Romalılar 9

Romalılar Bölüm 9

II. TARİHTE TANRISAL TASARIYLA İLGİLİ: MÜJDE VE İSRAİL (Bölüm 9-11)

A. İsrail’in Geçmişi (Bölüm 9)

9-11 bölümlerinde Pavlus’un Yahudi itirazcının şu sorusuna verdiği yanıtı okuruz: Yahudilere olduğu gibi diğer uluslara da kurtuluş vaadinde bulunan Müjde, Tanrı’nın halkı olan Yahudilere verdiği vaatlerden vazgeçtiği anlamına mı gelir? Pavlus’un yanıtı İsrail’in geçmişini (9. bölüm), bugününü (10. bölüm) ve geleceğini (11. bölüm) kapsar.

Bu bölüm tanrısal egemenlik ve insan sorumluluğunu vurgular. Romalılar 9, Tanrı’nın egemen seçimine ilişkin Kutsal Kitap’taki anahtar bölümlerden biridir. 10. bölüm dengeli gerçeği –insan sorumluluğunu– eşit gayretle açıklar.

TANRISAL EGEMENLİK VE İNSAN SORUMLULUĞU

ÜZERİNE ARASÖZ

Tanrı egemendir dediğimizde, evrenin O’nun kontrolü altında olduğunu ve istediğini yapabileceğini kastederiz. Ancak bunu söylerken O’nun Tanrı olduğunu, hiçbir zaman yanlış, haksız ya da doğru olmayan herhangi bir şey yapmayacağını da biliriz. Bu nedenle, Tanrı’nın egemen olduğunu söylemek, yalnızca Tanrı’nın Tanrı olduğunu itiraf etmektir. Bu gerçekten korkmamalı ve bunun için özür dilememeliyiz. Bu, görkemli bir gerçektir ve tapınmamızın nedeni olmalıdır.

Tanrı, egemenliği içinde belirli kişileri kendisine ait olmaları için seçmiştir. Ama Tanrı’nın egemen seçimini öğreten aynı Kutsal Kitap, insanın sorumluluğunu da öğretir. Kurtuluş için Tanrı’nın insanları seçtiği bir gerçek olmakla beraber, insanların kesin bir irade eylemiyle kurtulmayı seçmeleri gerektiği de gerçektir. Kurtuluşun tanrısal yanı şu sözlerde görülür: “Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek.” Bunun ardından gelen sözlerde de insanın sorumluluğu bulunur: “Bana geleni asla kovmam” (Yu.6:37). İmanlılar olarak Tanrı’nın bizi dünyanın kuruluşundan önce Mesih’te seçmiş olmasıyla seviniriz (Ef.1:4). Ama isteyenin yaşam suyundan karşılıksız olarak alabileceğine de aynı kesinlikle inanıyoruz (Va.22:17). D.L. Moody iki gerçeği şöyle resmetti: Kurtuluş kapısına geldiğimizde, kapının üstündeki “İsteyen gelebilir” diyen davetiyeyi görürüz. Girip geriye bakınca, kapının üstündeki, “Tanrı’nın ön bilgisine göre seçilen” sözlerini görürüz. Böylece insan sorumluluğu gerçeği, onları kurtuluş kapısına gelirken karşılar. Egemen seçimin gerçeği zaten içeriye girmiş olanlar için bir aile gerçeğidir.

Tanrı kendisine ait olmaları için hem kişileri seçip hem de aynı zamanda her yerdeki herkese katıksız bir kurtuluşu nasıl sunabilir? Bu iki gerçeği nasıl uzlaştırabiliriz? Bu, uzlaştıramayacağımız bir gerçektir. İnsan düşüncesine göre bunlar çatışma halindedir. Ama Kutsal Kitap her iki öğretişi de öğretir ve bundan dolayı bunlara inanmalı ve Tanrı’nın değil, bizim düşüncemizde yatan zorluğu bilmekle tatmin olmalıyız. Bu ikiz gerçekler sadece sonsuzlukta buluşan paralel iki çizgi gibidir.

Bazıları egemen seçimle insan sorumluluğunu, Tanrı’nın Kurtarıcı’ya iman edecekleri önceden bildiğini ve kişilerin kurtarılmak için seçilenler olduklarını söyleyerek uzlaştırmaya çalışmıştır. Bunu Romalılar 8:29 (“önceden bildiği kişileri önceden belirledi”) ve 1.Petrus 1:2’yi (“Tanrı’nın önbilgisine göre seçilenler”) temel alarak söylerler. Ama bu, Tanrı’nın önbilgisinin belirleyici olduğu gerçeğini gözden kaçırır. Sadece Kurtarıcı’ya iman edecekleri önceden biliyor olması değil, belirli kişileri kendisine çekerek bu sonucu önceden kararlaştırmış olmasıdır.

Tanrı bazı kişileri kurtulmaları için seçtiği halde, hiçbir zaman hiç kimseyi mahvolması için seçmez. Başka bir deyişle, Kutsal Kitap seçilmeyi öğrettiği halde, asla tanrısal lânetlemeyi öğretmez. Ama biri, “Tanrı bazılarını bereketlemek için seçiyorsa, o zaman diğerlerini ister istemez mahvolmaları için seçiyordur” diye karşı gelebilir. Ama bu gerçek değildir! Tüm insanlık Tanrı’nın keyfi kuralıyla değil, kendi günahıyla mahva mahkûm oldu. Tanrı haklı olarak herkesin cehenneme gitmesine izin verseydi, insanlar tam olarak hak ettiklerini alacaklardı. Soru şudur: “Egemen Rab’bin eğilip mahvolmaya mahkûm insanlardan bir avuç kadarını Oğlu için gelin olarak seçmeye hakkı var mı?” Yanıt, tabii ki, hakkının olduğudur. İşin özü şudur: İnsanlar yitikse, bu kendi günah ve

isyanlarından dolayıdır; insanlar kurtulursa, bu Tanrı’nın egemen ve seçici lütfundan dolayıdır.

Kurtulan insan için, Tanrı’nın egemen seçimi konusu sonsuz bir şaşkınlığa neden olmalıdır. İmanlı etrafına bakar ve kendisinden daha iyi olan karakter, kişilik ve huylara sahip olanları görüp, “Rab neden beni seçtin?” diye sorar.

Yer varken, neden bana sesin duyuruldu ve içeri sokuldum?
Binlerce kişi sefil bir seçim yapar
Ve sana gelmek yerine açlıktan ölürken
Neden ben?
 — Isaac Watts

Seçilme gerçeği kurtulmamışlar tarafından inançsızlıklarının mazereti olarak kullanılmamalıdır. “Seçilmiş değilsem, bununla ilgili olarak yapabileceğim hiçbir şey yok” dememeliler. Seçilmiş olduklarını bilebilecekleri tek yol günahlarından tövbe edip Rab İsa’yı Kurtarıcı olarak kabul etmeleridir (1Se.1:4-7).

Seçilme gerçeği, imanlılar tarafından müjdeyi duyurma gayreti eksikliğini mazur göstermek için kullanılmamalıdır. “Seçilmişlerse, zaten kurtulacaklardır” dememeliyiz. Seçilenlerin kim olduğunu sadece Tanrı bilir. Müjde’yi tüm dünyaya duyurmamız buyruldu, çünkü Tanrı’nın kurtuluş sunusu tüm insanlar için içten bir çağrıdır. İnsanlar Müjde’yi, Tanrı’nın evrensel çağrısı içten olmadığı için değil, yüreklerinin katılığından dolayı reddederler.

Bu konuyla bağlantılı olarak sakınılması gereken iki tehlike vardır. Birincisi, gerçeğin sadece bir yanına inanmak: Örneğin, Tanrı’nın egemen seçimine inanıp insanın kurtuluşuyla ilgili seçim sorumluluğunu kabul etmemek. Diğer tehlike ise, bir gerçeği diğerinin zararına olacak şekilde gereğinden fazla vurgulamaktır. Kutsal Yazıların yaklaşımı, Tanrı’nın egemen seçimine ve insan sorumluluğuna inanmaktır. Kişi eşit derecede bu öğretişleri sadece bu şekilde Kutsal Kitap’ı temel alan bir denge içinde tutabilir.

Şimdi Romalılar 9’a dönelim ve sevgili elçiyi bu konuyu açıklarken izleyelim.

9:1   Kurtuluşun Yahudiler için olduğu kadar diğer uluslar için de geçerli olduğunda ısrar eden Pavlus, bu tutumu nedeniyle İsrail açısından hain, dönek ve muhbir izlenimi verdi. Aslında o bu suçlamalara, Yahudi halkına olan derin bağlılığını ciddi bir yeminle ifade ederek itiraz ediyor. Gerçeği söylüyor. Yalan söylemiyor. Vicdanı Kutsal Ruh ile paydaş olarak söylediklerini doğruluyor.

9:2   Önce İsrail’e yapılan görkemli çağrıyı, şimdiyse Mesih’i reddettiği için Tanrı tarafından geri çevrilişini düşündüğünde, yüreği büyük bir keder ve dinmeyen bir acıyla doluyor.

9:3   Hatta bu, Yahudi kardeşlerinin kurtuluşuna yardım edecekse, lânetlenip Mesih’ten uzaklaştırılmaya ve kendi kurtuluşunu yitirmeye bile isteklidir. Bu şekilde kendi hakkından feragat etme isteği kesin olarak belirtildiğinde, insan sevgisinin en üst derecesini hissederiz, bu da bir insanın kendisini arkadaşları için vermeye zorlayan sevgisidir (Yu.15:13). Rab’be gelmiş bir Yahudi’nin kendi yurttaşlarının da Rab’be gelmesi için duyduğu aşırı yükü hissederiz. Bu bize Musa’nın halkı için ettiği duayı anımsatır: “Lütfen günahlarını bağışla, yoksa yazdığın kitaptan adımı sil” (Çık.32:32).

9:4   Pavlus halkı için gözyaşı dökerken halkının geçmişteki görkemli ayrıcalıkları gözden geçirilir. Onlar Tanrı’nın eski, seçilmiş halkı olan İsrailliler’dir.

Tanrı bu ulusu, Oğlu olması için evlat edindi (Çık.4:22) ve kendi halkını Mısır’dan kurtardı (Hoş.11:1). İsrail’e bir babaydı (Yas.14:1) ve Efraim de ilk oğluydu (Yer.31:9). (Efraim burada İsrail ulusunun diğer bir adı olarak kullanılmıştır).

“Şekina” ya da görkem bulutu onlara rehberlik eden, onları koruyan Tanrı’nın aralarındaki varlığını simgeliyordu. Tanrı antlaşmalarını diğer uluslarla değil, İsrail’le yapmıştı. Örneğin, Mısır ırmağından Fırat ırmağına kadar olan ülkeyi vaat ettiği toprakla ilgili antlaşmayı da Tanrı, İsrail ile yapmıştı (Yar. 15:18). “Tövbe etmiş bir İsrail’in kalıcılığını, gelecekte Rab’be dönüşünü ve bereketlenişini (Yer.31:31-40)” vaat ettiği Yeni Antlaşma’yı da İsrail’le karşılıklı olarak yenileyecektir. 1 Yasa İsrail’e verilmişti. Yasanın uygulanacağı kişiler de yalnızca onlardı. Kahinlik kadar, çadır ve tapınakla ilişkili Tanrı hizmeti ve ayrıntılı dinsel törenler İsrail’e verilmişti. Yukarıda söz edilenlere ek olarak Tanrı İsrail’e çok sayıda barış, zenginlik ve korunmaya yönelik vaatler vermişti.

9:5   Yahudi halkı haklı olarak ataların, yani İbrahim, İshak, Yakup ve Yakup’un on iki oğlunun kendi soylarından olduklarını söyler. Bunlar ulusun önceki babalarıydılar. Ve her şeyin üstünde bir ayrıcalıkları vardı, çünkü insan soyu olarak düşünüldüğünde, evrenin kralı olmakla birlikte sonsuzlarca kutsanmış Tanrı olan Mesih İsrailliydi. Burada Kurtarıcı’nın hem insan, hem de tanrısal yönü ile ilgili olumlu bir bildiri vardır. (Bazı Kutsal Kitap çevirileri bu ayetin gücünü zayıflatır. Örneğin İngilizce RSV çevirisi şöyle yazar: “…ve bedene göre kendi ırklarından olan Mesih’tir. Her şeyin üzerinde olan Tanrı sonsuzlarca kutsal kılınsın. Amin.” Dilbilgisi yönünden Grekçe, bu çeviriyi dışlamaz, ancak ruhsal ayırt etme yönünden karşılaştırıldığında, “O her şeyin üzerinde hüküm süren… Tanrı” şeklindeki çeviri aslına daha yakındır). 2

9:6   Elçi şimdi ciddi bir teolojik sorunu ele alır. Tanrı’nın İsrail’e seçilmiş halkı olarak vaatlerde bulunması, İsrail’in şimdiki reddedilmesi ve diğer ulusların bereketlenmesi ile nasıl uyuşabilir? Pavlus bu durumun Tanrı’nın vaadinde bir değişme olduğunu belirtmediğinde ısrar eder. Tanrı’nın yalnızca soya değil vaade dayalı bir egemen seçim sürecine her zaman sahip olduğunu göstermeye devam eder. Bir kişinin yalnızca İsrail ulusundan doğmuş olması, onun vaatlerin mirasçısı olduğunu göstermez. İsrail ulusu içinde Tanrı’nın gerçek inanan bir bakiyesi vardır.

9:7   İbrahim’in soyunun tümü İbrahim’in çocukları olarak kabul edilmez. Örneğin İsmail, İbrahim’in tohumundandı, ancak vaatler İsmail değil İshak aracılığıyla yerine geldi. Tanrı’nın vaadi “senin soyun İshak’la sürecektir” (Yar.21:12) idi. 4:12 açıklanırken belirtildiği gibi Rab İsa, Yuhanna 8:33-39’da inanmayan Yahudilerle konuşurken de aynı ayrımı yapmıştır. Onlar Rab İsa’ya, “Biz İbrahim’in soyundanız… (ayet 33)” dediler. İsa “İbrahim’in soyundan olduğunuzu biliyorum” (ayet 37) diyerek kabul etti, ancak “Bizim babamız İbrahim’dir” diye konuştuklarında Rab şöyle yanıtladı: “İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız” (ayet 39). Başka bir deyişle İbrahim’in soyundan oldukları doğruydu, ama İbrahim’in imanına sahip olmadıkları için onun ruhsal çocukları değildiler.

9:8   Önemli olan fiziksel soy değildir. Gerçek İsrail, Tanrı tarafından seçilip çocukları olarak belirlenen ve özel vaatler verilmiş olan Yahudilerden oluşuyordu. İshak ve Yakup örneklerinde bu egemen seçim ilkesini görürüz.

9:9   Tanrı İbrahim’e görünerek, belirlenen zamanda döneceğini ve Saranın bir oğlu olacağını söylemişti. Tabii ki bu oğul İshak’tı. Gerçekten de vaadin çocuğuydu ve mucizevi bir şekilde doğmuştu.

9:10   Egemen seçim, Yakup örneğinde de görülür. Anne baba tabii ki İshak ve Rebeka’ydı. Ancak Rebeka bir değil iki bebek taşıyordu.

9:11   Çocuklar daha doğmadan önce bir önbildiride bulunuldu. Bu nedenle bu önbildirinin, çocuklardan birinin yaptığı iyiliklerle hiçbir ilgisi olamazdı. Bu tümüyle Tanrı’nın kendi seçimine ve iradesine bağlı bir durumdu. İnsanların karakterine ya da başarılarına bağlı değildi. Tanrı’nın seçim yapmaktaki amacı, iyiliklerini kendi egemen iradesi ve iyi isteğine göre dağıtmaktaki kararlılığını belirtir. Bu ayet, Tanrı’nın Yakup’u seçmesinin Yakup’un ilerde yapacaklarına ilişkin önbilgisine bağlı olduğu görüşünü çürütür. İşlere bağlı olmadığı özellikle belirtilmektedir.

9:12   Tanrı büyüğün küçüğüne kulluk etmesine karar vermişti. Esav Yakup’a boyun eğecekti. Dünyasal görkem ve ayrıcalık için bir sonraki seçilmişti. Esav, ikizlerin ilk doğanıydı ve ilk doğan olduğu için doğal olarak bu konuma ait olan tüm şeref ve ayrıcalıklara sahip olacaktı. Ancak Tanrı’nın seçimi onu atlayıp Yakup’a yöneldi.

9:13   Tanrı’nın bu seçimdeki egemenliğini daha da vurgulamak için Pavlus Malaki 1:2,3’den alıntı yapıyor: “Ben Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim.” Burada Tanrı, Yakup ve Esav’ın yöneticileri olduğu iki ulustan, İsrail ve Edom’dan söz ediyor. Tanrı, İsrail’i kendilerine Mesih’i ve Mesih’in egemenliğini vaat ettiği ulus olarak seçti. Edom’a böyle bir vaatte bulunulmamıştı. Vaat yerine Edom’un dağları ve mirası çölün çakallarına verilmişti. (Mal.1:3 ayrıca Yer.49:17, 18; Hez.35:7-9).

Malaki 1:2,3’den yapılan alıntının, Tanrı’nın uluslardan çok bireylerle ilgilendiğini göstermesi söz konusuysa da bu alıntı burada O’nun bireyleri de seçmeye fazlasıyla hakkının olduğunu desteklemek için kullanılmıştır. Ben Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim sözleri, Tanrı’nın büyüğü küçüğüne kulluk edecek diyerek belirttiği egemen buyruğun ışığında anlaşılmalıdır. Esav’ı atlaması karşılaştırmaya göre nefret olarak görülürken, Yakup’u tercih etmesi bir sevgi eylemi olarak yorumlanır. Burada söz konusu olan, Tanrı’nın Esav’a sert ve öç almaya yönelik bir düşmanlığı değil, egemen seçimi aracılığıyla Yakup’u seçip Esav’ı Yakup’tan daha az sevmesidir. Bu bölüm sonsuz yaşama değil, dünyasal bereketlere işaret etmektedir. Tanrı’nın Edom’a duyduğu nefretin kişisel olarak Edom’luların kurtulamayacağı anlamına gelmediği gibi, İsrail’e olan sevgisi de Yahudilerin kurtulmaya gereksinimleri olmadığı anlamına gelmez (Yar.33:9’da kanıtlandığı gibi Esav’ın da dünyasal bereketler aldığına dikkat edin).

9:14   Elçi bu egemen seçim konusundaki öğretişinin haklı olarak her tür itirazı doğuracağını önceden tahmin eder. İnsanlar hâlâ Tanrı’yı adil olmamakla suçluyorlar. Eğer bazılarını seçiyorsa kalanları zorunlu olarak lanetliyor diye düşünüyorlar. Eğer Tanrı her şeyi önceden planladıysa bu konuda hiç kimsenin bir şey yapamayacağını ve insanları mahkum eden Tanrı’nın adaletsiz olduğunu iddia ediyorlar.

Pavlus Tanrı’da adaletsizlik olması olasılığına hararetle karşı çıkar. Tanrının Egemenliğini, itiraz edenlerin daha kolay kabul edebileceği şekilde hafifletmek yerine hiçbir özür öne sürmeksizin daha sert bir şekilde tekrar ifade etme yolunu seçiyor.

9:15   Önce Musa’ya söylenen Tanrı sözünü aktarıyor: “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım” (Çık.33:19’a bakın). Yerin ve göğün Rabbi’nin, en Yüce Olan’ın merhamet ve acıma göstermeye hakkı olmadığını kim söyleyebilir? Herkes kendi günahı ve inançsızlığı yüzünden suçlanır. Eğer kendi hallerine bırakılsalardı, hepsi mahvolurdu. Herkese ulaşan içten bir kurtuluş müjdesi çağrısına ek olarak Tanrı, mahvolmaya mahkum kişilerin bazılarını kendi lütfuna layık gördü. Bu, O’nun diğer insanlar suçlu çıksınlar diye gelişi güzel bir seçim yaptığı anlamına gelmez. Onlar zaten yaşamları boyunca günah içinde oldukları ve müjdeyi reddettikleri için suçlu çıkarlar. Seçilmiş olanlar, lütfundan dolayı Tanrı’ya teşekkür sunabilir. Kaybolmuş olanların ise kendilerinden başka suçlayabilecekleri kimse yoktur.

9:16   O halde sonuç olarak diyebiliriz ki, insanların ya da ulusların sonu kendi isteklerinin gücüne ya da çabalarına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır. Pavlus kişinin isteğine değil derken, birinin kişisel isteğinin onun kurtuluşunda rol oynamadığını söylemek istemez. Vahiy 22:17’de dediği gibi, müjdeye çağrı kişinin isteğine yöneliktir: “Dileyen yaşam suyundan karşılıksız alsın.” İsa inanmayan Yahudileri O’na gelmeye isteksiz olanlar şeklinde niteledi (Yu. 5:40). Pavlus çabalayan kişiye değil derken, dar kapıdan geçmek için uğraşmamız gerektiğini yadsımaz (Luk.13:24). Belirli bir miktar ruhsal gayret ve is- teklilik mutlaka gereklidir. Ancak, insanın isteği ve çabalaması, önceliği olan, belirleyici unsurlar değildir. Kurtuluş Rab’dendir. Morgan şöyle der:

İstekliliğimiz ya da çabalarımız, ne gereksinim duyduğumuz kurtuluşu elde etmemize, ne de onun getirdiği bereketleri almamıza yetmez… Kurtuluş isteğine kendiliğimizden sahip olamaz ve bu yönde çaba gösteremeyiz. İnsan kurtuluşundaki her şey Tanrı sağlayışıyla başlar. 3

9:17   Tanrı’nın Egemenliği yalnızca bazılarına merhamet göstermesiyle değil, bazılarının yüreğini nasırlaştırmasıyla da görülür. Firavun buna bir örnektir.

Burada, Mısırlı kralın doğumundan itibaren kötü bir kadere mahkum edildiğine dair bir ima yoktur. Olan şudur. Kendisi yetişkin çağa geldiğinde son derece inatçı, kötü huylu ve zalim olduğunu kanıtlamıştı. En ciddi uyarılara karşın yüreğini katılaştırmayı sürdürdü. Tanrı onu anında yok edebilirdi, ama etmedi. Onun yerine, kudretini onda göstermek ve onun aracılığıyla kendi adını dünyaya duyurmak için yaşamını ona bağışladı.

9:18   Firavun sürekli yüreğini katılaştırdı ve Tanrı da her seferinde bir yargı niteliğinde onun yürek katılığına katkıda bulundu. Çamuru sertleştiren ve buzu eriten güneş aynı güneştir. Kumaşı ağartan güneşle deriyi esmerleştiren de aynıdır. Yüreği kırık olana merhamet gösterenle pişman olmayanı nasırlaştıran da aynı Tanrı’dır. Reddedilen lütuf, inkar edilen lütuftur. Tanrı dilediğine merhamet gösterme, dilediğinin yüreğini ise nasırlaştırma hakkına sahiptir. Ama Tanrı, asla adil olmayan bir şekilde davranmaz.

9:19   Pavlus’un, Tanrı’nın hoşuna gideni yapma hakkına sahip oluşu konusundaki ısrarı, şimdiye kadar hiç kimse O’nun isteğine başarılı bir şekilde karşı gelemediğine göre, Tanrı’nın kimsede hata bulmaması gerektiği itirazını doğurur. İtirazcının gözünde insan, tanrısal satranç tahtasında çaresiz bir piyondur. İnsanın yapacağı hiçbir şey yazgısını değiştiremez.

9:20   Elçi önce Yaratıcı’da hata bulmaya cüret etme küstahlığını gösteren her yaratığı azarlıyor. Ölümlü, günah, zayıflık ve cehalet yüklü insan, Tanrının adalet ve bilgeliğini sorgulayıp O’na cevap verme konumunda değildir.

9:21   Pavlus, Tanrı’nın egemen oluşunu haklı çıkarmak için çömlekçi ve kil benzetmesini kullanır. Çömlekçi bir gün dükkanına gelir ve yerde duran şekilsiz kil kitlesini görür. Bir avuç alır, döner tezgâhına koyar ve güzel bir kap yapar. Bunu yapmaya hakkı var mı?

Çömlekçi elbette ki Tanrı’dır. Çamur ya da kil, günahlı ve kaybolmuş insanlıktır. Eğer çömlekçi insanlığı kendi haline bıraksaydı, insanlığın tamamı cehenneme giderdi. Tanrı insanlığı kendi haline bıraksaydı tümüyle doğru ve haklı bir iş yapmış olurdu. Ancak bunun yerine bir avuç günahlıyı Kendi egemen iradesiyle seçer, lütfuyla kurtarır ve onları Oğlu’nun benzerliğine dönüştürür. Bunu yapma hakkına sahip mi? Unutmayalım ki O, insanları cehenneme gelişi güzel bir şekilde mahkum etmiyor. İnsanlar kendi inançsızlık ve istekleri yüzünden zaten oraya mahkum olmuş durumdalar.

Tanrı çamurun bir kısmı ile bir kabı onurlu bir iş bir diğeri ile bayağı bir iş yapmak için tüm yetkiye ve güce sahiptir. Hiç kimsenin hak etmediği bir durumda, bereketlerini nereyi seçerse oraya yağdırır ve dilerse de bereketlerini vermez. Barnes şöyle yazar: “Hiç kimsenin bir şey hak etmediği bir yerde istenebilecek en büyük şey, O’nun kimseye adaletsiz davranmamasıdır.” 4

9:22   Pavlus büyük çömlekçi Tanrı’yı, görünüşte bir çıkarlar çatışması içindeymişçesine resmeder. Bir taraftan günahı cezalandırma gücünü ve gazabını göstermek isterken, öte yandan mahvolmak üzere hazırlanmış gazap kaplarına karşı sabırla katlanmak arzusundadır. Bu, Tanrı’nın ilk plandaki haklı kızgınlığı ile merhametle katlanışı arasındaki bir karşıtlıktır. İddia şudur: “Eğer Tanrı kötüyü anında cezalandırarak haklı çıkabilecekken, onlara karşı büyük bir sabır gösteriyorsa O’nda kim kusur bulabilir?”

Mahvolmak üzere hazırlanmış gazap kapları cümlesine dikkat edin. Gazap kapları, günahları kendilerini Tanrı gazabına maruz bırakan kişilerdir. Tanrı’nın gelişi güzel bir şekilde verdiği emirler yüzünden değil, kendi itaatsizlik, isyan ve günahları yüzünden mahvolmak için hazırlanmışlardır.

9:23   Eğer Tanrı yüceltmek üzere önceden seçip merhamet göstermek istediği insanlara yüceliğinin zenginliklerini bildirmek isterse, kim O’na karşı çıkabilir? Burada C.R. Erdman’ın yorumu özellikle yardımcı olur:

Tanrı’nın Egemenliği asla kurtarılması gereken insanları suçlamak için kullanılmaz, aksine kaybolması gereken insanların kurtuluşuyla sonuçlanmıştır. 5

Tanrı mahvolmaları için gazap kapları değil, yücelik için merhamet kapları hazırlar.

9:24   Pavlus merhamet kaplarının, Tanrı’nın hem Yahudi hem de diğer uluslardan çağırmış olduğu biz Mesih inanlıları olduğunu söyler. Bu, gelecek açıklamaların temelini atar: Bir kalıntı dışında İsrail ulusunun bir kenara bırakılışı ve diğer ulusların o ayrıcalık yerine çağrılması.

9:25   Elçi, diğer ulusların çağrılışının Yahudilere sürpriz olmaması için Hoşea’dan iki ayet alır. Birinci ayet Hoşea 2:23’tür: “Halkım olmayana halkım, sevgili olmayana sevgili diyeceğim.” Şimdi, aslında Hoşea’daki bu sözler diğer uluslara değil, İsrail’e yöneliktir. İsrail, Tanrı’nın halkı ve sevgilisi olarak yenileneceği zamanı dört gözle beklemektedir. Ancak bu ayetleri Romalılar’a aktarırken, Pavlus onları diğer uluslara yapılan çağrıya uyarlamaktadır. Böyle kökten bir değişiklik yapmaya Pavlus’un ne hakkı var? Yanıt, bu sözleri ilk kez vahyetmiş olan Kutsal Ruh’un onları yeniden yorumlama ve tekrar uygulama hakkına sahip olduğudur.

9:26   İkinci ayet Hoşea 1:10’dur: “Kendilerine, ‘Halkım değilsiniz’ denildiği o yerde, yaşayan Tanrı’nın oğulları diye adlandırılacaklar.” Eski Antlaşma zemininde bu ayet Yahudi olmayanları kastetmemekte, ancak İsrail’in ilerde Tanrı’nın iyiliğine yeniden döndürüleceğini açıklamaktadır. Ancak Pavlus yine de bunu, Tanrı’nın diğer ulusları oğulları olarak tanımasına atfediyor. Bu, Kutsal Ruh’un Eski Antlaşma’daki ayetleri alıp Yeni Antlaşma’da haklı olarak dilediği şekilde uygulamasına ayrı bir örnek oluşturur.

9:27   İsrail’in bir grup dışında kalanlarının reddedilmesi 9:27-29’da tartışılmıştı. Yeşaya, İsrail’in ulus olarak çok kalabalıklaşsa da, çocuklarının ancak küçük bir kısmının kurtulacağını önceden bildiriyor (Yşa.10:22).

9:28   Yeşaya, “Rab yeryüzündeki yargılama işin tez yapıp bitirecektir” (Yşa.10:23) derken, İsrail topraklarının Babilliler tarafından ele geçirilmesine ve sonra da İsrail halkının sürgüne gönderilmesine işaret etmektedir. Bu iş Tanrı’nın yargılama işiydi. Pavlus’un bu sözleri aktarmasının amacı, geçmişte İsrail’in başına gelenin kendi gününde de tekrarlanabileceğini vurgulamaktır.

9:29   Yeşaya daha önce (peygamberliğinin ilk zamanlarında) şöyle demişti: Eğer her şeye egemen olan Rab birkaç kişiyi esirgememiş olsaydı İsrail Sodom gibi olur, Gomora’ya benzerdi.

9:30   Pavlus şimdiki Kilise Çağı açısından tüm bunların sonucunun ne olduğunu sorar? İlk sonuç şudur: Karakteristik olarak doğruluk yerine kötülüğü izleten ve aklanma peşinde olmayan uluslar, Rab İsa Mesih’e iman yoluyla aklanmaya kavuşmuşlardır. Elbette ulusların tümü değil, ancak Mesih’e iman edenler aklanmışlardır.

9:31   Öte yandan Yasa’yı yerine getirerek aklanmayı arayan İsrail, aracılığıyla aklanabileceği bir yasayı asla bulamamıştır.

9:32   Nedeni açıktır. Aklanmanın Mesih’e imanla sağlandığını reddedip, inatla kişisel çaba aracılığıyla kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştılar. Tökezleme taşının kendisinde, yani Rab İsa Mesih’te tökezlediler.

9:33   Bu, Rab’bin Yeşaya aracılığıyla yaptığı önbildirinin aynısıdır. Mesih’in Yeruşalim’e gelişinin iki yönlü bir etkisi olacaktı. Bazılarına sürçme taşı ve tökezleme kayası olacaktı. (Yşa.8:14). Bazıları da O’na iman ederek utanç, suç ve üzüntü için nedenleri olmayacaktı (Yşa.28:16).

 

Kutsal Kitap

1 Mesih’e ait biri olarak gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum. Vicdanım da söylediklerimi Kutsal Ruh aracılığıyla doğruluyor.
2 Yüreğimde büyük bir keder, dinmeyen bir acı var.
3 Kardeşlerimin, soydaşlarım olan İsrailliler’in yerine ben kendim lanetlenip Mesih’ten uzaklaştırılmayı dilerdim. Evlatlığa kabul edilenler, Tanrı’nın yüceliğini görenler onlardır. Antlaşmalar, buyrulan Kutsal Yasa, tapınma düzeni, vaatler onlarındır.
4 (SEE 9:3)
5 Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de bedence onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrı’dır! Amin.
6 Tanrı’nın sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail soyundan gelenlerin hepsi İsrailli sayılmaz.
7 İbrahim’in soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir. Ama, “Senin soyun İshak’la sürecek” diye yazılmıştır.
8 Demek ki Tanrı’nın çocukları olağan yoldan doğan çocuklar değildir; İbrahim’in soyu sayılanlar Tanrı’nın vaadi uyarınca doğan çocuklardır.
9 Çünkü vaat şöyleydi: “Gelecek yıl bu zamanda geleceğim ve Sara’nın bir oğlu olacak.”
10 Ayrıca Rebeka bir erkekten, atamız İshak’tan ikizlere gebe kalmıştı.
11 Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka’ya, “Büyüğü küçüğüne kulluk edecek” dedi. Öyle ki, Tanrı’nın seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün.
12 (SEE 9:11)
13 Yazılmış olduğu gibi, “Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim.”
14 Öyleyse ne diyelim? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Kesinlikle hayır!
15 Çünkü Musa’ya şöyle diyor: “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, Acıdığıma acıyacağım.”
16 Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır.
17 Tanrı Kutsal Yazı’da firavuna şöyle diyor: “Gücümü senin aracılığınla göstermek Ve adımı bütün dünyada duyurmak için Seni yükselttim.”
18 Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır.
19 Şimdi bana, “Öyleyse Tanrı insanı neden hâlâ suçlu buluyor? O’nun isteğine kim karşı durabilir?” diyeceksin.
20 Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun? “Kendisine biçim verilen, biçim verene, ‘Beni niçin böyle yaptın’ der mi?”
21 Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu iş için, ötekini bayağı iş için yapmaya hakkı yok mu?
22 Eğer Tanrı gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim?
23 Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettiklerine yüceliğinin zenginliğini göstermek için bunu yaptıysa, ne diyelim?
24 Yalnız Yahudiler arasından değil, öteki uluslar arasından da çağırdığı bu insanlar biziz.
25 Tanrı Hoşea Kitabı’nda şöyle diyor: “Halkım olmayana halkım, Sevgili olmayana sevgili diyeceğim.”
26 “Kendilerine, ‘Siz halkım değilsiniz’ denilen yerde, Yaşayan Tanrı’nın çocukları diye adlandırılacaklar.”
27 Yeşaya, İsrail için şöyle sesleniyor: “İsrailoğulları’nın sayısı Denizin kumu kadar çok olsa da, Ancak pek azı kurtulacak.
28 Çünkü Rab yeryüzündeki yargılama işini Tez yapıp bitirecek.”
29 Yeşaya’nın önceden dediği gibi: “Her Şeye Egemen Rab Soyumuzu sürdürecek birkaç kişiyi Sağ bırakmamış olsaydı, Sodom gibi olur, Gomora’ya benzerdik.”
30 Öyleyse ne diyelim? Aklanma peşinde olmayan uluslar aklanmaya, imandan gelen aklanmaya kavuştular.
31 Aklanmak için Yasa’nın ardından giden İsrail ise Yasa’yı yerine getiremedi.
32 Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve “sürçme taşı”nda sürçtüler.
33 Yazılmış olduğu gibi: “İşte, Siyon’a* bir sürçme taşı, Bir tökezleme kayası koyuyorum. O’na iman eden utandırılmayacak.”

1. The New Scofield Reference Bible, s.1317.

2. Bu sorunun ayrıntılı açıklaması için Hodge, Romans, s.299-301’e bakınız.

3. G. Campbell Morgan, Searchlights from the Word, s.335, 336.

4. Albert Barnes, Barnes’s Notes on the New Testament, s.617.

5. Charles R. Erdman, The Epistle of Paul to the Romans, s.109.