Romalılar 8

8
Romalılar Bölüm 8

H. Kutsal Yaşam Sürme Gücü Olarak Kutsal Ruh (Bölüm 8)

Kutsal yaşam sürme konusu devam eder. Pavlus 6. bölümde, “Müjde’nin öğretişi (yalnız iman yoluyla kurtuluş) günahkâr yaşama izin verir, hatta günahkâr yaşamı teşvik eder mi?” sorusunu açıklamıştı. 7. bölümde, “Müjde imanlılara kutsal bir yaşam sürmek için Yasa’yı yerine getirmelerini mi söyler?” sorusunu cesaretle yanıtlamıştı. Bu bölümdeki soru ise şudur: İmanlının kutsal bir yaşam sürmesi nasıl sağlanır?

7. bölümde göze çarpan şahıs zamirlerinin burada kaybolduğunu ve Kutsal Ruh’un egemen Kişi olduğunu hemen fark ederiz. Bu, bölümün anlaşılması için önemli bir anahtardır. Zafer bizde değil, bizde konut kurmuş Kutsal Ruh’tadır. A.J. Gordon, Kutsal Ruh’un yedi işini şöyle sıralar: Hizmette özgürlük (2); hizmet için güç (11); günaha karşı zafer (13); hizmetin yönlendirilmesi (14); oğulluk tanıklığı (16); hizmette yardım (26); duada yardım (26).

8:1   Elçi şimdi, umutsuzluk ve yenilgi vadisinden zaferle, “Bu nedenle, Mesih İsa’ya ait olanlara karşı artık hiçbir mahkûmiyet yoktur” diye bağırarak yükseklere tırmanır. Bu iki şekilde anlaşılabilir.

Birincisi, günahımız açısından hiçbir tanrısal mahkûmiyet yoktur, çünkü Mesih’teyiz. İlk başımız Adem’de olduğumuz sürece mahkûmiyet vardı. Ama şimdi Mesih’teyiz ve bu nedenle mahkûmiyetten Mesih kadar özgürüz. Böylece şu şekilde meydan okuyabiliriz:

Önce Kutsal Kurtarıcıma ulaş,
O’nu Tanrı’nın gözünden düşür;
İsa’da bir günah lekesi olduğunu,
O zaman bana temiz olmadığımı söyle.
                                      — W.N.Tomkins

Ama bu, Pavlus’un 7. bölümde tanımladığı kendini yargılama biçimine hiç gerek olmadığı anlamına da gelebilir. Kendi çabamızla Yasa’nın gereklerini yerine getiremeyerek Romalılar 7 tecrübesinden geçebiliriz, ama orada kalmamıza gerek yoktur. 2. ayet neden hiçbir mahkûmiyetin olmadığını açıklar. 1

8:2   Yaşam veren Ruh’un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı. Bunlar iki zıt yasa ya da prensiptir. Kutsal Ruh’un karakteristik prensibi imanlıları kutsal yaşam sürmeleri için güçlendirmektir. İçimizde konut kurmuş günahın karakteristik prensibi ise kişiyi ölüme sürüklemektir. Yerçekimi yasası gibidir. Havaya bir top attığınızda, top havadan daha ağır olduğu için geri gelir. Canlı bir kuş da havadan daha ağırdır, ama onu havaya fırlattığınızda uçar gider. Kuştaki yaşam yasası yerçekimi yasasını yener. Bu nedenle Kutsal Ruh imanlıyı günah ve ölüm yasasından özgür kılarak, ona Rab İsa’nın diri yaşamını sağlar.

8:3   Yasa, insanlara kutsal buyruklarını asla yaptıramazdı, ama Yasa’nın başaramadığını lütuf başardı. Nasıl olduğunu görelim!

Doğal insan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa kutsal yaşamı üretemezdi. Sorun Yasa’dan değil, günaha düşmüş insan doğasından kaynaklanıyordu. Yasa, zaten günahkâr olan ve itaat etme gücü olmayan insanlara hitap ediyordu. Ama, Tanrı öz Oğlunu günahlı insan benzerliğinde göndererek duruma müdahale etti. Rab İsa’nın günahlı insan benliğinde değil, günahlı insan “benzerliğinde” geldiğine özellikle dikkat edin. O günah işlemedi (1Pe.2:22), O günah nedir bilmedi (2Ko.5:21) ve O’nda hiç günah yoktu (1Yu.3:5). Ama dünyaya insan şeklinde gelerek, günahlı insanlığa benzedi. Mesih, günah için bir kurban olarak, günahı insan benliğinde yargıladı. Yalnız işlediğimiz günahlar için değil (1Pe.3:18), günahlı benliğimiz için de öldü. Başka bir deyişle, yaptıklarımız için olduğu kadar benliğimiz için de öldü. Böyle yaparak günahı insan benliğinde yargıladı. Günahlı doğamızın bağışlandığı hiç söylenmedi, yargılandı. Bağışlanan işlediğimiz günahlardır.

8:4   Yasa’nın gereği, şimdi doğal benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayan bizlerde yerine gelir. Yaşamlarımızın kontrolünü Kutsal Ruh’a bırakırken, O bize Yasa’nın gereği olan Tanrı’yı ve komşumuzu sevmemiz için güç verir.

Elçi, bu ilk dört ayette 5:12’den 7:25’e kadar olan tartışmasındaki düşünce biçimlerini bir araya toplar. 5:12-21’de Adem’le Mesih’in baş oluşlarını tartışmıştı. Şimdi ise 8:1’de Adem’le birliğimizden ötürü miras aldığımız mahkûmiyetin, Mesih’le birleştiğimizde kaldırıldığını gösterir. 6 ve 7. bölümlerde, doğadaki korkunç günah sorununu tartıştı. Şimdi ise yaşam veren Ruh’un yasasının Mesih İsa sayesinde bizi günah ve ölüm yasasından özgür kıldığını zaferle bildirir. 7. bölümde tüm Yasa konusu işlendi. Şimdi Yasa’nın gereklerinin Ruh’un kontrol ettiği yaşam aracılığıyla karşılandığını öğreniriz.

8:5   Doğal benliğe uyanlar, yani Rab’be gelmemiş olanlar, benlikle ilgili işleri düşünürler. Benliğin dürtüsüne uyarlar. Çürümüş doğanın (benliğin) arzularını tatmin etmek için yaşarlar. Birkaç kısa yıl içinde toprağa dönecek olan bedene yiyecek sağlarlar.

Ruh’a uyanlar ise –yani gerçek imanlılar– “bedenle kanın” üstüne çıkıp sonsuz olan şeyler için yaşarlar. Tanrı’nın sözüyle, duayla, tapınmayla ve İsa Mesih’e hizmet etmekle meşgul olurlar.

8:6   Benliğe dayanan düşünce, yani düşmüş doğal insanın zihinsel eğilimi ölümdür, hem bu dünyadan aldığı haz, hem de mutlak son açısından ölümdür. İçinde, aşırı dozda zehir gibi, ölümün tüm potansiyeli vardır.

Ruh’a dayanan düşünce ise yaşam ve esenliktir. Tanrı’nın Ruh’u gerçek yaşamın, Tanrı’yla olan esenliğin ve sakin bir yaşamın garantisidir.

8:7   Benliğe dayanan düşünce ölümdür, çünkü Tanrı’ya karşı düşmanlıktır. Günahkar, Tanrı’ya karşı gelen bir isyankardır ve O’na düşmanlık besler. Herhangi bir kanıt gerekliyse, bu en açık şekilde Rab İsa Mesih’in çarmıha gerilişinde görülür. Benliğin düşüncesi Tanrı’nın Yasasına boyun eğmez. Tanrı’nın isteğini değil, kendi isteğini arzu eder. O’nun yasasına boyun eğmeği değil, bizzat kendi kendisinin efendisi olmayı ister. Tanrı’nın Yasasına boyun eğmeyen bir doğası vardır. Yalnızca eğilim değil, güçten de yoksundur. Benlik, Tanrı’ya karşı ölüdür.

8:8   Bu nedenle, benliğin denetiminde olanların Tanrı’yı hoşnut edememeleri hiç de şaşırtıcı değildir. Bir düşünün! Kurtulmamış bir kimsenin Tanrı’yı hoşnut etmek için yapabileceği hiçbir şey yoktur: İyi işler, dini törenler, fedakarlıkla edilen hizmetler Tanrı’yı hoşnut edemez. Önce suçlu bir günahkâr olduğunu kabullenmeli ve kesin bir iman eylemiyle Mesih’i almalıdır. Ancak o zaman Tanrı’nın onay gülümsemesini kazanabilir.

8:9   Bir kişi yeniden doğduğunda, artık benliğin değil, Ruh’un denetimindedir. Başka bir alanda yaşar. Tıpkı bir balığın suda ve insanın havada yaşaması gibi, bir imanlı da Ruh’ta yaşar. Sadece o Ruh’ta yaşamakla kalmaz, Ruh da onda yaşar. Aslında, Mesih’in Ruhu onun içinde yaşamıyorsa, Mesih’e ait değildir. Burada sözü edilen Mesih’in Ruhu’nun Kutsal Ruh’la aynı olup olmadığına dair bir soru olsa da, aynı oldukları varsayımının içeriğe iyi uyan olduğu görülür.

8:10   Ruh’un hizmeti aracılığıyla aslında Mesih imanlının içindedir. Yaşam ve yücelik Rabbi’nin özellikle bedenlerin günah nedeniyle ölüme boyun eğdiklerini anımsadığımızda, bedenlerimizde konut kurduğunu düşünmek şaşkınlık verir. Biri, ayetin dediği gibi onların daha ölü olmadıklarını savunabilir. Hayır, ama ölümün güçleri zaten onlarda çalışıyor ve eğer Rab bu arada geri dönmezse, kaçınılmaz surette öleceklerdir.

Bedenin aksine ruh 2, aklanmış olduğu için diridir. Bir zamanlar Tanrı’ya karşı ölü olduğu halde, Rab İsa Mesih’in ölümü ve dirilişindeki doğruluk işiyle canlandırılmış ve Tanrı’nın doğruluğu bizim hesabımıza geçirilmiştir.

8:11   Ama bedenin ölüme hâlâ boyun eğdiğini anımsamak, korku ya da umutsuzluğa neden olmamalıdır. Kutsal Ruh’un içimizde yaşıyor olması, tıpkı Mesih’i ölümden dirilttiği gibi bizim ölümlü bedenlerimize de yaşam vereceğinin bir garantisidir. Bu, kurtuluşumuza ait –bedenlerimiz Kurtarıcı’nın görkemli bedeni gibi yüceltildiği zaman– son eylemi olacaktır.

8:12   Şimdi bedenle ruh arasındaki apaçık zıtlığı görünce, bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Doğal benliğin buyruklarına göre yaşamak için benliğe borçlu değiliz. Eski, kötü ve çürük olan benlik engel olmaktan başka bir işe yaramaz. Bize en ufak bir iyiliği dokunmamıştır. Mesih bizi kurtarmamış olsaydı, benlik bizi cehennemin en derin, en karanlık, en sıcak yerine sürüklemiş olacaktı. Böyle bir düşmana karşı neden bağlılık hissedelim?

8:13   Benliğe göre yaşayanların yalnız fiziksel olarak değil, sonsuza dek ölmeleri gerekir. Benliğe göre yaşamak kurtulmamış olmaktır. Bu 8:4-5’de açıkça belirtilir. Ama Pavlus bunu zaten imanlı olanlara neden söyler? Sonunda içlerinden bazılarının kaybolabileceğini mi ima eder? Hayır, ama her toplulukta bazılarının yeniden doğmamış olabileceğini anladığından elçi, mektuplarında sık sık uyarı ve kendini sınama sözlerine yer verir.

Ayetin geri kalan bölümü içten imanlıların özelliklerini tanımlar. Kutsal Ruh’un güçlendirmesiyle bedenin kötü işlerini öldürürler. Sonsuz yaşamdan şimdiden zevk alırlar ve bu dünyadan ayrıldıklarında yaşamın doluluğuna gireceklerdir.

8:14   Gerçek imanlıları tanımlamanın başka bir yolu da onların Tanrı’nın Ruhuyla yönetildiklerini söylemektir. Pavlus burada önde gelen imanlıların yaşamlarındaki tanrısal yönlendirmenin olağanüstü durumlarına işaret etmiyor. Aksine, Tanrı oğullarının tümüyle ilgili olan gerçekten söz ediyor, yani onların Tanrı’nın Ruhuyla yönetildiklerinden. Bu onların Kutsal Ruh’a teslim olma dereceleriyle değil, Rab’be geldiklerinde gerçekleşen ilişkiyle ilgili bir sorudur.

Oğulluk, yetişkin oğulların tüm ayrıcalık ve sorumluluklarıyla Tanrı’nın ailesine kabul edildiklerini belirtir. Rab’be yeni gelen birinin ruhsal mirasına girmeden önce belirli bir süre beklemesine gerek yoktur. Kurtulduğu anda buna sahip olur ve bu kadın, erkek, erkek çocuklar ve kız çocuklar olmak üzere bütün imanlılar için geçerlidir.

8:15   Yasa’nın altında yaşayanlar rüştünü ispat etmemiş çocuklar gibidir; kendilerine hizmetçi gibi davranılır ve ceza korkusuyla sindirilirler. Ama bir kimse yeniden doğduğunda, kölelik konumunda doğmaz. Tanrı’nın ev halkına bir köle gibi sokulmaz. Aksine, oğulluk ruhunu alır; Tanrı’nın ailesine yetişkin bir oğul gibi girer. Gerçek bir ruhsal içgüdüyle Tanrı’ya bakıp O’nu “Abba, Baba!” diye çağırır. Abba çeviride tam anlamını bulamayan Aramice bir sözcüktür. Baba sözcüğünün daha samimi bir şeklidir – “babacığım” gibi. Tanrı’ya hitap ederken böylesine samimi, çocuksu sözcükleri kullanma konusunda tereddüt edebiliriz, ama bu en yüce Olan’ın aynı zamanda samimi bir şekilde yakın olduğu gerçeğini değiştirmez.

Oğulluk ruhu 3 ifadesi, imanlıya oğul olarak özel değerini fark ettiren Kişi olarak Kutsal Ruh’a dair bir ima olabilir. Ya da kölelik ruhunun aksine oğulluk düşüncesi ya da bunun kavrandığı evlat edinme anlamına gelebilir.

Evlatlık, Romalılar mektubunda üç ayrı şekilde kullanılır. Burada Kutsal Ruh’un imanlının yaşamında oluşturduğu evlatlık bilincine işaret eder. 8:23’de imanlının bedeninin kurtulacağı ya da yüceltileceği o zamanı dört gözle bekler. 9:4’de ise Tanrı’nın, İsrail’i, oğlu olarak isimlendirdiği zamandan söz eder (Çık.4:22).

Galatyalılar 4:5’le Efesliler 1:5’deki sözcük, “oğulluğayerleştirme” anlamına gelir, yani bütün imanlıları evlatlığın tüm ayrıcalık ve sorumluluklarıyla, olgun, yetişkin oğullar olarak atama eylemidir. Her imanlı, Tanrı’nın Baba olduğu bir aileye doğan, bir Tanrı çocuğudur. Ama her imanlı bir oğuldur da – olgunluğa ulaşmış birinin ayrıcalıklarını taşıyan özel bir ilişki içindedir. Yeni Antlaşma’daki oğulluk (evlatlık), asla toplumumuzda kullanılan anlamı taşımaz: Başka bir ailenin çocuğunu kendisinin çocuğu gibi almak (evlat edinmek).

8:16   Yeni doğmuş bir imanlının içinde Tanrı’nın oğlu olduğuna dair ruhsal bir içgüdü vardır. Kutsal Ruh da ona böyle olduğunu söyler. Ruh’un kendisi, imanlının ruhuyla birlikte, onun Tanrı’nın ailesinin bir üyesi olduğuna tanıklık eder. Bunu öncelikle Tanrı’nın sözü aracılığıyla yapar. İmanlı, Kurtarıcı’ya iman etmiş olduğundan, Kutsal Kitap okurken ona şimdi Tanrı’nın bir çocuğu olduğu gerçeğini doğrular.

8:17   Tanrı’nın ailesindeki üyelik insan aklını şaşırtan ayrıcalıkları beraberinde getirir. Tanrı’nın bütün çocukları Tanrı’nın mirasçılarıdır. Mirasçı, babasının malını sonunda elbette miras alır. Burada söylenmek istenen şey budur. Baba’nın sahip olduğu her şey bizimdir. Bunun hepsi henüz elimizde olmadığından tam zevk alamıyoruz, ama hiçbir şey bunu gelecekte yapmamıza engel olamaz. Ve Mesih’in ortak mirasçılarıyız. Evrensel yönetimin asasını almak için geri döndüğünde, O’nunla Baba’nın tüm servetini paylaşacağız.

Pavlus, Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere Mesih’le birlikte elem çekiyorsak sözlerini eklediği zaman, kurtuluş için kahramanca bir eylem koşulunu öne sürmüyor. Ne de büyük acılara dayanmış olan galiplerin bazı seçkinlerini tanımlıyor. Aksine, bütün imanlıları Mesih’le birlikte acı çekenler olarak ve yine bütün imanlıları birlikte yüceltilmiş olarak görür. Eğer sözcüğü “den, dan dolayı” ile aynı anlama gelir. Mesih’in davasında, elbette ki, diğerlerinden daha çok elem çeken bazı kişiler vardır ve bu durum, farklı derecelerden olan ödüller ve yüceltilmeyle sonuçlanacaktır. Ama İsa’yı Rab ve Kurtarıcı olarak kabul eden herkes, burada dünyanın tüm utancı ve iftirasıyla birlikte düşmanlığa hedef olanlar olarak görülür.

8:18   Burada yeryüzünde, Mesih’in uğruna dayanabileceğimiz en büyük utanç, O’nun bizi cennetin orduları önünde çağırıp açıkça tanıdığı zaman çok küçük kalacaktır. Şehitlerin çektiği işkence acıları bile Kurtarıcı, alınlarına yaşam tacını yerleştirdiğinde iğne batması gibi gelecektir. Pavlus başka bir yerde şimdiki elemlerimizden, hafif ve geçici sıkıntılar olarak söz eder, ama yüceliği ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılmayacak kadar büyük ve sonsuz olarak tanımlar (2Ko.4:17). Gelecek yüceliği ne zaman tanımlasa, sözleri bu fikrin ağırlığı altında katlanır gibidir. 4 Bizim olacak yüceliği takdir edebilseydik, yolumuzdaki elemleri önemsiz bir şey olarak görürdük!

8:19   Pavlus şimdi cesur bir benzetmeyle tüm yaradılışı, bizim Tanrı’nın çocukları olarak şaşkın bir dünyada ortaya çıkacağımız zamanı büyük özlemle bekliyor olarak canlandırır. Bu, Rab İsa’nın egemenlik sürmek için bizimle birlikte geri döndüğü zaman olacaktır.

Biz şimdiden Tanrı’nın çocuklarıyız, ama dünya bizi ne böyle tanır, ne de takdir eder. Buna rağmen dünya daha iyi bir günü özlemle bekliyor ve o gün, Kral’ın tüm kutsallarıyla egemenlik sürmek için döneceği gündür. Tüm yaradılış Tanrı çocuklarının ortaya çıkacak olan harika görüntüsünü merakla bekliyor.

8:20   Adem günah işlediğinde, suçu yalnız insanlığı değil, tüm yaradılışı –hem canlıları hem de cansızları– etkiledi. Yer lanetlendi. Birçok vahşi hayvan vahşet içinde ölmektedir. Hastalık, kuşları ve hayvanları olduğu gibi balık ve yılanları da etkiler. İnsan günahının sonuçları tüm yaradılışı şok dalgalarıyla sarsmıştır.

Bu nedenle, Pavlus’un açıkladığı gibi, yaradılış amaçsızlığa, gerginliğe ve düzensizliğe teslim edilmiştir. Bu da yaradılışın isteğiyle değil, ilk yaratılan insanın itaatsizliğinden dolayı Tanrı buyruğuyla oldu.

8:21   Yaradılış, cennet bahçesindeki ideal koşulları anımsar. Sonra günahın neden olduğu hasarı düşünür. Saf, temiz bir duruma dönme umudu daima olmuştur. Yaradılış, Tanrı’nın çocukları olarak yücelik içinde ortaya çıkacağımız altın çağın özgürlüğünden zevk almak için yozlaşmaya olan kölelikten kurtarılacaktır.

8:22   İç çeken, hıçkıra hıçkıra ağlayan, acı çeken bir dünyada yaşıyoruz. Bütün yaradılış inleyip doğum sancısı çekiyor. Doğanın müziği minör anahtarındadır. Yeryüzü yok olma felaketiyle gerilerek işkence çeker. Her canlı varlık ölüm afeti altındadır.

8:23   İmanlılar bunlardan muaf değildir. Son kurtuluşlarını garantileyen Ruh’un turfandasına sahip oldukları halde, hâlâ o yücelik günü için inlerler. Kutsal Ruh’un kendisi ilk üründür. Olgunlaşan ilk bir avuç tahıl nasıl arkadan gelecek tüm hasadın güvencesiyse, Kutsal Ruh da aynı şekilde tüm mirasın bizim olacağının güvencesidir.

Kutsal Ruh, özellikle gelecekteki evlatlığa alınma, yani bedenin kurtuluşunun güvencesidir (Ef.1:14). Bir anlamda şimdiden evlat edinildik. Bu, Tanrı’nın ailesine oğullar olarak yerleştirildiğimiz anlamına gelir. Ama daha geniş anlamdaki evlat alınmamız, yüceltilmiş bedenlerimize kavuştuğumuzda tamamlanacaktır. Bundan, bedenlerimizin kurtulması olarak söz edilir. Ruhlarımız ve canlarımız şimdiden kurtulmuştur ve bedenlerimiz de Rab’bin gelişinde göğe alındığımızda kurtulacaktır (1Se.4:13-18).

8:24   Bu umutla kurtulduk. Kurtuluşumuzun sağladığı tüm yararları Rabbe geldiğimiz anda almadık. Başlangıçtan itibaren günah, elem, hastalık ve ölümden tam ve nihai kurtuluşu özlemle bekledik. Bu bereketlere kavuşmuş olsaydık, onları umut ediyor olmazdık. Sadece gelecekte olanı umut ederiz.

8:25   Günahın varlığından ve onun tüm ölümcül sonuçlarından kurtulma umudumuz Tanrı’nın vaadine dayalıdır ve bu nedenle buna şimdiden kavuşmuşçasına kesindir. Böylece bunu sabırla bekleyebiliriz.

8:26   Bu görkemli umut aracılığıyla nasıl güç buluyorsak, aynı şekilde Ruh bizi zayıflıklarımızda güçlendirir. Dua yaşamımızda sık sık şaşırırız. Nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz. Bencilce, bilgisizce, güçbelâ dua ederiz. Ama Ruh, zayıflıklarımızda yardımcı olmak için sözle anlatılamayan iniltilerle bizim için aracılık ederek yanımıza gelir. Bizim inlediğimiz gerçek de olsa, inleyen biz değil, Ruh’tur.

Burada bir gizem vardır. Yüce Kişi’nin ve büyük güçlerin bizim yararımıza çalıştıkları gözle görülmeyen ruhsal alanı merakla gözetlemekteyiz. Tam olarak anlamasak da bir iniltinin bazen en ruhsal dua olabileceği gerçeğinden büyük teşvik alabiliriz.

8:27   Eğer Tanrı insanların yüreklerini araştırıyorsa, Ruh’un düşüncesini de, bu düşünce sadece iniltilerle ifade edilse bile yorumlayabilir. Önemli olan, Kutsal Ruh’un bizim için ettiği duaların daima Tanrı’nın isteğine göre olmasıdır. Bu dualar Tanrı’nın isteğine göre olduğundan, daima bizim iyiliğimiz içindir. Sonraki ayetin açıkça gösterdiği gibi bu çok şeyi açıklar.

8:28   Tanrı, kendisini sevenlerle, amacına göre çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için çalışıyor. Bu her zaman böyle görünmeyebilir! Bazen kalp kırıklığı, felâket, hayal kırıklığı, öfke ve mahrumiyet nedeniyle acı çektiğimizde, bundan nasıl bir iyilik çıkacağını merak ederiz. Ama bir sonraki ayet bunu yanıtlar: Tanrı’nın yaşamımıza gelmesine izin verdiği her ne ise bu, Oğlu’na benzememiz için planlanır. Bunu anladığımızda, soru işareti dualarımızdan kalkar. Yaşamlarımız tesadüf, şans ya da kader gibi kişisel olmayan güçlerin değil, “kaba olamayacak kadar sevecen ve hata yapmayacak kadar bilge” olan harika, kişisel Rabbimizin kontrolündedir.

8:29   Pavlus şimdi birçok oğulları yüceliğe eriştirmek için planlanan tanrısal programın olağanüstü başarısını özenle yazar.

Her şeyden önce, geçmiş ve geleceği tamamen bilen Tanrı, bizi öncesizlikten beri biliyordu. Bu yalnızca zihinsel bir bilgi değildi. Bilgi açısından doğacak olan herkesi biliyordu. Ama bilgisi sadece, Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden atadıklarını ya da belirlediklerini kapsadı. Bu nedenle, asla bozulamayacak amacı olan bir bilgiydi. Tanrı’nın bir gün tövbe edip iman edeceklerini anladığı kişileri önceden bildiğini söylemek yeterli değildir. Aslında son tövbe ve inancı emniyet altına alan O’nun önbilgisidir.

Tanrısız günahkârların bir gün bir lütuf mucizesiyle Mesih’in benzerliğine dönüştürülecekleri, tanrısal vahyin en şaşırtıcı gerçeklerinden biridir. Burada söylenmek istenen elbette ki, tanrılık niteliklerine sahip olmamız, hatta Mesih’in yüzüne benzememiz değil, ahlaksal açıdan O’nun gibi, günahtan tamamen özgür ve O’nunki gibi yüceltilmiş bedenlere sahip olacağımızdır.

O yüce günde, O birçok kardeşler arasında ilk doğan olacaktır. Buradaki ilk doğan rütbe ya da onurda ilk olan anlamındadır. O’nunla eşdeğerde olmayacağız. O, erkek ve kız kardeşleri arasında en yüksek onur yerine sahip Olan olacaktır.

8:30   Sonsuzlukta önceden belirlenen herkes zaman içinde çağrılır. Bu, yalnızca kişinin Müjde’yi işitmekle kalmayıp ona karşılık vereceği anlamına da gelir. Bundan dolayı, bu etkileyici bir çağrıdır. Herkes çağrılır; bu Tanrı’nın genel çağrısıdır (ama yine de geçerli). Ama sadece birkaçı karşılık verir; bu Tanrı’nın etkileyici (tövbe üreten) çağrısıdır.

Karşılık veren herkes aklanır ya da Tanrı’nın önünde kesinlikle doğru sayılarak durabilir. Mesih’in işleri sayesinde Tanrı’nın doğruluğuyla giydirilirler ve bu nedenle Rab’bin huzurunda durabilmek için uygun hale gelirler.

Aklananlar yüceltilmişlerdir de. Aslında daha yüceltilmedik, ama bunun gerçekleşmesi öylesine kesindir ki, Tanrı bunu tanımlarken geçmiş zaman kullanabilir. Gelecek olan yücelikten, onu şimdiden almışçasına eminiz!

Bu, imanlının sonsuz güvencesiyle ilgili Yeni Antlaşma’daki en güçlü bölümlerden biridir. Bu nedenle Tanrı tarafından önceden bilinen ve belirlenen her bir milyon insanın her biri çağrılacak, aklanacak ve yüceltilecektir. Bir tanesi bile unutulmayacaktır! (Yu.6:37’deki “hepsi” ile kıyaslayın).

8:31   Kurtuluşun altın zincirindeki bu kırılamaz bağları düşündüğümüzde, sonuç kaçınılmazdır! Tanrı bizi kendisi için belirleyerek ayırışıyla bizden yanaysa, o zaman hiç kimse bize karşı başarılı olamaz. 5 Her şeye gücü yeten Tanrı bizim yararımıza çalışıyorsa, O’ndan güçlü olmayan hiçbir şey O’nun planlarını bozamaz.

8:32   Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O’nu hepimizin uğruna ölüme teslim eden Tanrı. Ne harika sözler! Bu sözlere olan aşinalığımızın, parıltılarını söndürmesine ya da tapınma ve vahiy güçlerini azaltmasına asla izin vermemeliyiz. Kaybolmuş bir insanlık dünyasının günahsız bir Vekil tarafından kurtarılmaya ihtiyacı olduğunda, evrenin yüce Tanrısı yüreğinin en iyi Hazinesini kendisine saklamadı. O’nu bizim yerimize ölüme teslim etti.

Bundaki mantık dayanılmazdır. Tanrı bize düşmanlarıyken en büyük armağanı vermişse, vermeyeceği daha küçük bir armağan olabilir mi? En yüksek bedeli zaten ödemişse, daha küçük bir bedeli ödemek için tereddüt eder mi? Kurtuluşumuzu sağlamak için her çareye baş vurmuşsa, gitmemize hiç izin verir mi? O’nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı?

Mackintosh, “imansızlık dili, ‘O nasıl yapacak’, iman dili ise ‘O nasıl yapmayacak’ diye sorar” 6 der.

8:33   Halen mahkeme salonunda duruşmadayız, ama şimdi olağanüstü bir değişiklik olmuştur. Aklanan günahkâr yargıçlar heyetinin önünde dururken, suçlayıcıların öne çıkması çağrısı yapılır. Ama hiç kimse yoktur! Zaten nasıl olabilir ki? Tanrı seçtiğini zaten aklamışsa, onları kim suçlayabilir?

“Hiç kimse, çünkü…” sözcüklerini her yanıtın başına koyarsak, bu ve bunu izleyen ayetin tartışmasına büyük bir açıklık getirilmiş olur. Böylece bu ayetin yorumu şöyledir: Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Hiç kimse, çünkü onları aklayan Tanrı’dır. Bu sözleri eklemezsek tam Pavlus’un inkar ettiği, yani Tanrı sanki kendi seçtiklerini suçlayacakmış görüşü doğru sayılabilir!

8:34   Bir başka meydan okuma! Burada suçlayan herhangi biri var mı? Hiç kimse, çünkü Mesih davalı için ölmüş, ölümden dirilmiş ve şimdi Tanrı’nın sağında onun için dua etmektedir. Yargılamak için tüm yetkiye sahip olan Rab İsa, davalıyı mahkûm etmek yerine onun için dua ediyorsa, o zaman davalıyı suçlamak için geçerli bir nedeni olabilecek başka hiç kimse yoktur.

8:35   İman şimdi son kez meydan okur: Aklananı Mesih’in sevgisinden ayırabilecek biri var mı? İnsan yaşamının diğer alanlarında ayrılıklara neden olan her zor durum incelenir. Ama imanlıyı Mesih’ten ayıracak hiçbir durum bulunamaz. Ne peşimizi bırakmak bilmeyen üzüntü ve kederleriyle sıkıntının ezici harman döveni, ne beden ve düşünceye aşırı acı veren ıstırap canavarı, ne farklı olmaya cüret edenlerin üzerine acı ve ölüm getiren zulmün vahşeti. Ne açlığın kuru hayaleti –ezilip gerilen ve zayıflayan iskelet– ne yoksunluğun, maruz kalmanın ve çaresizliğin türlü çeşitleriyle çıplaklık ayırabilir, ne tehlikeye maruz kalma –yaklaşan tehlikenin tehdidi– ne de soğuk, sert ve öldürücü kılıç.

8:36   Eğer bunlardan herhangi biri imanlıyı Mesih’in sevgisinden ayırabilseydi, o zaman öldürücü ayrılma uzun zaman önce gerçekleşmiş olurdu. Çünkü imanlı kariyeri (mesleki başarısı) yaşarken ölmektir. Rab’le birleştiğimizden bütün gün öldürülüyoruz ve kasaplık koyunlar gibiyiz (Mez.44:22). Mezmur yazarı bu ayeti yazdığında anlatmak istediği buydu.

8:37   Bu şeyler, bizi Mesih’in sevgisinden ayırmak yerine yalnızca O’na daha çok yaklaşmamızı sağlarlar. Yalnızca galip değil, galiplerden de üstünüz. 7 Yalnızca bu korkunç güçler üzerinde zafer kazanmakla kalmayız, bu zaferi kazandığımızda Tanrı’ya yücelik, başkalarına bereket ve kendimize iyilik olur. Düşmanlarımızı köle, yolu kapayan engelleri basamak yaparız.

Bütün bunlar kendi gücümüzle değil, yalnızca bizi sevenin aracılığıyla olur. Yalnızca Mesih’in gücü acılıktan tatlılık, zayıflıktan güç, felaketten zafer ve kalp kırıklığından bereket getirebilir.

8:38-39   Elçi incelemesini sürdürüyor. Bizi Tanrı’nın sevgisinden ayırabilecek şeyler için evreni iyice araştırır; sonra da olasılıkları birer birer bertaraf eder:

  • tüm korkularıyla ölüm;
  • tüm çekicilikleriyle yaşam;
  • ne doğaüstü güç ve bilgileriyle melekler ve yönetimler;
  • ne insan zorbalarının ne de kötü ruhların güçleri;
  • üstümüze çöken şimdiki zaman;
  • korku dolu önsezileriyle gelecek zaman;

8:39   Ne yükseklik, ne derinlik – büyücülük güçlerini içeren boyut alanında ya da uzay alanındakiler. 8 Pavlus bir şey unutmadığından emin olmak için son olarak şunu ekler:

ne de yaratılmış başka bir şey.

Pavlus incelemesinin sonunda Rabbimiz Mesih İsa’daki Tanrı’nın sevgisinden hiçbir gücün bizi ayırmaya gücünün olmadığını bulur.

Bu zafer sözlerinin şehitlerin şarkısı ve şehit yaşamı sürmüş olanların rapsodisi olmuş olması şaşırtıcı değildir!

 

Kutsal Kitap

1 Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.
2 Çünkü yaşam veren Ruh’un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı.
3 İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa’nın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlu’nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu* olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı.
4 Öyle ki, Yasa’nın gereği, benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayan bizlerde yerine gelsin.
5 Benliğe uyanlar benlikle ilgili, Ruh’a uyanlarsa Ruh’la ilgili işleri düşünürler.
6 Benliğe dayanan düşünce ölüm, Ruh’a dayanan düşünceyse yaşam ve esenliktir.
7 Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmandır; Tanrı’nın Yasası’na boyun eğmez, eğemez de…
8 Benliğin denetiminde olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler.
9 Ne var ki, Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, benliğin değil, Ruh’un denetimindesiniz. Ama içinde Mesih’in Ruhu olmayan kişi Mesih’in değildir.
10 Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü olmakla birlikte, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir.
11 Mesih İsa’yı ölümden dirilten Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih’i ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhu’yla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.
12 Öyleyse kardeşlerim, borçluyuz ama, benliğe göre yaşamak için benliğe borçlu değiliz.
13 Çünkü benliğe göre yaşarsanız öleceksiniz; ama bedenin kötü işlerini Ruh’la öldürürseniz yaşayacaksınız.
14 Tanrı’nın Ruhu’yla yönetilenlerin hepsi Tanrı’nın oğullarıdır.
15 Çünkü sizi yeniden korkuya sürükleyecek kölelik ruhunu almadınız, oğulluk ruhunu aldınız. Bu ruhla, “Abba, Baba!” diye sesleniriz.
16 Ruh’un kendisi, bizim ruhumuzla birlikte, Tanrı’nın çocukları olduğumuza tanıklık eder.
17 Eğer Tanrı’nın çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere Mesih’le birlikte acı çekiyorsak, Tanrı’nın mirasçılarıyız, Mesih’le ortak mirasçılarız.
18 Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez.
19 Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor.
20 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edildi. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı’nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması umudu vardı.
21 (SEE 8:20)
22 Bütün yaratılışın şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz.
23 Yalnız yaratılış değil, biz de -evet Ruh’un turfandasına sahip olan bizler de- evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz.
24 Çünkü bu umutla kurtulduk. Ama görülen umut, umut değildir. Gördüğü şeyi kim umut eder?
25 Oysa görmediğimize umut bağlarsak, sabırla bekleyebiliriz.
26 Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz, ama Ruh’un kendisi, sözle anlatılamaz iniltilerle bizim için aracılık eder.
27 Yürekleri araştıran Tanrı, Ruh’un düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Tanrı’nın isteği uyarınca kutsallar için aracılık eder.
28 Tanrı’nın, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.
29 Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeş arasında ilk doğan olsun.
30 Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti.
31 Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?
32 Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı?
33 Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır.
34 Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.
35 Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı?
36 Yazılmış olduğu gibi: “Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz, Kasaplık koyun sayılıyoruz.”
37 Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz.
38 Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.
39 (SEE 8:38)

1. “Doğal benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayanlar” sözlerinin 4. ayetten yanlış kopya edildiği, yaygın bir kanıdır. Ne var ki, el yazmalarının çoğunda bulunur ve Mesih’te olanlarla ilgili daha fazla bilgi verebilir.

2. NKJV çevirmenleri pneuma’yı Kutsal Ruh‘u anlatmak için seçtiler, dolayısıyla “R” büyük harftir. Orjinal el yazmalarında hepsi “büyük harfle idi (uncials), dolayısıyla bu bir yorum meselesidir. Biz bunu imanlının (insan) ruhu anlamında kabul ediyoruz.

3. 28’deki nota bakınız. Burada Ruh’un alternatif anlamı insan ruhu değil, köleliğin karşıtı olan bir tutumdur.

4. İbranice’de “yüce” sözcüğü “ağır olmak”tan gelir, dolayısıyla Grekçe’yle örtülmüş olsa da, Yahudiler buradaki sözcük oyununu anlarlar.

5. John Calvin’in yaşamına yön veren ayettir.

6. C.H. Mackintosh (daha fazla belge mevcut değildir).

7. Harfi harfine yapılan çevirisi “süper galibiz”dir (hupernikõmen)

8. Örneğin bu sözler astrolojide kullanıldı.