdi ne olduk diye düşünelim. Tanrı’nın düşmanlarıyken Oğlu’nun ölümü sayesinde O’nunla barıştık. Rab’be karşı düşmandık ve bu durumdan hoşnuttuk. Kendi halimize bırakıldığımızda, O’nunla barışma gereği duymuyorduk. Bu söz üzerinde düşünün: Tanrı’nın düşmanları!

Tanrı bizim gibi davranmadı. Büyük bir lütuf gösterisiyle duruma müdahale etti. Mesih’in bizim yerimize ölmesi, Tanrı’ya karşı düşmanlığımızın nedenini, yani günahlarımızı ortadan kaldırdı. Mesih’e iman ederek Tanrı’yla barıştık.

Tanrı barışmamızı bu kadar pahalıya satın aldıysa, hiç gitmemize izin verir mi? Oğlunun ölümü sayesinde barıştıksa –ki bu tam bir zayıflık simgesidir– Tanrı’nın sağında duran Mesih’in şimdi sonsuz güce sahip yaşamıyla, sona kadar kurtulmayacak mıyız? Ölümünde bizi kurtarmak için böylesine güç varsa, yaşamında bizi koruyup saklamak için çok daha fazlası bulunur!

5:11   Şimdi aklanmanın altıncı yararına geldik. Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrı’nın kendisiyle de övünürüz. Yalnızca armağanlarıyla değil, armağanı verenin kendisiyle de seviniriz. Kurtarılmadan önce sevinci başka yerlerde aradık. Şimdi O’nu her hatırladığımızda sevinip, yalnızca O’nu unuttuğumuzda üzülüyoruz. Şimdi Tanrı’da sevinçli olabilmemiz için gerekli olan bu harika değişikliği üreten nedir? Rab İsa Mesih’in işidir. Tüm diğer bereketlerimiz gibi bu sevinç bize O’nu aracılığıyla gelir.

Aklananların keyif aldıkları yedinci yarar, bizi şimdi Tanrı’yla barıştırmış 1 sözleridir. Barışma, İsa Mesih’in kurban oluşuyla Tanrı ve insan arasındaki uyumun kurulmasına işaret eder. Günah, insan ve Tanrı arasına yabancılaşma, soğukluk ve düşmanlık getirmişti. Soğukluğa neden olan günahın kaldırılışıyla Rab İsa, kendisine inananları Tanrı’yla uyumlu bir konuma getirdi. Barışmaya Tanrı’nın değil, insanın ihtiyacı vardı, çünkü Tanrı’ya düşman olan insandı.

F. Mesih’in İşinin Adem’in Günahı Üzerindeki Zaferi (5:12-21)

5:12   5. bölümün sonu, mektubun ilk kısmıyla bundan sonraki üç bölüm arasında bir köprü görevi görür. Bu son bölüm, Adem aracılığıyla gelen suçlama ve Mesih aracılığıyla gelen aklanma konularının seçimi ile Mesih’in işinin sağladığı bereketin Adem’in işinin oluşturduğu sıkıntı ve kayıptan çok daha ağır bastığını gösteren ilk bölümle birbirine bağlıdır. Son bölüm, ayrıca 6-8 bölümleriyle, aklanmadan kutsallaşmaya ve günahın eylemlerinden, insan doğasındaki günaha geçerek birleşir.

Bu ayetlerde Adem, baş ya da eski yaratılışta olan herkesin temsilcisi olarak resmedilir. Mesih yeni yaratılıştaki herkesin Başı olarak sunulur. Başın tüm yaptıkları yönetimi altındaki herkes için geçerli olur. Örneğin, bir ülkenin Cumhurbaşkanı, onaylamak için bir yasa tasarısı imzaladığında o ülkenin tüm vatandaşlarını etkiler.

İşte, Adem’in olayında gerçekleşen budur. Günahının sonucu olarak ölüm dünyaya girdi. Ölüm, Adem’in tüm soyunun ortak kaderi oldu. Çünkü hepsi Adem’de günah işledi. Hepsinin kişisel günah işlediği doğrudur, ancak buradaki düşünce bu değildir. Pavlus’un vurgulamak istediği nokta, Adem’in günahının temsili bir eylem olduğu ve tüm soyunun onda günah işlemiş sayıldığıdır.

Yeryüzünde ilk günah işleyenin Adem değil de Havva olduğuna ilişkin itirazda bulunanlar olabilir. Bu doğrudur, ama Adem ilk yaratılan olduğundan, baş olma görevi ona verildi. Bu nedenle tüm soyunun temsilcisi olarak görülür.

Elçi Pavlus ölümün bütün insanlara yayıldığını söylerken, Adem’in günahı ruhsal ölümü de getirmiş olmasına rağmen burada belirttiği fiziksel ölümdür (13 ve 14. ayetler fiziksel ölüm görüşünü yansıtırlar).

Kutsal Yazı’nın bu bölümüne geldiğimizde, bazı soruların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Adem günah işledi diye tüm soyunun günahkâr sayılması haksızlık değil mi? Tanrı insanları günahkârlar olarak doğdukları için mi, yoksa yalnızca işledikleri günahlar için mi suçlar? Eğer insanlar günahkâr bir tabiatla doğuyorlarsa ve günahkâr doğdukları için günah işliyorlarsa, Tanrı onları yaptıklarından nasıl sorumlu tutabilir?

Kutsal Kitap uzmanları bunlar ve benzeri bir çok sorunla uğraşmışlar ve şaşırtıcı çeşitli sonuçlara varmışlardır. Bununla birlikte, emin olabileceğimiz bazı gerçekler vardır.

Kutsal Kitap öncelikle tüm insanların hem doğaları hem de eylemleri nedeniyle günahkâr olduklarını öğretir. İnsan anne babadan doğan herkes, Adem’in günahını miras alır ve aynı zamanda kendi özgür seçimiyle günah işler.

İkinci olarak günahın bedelinin ölüm olduğunu, ölümün de hem fiziksel ölüm hem de sonsuza dek Tanrı’dan ayrı kalma anlamına geldiğini biliriz.

Ama hiç kimse, aksini istemedikçe, günahın bedelini ödemek zorunda değildir. Önemli nokta da budur. Tanrı, paha biçilmez bir bedel ödeyerek, günahkârların yerini alarak ölmesi için Oğlu’nu gönderdi. Rab İsa Mesih’e iman aracılığıyla günahtan ve bedelinden kurtulma, karşılıksız bir armağan olarak sunulur.

İnsan üç nedenden dolayı suçlanır: Günahkar bir doğası vardır. Adem’in günahı ona yüklenir ve eylemleriyle günahkârdır. Ama en büyük suçu, Tanrı’nın kurtulması için hazırladığı sağlayışı reddetmesidir (Yu.3:18,19,36).

Ama biri, “Ya Müjde’yi hiç duymamış olanlar?” diye soracaktır. Bu soru 1. bölümde kısmen yanıtlanır. Bunun ötesinde, tüm yeryüzünün Yargıcı’nın doğru olanı yapacağı güvencesine dayanabiliriz (Yar.18:25). Asla haksız ve adil olmayan bir biçimde davranmayacaktır. Bütün kararları eşitlik ve adalete dayalıdır. Bazı durumlar bizim bulanık görüşlerimiz için sorun yaratsalar da, O’nun için sorun değildirler. Son dava dinlenip mahkemenin kapıları kapandığında, karara karşı çıkmak için hiç kimsenin yasal bir dayanağı olmayacaktır.

5:13   Pavlus şimdi, Adem’in günahının tüm soyu etkilediğini kanıtlayacaktır. Önce, günahın Adem’den Sina Dağı’nda Yasa’nın verilişine kadar geçen dönem esnasında günahın dünyada var olduğuna dikkati çeker. Ancak bu zaman içerisinde Tanrı’nın yasası bütünüyle açıklanmamıştı. Adem, Rab’den sözlü olarak anlaşılır bir buyruk almıştı ve yüzlerce yıl sonra verilen On Buyruk, tanrısal yasanın ayrı bir yazılı vahyiydi. Ama bu arada geçen dönemde insanların Tanrı’dan aldıkları bir yasa yoktu. Bu nedenle, bu süre boyunca günah olmasına rağmen suç yoktu, çünkü suç bilinen bir yasaya karşı gelmedir. Ama bunu yasaklayan bir yasa olmadıkça günahın suç olarak hesabı tutulmaz.

5:14   Buna rağmen ölüm, yasanın bulunmadığı zamanlarda hiç tatil yapmadı. Ölüm, Hanok’un dışında tüm insanlık üzerinde egemenlik sürdü. Bu insanların Adem’in yaptığı gibi Tanrı’nın açık bir buyruğunu çiğnemiş oldukları için öldüklerini söyleyemezsiniz. O zaman neden öldüler? Yanıt şudur: Ademde günah işlemiş oldukları için öldüler. Bu haksızlık gibi geliyorsa, bunun kurtuluşla hiçbir ilgisinin olmadığını anımsayın. Rab’be iman eden herkes sonsuza kadar kurtuldu. Ama fiziksel olarak aynı şekilde öldüler ve ölmelerinin nedeni, başları olan Adem’in günahıdır. Adem baş rolüyle gelecek olan Kişi’nin, yani Rab İsa Mesih’in, bir örneği (sembolü) idi. Pavlus, bunu izleyen ayetlerde bu iki baş konusunu benzerliklerinden çok zıtlıkları açısından geliştirerek,

Adem oğullarının Mesih’te
Babalarının kaybettiğinden daha çok bereketle
Övündüklerini gösterecektir.

5:15   İlk zıtlık, Adem’in suçuyla Mesih’in karşılıksız armağanı arasındadır. İlk insanın suçuyla birçokları öldü. Buradaki birçokları, elbette ki, Ademin soyuna işaret eder. Buradaki ölüm fiziksel ölümü olduğu gibi ruhsal ölümü de içerebilir.

Karşılıksız armağan birçokları yararına daha da çoğalır. Karşılıksız armağan, günahkâr soyun yararına çoğalan Tanrı lütfunun harika bir görünümüdür. Bu bir tek Adamın, yani İsa Mesih’in lütfuyla mümkün oldu. İsyankâr yaratıkları için ölerek gösterdiği lütfu şaşırtıcıydı. Kurban olarak ölmesiyle sonsuz yaşam armağanı birçoklarına sunulur.

Bu ayette iki kez geçen “birçokları” sözcüğü aynı insanları belirtmez. İlk “birçokları” Adem’in suçunun sonucu olarak ölüme mahkûm olan herkesi kapsar. İkinci “birçokları” ise Mesih’in Baş olduğu yeni yaratılışa üye olan herkesi belirtir. Yalnızca Tanrı lütfunun çoğaldığı kişileri, yani gerçek imanlıları kapsar. Tanrı’nın merhameti herkesin üzerine dökülürken, yalnız Kurtarıcı’ya güvenenler Tanrı lütfunu kendilerine mal ederler.

5:16   Adem’in günahıyla Mesih’in armağanı arasında başka önemli bir zıtlık daha vardır. Adem’in tek bir suçu kaçınılmaz yargıyı getirdi ve karar “suçlu” idi. Öte yandan, Mesih’in karşılıksız armağanı yalnız tek bir suçla değil, birçok suçla etkili biçimde uğraştı ve “suçsuz” kararıyla sonuçlandı. Pavlus, Adem’in günahı ve Mesih’in armağanı, bir tek günahın oluşturduğu korkunç hasar ve birçok günahtan sağlanan müthiş kurtuluş ve son olarak mahkûmiyet kararı ve aklanma kararı arasındaki farklılıkları vurgular.

5:17   Ölüm, tek bir adamın suçu yüzünden zalim bir zorba gibi hüküm sürdü. Ama merhametli aklanma bağışı, dolup taşan bir lütfun armağanı aracılığıyla tüm imanlılar bir adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürerler.

Bu nasıl bir lütuf! Yalnızca üzerimizde zorbalık eden ölümün egemenliğinden kurtulmakla kalmayıp yaşamdan şimdi ve sonsuza kadar keyif alıp krallar gibi egemenlik sürüyoruz. Bunu gerçekten anlayıp takdir ediyor muyuz? Göklerin kraliyet ailesinden olan kişiler gibi mi yaşıyoruz, yoksa bu dünyanın gübre yığını arasında mı sürünüyoruz?

5:18   Adem’in suçu bütün insanların mahkûmiyetine yol açtı, ama Mesih’in doğruluk eylemi bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Doğruluk eylemi, Kurtarıcı’nın yaşamı ya da Yasa’yı yerine getirmesi değil, aksine Golgota’da günahkârların yerine geçerek ölmesiydi. İşte yaşam veren aklanmayı, yani yaşamla sonuçlanan aklanmayı sağlayan buydu ve bu bütün insanlara sağlandı.

Bu ayette iki defa geçen “bütün insanlar” aynı kişileri belirtmez. “Bütün insanlar”ın ilki, Adem’deki bütün insanlar anlamındadır. İkinci “bütün insanlar” ise, Mesih’teki bütün insanlar anlamındadır. Bu, “Tanrı’nın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların…” diyen bir önceki ayetin sözlerinden bellidir. Karşılıksız armağan imanla alınmalıdır. Yalnızca Rab’be güvenenler yaşam veren aklanmayı alırlar.

5:19   Nasıl Adem’in Tanrı’nın buyruğuna itaat etmemesi yüzünden birçoğu günahkâr kılındıysa, yine Mesih’in Baba’ya itaat etmesiyle O’na iman eden birçokları doğru kılınacaktır. Mesih’in itaati, O’nu günahlarınızın Taşıyıcısı olarak çarmıha götürdü.

Tanrı’nın sonunda bütün insanları bağışlayacağına inananların, bu iki ayeti bütün insanların sonuçta kurtulacağını kanıtlamaya çalışmak için kullanmaları boştur. Bu, iki başkanlık ile ilgilidir ve Adem’in günahı nasıl “Adem’de” olanları etkiliyorsa, aynı şekilde Mesih’in doğruluk eylemi de yalnız “Mesih’te” olanlara yarar sağlamaktadır.

5:20   Pavlus’un söyledikleri, her şeyin Yasa’nın etrafında döndüğüne inanan Yahudi itirazcıyı sarsar. Bu itirazcı şimdi, günah ve kurtuluşun Yasa’da değil, iki başta odaklaştığını öğrenir. Durum böyle olunca, “O zaman Yasa neden verildi?” sorusunu sormaya kalkabilir. Elçi bunu şöyle yanıtlar: Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi. Günahı yaratmadı, ama günahı Tanrı’ya karşı işlenen bir suç olarak açığa çıkardı. Günahtan kurtarmadı, günahı tüm korkunç karakteri ile açıkladı.

Ama Tanrı’nın lütfu, tüm insanların günahından daha büyük olduğunu kanıtlar. Günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın Golgota’daki lütfu daha da çoğaldı!

5:21   Şimdi tüm insanlara ölüm getiren günahın egemenliği son bulmuştur; lütuf, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam vererek doğrulukla egemenlik sürer. Tanrı’nın lütfunun doğruluk aracılığıyla egemenlik sürmesine dikkat edin. Tanrı kutsallığının tüm talepleri karşılanmış ve Yasa’nın gerektirdiği ceza ödenmiştir. Bu nedenle Tanrı, şimdi kendilerinin yerine geçen Mesihin değerli işine güvenerek yalvaranlara sonsuz yaşamı bağışlayabilir.

Belki bu ayetlerde sık sık yöneltilen, “Tanrı günahın dünyaya girmesine neden izin verdi?” sorusuna kısmi yanıt buluruz. Yanıt, günahın dünyaya girişiyle Tanrı’nın daha çok yücelik, insanın daha fazla bereket alışındadır. Mesih’te, günaha düşmemiş bir Adem’de olabileceğimizden çok daha iyi bir durumdayız. Eğer Adem hiç günah işlemeseydi, yeryüzündeki Aden Bahçesi’nde sürdüğü yaşamdan keyif alacaktı. Ama Tanrı’nın kurtarılmış bir çocuğu, Tanrı’nın mirasçısı ya da İsa Mesih’le ortak mirasçı olma beklentisine sahip olmayacaktı. Kendisine Gökte bir ev ya da Mesih’le sonsuza dek beraber olma ve O’nun gibi olma vaadi verilmeyecekti. Bu bereketlere yalnızca Rabbimiz İsa Mesih’in kurtarıcı işi aracılığıyla sahip oluruz.

 

Kutsal Kitap

1 Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı’yla barışmış oluyoruz.
2 İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrı’nın yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz.
3 Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrı’nın beğenisini, Tanrı’nın beğenisi de umudu yaratır.
4 (SEE 5:3)
5 Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.
6 Evet, biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü.
7 Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir.
8 Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.
9 Böylece şimdi O’nun kanıyla aklandığımıza göre, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir.
10 Çünkü biz Tanrı’nın düşmanlarıyken Oğlu’nun ölümü sayesinde O’nunla barıştıksa, barışmış olarak Oğlu’nun yaşamıyla kurtulacağımız çok daha kesindir.
11 Yalnız bu kadar da değil, bizi şimdi Tanrı’yla barıştırmış olan Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrı’nın kendisiyle de övünüyoruz.
12 Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.
13 Kutsal Yasa’dan önce de dünyada günah vardı; ama yasa olmayınca günahın hesabı tutulmaz.
14 Oysa ölüm Adem’den Musa’ya dek, gelecek Kişi’nin örneği olan Adem’in suçuna benzer bir günah işlememiş olanlar üzerinde de egemendi.
15 Ne var ki, Tanrı’nın armağanı Adem’in suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrı’nın lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesih’in lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı.
16 Tanrı’nın bağışı o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek suçtan sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı.
17 Çünkü ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrı’nın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir.
18 İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.
19 Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır.
20 Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.
21 Öyle ki, günah nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Tanrı’nın lütfu da Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam vermek üzere doğrulukla egemenlik sürsün.

1. KJV’nin 1611’de “kefaret etme” olarak çevirisi doğruydu; o zaman barıştırma anlamındaydı.